<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yazar Ali Şeker &#8211; Vartoname</title>
	<atom:link href="https://vartoname.com/category/yazar-ali-seker/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://vartoname.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Jul 2026 19:26:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/03/vartom.png</url>
	<title>Yazar Ali Şeker &#8211; Vartoname</title>
	<link>https://vartoname.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bir yerde konuşmuyorsak, orada sorun yok demektir</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/deniz-goktas-ifade-ozgurlugu/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/deniz-goktas-ifade-ozgurlugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jul 2026 19:26:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10128</guid>

					<description><![CDATA[Bir yerde konuşmuyorsak, orada sorun yok demektir İnsanlık yaşamak için, bütünün içinde yer alan her bir parçayla, toplumsal]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="800" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/deniz1024-1024x800.jpg" alt="deniz1024" class="wp-image-10129" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/deniz1024-1024x800.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/deniz1024-300x234.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/deniz1024-768x600.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/deniz1024.jpg 1419w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10129" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bir yerde konuşmuyorsak, orada sorun yok demektir</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanlık yaşamak için, bütünün içinde yer alan her bir parçayla, toplumsal dinamiklerle, barışçıl bir çabayla kendi durumunu iyileştirmek ve geliştirme yönünde özgürce yaşamak için yaratılmıştır&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, sanatın görevi evrensel bir kompozisyon içerisinde, hiçbir kimliği &#8211; inancı ötekileştirmeden, toplumun en önünde birkaç deniz kulacıyla ileriye doğru yürümesidir. Bu kapitalist sistemde hepimizin açmazları, zaafları var. Neredeyse yarım asra yakındır, büyük kentlerde yaşıyorum. Bir kapı eşiğim, bir de isteğe bağlı, SSK kurumundan aldığım bir emekli maaşım var, o kadar. Ve dahası resim &#8211; sinema ve edebiyat üçgenindeki düşlerimin peşinden yürüdüğüm için, hayatla barışığım&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiç bürokrasiye girmeden yaşamımı idame etmeye çalıştım. Evet, her insan için geçerli, vazgeçilmez olan evrensel zorunlu çıkarlarımızın ilk öncü üçü; barınma, çalışma ve yaşama hakkı, olmazsa olmazımızdır. İşte yukarıda saydığım bu üç çıkarı düşünmeyen hiçbir insan yeryüzünde yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devrimci demokrat bir insanın yaşama düşü de başını sokabileceği bir ev, devamlı bir işi ve maaşı varsa, diğer çoklu çıkarların hepsini toplumsal olarak düşünür. Ancak gerçek yaşam bize gösteriyor ki kişi nasıl bir ütopyanın peşine düşmüşse, öylece yaşamına devam eder. Derdimiz, bir başkasının mal varlığının çetelesini tutmak değil. Bu kapital düzende, üreten ve tüketenlerin dışında herkesin sırtında taşıdığı aryaları çok fazla. İyi bir insan, bir sözü bile kaybetmek istemez. İşte varsıl metafizik yönümüzün bir gerçeği. İnanç açısından baktığımızda çok çelişkili bir ironi. Ölümlü olduğunu bilen tek canlı olan insanın içinde bitmek bilmeyen kaygısının tek sebebi, &#8220;her şey benim olsun&#8221; egosundan kaynaklanıyor. Bir örnek: Elinde muz olan bir maymuna şöyle seslenirsek, &#8220;Eğer elindeki o muzu bana verirsen, sen direkt muz cennetine gidersin&#8221; diye onu aldatamayız. Maymun, elindeki muzu muz cennetiyle asla değiştirmez. İşte madde ve ruhun somut birlikteliği&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aynı keza muhafazakâr zengin bir insanın elinde çok fazla maddi varlığı varsa, iyilik adına kendisinden bir şey istersek, cennete gitmek pahasına da olsa onu asla vermez. Zaten hazır bir cevabı her zaman var: &#8220;Çalış senin de olsun&#8221; der, sanki bilmediğimiz bir matematik.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşadığımız toplumda, farklı özgürlükleri tatmak için düş dünyasının bedelini tek ağaç ve dört duvar arasında geçiren binlerce insanın varlığı biliniyor. Düşünce dünyası için mücadele eden bir insana, &#8220;kendi bireysel tercihidir&#8221; deyip geçiştirmek hiç insani değil. Kapital &#8211; para hiyerarşisinde tanıdığımız, tanımadığımız insanların özel mülkiyet ve çok katlı çıkarları olduğu gerçeği de bilinen bir şey&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kapitalist sistemde iki artı iki dört eder; gerektiği gibi kazanan &#8211; kaybeden üzerinden sömürüyü daha da görünür kılar. Yeni bir dünyayı düşleyen insanlar olarak, kapitalist sistemin en son aşaması olan, komünal diyalektik bir topluma evrileceği bir ütopyayı hayal etmeye devam edebiliriz. Oysa öngörülen, evrensel bir felsefenin üzerine tuğla üstüne tuğla koymadan o günleri görmek mümkün değil. Özünde sandıklı demokrasilerin, &#8220;güç ve erkin&#8221; her zaman tek bir gerekçesi var: Her koşulda iktidar olmak&#8230; &#8230; Bir yazın &#8211; düşün insanı olarak şunu açık yüreklilikle söyleyebilirim: Her ne kadar sosyal &#8211; siyasal, demokratik bir sistemi, &#8220;komünal toplumu&#8221; düşlüyorsam da, günümüz dünyasında bu kolektif talebin gerçekleşmesi çok zor bir mesele. Ancak onlarca cumhuriyet tanımı arasında, içinde yaşadığımız cumhuriyetin seçme seçilme hakkının daha demokratikleşmesi için eşit bir yurttaş olarak çaba sarf edebiliriz. En azından vatandaş olmanın en temel hakkı olan din, vicdan, düşünce özgürlüğü ve hukuksal eşitliği sağlamak için mücadele etmek de yazılı &#8211; sözlü sanatların görevi olmalı diye düşünüyorum&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıllardır komedi stand-up yapan komedyenlerin birçoğu, bırakın dünya haritasını, Türkiye haritası içinde kalan sınırlarda bir fotoğraf karesine bile bir fırça darbesiyle, bir soru işaretiyle toplumsal hiçbir yaraya parmak basmadılar. Saray rejimi ve tek adam otokratik sistemine karşı bir eleştiriyi bırakalım, bir söz, bir tavır sergilemediklerini biliyoruz. Gerçekliğini gün be gün iyice yitiren iktidar, çoğunlukta olan kimlik ve inancın suskunluğu da çabası&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkemizde yaşanan onlarca antidemokratik hukuksuzluğa dair politik bir görüş beyan etmeden, işi gücü kem küm sadece güldürmek olan stand-up gösterileriyle kendi yollarına devam ettiler. Evet, bilfiil politik konuşmadılar diye stand-up yapan insanları da yerden yere vurma hakkımız olmadığını düşünüyorum. Çünkü yirmi dört seneye evrilen tek adam otokratik sisteminde, çoğunluk olmak güdüsüyle değişim istemeyen büyük halk kesimlerinin olduğu gerçeğini de görmemiz gerekiyor&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ya da susan, sinen, soru sormayan bir anlayışla bireysel yaşamlarında iktidara ve siyasete dokunmayan hikâyeleriyle, komedyen olarak sanatına kilitli, kapalı bir dille devam etmeyi daha uygun görmüş olabilirler. Rahat yaşam adına suspus, lal olarak yoluna devam etmek işlerine daha kolay gelmiş olabilir. Sorunsuz, kılçıksız bir yaşam; &#8220;kral çıplak değil&#8221;e meyilli bir çerçevenin içine hapsoldular.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sessiz sedasız ortama evrilen bir sürecin devamında, hiç adını duymadığımız bir genç komedyen çıka geldi. Geçmişe, bugüne dair güncel politik, toplumsal, siyasi olayları sahnesine taşıdı. Sanatın görevi sadece güldürmek değil, düşündürmek olduğunu bir kez daha sahne performansıyla topluma fısıldadı. Yirmi dört senelik iktidarın halka verdiği fotoğrafın tamamına bir fırça darbesiyle bir virgül koydu. Ve eleştirel bir dille, tek kişilik bir mikrofonla ezilen, yok sayılan kesimlere, kıyıda köşede unutulmaya yüz tutmuş özgürlük duygusunu tekrar anımsattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Politik haksızlıkların üzerindeki tozu silkeleyen bir fiskeyle, akıl heybesindeki düşünceleriyle Harbiye Sahnesi&#8217;nden politik görüşlerin tamamına şöyle yerelde, genelde bir dokundu. Bir nebze de olsa kendi duygu &#8211; düşün dünyasıyla kimlik ve inançların üzerini de biraz havalandırmayı da unutmadı. Seyirlik bir sahneden yankılanan kahkahalar arasında, bir kez daha meşru resmin tamamına bakarak mizahi bir fırça darbesiyle üzerini çizmeyi başardı. Öyle ya! Zaten gücün kendisi çıplaktır&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanki bu ülkede demokrasi, insan hakları evrensel beyannamesi, özgürlük, barınma &#8211; yaşama &#8211; çalışma hakkı vesaire, sosyal devlet olmak normları her şey güllük gülistanlıkymış gibi hükmeden hükümetler her zaman var ola geldi&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adı Deniz, tek renk maviye, özgürlüğe sevdalı; soyadı gök ve taşa, doğaya çağrışım yapan bir genç komedyen&#8230; &#8220;Ölü Deniz&#8221; isimli oyunun 2023&#8217;teki ilk Harbiye gösteriminin üzerinden neredeyse üç seneye yakın bir zaman dilimi geçmiş. Yurt dışında olmasına rağmen &#8220;cumhurbaşkanına hakaret &#8211; dini değerleri aşağılama&#8221; suçlamasıyla hakkında tutuklanma kararı verildi&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">TV ve sosyal medya üzerinden biraz görünür olmasıyla birlikte hedef tahtası haline gelen&#8230; 02.07.2026, günlerden perşembe; bu tarih otuz üç yıl sonra kötü bir günü, kötü bir tarihi hatırlatıyor insana. Dil ve ateşin tüm insanlığın ortak değeri olduğunu fark etmeyen resmi kalabalıklar ve hukukun copu el ele. İşte elimizde geçmiş zaman takviminden kalan kanlı bir Türkiye fotoğrafı. Nedense insanın tekdüze, yeryüzüyle olan ilişkisindense uygarlık değil de hep katliam çıkar. Sorusunun cevabı yine hepimizin vücut ve dimağında var. Deniz Göktaş gencecik gülüşüyle Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumu&#8217;nun kapısını Avrupa yakasında araladı&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplumun içinde yaşadığı genel resmin üzerindeki gömleğin düğmelerini bir bir çözmeye odaklı, tek kişilik gösterisini çoktan oynamaya başlamıştı. Yurt dışındaki programından hemen sonra Türkiye&#8217;ye ayak basar basmaz Atatürk Havalimanı&#8217;nda ters kelepçeyle gözaltına alındı. Toplum adına düşündüren, sanatıyla yergi yapan bir komedyenin bu şekilde gözaltına alınmasını doğru bulmadığımı söylüyorum. &#8230; Bir cümle: Toplumcu gerçekçi sanat &#8211; edebiyat yapan mürekkep kalemlerin yazdıkları yazıların birçoğunun, Deniz Göktaş&#8217;ın stand-up&#8217;ını da aşan çok derinlikli yazmalar olduğunu bir yazın &#8211; düşün insanı olarak söyleyebilirim. Tabii ki görsel ve sözlü sanatların görünür olmasının etkisiyle, halk oyunlarını seyrettikçe popülaritesi daha da kitleselleşti. Ve öyle olduğunu hep birlikte görüyoruz&#8230; &#8230; Ve hiçbirimiz eleştiri hakkımızı kullanıyoruz diye Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığımızdan feragat etmiyoruz. Yönetenlerin tek tip hukuku ve şürekâsının bunu bilmeleri gerekiyor. Evet, ben de iktidarı eleştirme hakkımı yine kullanıyorum&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilirsin: Hiç kimse Türkiye&#8217;de yaşanan bu haksız, hukuksuz politik görüşleri kendi üstüne almıyor; Deniz&#8217;in politik mizahı, eleştirel bir stand-up&#8217;ı kadar. Yönetenlerin hiçbirisi Maraş&#8217;ta, Çorum&#8217;da, Sivas Madımak&#8217;ta devletin soyut aklı eşliğinde, &#8220;çoğunlukta olan inanç ve kimlik&#8221; gözetimi altında insan yakanları bu kadar eleştirmedi. Türkiye coğrafyasında farklı kimlik ve inanç üzerinden faili belli onlarca katliam işlendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte ironiyse ironi, hepimizin gerçeği bu kadar&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali Şeker&#8230;</p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-deniz.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/deniz-goktas-ifade-ozgurlugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-deniz.mp3" length="4296274" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Her Şeye Rağmen Yeniden Yazmak</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/her-seye-ragmen-yeniden-yazmak/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/her-seye-ragmen-yeniden-yazmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2026 16:46:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10018</guid>

					<description><![CDATA[Her Şeye Rağmen Yeniden Yazmak Bu sıcak yaz günlerinde, kitap sayfaları arasında gelgitler yaşayacağım, bir o kadar da]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="683" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-1024x683.jpg" alt="ali seker" class="wp-image-10019" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-1024x683.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-300x200.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-768x512.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker.jpg 1536w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10019" /></figure>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-sicak.mp3"></audio></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Her Şeye Rağmen Yeniden Yazmak</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sıcak yaz günlerinde, kitap sayfaları arasında gelgitler yaşayacağım, bir o kadar da öğretici olacağına inandığım, en sevdiğim yazarların kitapları okuma masamın üzerinde beni bekliyorlar. İşte farklı bir ütopyada düşsel bir dünyaya adım atmaya hazırım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son elli yılın en sıcak haziran ayı, günlerden perşembe haziran ayının on üçü tarih 2024. Üstümüzde uzun soluklu bir güneş, Karadeniz &#8216; in nemli kalın perdeleriyle el ele tutuşmuş. Gökyüzü, yaşadığın yerde varsa deniz, dağlar, birbirine benzeyen ovalar dizilimi. Sana bana her şey uzakta eşsiz bir güzellikte, parası olanı dışarı davet ediyor, alıcısına, cebine göre çok fazla.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Olmayandaysa yok yok, her şey gibi hayatta o paylaşması gereken sosyal adaleti maalesef sağlamıyor, alabildiğine yoksullaşıyoruz. Okyanus suyunun ısınması, doğa tahribatıyla, sen bu sıcak havalarda sokağa adım atamıyorsun. Orta yaşların ramağındaki sen bir başınasın ve ne kadar özgürsün. Üst üste bindirilmiş hanelerde, insanların ikisi üçü bir arada geçinemezken.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşamımızda her yaşın kendine göre katlanabilir anları oldukça fazla, zaman bize aldırmadan sonsuzluğa akıp gidiyor. Kendi penceremizde hep eski şeyler görürüz, somut yaşamın vazgeçilmez anlatımı hareket halinde, bir yerlerde kendini benimseniyor. Güneşin altında bütün karanlık gölgeler bir bir kalkıyor&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İsteyen varsıl olan her şeyi satın alabilir, torbasını doldurup, isterse başka ülkelerde rezidanslar da dikebilir. Ayşe kadın: eğer varsa pazar yerindeki, meyve sebze döküntülerini toplamaya kaldığı yerden yine devam edebilir. Sizce hiç bir mahsuru yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Süregelen iktidarların hiçbiri açlığı, yokluğu, adaletsizliği tersine çevirmemiştir, ne de sömürüyü minimize etmiştir. Karşılıklı sevgi, eşitlik, yaratıcılık ile tanımlanan yurttaşlık bilgisini nereye koyacaksınız. Kendi kimliğinizle çok övünen siz milliyetçi muhafazakâr emlak zengini beyler, Türk Lirasının değeri bir madeni pula indirgenmiş bir vaziyette, en dipte gideceği bir yerde yok. Bunun için bir öngörünüz var mı, yarın enflasyonu düşürmek gibi sosyal yaralara bir reçeteniz olmalı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sana bana her şey uzakta eşsiz bir güzellikte, parası olanı dışarı davet ediyor, alıcısına, cebine göre daha iyi. Var olan anayasaya, AHİM &#8216; e, toplumsal kuralların tamamına, yurttaş ayırmaksızın, bağıtlanmış uluslararası sözleşmelere, bir kişinin keyfine keder hukuk çerçevesinde uyulmuyorsa, bir şeyi sil baştan tekrar istemek, tokluk duygusunun yirmi iki senelik iktidar, kibrinin içine bir insanın ölünceye kadar düşemesidir ve bu tiranlaşmaktan başka bir şey değil.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İstemek, istemek, her şeyi elde etmek, insanoğlunun vazgeçemediği bencilce kötü bir huyudur. Şimdi yönetenlerin sultanlarda olmayan yetkisine her toplum dinamiklerinin dur demesinin zamanı geldi ve geçiyor. Mütevazı yer sofrasında, bir yüzüğün açlığıyla başarılı olmanın dönemi çok gerilerde kaldı. Kendi toplumuna daha faydalı olmanın en doğru yolu, çoğulcu parlamenter sistem, kuvvetler ayrılığına bir an önce geri dönmek olduğunu, bütün toplum dinamiklerinin görmesi gerekir&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kitaplar: düşüncenin kalıcı bir şekilde yazı yoluyla can bulmasının yani sıra edebiyatın, okurun ruhuna işlemesine katkı yapan elverişli bir etkisi de muhakkak vardır. Okuma masama oturdum, kitap sayfaları arasında arada bir başımı kaldırdığımda çevremdeki manzaranın seyrine bir anlığına bakmaya başlıyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Balkon penceresinin kuzeyinde yaşı benden epeyce geçkin çam ağaçlarıyla örülü yeşillik, varoşlu evler iç içe. Doğusunda Yamanlar dağı güneşin alnında çıplak örtüsüz, en üste mavi gökyüzünün renklerle olan tek uyumu birleşiyor. Karşımızda İzmir Körfezi, deniz alabildiğine küçüldükçe küçülüyor. Doğa kendini bütünüyle güneşe vermiş, küçük atık bir cam parçası bile büyük yangınlar çıkarmaya çok yatkın, gün ışığında kendi artıklarımız ateş topu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sıcak yaz günlerinde: çoğunluk, en besleyici olan metafizik yanıyla kendi gölgesinin altında oturabilir, oturabiliyorsa. Bilimden, fenden ve matematikten uzak, bir adım ötemizde açlık. Yaş ortalaması elli sekiz yaş üstü, üretim alış veriş marketlerin raflarında son kullanma tarihi çoktan geçmiş. Tarlaların büyük bir bölümü tarihi belli olmayan nadasa terkedilmişti, ülkem&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her anlamda aç olmak duygusunun kendini daha iyi beslediğini okuduğumuz kitaplarda ve kendi somut koşullarımız içerisinde daha iyi anlaya biliyoruz. Evet, gerçek anlamda karnı aç olan bir kişi, alınteriyle iştahla yediği yemekten tat alabilir. Kitaplarla: ikinci bir gözle gezintiye çıkmak, her haliyle düşsel dünyamıza güzel bir etki uyandırıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Haziran ayının yakıcı güneşi, kalın sıcak perdesiyle her şeyi örtmüş, her yanımız sıcak mı sıcak, kentler derin bir sessizliğe gömülmüştü. Birinci doğamız olan toprakla geçinemezken, toprağı öldürüp üst üste yığmak, beton satın almak katbekat evler, nasıl bir duygu kendimizi gelecek olan evrene, çocuklara nasıl anlatacağız&#8230;.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Okuduğumuz kitapları biz yazmasak da, some kitaplarda yazarın düşüyle, hayatın her kımıltısını insan duyumsayabiliyor&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, yazın &#8211; düşün sanatını yazan birileri olmazsa, nasıl bir kitap okuruna döneşebiliriz &#8216; in cevabı yine yazmak, her şeye rağmen yeniden yazmak. Hiç hayıflanmamıza gerek yok. Ve o an şöyle bir duygu aklımızdan geçebilir. Ne yazık ki, yazar! Benim gibi düşünüp öyle yazmış, her cümlesinde kendimi buluyorum&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8221; Bu da benim doğal kusurum olsun&#8230;&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ali Şeker</strong></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/her-seye-ragmen-yeniden-yazmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-sicak.mp3" length="2771820" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Çok Uzak Bir Mevsim Değil</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/ali-seker-cok-uzak-bir-mevsim-degil/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/ali-seker-cok-uzak-bir-mevsim-degil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2026 16:36:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9889</guid>

					<description><![CDATA[Çok Uzak Bir Mevsim Değil Doğaya, insanlara ve bilfiil bütün canlı &#8211; cansız organizmalara zarar vermeden ortak bir]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="1022" height="456" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-e1782318705541.jpeg" alt="ali seker e1782318705541" class="wp-image-9890" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-e1782318705541.jpeg 1022w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-e1782318705541-300x134.jpeg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-e1782318705541-768x343.jpeg 768w" sizes="(max-width: 1022px) 100vw, 1022px" data-mwl-img-id="9890" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="has-text-color has-link-color has-medium-font-size wp-elements-d9f092a8eaa2f9ed65204d62c101186b wp-block-paragraph" style="color:#900c0c"><strong>Çok Uzak Bir Mevsim Değil </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğaya, insanlara ve bilfiil bütün canlı &#8211; cansız organizmalara zarar vermeden ortak bir paydada, nefes alıp verdiğimiz üzere,&nbsp; var olanı paylaşmak olası mıdır? Ahkam kesmiyorum, iyi daha neler, diye içinden geçirenlerin olduğunu duyuyorum&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neden olmasın. İnsan, yüreği iyilik yapmaya hazır, azda olsa, ruhu ve yüreği her şeyi paylaşmaya taraf olan insanlarda çevremizde var. Çok uzak bir mevsim değil, aynı tabağa kaşık sallayan nesillerin olduğunu biliyoruz. Ama ben&nbsp; hatırlıyorum, çünkü ben de aynı yer sofralarına kaşık salladım&#8230;.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Metafizik duygularımız, renklerimiz, başka başka biçim de; tek kimlik &#8211; tek inanç ve algılar içine girse de; insanın insana karışmasında her zaman bir nitelik vardır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her şey&nbsp; yaşam içinde bir bir parçalanıyor, varsın parçalansın ve belki bu parçalar birbirine daha iyi karışırlar. Ne dersiniz, bir bakarsın bütün parçalar, zıtlık üzerinden daha iyi dost olmuşlar. Tüm güzellikleri paylaşmak olası mıdır, tabii ki olasıdır. Evet, bireysel anlamda hayatı seven, seyis, siyasetçiler bir tarafta ve hizmette kusur etmeyen, canlı köle olmak isteyen insanlarda bir tarafta; bu biraz zor gibi görünse de ama hakkaniyeti yakalamak oldukça mümkün&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bize toprağın altında kral, kraliçe olmayı vaat edenler, tektip çoğunluğu arkalarına almış, hâlâ birileri toprağın üstünde reis olmaya devam ediyorlar. Artı ve eksinin olduğu bir evrende: Elmanın kızılına vurgun bir kurt her zaman, elmanın bir başka parçası. Evet, bir kişi yalnız başına kendi kendine hiçbir şeye yetemez, demek ki henüz hiçbir şey ölmemiş, dayanışmak ve dokunmak adına her şey olası. Adalet &#8211; hukuk &#8211; vicdan terazisini sen de görebilirsin o bir yerlerde sana bakıyor&#8230; Çünkü güzel olan her şeyin kendisi zaten bencildir. Ama bütün mevsimler zihnimize bir bir işliyor. Her mevsimin kendine göre renk verdiği bir evrende,&nbsp; bunun bir anlamı olmalı&#8230;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu da benim doğal kusurum olsun&#8230;</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Ali Şeker</strong></p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-cok-uzak.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/ali-seker-cok-uzak-bir-mevsim-degil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-cok-uzak.mp3" length="1081721" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Doğanın verdikleriyle yetinmek, bir ütopya değil</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/varto-jes-projesi-ekolojik-direnis/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/varto-jes-projesi-ekolojik-direnis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Jun 2026 15:36:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9787</guid>

					<description><![CDATA[🌿 Doğanın verdikleriyle yetinmek, bir ütopya değil Tarihi gerçeklik bizlere şunu gösteriyor. Evet: Yazanların değil, konuşanların sistemi ve]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-1024x683.jpg" alt="ali seker" class="wp-image-9788" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-1024x683.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-300x200.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-768x512.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="9788" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph">🌿 <strong><strong>Doğanın verdikleriyle yetinmek, bir ütopya değil</strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarihi gerçeklik bizlere şunu gösteriyor. Evet: Yazanların değil, konuşanların sistemi ve yürürlükte olan yasaları bir nebze de olsa, değiştirdiğini biliyoruz. Her şeyi bilmek olası değil, çoğulcu bir kaç göze ihtiyacımız var. Gerçeğe ulaşmanın çok farklı edinimleri olduğu gibi, bilge insan olmak, gerçeği aramaya çıkan kişidir. Her şeyi bilen kişi değildir. Yazmakta bir farkındalık yaratsa da, çok derinden dipten giden yazın &#8211; düşün eylemidir. Dolayısıyla var olagelen sistemlere biat etmeyen, düşünür kalemler ve toplumcu gerçekçi sanat &#8211; edebiyat yapanların anlaşılması ise, uzun yıllar alabilir&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birçoğumuz doğduğumuz toprakların çok uzağında farklı bir gökyüzünün altında yaşam mücadelesi veriyoruz. Çocukluğumuzun o yoksul günlerini geride bırakırken, şimdi yaşadığımız yerlerde epeyce kabuk değiştirdik. Yeni bir pencere, yeni bir gökyüzü umuduyla, başka yaşam alanlarında mücadele edenlerimiz oldu. Ne yendik ne de yenildik. İşte anısı bizde saklı toprağa düşen değerlerimizin yeri, yüreklerimizin bir yerinde hatıratla duruyor. Dünün bir öyküsü, farklı kentlerin varoşlarında, düşsel bir ütopyanın peşinden inatla, gidenlerin sayısı da azımsanmayacak kadar çoktu. Bu sonsuz zaman boşluğunda, &#8221; Güney Kore halk deyimi birçoğumuzun zihnine kazınmıştı bile. &#8221; Ayak bastığım her yer benim toprağımdır, fazlasına ihtiyacım yok. Ve bu felsefenin dışına çıkmayan bir ütopyayla kendimize sınır çizemediğimiz bir dünyayı hayal etmiş olanlarımız da olmadı değil.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eksiklerimizle bir bütünün parçalarıyız, farkındayız, bu büyük yeryüzü sofrasında, herkese bir yer var/ dı&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve doğanın bütünselliğine inanan bilim de biliyor, doğanın ne sıçramaya ne de bilime ihtiyacı yoktur. Toprağın altında ki fosilleşmiş enerjiye değil, üstünde yenilebilir enerjiyle, ancak doğa ve bil fiil insanlık barış içinde yaşayabilir. Başkaca da bir yolu yok. Çoğunluğun iyiliği ve refahı için çalışan iktidarlar, doğaya kötülük edenler, mislince kötülük bulur. Deprem, sel, emek sömürüsü bol miktarda karbondioksit, ekolojik yıkım, iklim değişikliği &#8211; çöl sıcakları, yeraltı suların kirlenmesi, vesaire. Birörnek: Doğanın verdikleriyle yetinmek en akıllıca bir yöntem, madde ve ruh hali. Ve bu bir ütopya değil. Bir gerçekliğimiz daha var. Üç tane semavi din ve iki yüz elli bin inancın içinde, bu yaşam felsefesi metafizik yönümüze işlenmişti. Dokunup hissedebiliyorsan vardır, düşüncesi sonsuz gerçeğin bir diyalektiği. İşte ebeveynlerimizden bize kalan gelenek &#8211; görenek &#8211; inanç, ziyaretgâhlar doğanın bir parçası olduğumuzu, her koşulda bizlere fısıldıyor. Çünkü bu ziyaretgâhların &#8221; Goşkar Bawa &#8211; Hazır Bawa &#8211; Çadır Bawa &#8211; Henîye Xizirî &#8211; Gola Serdine &#8211; Khale Sipî &#8211; Şehide Dîyarî &#8220;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne bir peygamberi, ne de el etek öptüren birileri çevresinde yoktu. Gönül rızasıyla gelişen inançsal bir ritüeldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İstiyorsan, var olanın varlığına dokunup hissedebiliyorsan vardır, yaşam felsefesini ele veriyordu bizlere&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ki var! İşte kendi kokularını yatağına bırakan, en yırtıcı avcılar tokluk duygusu içinde, açlığı bir kenara bırakmış. Hiç sekmeye gerek duymayan ceylanlar, irili ufaklı yürüyüş halindeler. &#8221; Ancak Herakleitos &#8216; ta insan dışındaki her varlık doğasına uygun davranırken, insan doğru yoldan çıkabilir ve cezasını öder &#8220;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bakar mısın, yeryüzü sofrasında sevgiyle dokunabildiğimiz her canlı &#8211; cansız varlık, göz ucuyla bize gülümsüyor.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dün bugünde sahip olduklarımızın, bir başkasının işine yarayabileceği seçeneğini de düşünebilmeliyiz. Bilinen bir şey, en gelişkin silah bile bir buğday tanesini üretemez&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Varto &#8216; da veya başka yerleşim yerlerinde de yaşanmış olabilir. Yine de ucu açık, ikinci bir gözün bilgisine de ihtiyaç var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dağ köylerinde yaşayan insanlarımız Varto ilçede süt arayışına girdikleri de gelen bilgiler arasında. Toplu taşımayla alakalı bir şeyler söylemeye hiç gerek yok, tam bir fiyasko. Varto ilçeyle köyler arası ulaşım ise ehli keyif taksivari, fahiş bir fiyatlandırmayla devam ediyor&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adım adım kapital toplumun zorunlu evrensel tüketim ve jeopolitik alışkanlıklarından vazgeçmeyen iktidarlar, yabancı sermaye grupları ve bireylerin kendi hanesine kattığı bir artı değer, mülk edinme isteği, unutmak adına, toplumsal yozlaşmasını hep birlikte yaşıyoruz. Tarım &#8211; hayvancılık gibi doğal toplumdan bizlere miras kalan iyi taraflarımızı bir kenara bırakmışız. Ne harman yerleri, ne de ekili alanlar var, çağın ruhuna ayak uyduran, tüketim toplumunun sadece var olanı tüketen, birer bireyi konumuna çoktan düşmüşüz. Zaman boşluğu içerisinde dönüp baktığımızda, babalarımız harman yerlerine dökülen buğday tanelerini bilerek isteyerek toplamazlardı, sorduğumuzda&#8221; biko – isim kullanmadan, karşısındaki çocuklara atfen söylenen bir sevgi sözcüğü&nbsp; &#8221; bunlar doğada yaşayan börtü böcek ve karıncaların göz hakkı, yaşam hakkı, diye cevap alırdık. Evet, nereden nereye savrulmuşuz, her şeyi yiyip bitiren, talan eden, tüketim alışkanlığımızın kötü bir sonucudur bu. Türkiye &#8216; de en az üç yüzün üzerinde maden &#8211; altın arama sahaları var. Ayrıca altmış sekiz tane jeotermal enerji santralı, 700 &#8216; den fazla hidroelektrik santralı bulunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kapital bir dünyada yaşamış olsak da, ekip biçmeye, hayvan beslemeye engel mi var, koskocaman bir hayır. Maliyet ve külfeti zor olsa da, iyi alışkanlıklarımıza eklemlenebilir bir yaşam tercihi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüzde de görüyoruz, Türkiye &#8216; nin batısında deniz kenarında vila, ev alan, mülk alan insanlarımız var. Olmasın demiyorum! Ama aynı yatırımı, aynı varsıl bir yaşamı kendi köyüne, ya da Varto ilçe merkezine de yapabilirler, diye insan içinden geçirmiyor değil. Birörnek: Amerika &#8216; da yaşayan bir iş insanı birkaç yıldır Türkiye &#8216; ye kesin dönüş yaptıktan sonra kendi toprağında hayvan besiciliği yapıyor. Somut yaşama dair bir örnek. Herkesin diplomalı üniversite mezunu olması gerekmiyor, su tesisatçısına da seyyar satıcıya da ihtiyaç var, elbise diken terziye de.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Not: Eleştiriye açık bir cümle olduğunu biliyorum&#8230;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">66 depreminden sonra takriben 68&#8242; li yıllarda her aileden olmazsa da, insanlarımızın işçi olarak Almanya &#8216; ya gitmesiyle beraber, eş &#8211; akraba &#8211; dost gibi, yıllara paralel olarak bir bir başka coğrafyalara gitmesinin önü açılmış oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Benim gibi yatılı Bölge Okullarında, mürekkeple haşır neşir olmuş, yoksul aile çocukları da göz hizasında başka bir gökyüzü penceresinde bir hayatı yeğlemişlerdi. İnsan yaşamda düşündüğü, yapmak istediği bir eylemini gerçekleştirdiğinde tökezlese de mutlu olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çerçevede 1977 &#8211; 78 &#8216; li yıllarda topraksız köylülerin yoksulluktan dolayı, Türkiye &#8216; nin metropollerine iç göçle gitmesinin Varto &#8216; ya beyin ve emek göçünün giderayak yansımalarını hepimiz görüyoruz&#8230;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha sonrası: 12 Eylül faşist askeri darbesinin toplumu yeniden dizayn etmesinin etkisiyle örgütsüzlüğe savrulan Türkiye halkları, devrimci &#8211; demokrat kesimlerin elini kolunu bağlayan antidemokratik uygulamalar ve tek ağaç &#8211; darağacını gösteren bir zihniyetin politikaları uç vermeye başlamıştı. O günlerin ruhuna uygun, beyin uyuşturan, seven değil de sevilen müzikler &#8211; jilet, seks furyası, melodram filmler vesaire&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birbirine eklemlenen yıllar:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güvenlik gerekçesiyle, doksanlı yılların Kürt halkı üzerindeki ölümcül baskısı, köy yakmalar &#8211; yıkmalar, faili meçhul &#8221; belli &#8221; cinayetler, yerinden göçertmek gibi sorunların sayabiliriz. Buna benzer yaşanmışlıklarla birlikte, Varto halkının azımsanmayacak bir nüfus oranı, ya iç göç, ya da ikinci gurbet dediğimiz başka ülkelere Avrupa ‘ ya göç etmiş, neredeyse beşinci kuşağa evirilmek üzere, ekinsel bir matematik de ortada duruyor. Gabriel Garica Marquez &#8216; in toprağından kopan insanlara dair güzel bir belirlemesi var.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8221; İnsanların yaşadıkları toprakta ölüleri yoksa o insan o toprağın adamı olmaz&#8230; &#8221;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte yakamızdan hiç düşmeyen yoksulluk, komünal yaşam, çoğulcu fikirler dünyası, hep ağır basan bir yönümüzdü.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğduğumuz toprakların acısında, sevincinde olmadığımızda doğrudur, birkaç gözün uzağındayız. Başka bir mavide, uzun yıllardır yaşadığımız yerlerde, anne &#8211; baba ve yakınlarımızı ebedi mekânlarına yolculamış, sen ben gibi insanlarımız olduğu da bilinen bir gerçek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, şimdi gerekmedikçe, gelmediğimiz, yüzdüğümüz derelerin akmayan yatağında, başka yağmurların suları akıyor. Doğduğumuz yerlerde, kulağımıza çalınan akan su mırıltıları giderek azalsa da, zaman takvimine ihtiyaç duymayan, su sesi sonsuzluğa karışıyor. Oyun alanlarımızın arasında, aralarında saklambaç oynadığımız büyük taşlar henüz birer heykele dönüşmemiş. Doğanın dokunulmazlığı bizlere göz kırpıyor, çocukluğumuz orada bağdaş kurmuş. Çok uzakta olsak da, bu oldukça iyi bir anı… İnsanın: Güneşin battığı yerlerden, doğduğu noktaya doğru tekrar gelmesi oldukça zor. Çünkü konuştuğumuz ana dildeki sözcüklerle ancak birbirimizi anlayabiliriz. Uzakta olsak da, çocukluğumuzun geçtiği yerleri o coğrafyayı seven bir insan duygusuyla bakarız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tezek topladığımız meralarında, büyük- küçükbaş hayvanları yayılıma götürenlerimiz olmadı değil. Bakın, bakın, artık büyük baş hayvanlar tuz sunaklarına geviş getirerek gitmiyorlar. Bu durumda nasıl bir tanımlamanın içerisindeyiz. Şimdi anlamak istediğimiz bir şey ise öncelik ayak bastığımız yerlerdir</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onun için kucağına doğduğumuz ana toprağa, bir zamanlar emekleyerek yürüdüğümüz yerlere geri dönmek, ayak izlerimizin silindiğini görmek istemeyiz. Birkaç dedemiz o topraklarda ebedi mekânlarında toprağa karışmış, ama aslolan anne babadır. Matematiksel çözümlenmesini girmeden, ne yazık ki anne ve babalarımızın mezar yerleri şu an yaşadığımız yerlerdedir. İşte başımızı bir kaldırsak, birkaç adım ötemizde. Ama her durumda değil, gidip toprağına dokunmak, gitmek isteğe bağlı bir şey.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendimden biliyorum: Nerede olursak olalım, ana dilde kilam ve ezgileri dinledikçe gözyaşlarına boğulduğumuz da doğrudur.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aynı topraklarda doğmuş olabiliriz, önce madde sonra ruhi hali yetimiz, yaşama bakış açılarımız doğaldır ki, birbirine benzemez. Ne güzel, çünkü zıtların birliğinde yaşam vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünde bugünde düşsel dünyamız çok farklı olabilir. Belki aynı kentte yaşıyoruz, sokağa karışırken bile birbirimize bir merhaba vermeden geçip gittiğimizde yalan değil. Ve bu büyük kentlerde artık normal bir şey. Bu kadar kalabalık bir sofrada, ne yiyeceğine hiç şaşırmayan, bir yokluk içerisindeyken, birbirimizi tanımayabiliriz.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Lise yıllarında yüzüne aşina olduğum, ama Varto &#8216; nun hangi köyünden olduğunu bilmediğim, benden birkaç yaş büyük bir insanla yollarımız yıllar sonra İzmir &#8216; in bir ilçesinde keşişti. Ne yazık ki, sokakta birbirimizi tanımadan geçip gidebiliyoruz. Şaşar beşer insan için, aynı topraklarda doğmuş olmak bazen bir şey ifade etmeye bilir. Yine de, insanın doğasında olan bir diyalektik: Hiç bir insan kendi çocukluğunun geçtiği, &#8221; köy çocukluk &#8221; yerleri unutması mümkün değil. Dolayısıyla: Vartolu olmak kimliğiyle, yaşadığımız yerlerde &#8221; otonom &#8221; olarak isteyerek bir araya geldiğimiz, dernekler, sivil toplum örgütleri aracılığıyla kamusal alan dediğimiz meydanlarda &#8211; sokaklarda bir araya gelip, ses vermek, konuşmak en iyi reçete&#8230;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8221; Ben bu konu başlıklı deneme yazısını yazmaya başladığım ilk günden bugüne değin Varto halkı yaşadığı, örgütlü olduğu her alanda, demokratik hakkını kullanmış, suyuna, toprağına, havasına sahip çıkmaya devam ediyor / lar. Varto özelinde ise:&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8221; Jeotermal Kaynak Arama Ruhsatı &#8221; Bir olgunun diğer bir olguya evirildiği, sorunun ilk başlangıç noktası, sahada olmak, kendi toprağına, suyuna, havasına sahip çıkan,&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Varto Ekoloji Platformun mücadelesi de çok kıymetli.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onlarca toplantı ve basın açıklamalarıyla kendi yaşam alanlarına sahip çıkıyorlar. Jeotermal enerji santralı istemiyoruz! Haklı taleplerini çoğulcu sesler arasında haykırıyorlar. &#8221; Öbek öbek mücadele alan buldukça siyasilerinde gündeminde yer buldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">TBMC &#8216; de parlamentoda Dem Partili milletvekillerin, Emep &#8216; inde destek verdiği soru önergesi ve basın açıklamalarıyla kamuoyunu&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;JES &#8221; projesine karşı, halkı daha duyarlı olmaya çağrıda bulunmaları da olması gereken bir duyarlıktı. Ayrıca 07. 04. 2026 salı günü: Dem Parti ve CHP &#8216; haftalık grup toplantılarında Eş başkan Tuncer Bakırhan ve Özgür Özel Varto halkının &#8221; JES &#8221; projesine karşı verdikleri mücadelenin yanında olduklarını kendi grup kürsülerinde kamuoyunu beyan ettiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve maalesef Varto &#8216; da yapılması düşünülen bu enerji projesi için: Varto halkının düşünce ve önerileri göz ardı edilmiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8221; Çevresel Ekti Değerlendirmesi &#8221; raporu gerekli değildir beyanı da, iktidarın Vartolu olmak kimliğine karşı politik &#8211; gerici duruşunu ortaya koyuyor. Her halükarda &#8221; ÇED &#8221; olumlu raporu, her projenin başlaması için zorunlu olmasına rağmen, bu rapor görmezden geliniyor&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğanın bütünselliği içinde, eko sistemin birbirini besleyen ve hiç bir sıçramaya &#8221; bilime &#8221; gereksinim duymayan, doğal yapısı, kenger dikeni, otların yeşil çayırlarda rüzgârla sertleşen dik duruşu, varsın boyun eğmesin&#8230;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Unutmak, kendine ihanettir!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Varto ilçe ve köylerin üzerinde, üretimin giderek azaldığı, bir ağustos sessizliği olsa da. Alıp bizi götürür, çocukluğumuzun o harman yerlerine. Doğamızın bu haliyle kalması, bizi başka yeni ilkbaharlara götürür. Ve doğanın hiç kimseyi aldatmadığına biz kez daha tanık olacağız. Bilmem kaç yılda bir, ancak ayağımızın toprağına değdiği, Yukarı ve Aşağı çarşıda, Varto &#8216; ya dair bir öyküyü birbirimize anlatırken sevinç duyacağız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yoksul kavak ağaçlarına tüneyen kargaların açık sesleri içimize dokunur. Dokunsa da, doğamızın bu haliyle kalmasına razıydık, uzakta yaşamış olsak da&#8230; Birbirinin devam niteliği olan iktidarların değişmeyen politikaları, fabrikalar, iş yerleşkelerin büyük bir çoğunluğu batı kentlerinde olması dolayısıyla meydana gelen işsizlik, insansızlaştırma politikaları, iç göçü tetiklediği de görünen bir şey. Tarım ve hayvancılıkla uğraşmak istemeyen genç nesillerin varlığı da biliniyor. El sanatlarına, su ve elektrik tesisatçısına, iş mesleklerine artan talepte bir tarafta. Onun için, bugün harman yerlerinin ekinsel, ekili alanların esemesi bile okunmuyor.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve göremediğimiz sorunlar, biz görmüyoruz diye hemen ortadan kaybolmazlar&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İçimizi acıtsa da, daha çok doğamızın kirlenmesine geçit vermek istemiyoruz. Doğa talanına hayır!&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Goşkar bawa vadisi, awa sipîye &#8211; su gözeleri, azda olsa akan küçük su kaynakları, endemik bitkiler ve doğanın doğal yapısı bizleri nazikçe uyarıyor. Bu yıkım ve doğa talanını, bütün Türkiye halkına görünür kılmak için, yüksek sesle konuşarak, bir araya geldiğimiz örgütlü olduğumuz, sahada “ Varto ekoloji platformu bileşenleri” &#8211; &#8221; Vadev &#8211; Varto &#8211; der &#8211; siyasi partiler &#8211; sivil toplum &#8221; örgütleriyle birlikte, yapılması planlanan doğa yıkımını daha da görünür kılabiliriz. Bu düşünce pratiği, ortak akıl heybemizde duruyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öznesi: küçük bir kış güneşini görüp başını dışarı çıkaran, badem ağaçların öne atılan yumruları &#8211; öncü çiçekler toprağa düşse de, eni sonu baharın gelişini doğanın yeniden uyanışını bizlere müjdeliyor…</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Not:</strong> Ben bu denemeyi yazdıktan birkaç hafta sonra: 24/04/2026 tarihinde Varto ‘ da çok kapsamlı, kitlesel bir miting yapıldı. 03/05/2026 tarihinden sonra, Varto Ekoloji Platformu bileşenleri sahada çadır eylemlerini, Varto halkıyla birlikte, dönüşümlü olarak yaşam alanlarında bugüne değin devam ediyorlar…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali Şeker&nbsp;</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/varto-jes-projesi-ekolojik-direnis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ali Şeker: Yaz Yaprağı Kitabı Üzerine Bir İnceleme &#8211; Süleyman Deveci</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/ali-seker-yaz-yapragi-incelemesi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/ali-seker-yaz-yapragi-incelemesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Jun 2026 07:30:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9685</guid>

					<description><![CDATA[✒️ Süleyman Deveci Ali Şeker: Yaz Yaprağı Şiir dünyası onu kalemi güçlü bir şair olarak tanıyor. Bizim okur]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1024" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/yaz-yapragi-1024x1024.jpg" alt="yaz yapragi" class="wp-image-9691" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/yaz-yapragi-1024x1024.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/yaz-yapragi-300x300.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/yaz-yapragi-150x150.jpg 150w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/yaz-yapragi-768x768.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/yaz-yapragi.jpg 1254w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="9691" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="has-large-font-size wp-block-paragraph">✒️ <strong>Süleyman Deveci</strong></p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Ali Şeker: Yaz Yaprağı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Şiir dünyası onu kalemi güçlü bir şair olarak tanıyor. Bizim okur çevresi ise şiirinin yanı sıra aynı zamanda edebi denemelerin ustası olarak biliyor. Çalışkan ve üretken kalemin yeni yapıtı şiirlerinden (aforizmalar) ve denemelerinden oluşuyor. Sonunda birkaç söyleşi de var. Şiir değerlendirmediğimi, dahası değerlendiremediğimi daha önce orada burada söylemiştim sanırım. Bunun şiire olan mükemmeliyetçi saplantımla ilgili olduğunu belirtmeliyim. O edebiyatın en tepesinde ve en zoru bence. Yazmayı ve eleştirmeyi kendi adıma zor bir uğraşı olarak değerlendiriyorum. Kimselere bu yüzden haksızlık yapmak istemem.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yazar ve şair Ali Şeker, bu son yapıtında yine biri diğerinden zengin satırlarıyla alıp bizleri bambaşka diyarlara götürüyor. Karanlık ve kötümser günlerin dünyanın en ücra köşesine kadar etkisini ve gücünü gösterdiği böylesi günlerde yazar ve şairin ürettikleriyle sonu gelmez yolculuklara çıkarız. Bu zihinsel seyahatlerde neler, kimler, hangi imgeler bize eşlik eder; şaşırır, sevinir, yer yer hüzünlenir, kızıp öfkelenir, binbir değişik ruh hallerine bulaşabilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yazarlar yazılarından öyle kolay kolay kopmazlar, kopamazlar. Oysa ustalığa giden yol aynen suya yazılan satırlar gibidir. İyilik yap denize at misali. Hacimli, çaplı, bir o kadar derin kitap birçok kalem erbabının yaptığı gibi “aman ha yazdıklarım boşa gitmesin” acemiliğini de çağrıştırmıyor değil. Zira üstat dahası kitaba sağda solda bulduğu her yazısını yapıta eklemiş gibi eğreti duruyor. Bu ve benzer anlayışların ufkumuzu daralttığını savunanlardanım. En güzel yapıt henüz yazılmamış olandır diyenler tam da bu yüzden baskın ve haklılar. Yazarın satırlarının bence hiçbir sorunu yok. Bu kaygısı yersiz zira hayatın birebir içerisinden, doğal gerçekliğinden gelen yazı damarıyla donanımlı kalem ustası yer yer emekli öğretmenler benzeri ders vermiyor değil. Çok boyutlu, sıkılmadan defalarca döne dolaşa okunacak satırlar her yeni konuda ayrı bir heyecan ve tat veriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karmaşık, karanlık ve zor süreçlerden geçiyoruz. Dönemin ruhu her ne kadar bilinmezlikler içerse de, tam da böylesi dönemlerde ihtiyaç duyulan güçlü ve parıltılı ışıklar en başta yazarlar ve şairler olmak üzere sanatçılardan gelir, gelmelidir. Bu anlamda hâlâ o biçim umut var. Şüphesiz insan hayatı inişli çıkışlı, anlaşılması zor tarifleri içerir. “Yaz Yaprağı” bu anlamda kavga, felsefe, isyan, bilgelik, sorup anlamaya çalışan, sorgulatan, en çok da aydınlatan, ısı ve ışık veren ifadelerle yüklü. Bu anlamda kişisel tavsiyem öyle hemen birden başlayıp bitireyim diyerek esere başlamayın. Her gün ayrı bir ilham, enerji, tat, kısaca keyif alabileceğinizi bilerek yudumlayın yapıtı derim. Pişman olmayacaksınız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nice değerin ayaklar altına alındığı böylesi dönemlerde şairlere bakın, yazarların kalemlerinden dökülenleri irdeleyin, inceleyin Ali Şeker gibi gönlü ve kalbi insan için, insanlık için atan aydınlara denk gelirsiniz. Hayat sorular, sorgulamalar üzerinde kurulup şekillenmiş değil mi? Bu soruları da entelektüeller sormayıp da kim soracak? Politikacılar mı, din adamları mı, para kazanma hırsıyla yanıp tutuşan iş dünyası mı? Çakma sanatçı bozuntuları mı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yazar ve şair Ali Şeker’in “Yaz Yaprağı”, ne kadar amatör izler taşırsa taşısın bence ustanın olgunluk aşamasına tekabül ediyor. Bu anlamda satırların üzerimizde bıraktığı etkiler zengin içeriklerle dopdolu. Hayatı, insanı, çocuğu, doğayı, bilgiyi anlamak, anlatmak isteyenlerin ellerinden kolay kolay bırakamayacakları, öyle kolay kolay unutmayacakları zamanın ötesine sarkmaya aday nadir yapıtlardan biri.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Edebiyat karın doyurmaz diyenlerin ne kadar haklı veya haksız olduklarını bilmem ama bildiğim, ciddi ve nitelikli yapıtların zihinsel açlığımızı doyurmaya yettiği. Bunların içerisinde anı güzelleştirip şenlendiren olduğu kadar, aynen bu çalışmadaki gibi her daim döne dolaşa okunıp tat ve keyif alınacak nice nüveler yüklü, çok katmanlı ve boyutlu, hazmı kolay ve ani olmayan, soran ve sorgulatan tarzlar da mümkün. Hiç bitmesini istemeyeceğiniz türden nadir çalışmalardan biri. Sadece tavsiye edilir.</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Süleyman Deve</strong><strong>ci</strong></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/ali-seker-yaz-yapragi-incelemesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Herkesin Aklında Bir Yarını Vardı</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/herkesin-aklinda-bir-yarini-vardi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/herkesin-aklinda-bir-yarini-vardi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 17:50:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9576</guid>

					<description><![CDATA[🌅 Herkesin Aklında Bir Yarını Vardı &#8211; Ali Şeker Çevremizi saran büyük AVM &#8216; lerin cam vitrinlerine dağılmış,]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="819" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-1024x819.webp" alt="ali seker" class="wp-image-9578" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-1024x819.webp 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-300x240.webp 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-768x615.webp 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker.webp 1402w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="9578" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph">🌅 <strong>Herkesin Aklında Bir Yarını Vardı &#8211; Ali Şeker</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Çevremizi saran büyük AVM &#8216; lerin cam vitrinlerine dağılmış, aç açıkta olan çocukların göz hakkını, şimdilik yüreğimin bir köşesine saklıyorum. Ve yüreğim bir kez daha çarpmaya başlıyor…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güneş tekrar doğmak üzereydi. Dışarıda, insanın acısıyla ilgilenmeyen, hınca hınç akan araba trafiği. Mavi gökyüzüne kanat çırpan birkaç beyaz güvercin, özgürlük yüklü. Uçtan uca gurultulu bir şekilde mavi de ötüşüyorlar, evrensel bir resim. Her yere ışık doluşuyor, her eşikten dışarıya açılan kapılar bir bir açılıyor. Sokaklar kanlı canlı canlanıyor. Eğer her gün birbirinin tekrarıysa, ne yazık. Alınan her bir solukta yaşam kendini yenileyebilmeli evrensel bir perspektifte&#8230; İşte ikinci bir gözünde yok sayıldığı somut bir gerçeklik ve karanlık, kapanmayan üçüncü bir göze ihtiyaç var. Evet, yaşamda doğum ve ölüm gerektiği gibi yürüyor&#8230; Ölüm doygun, rengi hiç değişmeyen kumların arasında, tek Tanrı &#8216; ya inanan Kenan ilinde ardılların birbirini boğazladığı, mağdur ve egemenlerin savaşı&#8230; Ateşin çaldığı ıslık kulaklarımızı sağır ediyor. Sakin, sakin bir mavi de özgürlük kokan bir hava. Kuşlar havalandığına göre insan güzel duygular içinde kendini yaşamın çok renkli seslerine bırakabilir. Bilimin çözemediği, açlık, eşitlik, ölüm girişimi çözülemeyen kör bir denklem olarak önümüzde duruyor. Aslında hepimiz zihninde olmasa da bir cevabı var, sınırsız- sınıfsız bir dünya, bir ütopya&#8230; Nasıl olsa gelecekte her şey milyonlarca kez yenilenecek, şu an içinde kendimizi avutabiliriz&#8230; Anayasaya mahkemesinin bireysel başvuruyu ötelediği, bir Türkiye gerçekliği beş senelik zaman dilimi. Ne de olsa insanız, hepimizin bir dayanma gücü var&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilimin ve insanlığın pratik sonucu: Mesela dünyada azda olsa var olan bir şeyi, &#8221; polisin silah taşımadığı, ordusu olmayan bir ülkeyi &#8221; düşlediğimizde onu yeniden yaratırız&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Düşüp, kalkmak, yok olan bir şeyi, yaşadığımız ülkede herkese hukuku yeteri kadar talep etmek de, çünkü henüz hiçbir şeyin bitmediğinin bir kanıtı, arzuladığımız bir yarındı&#8230; Tek adam otokratik bir sistemle yönetilen ülkemizde, Asgari hukuksal normların askıya alındığı bir ortamda, kara para aklayan aklayana. Altın tozlu kahvelerin kıkırdayarak içildiği, paraların kadın saçlarının üstüne rulo süslemeleriyle cansız çiçeklendiği bir bahçe, zorba &#8211; illegal türevlerini çoğaltıyordu. Ulusal servetin tam bir eşitlik içerisinde bölüşülmediği, bu şatafattan en gelişkin gün ışığı bile utanır. Hem bilgi, bilge insan olmak nedir ki? Cehaletin yanında&#8230; Bir yarayı bir muskayla iyileştirmediğimize göre, saplantı halinde bir başkasına inanç yoluyla, bir şeye körü körüne inanmasını beklemek de neyin nesi…</p>



<p class="wp-block-paragraph">İktidar gücü ellerinde olup da vesaire, sarayda orda burada rahatlık içinde kokuşanların yanı sıra, hiçbir şeyi olmayanların da dünyalık adına baştan çıkarıcı, biat ederek sürüleştiği bir kokuşmuşluktan dışarı çıkmıyorlar. Başı açık &#8211; kapalı, sıkma başlı, cepleri altın ve para yüklü, kalçalar zevkten kıkırdıyordu, başkasına verdiği en değerli öğüt ise başparmağını bile oynatmadan, çal çırp senin de olsun öğüdü&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güneş tekrar doğmak üzereydi&#8230; Yaşam nasıl da kendi doğal akışı üzerine üşüşüyor, yine en aşağıda karıncalar hevesle bir buğday harmanını alıp taşıyorlar. Besin zinciri içinde avcı olanların yasaları hiç değişmemiş, aynı ustalıkla devam ediyor…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, uçurumun kenarına geldiğimizde, karşıya geçmek için bir köprü, kanatlanıp uçamayacağımıza göre ortak bir akıl gerek&#8230; Doğa bir kez daha bizlere gerçeği kendi ritmik sesleriyle fısıldıyor. Bir koyunun diyalektiği: bir sürüde arka ayaklar hep ön ayakları takip eder diyor&#8230; Adalet, hukuk, özgürlük ve sosyal birey olmanın amacını kavramayanların, vicdan heybeleri boş boş bir emre ve tek akla zincirli. Boynuna altın takanların çokluğu, açlığı yokluğu vaat ediyordu. Bu kadar zenginliğin bol olduğu bir ülkede, okul kantinlerine, &#8221; utanç çetelesi &#8221; yokluktan kaynaklı yeni bir uygulama, askıda gevrek sofrasına bugün hangi çocuk oturacak?&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kim bilir&#8230;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplum dinamiklerinin birde besleyici metafizik duygusunun bıraktığı ağır giysilerde eklenince, bu uzun erimli suskun birliktelik tam yirmi iki seneliğe özgü bir sığınak olarak görülmeye başlanmıştı bile. Ve bu kokuşmuş vahşi &#8211; kapital bir zafer çığlığıyla bir arada yaşamak oldukça zor. Her nedense adaletin ağır basan, eşitlik terazisi hep toprağın altındaki huzuru, mertliği saklıyordu, herkese eşit bir şekilde…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Baştanbaşa özgür insan&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Acılarını karanlığın içinden açığa çıkarıp, güneş salkımlarının üzerine serpiştirdi. Ve korkmadan kalabalığa haykırdı, en güzeli dışarıda ya deli bir rüzgâr ya da kahraman bir bahar olmaktı. İşte bende aşağılarda bir yerdeyim, sabahın ak ışıkları içinde&#8230; Yeryüzünün rengârenk çiçeklerini bir düşünsenize, hangi insan bu kadar güzel giyinebilir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Işığın salkım salkım memeleri karanlıkta boğuşuyor, özgürlük vermeye yüz tutmuş barış kokuyordu bir yerlerde. Bizlere: Hayatta bu kadar da olmaz dedirtmeyen, sokağa karışan farklı insan kümeleri önümüzde duruyor. Evrensel dünyada kabul gören bir gerçekti. Tüm parçaların mükemmel bu denli bir arada oluşu, yaşamda farklı olmanın bir ödülü olsa gerek&#8230; Sen kendini tek adam, tek sembollerin esirgeciliğine bırakan insan, öteki dediğimiz, bütün acılar gün ışığında bir bir görülmeye başlıyor. Ben de yüreğim, birde özgür insanın söz geçiremediği bir yüreği var, birileri hâlâ gün ışığında çocuk kalplere kötülük ekiyor.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güneşli havada nadasa duran toprak kollarını açmış. Yeter ki, ekici tarlasını ekmeye gitsin, her bir tohumun besleyebildiği onlarca canlı varlık iç içeydi. Yine bir yerlerde tankı &#8211; topu &#8211; tüfeği olan beyaz insan, toprağı bil fiil canlı- cansız varlıkları katlede dursun. Ateş bir adım ötede gelip bizleri sarıyor.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun yanında bir el veriyor, öteki el alıyor, hayat devam ediyor. Azda olsa toprağı hem ekip hem de biçenler, kumaş dokuyan, ip eğiren eller, insanlığı emeğin görkemiyle giyindiriyor. Umutla toprağa bakan binlerce insan yüzleri, pırıl pırıl parlıyordu. Işıkta işleyen eller özgürlük ve açlığın sesini bir kez daha açığa çıkarıyor. Tüketici haberin olsun: Bir tohum daha toprağa düşmeyi bekliyor. Bakın! Kocaman ağız dolusu bir gün ağarıyor, yenilmez basit düşler her an aklımıza gelebilir. Mesela çocuklar için yürek yüreğe barış gerekli, gerçeğini hep birlikte yüksek sesle dillendirebiliriz…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zıttı olan her şeyin bir reçetesi var, mesela birbirini tamamlamak gibi… Sessizliğin içinde, hareketin düşleri bana çocuk sesi ve kuş cıvıltılarının olduğu ertesi güne yürümenin bir ön hazırlığıydı, yepyeni bir yaşama doğmak için…</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Ali Şeker&nbsp;</strong></p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/aliseker.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/herkesin-aklinda-bir-yarini-vardi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/aliseker.mp3" length="851904" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>İki Kaşının Arasına Güneş Oturmuş</title>
		<link>https://vartoname.com/yazar-ali-seker/iki-kasinin-arasina-gunes-oturmus/</link>
					<comments>https://vartoname.com/yazar-ali-seker/iki-kasinin-arasina-gunes-oturmus/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2026 09:24:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9168</guid>

					<description><![CDATA[İki Kaşının Arasına Güneş Oturmuş Bir yanımız güneşin alnındaki fakirliğe oturmuş. Diğer yanımızsa karanlıkta birbirini görmeyen tarafına gömülmüştü,]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-full sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1022" height="497" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/yanlizlik-varo-ali-e1780477953278.jpeg" alt="yanlizlik varo ali e1780477953278" class="wp-image-9169" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/yanlizlik-varo-ali-e1780477953278.jpeg 1022w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/yanlizlik-varo-ali-e1780477953278-300x146.jpeg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/yanlizlik-varo-ali-e1780477953278-768x373.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 1022px) 100vw, 1022px" data-mwl-img-id="9169" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="has-text-color has-link-color has-medium-font-size wp-elements-e0cb73fe49f122523a108682aab0eb14 wp-block-paragraph" style="color:#052117"><strong>İki Kaşının Arasına Güneş Oturmuş</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir yanımız güneşin alnındaki fakirliğe oturmuş. Diğer yanımızsa karanlıkta birbirini görmeyen tarafına gömülmüştü, yaralarımızdan bir haberdik. Hiç bir zaman elde olan birle yetinmeyen insanoğlunun aç gözlülüğün yanında, birde yazmak isteğimizin ne bir şeyleri yenen ne de yenilen tek kişilik dayanılmaz dürtüsünün, gördüğü her şeyle her gün işbirliğinin yazı yoluyla gercekleşmesiydi. Yoksa tek &#8211; tek kalemle giderek tekleşen bir arzunun otoriterleşmesi hiç değil, etten kemikten, insana doğru giden terin, toprağın kokusunu taşımaktı. İşte yine savaş, sevinç, acı, ve umut çığlığı önümüzde yükseliyor. Elle dokunabildiğimiz siyah beyaz sayfalar arasında kendi sınırlarını aşan bir mürekkep. Kendine yetemeyen yaşam benliğimiz üç &#8211; dört, beş kitap derken, yazın- düşün amacıma ağır adımlarla yürüyordum. Yaşam, sağlık, sıhhat ve için için bedenin yıpranmışlığı var bir tarafta, zaman sonsuzluğu orta yaşlarda kulağıma yavaş yavaş fısıldamaya başlamıştı. Altmış beş yaşıma yeni adım atarken, sokakta yürüyen bütün insanların kalp atışlarını duyuyorum. Bu kadar varlığın içinde, hepsi yönetenlerin dayattığı bir yoksulluk ve açlıkta birleşiyordu. Ama sokaktaki insan eksiksiz birbirinden ayrışmış, haksızlık, hukuksuzluk, hizmet partizanca tek merkeze bağlanmış, sanki ilahi bir Kelam. Bak çevrene azınlıkta olan her şey bir bir kaybolmak üzere, onları yazmak yazarın görevi olmalı. Öğrenmek, yazdıklarıyla geleceğe düşmek, öyle her yazanın düşemeyeceği, dahiyane ve bir o kadar da erimli evrenin güzel bir düşüydü. İçi buğday taneleriyle dolu başağın boyun eğmesi anlaşılır bir şey, gelecekte un olmak, ekmek olmak gibi bir yükü, bir derdi var. Ya sen, görünürde herhangi bir yük taşımıyorken neden boynun bükük. Yoksa bütün acıları yüreğinin içine kabul ettiğin için mi boynun bükük be evlat. Her gündoğumu: topraktan, ağaçlardan ve sokağa karışan insanlardan sabah mırıltıları yükseliyor. İki kaşının arasına güneş oturmuş, yenilmez çok basit düşleri aklına getir. Gerçekleşmesini istediğin bir şeyi etinle, kemiğinle iste isteki o düşün gerçekleşsin. Bazen güneş ne kadar saklanmaya başlasada, hafif bulutlu, ağız dolu yeni bir gün doğmaya başlıyor. Toprak capcanlı, bereketli onlarca canlı açılıp kapanıyor. Doğa bir doku gibi üzerindeki tüm canlıları beslemeye başladı, ne kadar güçlü olursan ol, besin zinciri içinde stoka yer yoktu. Ve doğa bu küçük çıglığını biz insanlara saklıyor, kulağımıza küpe olsun diye. Ya sen en aşağıdaki insan, kendi ellerinle seçimini yaptığın bir başkası seni yoksuluğun içine sürüklüyor. Ve bu hiç adil değil, kişi gerektiğinde iradesini babasına bile vermemeli, çözümlenmiş böyle bir matematik silsilesi de önümüzde duruyor. Hayatın yaşam felsefesi yere düşüp kalkmasını bilen insandan bir cümlede olsa bir şeyler öğrenmekti. Sen de yere düştüğünde başka toprak parçalarını beklemeden, kendin kalkmasını ögrenmelisin. Ne kadar açılıp kapansa da, insan yüreği gibi direnen mücadele eden ışığa bir daha bak. Anlaşılan o ki, insanın tekrar yüreğinin titreyip ayağa kalkmasını sağlayacak, dayanılmaz bir isteğinin olması gerekiyor. Kendini ortaya koyan ortak aklın deneyimi, bize gösteriyor ki, insanın kendi eksiğini itiraf etmeside bir şeyleri başarmanın en doğru biçimidir….</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph">✍ <strong>Yazar Ali Şeker</strong></p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/yazar-ali-seker/iki-kasinin-arasina-gunes-oturmus/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toprak Hiç Seçici Değildi</title>
		<link>https://vartoname.com/yazar-ali-seker/toprak-hic-secici-degildi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/yazar-ali-seker/toprak-hic-secici-degildi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2026 17:22:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8918</guid>

					<description><![CDATA[Toprak hiç seçici değildi, mükemmelliğe bakmaksızın, gülüyle &#8211; dikeniyle her şeyi bir bütün olarak bağrına basıyor. Evet, erdemli]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ali-seker-toprak-1024x683.jpg" alt="ali seker toprak" class="wp-image-8919" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ali-seker-toprak-1024x683.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ali-seker-toprak-300x200.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ali-seker-toprak-768x512.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ali-seker-toprak.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="8919" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">Toprak hiç seçici değildi, mükemmelliğe bakmaksızın, gülüyle &#8211; dikeniyle her şeyi bir bütün olarak bağrına basıyor. Evet, erdemli olan insanın varlık nedeni de seçici olmak değildi, hep eksik, kusurlu oluşunu sever. Yeni bir günde, düştüğü yerden tekrar kalkmak için, gördüğü bu çoklu pencerede sevecek birilerini, umut edecek bir şeylere sarılır. Yaşam koşullarından ötürü, yaşadığımız yerleri hiçbirimizin seçemediği de, işin bir başka boyutu. Nerede olursa olsun, bir mezar yeri seçmediğimiz de doğrudur. Bir yaprağın dalından düşmesi de bize doğanın bir parçası olduğumuzu hatırlatır. Kısa ömürlü oluşu ne kadar da gerçekçi, doğrudan doğruya dört mevsimin bir parçası. Tıpkı yerden biten bir otun hava aldığı her koşulda, her yerden bitmesi ne kadar da geçici. İşte her gün üzerinden yürüdüğün kaldırım taşlarında boy vermiş yemyeşil. En altta bir karıncanın tek başına buğday tanesini taşıması, kolektif güçten bir haber, topraktaki telaşı da yalnız ve güzel. İnsan eliyle mevsim normalleri üzerinde seyreden beş on derecelik artı bir sıcaklık: birkaç tane kedi yavrusu, varoluşların kapı önlerine konan, plastik su kaplarına kafalara daldırıp çıkarıyorlar. Yapılacak bir şeyler her zaman vardı, kanatları olsa mutluluktan uçacaklar, var olana biraz saygı yeterli. Onlar farkında olmazsa da, günü birlik bu pratiği yapanların, gözlerindeki mutluluk adeta okunuyor. Mili ve yerli semboller kadar, açlığın hiçbir zaman insanları bir araya getirmediğini bu kapitalist sistemde, her gün yeniden öğreniyoruz. Mili ve yerli semboller kadar, açlığın hiçbir zaman insanları bir araya getirmediğini bu kapitalist sistemde, her gün yeniden öğreniyoruz. Paylaşmak, dokunmak zor bir mesel olsa da, güzelliğin ve sevdiğimiz şeylerin bir anlamı vardı. Gerçek yaşamın taa kendisi, ne kadar da bize benziyor değil mi? Toprağı bir soluk havalandıran solucanın taşla olan dostluğu da orada, ayrık otlarıyla boy vermiş, yağmur sonrası yaşam belirtisiyle bir kez daha havalanıyor. İşte görebilirsen bir taşın, bir solucanın varlığı da orada duruyor, dokunabilirsin. Körü körüne bir şeye inanmaya gerek yok, kendi acı ve sevincimizle doğanın bir bileşeniydik&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, bu kaçıncı iç sızlayışlarım. 1966 Varto depreminden sonra her aileden olmasa da, okuma yazması olan insanlarımızın büyük bir bölümü 1968 yılında Almanya’ya işçi olarak gönderildi. Dördüncü kuşağımız olan anne ve babalarımız doğduğumuz toprakların birkaç göz uzağında, ikinci doğa dediğimiz herhangi bir toprakta, ebedi mekânlarda toprağa emanet edilmesini evrensel bir kompozisyon içerisinde görmek de doğru bir gözlem olarak önümüzde duruyor. Hayatın akışı içerisinde, doğarken doğduğumuz topraklara, burada kalacağımıza dair bir sözümüz de yok. Yoksulluktan ötürü, dünyada adım atmadığımız çok az yer var. Çünkü annelerimiz ve babalarımızın da birçoğunun öleceği yeri biz ardıllarının belirlediğinden haberleri yoktu. Eksik bir tarafımız, kusurlu ama oldukça güzel. Yine parçası olduğumuz doğal bir dünyada, farklı coğrafyalarda yeni şeyler görmeye devam ederiz. Ve başka yerlere gittiğimiz sürece, zihnimizi meşgul eden var olma nedenimizle hep burada kalırız. İkinci doğa biraz daha bekleyebilir&#8230;</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Ali Şeker </strong></p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/yazar-ali-seker/toprak-hic-secici-degildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ali Şeker Yorumuyla Kirmanckî  (Zazakî &#8211; Dimilî) Şiirler</title>
		<link>https://vartoname.com/siirler/ali-seker-yorumuyla-kirmancki-zazaki-dimili-siirler/</link>
					<comments>https://vartoname.com/siirler/ali-seker-yorumuyla-kirmancki-zazaki-dimili-siirler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 May 2026 07:01:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiirler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8769</guid>

					<description><![CDATA[Ali Şeker Yorumuyla Kirmanckî (Zazakî &#8211; Dimilî) Şiirler Yazar ve şair Ali Şeker, zaman içinde seslendirdiği Kirmanckî &#8211;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-video sabit-foto"><video height="224" style="aspect-ratio: 400 / 224;" width="400" controls poster="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/Zazaki-Dimili.jpg" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ali-seker-video.mp4"></video></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Ali Şeker Yorumuyla Kirmanckî  (Zazakî &#8211; Dimilî) Şiirler</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yazar ve şair Ali Şeker, zaman içinde seslendirdiği Kirmanckî &#8211; Zazakî &#8211; Dimilî şiirleri tek bir videoda bir araya getirdi. Videoda sırasıyla Bedriye Topaç&#8217;ın &#8220;Ey Yar&#8221;, İhsan Espar&#8217;ın &#8220;Ez To Pawena&#8221; ve Akman Gedik&#8217;in &#8220;Şilîye&#8221; adlı eserleri yer alıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Goştariye şîîran zonê ma de zî weş a&#8230;&#8221; diyerek şiirleri kendi dilimizde dinlemenin güzelliğini vurgulayan Ali Şeker, çalışmasını şu derin düşünceyle taçlandırıyor:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Ve bir noktadan sonra: Sevilen değil, bilfiil insan ve doğanın bütünselliği seven biri olarak yaşamak masumiyetin kendisi&#8230;&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüreğine ve sesine sağlık. Keyifli dinlemeler.</p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/siirler/ali-seker-yorumuyla-kirmancki-zazaki-dimili-siirler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ali-seker-video.mp4" length="3586904" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>Yazar Ali Şeker &#8211; Düş Gören Yazar</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/yazar-ali-seker-dus-goren-yazar/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/yazar-ali-seker-dus-goren-yazar/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2026 15:16:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8624</guid>

					<description><![CDATA[Düş Gören Yazar Bil fiil her şeye her yere baktım hiçbir şeyi ayırmadan, her şey bir arada. Ama]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-full sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1022" height="502" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/aligunes-varto-e1779290068364.jpeg" alt="aligunes varto e1779290068364" class="wp-image-8625" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/aligunes-varto-e1779290068364.jpeg 1022w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/aligunes-varto-e1779290068364-300x147.jpeg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/aligunes-varto-e1779290068364-768x377.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 1022px) 100vw, 1022px" data-mwl-img-id="8625" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Düş Gören Yazar</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bil fiil her şeye her yere baktım hiçbir şeyi ayırmadan, her şey bir arada. Ama insanın insana ne kadar uzak ne kadar da yakın olduğunu gördüm…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Baharın çiçekleri beklediği gibi bende düşünce gerektiren yalnızlık duygusuyla, kafamın içindeki düşüncelerden olsa gerek, bazen pazar günleri evden dışarı çıkmıyorum. Tutsak olmak sadece dört duvar arasında olmakla ilintili bir şey değil. Kapalı bir yerde olsa, insan kendini orada özgür hissedebilir. Dışarıda olmanın bizlere verdiği bir pratik&#8230; Eğer her şey birbirinin tekrarıysa ne kadar yazık değil mi? İnsan özgürlüğü daha iyi anlamak için, bazen kendini kendi karanlık yanına bırakabilmeli. Evet, bugün günlerden yine pazar Eylül ayının ortaları; kapı eşiğinden dışarı adım atmıyorum. Bırakın da kalabalığın içine kötü enerji yayan insanlarla aynı sokakta yürümeyi bilerek isteyerek erteliyorum. Genelde gün ışığında, yaşamın somut hallerine dokunan seslerle sokağa çıkmayı daha uygun görüyorum. Çağımızın hastalığı olan tüketim araçlarından bir nebzede olsa, bir kaç saatliğine uzaklaşıyorum. Evet, doğal güzellikler arasında buda benim doğal kusurum olsun. Aynı gün, aynı mevsim, aynı tekrar, masalımızdaki ben &#8216; ler giderayak dedemin yaşında, özgürlüklerden yoksun, düşüncenin üstesinden gelemeyen gençler büyüyor memlekette, işte memleketten terki diyar&#8230; Tek tipleşen zaman boşluğunda hâlâ sadakatle bana bir ekmek hünkârım değip zaman harcayanların sayısı giderek bir bir artıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gün daha biz yerimizden kalkıp, ona ağız dolusu bir gülümsemeyle dokunmadan, ona beyaz insanın yüklediği küçük bir iyilik &#8211; onca kötülükten sonra, patlayan bombalar eşliğinde &#8211; gerçeğin tek rengi olan kanlı &#8211; canlı giysileriyle gün kendi yatağına çekilir. Her bir günün siyah mı, beyaz mı, ya da gri olduğunu, ürkek bir şekilde adlandırmaya çekinen egemen vicdanlarda suskun. Yerküre üzerindeki dünya insanı, kendi kapısının önünü süpürürken, insan ve doğadaki tüm canlıların eko sistemin nasıl topyekûn katledildiğini, bir günün kötü haberlerle nasıl dolu olduğunu görüyor ve sonrası yok o kadar. Yerdeki kumların kalelerine çocukların gözyaşları, beton binaların saçaklarından nasıl aşağıya doğru dökülüyor. Biz daha bir günü anlamadan gün yine bitiyor&#8230;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Para ve zamanın eş değerde olduğu bir dünyada, hiç bir şeyin etkileri güçten bağımsız değil. Böyle bir günde tüketimden uzak, kendimi kendi yalnızlığıma bırakıyorum ve her yer tüm aydın&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şiirden uzaklaştıkça sokaktaki insan manzaralarının hallerini daha çok dert edinmeye başladım. Çünkü hâlâ orada burada inleyen insan mırıltıları arasından çıkıp çıkmayacağım belli değil. Sokağın kıyısında iliklerine kadar ıslanmış bir çocuğu, sokak köpeklerinin altmış ikiye nazire eden cezbedici rahatlığı, kaldırımda çiçeklenen canlı hayvan ağacı. Market zincirlerin sokağa taşan reyonlarında etiket yoklayan insanların cep titizliği, bu birbirine uymayan seslere birde araba trafiğindeki korna seslerinin inişli çıkışlı tiz sesleri. Bütün bu bağırış çağrışmalar havaya direngenlik ve kendine güven veriyordu. Yazınsal bir fıkrada tekrar tekrar tekrara düşmekten öyle korkarız ki, bu korkumuz daha önce yazdığımız edebi bir metinin ya bir üst seviyesini yakalamak için, ya da istediğimizin çok gerisine de düşebiliriz. Bir yerde olgun, usta olmanın, kendi beninin en derin sesi olmanın da hata yapıp bir konuyu savsaklayabileceğini veya istemediği bir biçime insan bürünebilir. Yazdığımız düzyazı ustaca bir metin olarak bizi sarıp sarmalayabilir o kadar. İnsan bazen insan kümeleriyle örtülü sokakları, kenti, kırı, en güzeli dışarıda kanat çırpan martıları ve denizi görmeyebilir. Bir başka yazıda gördüğümüz veya göremediğimiz şeyleri farklı bir anlatımla tekrar tekrar karşılaşabiliriz.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Düş görmek bedava olduğuna göre zihnimize gem vuran herhangi bir el, herhangi bir fakanda yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, &#8221; her sanat dalının kendine göre bir düşü vardır. Mesela: Tek renk olan gökyüzü ve denizin mavisine sen &#8211; ben âşık olabiliriz. Düş kurmaya herhangi bir disiplinde gerekmiyor, sadece zihnimizin bir talebini yerine getiririz. Herkesin zihninde, her yerde tek renk olan gökyüzü farklı &#8211; farklı çağrışımlar yapabilir. Oysa yeryüzünde özgürlük ve mutluluk hakkında ne kadar az sözcük vardı zihnimizde. Özgürlük dokuyan bir kuşun kanadında, sınırsız bir dünyaya adım atarken de özgürlüğün farklı bir boyutunu tadarız. Ağırlık, boy uzunluğu, bir insan boyu gölgemiz, cep &#8211; cepken şişkinliği ve yer kaplama hacimlerimizin farklı farklı olduğunu görür ve hiçbir koşulda eşit olmadığımızı anlarız, bu çok iyi. Albert Einstein dediği gibi &#8221; Hayal gücü bilgiden daha önemlidir.&#8221; Bizler sokağa karışırken de bir beden ve üzerine giydiğimiz giysiler dışında ağırlık yapan payandalarımız da yoktur. Gökyüzü hafif bulutlu, farksız ışık kırıntıları bulutların arasından başkaldırıyor, tek yenilmez. Ağaçlarda kalan son yapraklarda hüzünlü toprağa düşmek üzere, inip düşeceği yere ölmesini bekliyor. İyi bir gün: yalnız başımızayken boş bir sokakta ana dilde ıslık çalarak yürüyebiliriz. Açık alanda kendimizi insansı, çoklu bir fikir dünyası içinde görebiliriz. Dolayısıyla evrensel bir kompozisyon içerisinde, en aşağıda ayak bastığımız toprak parçası, adım attığımız her yer bizimdir, düşünü düşlemekte hiç bir sakınca yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğanın, stok, aç gözlülüğe ve egoya besin zinciri dışında izin vermediği, gerçeğini bulup çıkarmamıza vesile olduğu için kendimizi o an içinde toprağı seven biri olarak görüp mutlu olabiliriz. Evet, bu, hayatın akışı içinde her şey öylesine doğal ki gelişi güzel, bir taşın dostluğu gibi gördüğümüz her şey, aha şurada. Nasıl olsa maddi anlamda bizden çok şey isteyen fazlalıklarımız zaten hiç olmadılar. Ve bence bu düşü görmek de ne bir yasak, ne de bir kelepçe vardır. Yine de, yaşamın içine bakarak kötü, adaletsiz, hukuksuz olan düşüncelerimize, bugünden nokta koymanın zararı yok. İşte bu gerçekleşmesi zor olan bir ütopyada, yazılan &#8211; çizilen her şey yazarın kendi beni&#8217; dir. Yazar yazarken de görmek istediği birçok düşünü kaleme alabilir. Elbette düş gören yazarında bir bildiği var. Değil mi?</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Yazar Ali Şeker&nbsp;</strong></p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/yazar-ali-seker-dus-goren-yazar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öyle hazırlıksız ki, besbelli toprağa ayak hiç basmamış</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/oyle-hazirliksiz-ki-besbelli-topraga-ayak-hic-basmamis/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/oyle-hazirliksiz-ki-besbelli-topraga-ayak-hic-basmamis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 15:55:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8342</guid>

					<description><![CDATA[Hayatımızın hareketi her zamanki normal akışında akmaya devam etmez. En sevdiğimiz deneme kitabının sayfaları arasına bu sıcakta karışmak]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="683" height="1024" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/varto-aliseker-683x1024.png" alt="varto aliseker" class="wp-image-8345" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/varto-aliseker-683x1024.png 683w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/varto-aliseker-200x300.png 200w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/varto-aliseker-768x1152.png 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/varto-aliseker.png 1024w" sizes="auto, (max-width: 683px) 100vw, 683px" data-mwl-img-id="8345" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph">Hayatımızın hareketi her zamanki normal akışında akmaya devam etmez. En sevdiğimiz deneme kitabının sayfaları arasına bu sıcakta karışmak &#8211; okumak, benim için güzel olan bir alışkanlığı yarına ertelemekti. Bir yerden sonra başlamak, yerinde oturup hiçbir şey yapmamaktan çok daha iyidir. Tabii ki, yaşam içerisinde eksik yanlarımız hep olacaktır. İnsan aklı, İnsanoğlunun bencilliği, açgözlülüğü ne kadar istese de, bütün olan bir şeyleri, elde etmek, yakalamak hiç bir zaman gerçekleşmez. Her şey benim olsun mantığı, kendi egosuna yenik düşmekle yetinir o kadar. Doğru olanda, yaşamın kendi diyalektiği içerisinde olması gerekende budur. Doğa ve gerçeklik, hiçbir şeyi bir bütün halinde, hiçbir canlı varlığa ya da bir toplum yönetimine, bedel ödemeden, &#8221; ölmesini bilen özgürlüğü tadar &#8221; emeksiz sunmaz. Eğer bunun aksi olsaydı yaşamın hiç bir anlamı olmazdı. Bu da bizi hayata bağlayan, temel etmenlerden başından gelen bir matematiktir…”&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşamak için kapı eşiğinden dışarı adım atmak ve sokağa karışmak gerekiyor. İsteyerek bilerek bir konu hakkında, dayanışmak, ortak payda da buluşmak, kolektif bir çalışmayla bir araya gelmek de başarmanın yarısıdır. Hiçbir şey emek &#8211; çaba sarf etmeden, işte ben buradayım benim meyve ağacımdan bir dal koparıp alabilirsiniz, demeyeceğine göre, bir zahmet kendi başımıza kolları sıvamak gerek. İhtiyacımız olan insani bir şey, öyle kolay kolay gelip ellerimizin arasında, bir nesneye, bir kâğıt parçasına veya bir düşünceye hemen dönüşmez. Ama her bilgiyi, her ağırlığı kaldırmak, her insanın taşıyabileceği bir şey değil. İşte tüm yetkiyi elinde toplayan tek adam otokratik sistemin kaldıramadığı bir ağırlığın altında ezilmesi gibi bu da unutulmamalı. Dokunmatik nesnelere dokunan çocukların madeni iniltisi, yıkıntılar arasında öyle tek düze öyle hazırlıksız ki, besbelli toprağa ayak hiç basmamış. Herkesin kendi rengini bulmaya çalıştığı bir dünyada, yaşam ve zaman herkes için farklı akıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2023 &#8216; ün Temmuz ve ağustos aylarında, sıcaktan iyice bunalmış olsan da, yaşamın güneşte hareketsiz kaldığı bir mevsimdi. Sanki suç en gelişkin silah olan güneşteymiş gibi hayatına yeni suç seçenekleri giriyor. Bilirsin; Hayatın hızını ifade eden sıcaklık, öylesine sebepsiz gelişi güzel hayatımıza girmedi ki&#8230; İçimde günlerdir dokunamadığım birçok gerçeğim vardı herkes gibi. Mesela okumaktan uzak kaldığım bir alışkanlığımda, bu senenin sıcaklarına karışmak istercesine zihnimi oyalayıp duruyor orta yerde. Eğer insanın yüreğinde taşıyamadığı bir yarası varsa ki, onu bilimsel anlamda tedavi etmesi gerekiyor. İki kere iki dört eder gibi somut bir gerçeklik önümüzde duruyor. Her insanın içinde tamamlayamadığı birbirinden ayrılmaz bir heykeltıraşın yontusuna ses veren madde ve ruh hali, her haliyle devam eden bir yapım süreci diyalektiği vardı. Havalar sıcak olsa da, sabah sabah güneşte yıkanmış çocuk yüzlerine, şimdilik kendimi bırakabilirim. Çünkü çelişkileriyle birlikte bizi yepyeni bir gün bekliyor. Ve daima şu anın hareketiyle eksik yanlarımızı tamamlamaya çalışırız. Bitmek bilmez tüm farklılıklarımıza karşın, her onurlu insanın bir gayesi vardı o da inadına yaşama tutunmaktı. Bunun dışında kalanlarsa, &#8221; senin olan bir çulun senindir, benim olan çok katlı servetim benimdir, &#8221; anlayışında bal tutan parmaklarını yalayıp duruyor milyonlarca bedenden, kibir &#8211; üstenci bir dil aşağı sarkıyor. Sizin değerler dediğiniz şey sadece çoğunluğun inancı içinde benim inancımı eritmekse, ben buna itiraz ediyorum. Ve ben yalnız başıma bir taşın varlığına değer veriyorum ve de inanıyor…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeryüzü ve gökyüzü arasında canlı &#8211; cansız tüm varlıklara yetebilen her şeyi, bugünden ne olacağını bilemediğimiz geleceğe bırakmak ne güzel bir matematik. Her insan kendini tüketirken bunu düşünmekle yükümlü olsa, dünya daha da yaşanabilir bir yer olurdu. Her şeyi tüketmek ne kadar kolay ve zahmetsiz. Ama olması gereken zorluklara karşı çıkmak, bu çok insani farklı bir boyut. Yaşamda her ne kadar aşılamaz sınırlar, ayrımcılık, keskin yasalarla önümüzde duvar olsa da, yazın &#8211; düşün sanatında tüm bu sınırları ve ayrımcılığı yazarın beniyle kitap sayfaları arasında aşabiliriz. Sıcaklar, küresel iklim değişikliği beni bu alışkanlığımdan git git uzaklaştırıyor. Uzaktan sadece kitap kapaklarına bakıp günü geçiştiriyorum. Bir yazarın metafizik yönüyle kitap sayfaları arasına isteyerek karışmak, çok istesem de bu sıcaklarda bu isteğime şu an set çekiyorum&#8230; Şimdilik beni mutlu eden bir şeyler bekleyebilir. Elektrik lambasının ışığını dinlendirip, karanlık ev ortamında zihnimi oyalayan bir filmi seyretmek fikri orta yerde duruyordu. Ama bir kitap okusaydım, yazarın herhangi bir konu hakkındaki tamlamasına kafayı takıp, bütün gün o tamlamayla cebelleşip bir günü tamamlamaya çalışırdım. Sonbaharda yaprak döken bir ağacın, her gün bedeninden bir şeyler eksilirken, kendini yenilemeye bırakması, iyi ve kötünün çok ötesinde artı ve eksinin mevsimsel bir gereğiydi. Mevsimsel bir gereğiydi. İşte kitap okumak da benim için bir dinginlik, zihni diri tutan tarifsiz bir mutluluktu. Ve şunu çok iyi biliyorum ki, nereye gitsem içimdeki kitap okuma boşlukları da benimle birlikte gelmekte. En azından kitap okurken hiç kimse beni kandırmıyor adeta dinleniyorum. Ve nihayet anlıyorum içimde taşıdığım okumalar, kelimeler gelip geçici bir heyecan değildi, benim için…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güneş yana yana dizilmiş tek katlı evleri, toprak rengi kokan yolları aydınlatıyordu. Küçük çocuklar bakışlarında, buğday tanelerini zar kanatlı kollarıyla, gün ışığına taşıyan karıncaları görüyordu&#8230; Gökyüzü penceresi sonuna kadar açıktı; açık alanda başaklar filizlenmiş, bir buğday tarlası başaklardan taçlar taşıyordu güneşe. Nesli tükenen, dinozorlara inat! Karıncalar bir daha ölmeyecekmiş gibi beşinci boyut boşluktan toprağa doğru ölümsüzlüğe yürüyorlar. Ve bireysel gücün tiranlığına bulaşmadan, yeryüzünde küçük zar kanatlılar olarak kalması ne mükemmellik&#8230; Ve somut olarak gördüğümüz bir şey, tek mavi renk, tek çatısı olan bir dünya&#8230; Barutun kokmadığı yerlerde, gökyüzü, güvercinler sürüsü geçmiş gibi, buğusu üzerinde insan sevgisi, kendini yeniden yaratıyor. Bazı coğrafya ve kimliklere karşı ise kalpsizdi, yıkıntılar arasında yalnız kendi acısına kraldı. Her halükarda güneşte yıkanmış kanatlar ve püsküller özgürlük kokuyordu tek mavinin içinde. Anlaşılan o ki, tüm dünyada arzulamadığımız tek şey barıştı…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali Şeker&nbsp;</p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/oyle-hazirliksiz-ki-besbelli-topraga-ayak-hic-basmamis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ali Şeker &#8211; Hardo Dewrêş &#124; Bingöl Dağları Zazaca Şiir ve Nostalji</title>
		<link>https://vartoname.com/kirmancki-zazaki/ali-seker-hardo-dewres-bingol-daglari-zazaca-siir-ve-nostalji/</link>
					<comments>https://vartoname.com/kirmancki-zazaki/ali-seker-hardo-dewres-bingol-daglari-zazaca-siir-ve-nostalji/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 May 2026 07:00:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kirmanckî-Zazakî]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8224</guid>

					<description><![CDATA[BİNGÖL DAĞLARINDA BİR GARİP MİSAFİR &#8220;Hardo dewrêş&#8230;&#8221; Bugün kendi toprağımda, Bingöl dağlarının yamacında bir misafirim. Adımlarım yabancı, yüreğim]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-video sabit-foto"><video height="464" style="aspect-ratio: 752 / 464;" width="752" controls poster="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/vartolu-aliseker.jpg" preload="auto" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/varto-aliseker.mp4"></video></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>BİNGÖL DAĞLARINDA BİR GARİP MİSAFİR</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Hardo dewrêş&#8230;&#8221; Bugün kendi toprağımda, Bingöl dağlarının yamacında bir misafirim. Adımlarım yabancı, yüreğim ise eski bir yangın yeri. Gözümün önünden geçip gidiyor o eski günler; hani o kapısı kilit tutmayan evler, hani o bir selamla dünyaları bağışlayan kadim komşuluklar&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu derin sitemi, Zazaca’nın ruhuna ve sözün kudretine vakıf olan <strong>Ali Şeker</strong>, o kendine has vakur sesiyle adeta bir ağıda dönüştürüyor. Onun dile olan hakimiyeti, sadece kelimeleri değil, o dağların dumanını ve yitip giden vefayı da yüreğimize işliyor.</p>



<p class="sabit-foto wp-block-paragraph">Meğer en büyük gurbet, insanın doğduğu topraklarda &#8220;misafir&#8221; kalmasıymış. O paha biçilemez kadir kıymet, o sıcak sofralar birer hayal olup uçmuş. &#8220;Xwezîbe a roj û saete&#8230;&#8221; Ne mutlu o gün ve saate, Ali Şeker’in sesinde hayat bulan o vefalı insanların duraklarında dursaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Video kaynak: Eğitimci / Sosyolog Hasan Dede</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/kirmancki-zazaki/ali-seker-hardo-dewres-bingol-daglari-zazaca-siir-ve-nostalji/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/varto-aliseker.mp4" length="8323389" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>BIRAKIN GÖĞÜN EN MAVİ YERİNE ÇOCUKLAR YERLEŞSİN</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/birakin-gogun-en-mavi-yerine-cocuklar-yerlessin/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/birakin-gogun-en-mavi-yerine-cocuklar-yerlessin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 May 2026 16:35:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8019</guid>

					<description><![CDATA[İşte, bize rağmen; eğer kurumamışsa yatağında akan bir derenin akışkan sesi orada bize bakıyor, kuş cıvıltıları arasında. Ne]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-full sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1022" height="507" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ali-seker-varto-e1779466400741.jpeg" alt="ali seker varto e1779466400741" class="wp-image-8731" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ali-seker-varto-e1779466400741.jpeg 1022w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ali-seker-varto-e1779466400741-300x149.jpeg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ali-seker-varto-e1779466400741-768x381.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 1022px) 100vw, 1022px" data-mwl-img-id="8731" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">İşte, bize rağmen; eğer kurumamışsa yatağında akan bir derenin akışkan sesi orada bize bakıyor, kuş cıvıltıları arasında. Ne güzel, artık çocukların ellerinde kravat niyetine boyunlarına astıkları ölümcül sapanları da yok. Gökyüzü ve yeryüzü herkesindir, evrensel bir ütopya imgesinden dışarı çıkmayan çocukların varlığını insan görünce bir daha susmalı. Ve ben de susmaya başlıyorum. Efendiler! Efendiler! Zihninizdeki lanetli &#8221; bacak arası &#8221; karanlıkla çocuklara kıymayın, her gün çocukların bir bir hiçliğe gömüldüğü bu topraklarda çocuklara kıymayın! Bırakın göğün&nbsp;en mavi&nbsp;yerine&nbsp;çocuklar&nbsp;yerleşsin.&nbsp;Bu kapitalde, hangi evde adını bilmediğimiz kaç çeşit yoksulluk olduğunu öğrenmeye çalışmak bile bugünlerde zor bir iş. Toplum ve yönetim bu iki zıt uçların çıkarı birbirine dokunuyor ve istemeden olsa da birbirine yardım ediyordu. Güneşin altında hoş olmayan bir görüntü, kir pas içindeki eğitim kurumlarında boyunları bükük çocuklar&nbsp;büyüyor. Sabahın erken saatleri, birden bire içinde kabaran yaşamak umudunu tutamadı, kendi kendine mırıldanmaya başladı. Bazen insan sokaktayken içten içe insanın içini kemiren, zihnini kurcalayan sosyal &#8211; siyasal sorunları yüksek sesle konuşabilmeli. Ve bizimkisi konuşmaya devam etti, insanoğlunun daha çok akla dayalı yargıları olsa da, bazı anlarda kendini bir şekilde, çoğunluğun metafizik yönüne, çıkarları doğrultusunda kapatabilir. Aynı tornadan çıkmış toplu vatandaş olmak duygusu, ne kadar bencilce bir şey bu. İsterse benden sonra, kıyamet kopsun aymazlığından, utanmadan güneşe yüzsüz yüzsüz bakanların sayısı hayli fazlalaştı. İyi bir vatandaş olmak dışında, insan kötülük kokan her şeyi bir kenara bırakmalı. Sınırlar, hava sahası, karasuları, yaşadığımız ülke derken, ancak göz hizasında gördüğümüz kadarıyla gökyüzü bizimdir. Üzerinde gezindiğimiz topraksa, özel mülkiyet, kapitalizm, sosyal adaletin adil bir şekilde paylaşılmadığı genel bir dünya düzeninde; sadece ayak bastığımız toprak parçası bizimdir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üzerinde gezindiğimiz topraksa, özel mülkiyet, kapitalizm, sosyal adaletin adil bir şekilde paylaşılmadığı genel bir dünya düzeninde; sadece ayak bastığımız toprak parçası bizimdir. Bilim bize böyle söylüyor. Ey insanlık size sesleniyorum. Eylül ayının sararmış yaprak döküntüleri arasında ilkbaharı beklerken, ilkokula yeni başlayan&nbsp;çocuklar&nbsp;hiç mutlu değil; devlet okulları da bu kötü ekonomik koşullardan oldukça nasibini almış, &#8221; itibardan tasarruf olmaz &#8221; çerçevesinden dışarı çıkmayan bir cumhurbaşkanı kamyonetlerle Amerikan sokaklarında, yanıp sönen şatafatlı ışıklarla kendi reklamını yapıyor. Bütün bir ülke tek parmak, tek bir kişiyle ilgilenmeye başlayıveririz. Artık ayaklarımızın yere değmediği ekonomik &#8211; sosyal, hukuksal eşitlik alanlarında otlarda bitmiyor. Siz ekonomiyi bana bırakın dediği günden bu yana, üç seneye yakın bir zaman aralığı geçti. Nas modeli ekonomik koşulların tek düzelliği bütün ülkeye yapışmış, bu fakir havayı derin derin içine çeken, koca koca kalabalıkların yoksullaştığını herkes görüyor. Tepeden tırnağa gökyüzü dingin&nbsp;mavi&nbsp;yüklü, yerin en yakın noktasında aydınlık parıl parıl parıldıyor. Gün ışığıyla birlikte sokaklarda insanlar belirmeye başlıyor, hava eskisi gibi sıcak ve bunaltıcı değil, temmuz ayının aşırı sıcak günlerin gelgeç ligini insana yaşatmıyordu, eylül ayı.. Ne yazık ki, gözle görülen aydınlık hiç bir şeyi saklamıyor, işte her şey iç içe ve doğal akışında. Ayrıca ışık hiç bir şeyi yasaklayıp ayıplamıyor, kutuplarda da bu böyledir, ülkemizde de böyle. İşte sokak ortasında çiftleşen çıplak köpekler herkesten çok kendilerini seviyorlar. Her şeyin kişisel olduğunu bir kez daha bize hatırlatıyorlar. Karanlıkla aydınlığın kol kola gezdiği bu evrende, eşit olmasa da, giyim, kuşam, örtünmek, ilkel toplumlarda bile, &#8221; özgürlük &#8221; çıplaklık anlamına gelmiyordu, çağımızın en güzel meyvelerini çoğunluğun inancıyla yiyen, kadını eve kapatan beyler. İlkel toplumlarda bile kapanmak pratiğinden anladığımız şey, açık bir dille kapkaranlık çarşafların altına girmek hiç değil.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece açık alanda kadın ve erkeğin mahrem yerlerini kapatması yeterli evrensel bir nedendi. Hiçbir şey bizim keyfimiz ve iç sıkıntımız için ne doğuyor ne de zamansız toprağa düşüyor. Günün en karanlık en aydınlık noktasında bile, doğadaki hemen her şeyi yok eden bir anlayış, yağan birkaç dakikalık yağmur, ya da sert esen bir rüzgârla, yıkılmış, harabe olmuş köyler, devasa kentler geride bırakabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her gündoğumu ve günbatımında, yaşam tüm bütünselliğiyle yine kendi bilindik, yemek, içmek, sıçmak ritüelinin yanı sıra azda olsa insanlığın derdi kederiyle ilgilenenlerin varlığıyla devam ediyor. Üzerimizdeki yük ve yorgunluklar hayatın varsıllığı içinde, içinde çok da fazla kalmadığımız süreçlerdir. Kimine az kimisine de çok fazla ellerin ayasındaki yakınlık kadar dokunan maddi bir hayat. Tabiatıyla, içinde çok fazla kalmadığımız acı ve sevinç yanlarımızla sadece yaşamda ayakta kalmak yönünde iradesini kullanan insanlar en aşağıda dürüst, duygular içinde. Ama bir dolu inatla gün boyu hareket eden her şeyi ilk kez görüyormuşçasına titizlikle bakmaya devam ediyorlar. Üstümüzde bireysel bir mavilik olduğu kadar da karanlık ve aydınlık yanlarımızı bir gömlek gibi üzerimizde taşıyoruz. Bu kadar vicdansızın olduğu sokaklarda, bir avuç dürüstlüğe de insan rastlayabiliyor. İnsan dışında: besin zinciri içinde olan canlıların tamamı öleceğini bilmediği bir gerçeklikte, keyfe keder yarını düşleyemez. Her şey aşağılarda kanlı &#8211; canlı rastgele öldürmek, toplu katliam duygusunu insanlar kadar yarıştırmayan besin zinciri içinde olan canlılarda organize bir zulüm de yoktur. Çünkü her şeyi yok etmek üzerine kurulu bir düzeni doğa kendine yasaklamıştır. Bak ahenkle iç içe geçmiş avcıların ustalığı yanında, bir ceylanın süzülüşü, yeşil bir denizin içinde adeta dalgalanıyor. Her türlü güce karşın, bir ceylanın taviz vermeyen koşuşu, iradesi orada boy vermiş koşuyor. Hiyerarşik bir dengede yırtıcılar leş yemenin sırasını sabırla bekliyorlar. Birbirine av ya da avcı olmanın bir ekosistem, doğa gerçekliğinde bizler yine yarını &#8221; hiç gelmeyen bir günü &#8221; düşlemeye devam ederiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Demek ki, henüz ayak basmadığımız bir günü, zihnimizde diri tutabiliyoruz ve bu hiç bir şeyin bitmediğini &#8221; hayat &#8221; bize fısıldıyor. Bu da yaşamda her şeyin çok kolay olmadığı gibi bireysel ve mücadeleci yönümüze kalmış bir matematiğin çözümsüz olmadığının somut bir halidir. Her ne kadar karanlıkla birlikte perdeler her hanede aynı anda çekiliverse de, herkesin hüznü sevinci yine rutin bir şekilde kendini hapsettiği dört duvarıdır&#8230; Biliriz ki, yeni bir gün doğumunda perdeler tekrar saydam camdan çekili verilir, gün ışığı her haneye aydınlıkla birlikte, bir çocuğun gülümsemesiyle doluşur. Kendi yorgunluğumuz bizi bir yalnızlığa kilitlese de yine anahtarı elimizde olan, zihnimizin düşsel bir yolculuğudur. Ve yine kendi çabamızla oradan çıkarız…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, doğanların büyük bir kısmı hiç ölmeyecekmiş gibi hayatta iki elle sarılmış orada, burada hareket halinde. Demek ki, bütün olumsuzluklara karşın soluk alıp veren bir yaşam, gün içinde cebelleşip duruyor. Ve bu iyi bir alışkanlık, henüz yaşamak adına hiçbir şey bitmemiş. Karanlık ve aydınlığın iç içe geçtiği bir dünyada, var olan her şeye yaşam adına saygı duymak, iyi insan olmanın en iyi reçetesi. Bir yanıyla da yalnız kalmak, insanı kendisiyle baş başa kalmasının iyi bir yoludur. Ve tabii ki bunu yazın &#8211; düşün izleğiyle değerlendirebilene aşk olsun. Bu yirmi iki senelik iktidarda, tek bir ses, toplumun gözlerinde bir tek ışık huzmesi yoktu. İkinci gözlerin bilimsel çoğul çalışması karşısında, bu karanlığın dağılıp gitmesi için; bence konuşmak ve bir kitabın sayfaları arasında dolaşmak yeterliydi&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali Şeker&nbsp;</p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/birakin-gogun-en-mavi-yerine-cocuklar-yerlessin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİRBİRİNE BENZEŞENLERİN RAHATLIĞI</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/birbirine-benzesenlerin-rahatligi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/birbirine-benzesenlerin-rahatligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 15:55:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=7629</guid>

					<description><![CDATA[Gökyüzüne açılan herhangi bir pencerede, sen görmesen de; içinde patlayan badem ağacının çiçeği gibi hayatta öne atılan birileri]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img width="640" height="427" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/aliseker-1024x683.png" alt="aliseker" decoding="async" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/aliseker-1024x683.png 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/aliseker-300x200.png 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/aliseker-768x512.png 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/aliseker.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" loading="lazy" />													Gökyüzüne açılan herhangi bir pencerede, sen görmesen de; içinde patlayan badem ağacının çiçeği gibi hayatta öne atılan birileri her zaman vardı…Dün söylenenler kaybolmak üzere, olan biteni yakalamak, tamamını yazmak oldukça zor. Ama toplumu ilgilendiren bir şeyleri ve gerçeği geleceğe düşmek, yazarın işlevi olmalı&#8230; Sevilen tek katlı evlerden hiç ışık çekilmiyor, evin iki kanatlı pencereleri açık, kentin çıplaklığı gözlerimizle bir kez daha yıkanıyor, sokaklar capcanlı ve suskun. Bu suskunluğu yenebilmek için yazıp çizen, konuşan &#8221; ya kırk katır &#8211; ya kırk satır diyenler ise dört duvar arasında&#8221; bedel ödediği bir dünya. Topraktaki, sarı yapraklar, kuru otlardan ve insan yüzlerinden yavaş yavaş kış mırıltıları canlanıyor. Günlerden on sekiz kasım cumartesi yıl 2023. Mevsim kış olsa da, kışın insanı tedirgin eden soğuk havasından çok uzak bir mevsim. Ege &#8216; nin incisi İzmir körfez kentinin çeperlerinde yer alan varoluşlarda, doğal &#8211; gazsız yaşam alanlarına kış soğuğunun çiyi henüz düşmemişti.Türkiye’de emekli iç çekişlerine, bu ekonomik koşulların üzerine birde yakacak masraflarının eklenmesiyle, bir kez daha acısını yüreğinde yaşayan onlarca insan yumağı. Her acı, yeni bir acıya, bir yüz kazanır. Tabii yönetenlerin yakacak &#8211; makacağa ihtiyacı yoktu. Ama yoksulların, onların vardı, çoğunluk olmanın içinde tüm insansı gereksinimleri yok edilmişti; vatandaş, onurlu insan olmanın karşılığını alma vakti henüz gelmemişti&#8230; Bu devirde hiç kimsenin bir başkası için serçeparmağını oynatmadığı günlerin sayı git git artıyordu. Hiçbir şey yapmadan duranların suskunlaştığı bir ortamda, hak olmaktan çıkarılan sosyal kalemlerin sayısı giderek azaldığı bir yerde, perde arkasında her zaman rahat yaşamın verdiği, yağlı bir tosuncuk, bir yüz vardı. Onu da yukarıda parmak sallayan birinin talimatıyla, sıcak olmayan cebine bir artı külfet olarak bir yük, bir zam daha bırakılıyor. Yüreğinin derinliklerine yeni bir yasa, yeni bir kalemin adı daha kazınıyor. Ölünün üzerine bırakılan bıçak sessizliği içindeydi, ele avuca gelmeyen yoksulluk…Yaşarken de dini ritüeller yoksulluğa çare olmuyor, illaki işin içine bıçaktan da keskin emirler araya girecek, bir gece yarısı. Evet, yapılacak çok şey var, yeni toplumsal kurumlar ve eşitlikçi devlet politikalarını yeniden yaratmak, kurumsal bir muhalefet, bütün toplumsal dinamiklerin asli görevi bu olmalıdır. Ama her zaman en yukarıda ayrıştıran tek ses, acı ve çoğunluktan oluşmuş seslerin yanında, tekrarlanan bir dil vardı. Birde yoksullaştırma, bir beka sorunu var. Ve eğer ellerinde ateşli silah olan insanlar, karşılıklı birbirini öldürüyorsa, bunun adı evrensel anlamda bir savaştır&#8230; İşte hayatın içindeki bütün parçaları dert edinenler de var. En aşağıda ışık gibi teslim olmayan bir adımda, toprağa basıp soluklananlar var&#8230;Mevsim bahardı; birbirine benzeşenlerin rahatlığı her kalemde tek tek birleşiyor. Var olan ışıkta: bir düşüncenin işbirliğiyle uyanırız, büyük çoğunluk, yer değiştirmek istemez, tutucu ve memnundur. Benim yüreğime ters düşse de, evrensel düşünceye aykırı, her yer tek renk, tek çiçek kokuyor&#8230;&#8221;İşte tek renkliliğe &#8211; tek sesliliğe düzen vermiş, bir dünya yapmayı başaran onlarca renk uyum içinde, ışıkta her şey apaçık ortada, başka bir toprakta yanıt veriyor&#8230;Ve o zaman her şeyin, mutluluğun da toprak karşısında yenildiğini, bir kez daha anlarız. Hayat çok gürültülü, oldukça ciddi, onlarca pencere, birde hiç bir sorunu dile getirmeyen, gazete, radyo, TV &#8216; ler, vesaire popüler kanallar var, çok konuşmak soru sormak gerek. Var olan iyiliği- kötülüğü, bu dünyanın ötesinde aramak, ne kadar saçma bir şey. Semavi &#8211; şeytani vazgeçilmez dediklerimiz, hepsi toprakta bütünleşiyor, kapladığı yer kadar kabul gören, bir hacmi, bir ağırlığı var. Aşağıda toprağa dokunan, karıncalar çilecilere bir avuç toprak taşıyor. Hani insanın elinde olsa da, bu manzaraya eşlik eden mavi gökyüzüne bir kuşun kanadını yerleştirmek ne güzel bir örnek olurdu, herkese. İçimizde hep prangalı duran, var olan sınırları hiçe sayan özgürlük düşü de böylece gerçekleşmiş olur. Üzerimizde orta yaşların yorgunluğu, toprağa inen, sonbaharın sarı yaprakları dökülüyor. Artık evrensel bir kompozisyonla, geleceğe göz kırpan gençler gelsin, soluklandığımız yerden yürümeye başlasınlar. Sen ben toprağa düşsek de, gökyüzü başka kapı ve pencerelerin aralıklarından içeri giriyor. İşte bu varsıllığın içinde: her şeye rağmen yeryüzü sofrasında oturup kalkanlar, yaşamın en büyük rehberi. Doğanın en büyük parçalarından biri olan, canlılarda kendi yaşam alanlarına kokularını bırakıyor. Zincire gelmeyen, etobur bir kralın yırtıcı gücüde orada. Tepeden tırnağa doğası gereği, ayaklarının üstünde sağlam duran, ceylanın koşuşu da, yaşamın vazgeçilmez bir gururu.   Yaşamın işaret fişeğini ateşleyen matematiğin somut bir çözümünü ele veriyor. Fakat göğüs kafesinde, aşka, adalete, erdeme aşina yürekler bir yerde çarpıp duruyor. Aman toprak dikkat! İnsan olmanın karşılığı, göz hakkı, kendi bahçesinde bir dal meyveyi vermeden cennete gidenler var. Başka bir yerde yeni bir soluk: insan mücadelesinin onurlu meyvesini görmek mümkün. İnsan yüreğine dokunup duruyor, bütün erdemlere sahip&#8230; Gökyüzünün tek rengi tüm insanlığa armağansa, ancak göz hizasında bakabildiğimiz kadarıyla küçücük bir mavilik bizimdir. Yeryüzünün de her şeyi kabul eden, kucaklayan, doğuran, doyuran, bağrına basan varlığı da kapsayıcı. Yeter ki görmek istesin, her rengine her kişinin çok rahatlıkla dokunabildiği, nadiren görülen &#8221; burjuvaziyi temsil eden &#8221; pembe rengini bile es geçmeden dokunabiliriz. İşte daha ne olsun, hayatın değişmeyen renkleri hepsi bir arada. Doğanın kendine has mırıltılı seslerini duyduğumuz, çok seslilik, bir senfoni orkestrası kulakların pasını siliyor, iki vadinin arasında. Gözle görülen bütün canlı cansız varlıklara ev sahipliği yaptığı devasa bir dünya. Zaman kavramı ve eğer çevremizde kuruyan bir dere yoksa suyun akan akışkanlığı sonsuzluğu da orada işte bize bakıyor. Yani sonsuz, ölümsüz olan kavramların zıttı yoktur, sen bu kısa ömründe, hiç bir zaman canlı bir yüreği yaralama. Gerçek yaşamda özellikle canlı olan her şey zıtlık üzerinden yaşam bulduğuna göre; bu doğrultuda sevmediğimiz hiçbir şeyi inkâr etme hakkını kendimizde göremeyiz. İşte bizimle birlikte sokakta yürüyen beyaz ten, esmer ten, sarı ten, hepsi bu kapital sisteminde birbirini karışmak üzere. Ama biriler hâlâ bir haber, tek sembollerle oynayıp duruyorlar&#8230; Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Mesela küçük bir rüzgâr esintisinin dökülen çiçek polenleriyle bile çiçekleri döllediğini biliyoruz. Ya da sert katı olan bir taş kütlesinin altında börtü böcek, ot ve toprağı havalandıran bir solucan vardır, demek ki orda bir yaşam belirtisi var. Yine aynı keza kadın, erkek birbirini bildiğimiz bir reçeteyle tamamlaması. Elektriğin eksi &#8211; artı, anot &#8211; katot uçların elektrik üretmesi gibi. Ayrıca farklı olan, zıttı olan her şeyin bir reçetesi var, mesela birbirini tamamlamak gibi. Hayat düşlerimizdeki gibi olmasa da, çok çetrefilli, çok renkli. Tabii ki, bunu görebilene aşk olsun… Ali Şeker </p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/birbirine-benzesenlerin-rahatligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>EĞER YAZMAZSAM, DÜŞÜNEBİLECEĞİM HER ŞEY ACI ÇEKER</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/eger-yazmazsam-dusunebilecegim-her-sey-aci-ceker/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/eger-yazmazsam-dusunebilecegim-her-sey-aci-ceker/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Apr 2026 17:42:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=7421</guid>

					<description><![CDATA[Yaşadığımız  topraklarda kendi halkının yaratıcı parçası olmuş, o kadar parmak kalem, o kadar yazılacak konu başlıklı yazmalar, haksız,]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img width="600" height="400" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/seker.jpg" alt="seker" decoding="async" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/seker.jpg 600w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/seker-300x200.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" loading="lazy" />													Yaşadığımız  topraklarda kendi halkının yaratıcı parçası olmuş, o kadar parmak kalem, o kadar yazılacak konu başlıklı yazmalar, haksız, hukuksuz, antidemokratik somut olaylar var ki, yeter ki insan yazabilsin. Eğer yazmasak o zihne gelmez, öyküler, bizimle birlikte toprağa yürüyüp gidecek. Tek hanede: somut yoksulluk halleri açlığın altında, cep cepken soğukluğu, torun &#8211; torbayla anılarımız öyle üst üste yığılmış ki, bu öyküde sokaktaki herkese ve sana da yer var, bilirsin. Yazılan her öyküde, sen büyüdükçe yaşamın her ayrıntısında kendini göreceksin. Hiç kimse ben yokum diye hayıflanmasın bu öykülerde. Sağıma soluma bakmadan, yalnız bir ağaç gibi ihtiyarlayıp gitmeyeceğim. Yaşadığım kentte, akan canlı insan trafiği içinde yürüyorum. Bu şemada gördüğüm, her an canlı, en yakın bahara ne kadar da aç insan, çiçek açmaya hazır. Birçoğu bireysel yükünü kamburunu sırtlamış, ağır kaygılı, gelecek olan bir ön güne ve çok sesli seslere kendini bırakmış. İnanılmaz yaratıları, kıyıda köşede aydınlık kalmış, insan öbekleri önümden geçmiyor değil. Şu an size elimdeki kalemle, toprağa bir buğday başağı resmini çizerek bunları anlatıyorum.  Gençliğimden beri kendimi kaptırmıştım, emeğin ellerde gülen somut neşesine, bir seyyar satıcı olma özgürlüğüne. 1977 &#8211; 78 pırıl pırıl lise mezunuydum, süreçte önüme gelen, bürokrasi düğme ilikleme, koltuk işlerini ellimin tersiyle iteklediğim doğrudur. Biliyorum, en azında yaşadığım topluma, halklara, inançlara karşı bir zararım yoktu. Çünkü kendi iyiliğini düşünen, başkalarının iyiliğine de çalışır, en azında buradan başlayarak birbirimizi anlayabiliriz.Ancak gerçek tarih gösteriyor ki, yaşadığımız toplum gerçekliği, dört &#8211; beş senede bir gelen sandıklı seçimin bile hiç dokunmadığı, tek düşünce doktrini &#8221; siyasi partiler kanunu&#8221;  vs. hiç değişmeden devam ediyor. Çok uzun bir aralıkta parti başkanların arada bir isimleri değişse de, kendi çıkarları olduğu sürece, bu yol güzergâhından son bir insan kalsa da hiç değişmeye niyetleri olmadığını görüyoruz. En alta ayağı toprağa basan, yerdeki bir canlıyı gören herkes, bu absürt sistemin sahteliğini, barışa karşı açıkça yürütülen düşmanlığı görebilir. Zorunlu eğitim ve öğretim, ebeveynlerin çizdiği çerçeve ruh hali, hep aynı düşünce, tek &#8211; tek aldığımız ne kadar çok şey var. Kendimizden verdiğimiz ruh ve ten sayısı oldukça fazla. Verdiğimiz ödünlerin tekrarı ise çok, acı çektirilen bir varlığın hissettiklerini es geçen meşru akıl, TV, gazeteler, hiçbir ahlak yazmıyor. Ne yazık ki, aklın kötü alışkanlıkları ve karanlık yönümüz, çoğunluğun içinde her zaman kendini haklı gösterebilir. Soluk almak neyse, her gün yeni bir şeyler öğrendiğimiz yaşam, bize yeni bir şeyler öğretiyor. Aşk ve nefrettin birbirini beslediği bir dünyada bu daha iyi. Bu sebeple, en azında birini tutkuyla sevmeyi de öğrenebiliyoruz. Sevilen değil de, bil fiil insan ve doğanın bütünselliğini seven olmak, sonsuz gerçeğe en yakın başlangıç.Yaşam mücadelesinde, insanın içinden geçen, düşünce ve inanç geleneği bugünden geleceği adım adım örüyor. Biz farkında olmazsak da, her güne düşen onlarca doğum gerçekleşiyor. İyi okurlar bilir, gerçekçi &#8211; toplumcu edebiyatı yazanların sayısı her geçen gün azalıyor. Ama var olan sisteme ayak uyduran özdeş olduğunu beyan eden yığınla kitap var ve de yazılıyor. İnsan ne yaparsa yapsın, yaşamdan kaçamadığı, sevgi duygusunu daha yoğun hissettiği zamanları da olmuştur. Bu sonsuz zaman diliminde, evrensel sevginin ve acının bedeli ödenmiş, yüreğimizin kanatlarına değen, iyi ve kötü birkaç günümüz muhakkak vardır. Yaşamımızda bu gelgitlerin sayısı az  olsa da, geçmiş günler bulut bulut yüzüme değip geçiyor, bir hüzün deniziyle ıslanıyorum. İşte yaşadığımız yerlerde ayak bastığımız her sokak başı, dört yol kavşakları ve her yöne açılan kentin kapıları, geçmişten bu güne bir hatırat, sıcak bir merhaba taşır. Heyhat, hayatımızda önemsediğimiz onlarca gün zihnimizin bir yerine iyi veya kötü işlenmiş, onu oradan çıkarıp atmak ne çare! Henüz heterodoks inanç &#8221; Nas &#8221; ekonomik modeline geçmediğimiz aynı iktidarın uzadıkça uzayan,&#8221; atı alan Üsküdar&#8217;ı geçti&#8221;  başka yılları. Çok uzak bir tarih değil. Tarih  2020  ve öncesi, Türkiye &#8216; nin her hangi bir ili ve ilçesinde kiracı olarak yaşayabileceğimiz bir ortam vardı. Başka bir yere taşınmak fikri ortanca kızımın önerisiydi, o öneriyi kırk yedi sene yaşadığım ilçenin sınırları içinde, zihnimin derinliklerinde saklı tutuyorum. Annem babam ve gençliğin büyülü yılları arasında, bin bir çelişki ortamında olgunlaştım ve büyüdüm.  İlk çocuğum dünyaya gözlerini açtığında, bir ya da iki kardeşi daha olsa kötü olmaz diye içimden geçirdiğim çok olmuştur. Öyle ya! Çocukluğumuzdan beri yaşam öykülerimize giren masumane bir ben &#8216; di bu. Kimi bilir, belki bizde bu isteği bir gün yerine getiririz. Eski zamanların masalımsı bir anlatısı gibi gelirdi, bu çok nüfuslu hanelerin örnekleri. Ondandır hep söylenegelen o varsıllık türküleri hiç aklımdan çıkmıyordu. Bu pencerede ailecek gelgitler yaşadığımız, başka bir yere taşınmak fikrine öyle kolay kolay kabullenmediğimi söyleyebilirim. Ve gitmek zamanı gelip kapıya dayanıyor, henüz sobaların kaldırılmadığı bir mevsimin, aynı yılı, nisan ayının 17 &#8216; si cuma günü iki kişilik yalnızlığımızla, Seferihisar &#8216; a kiracı olarak taşınıyoruz. İşte bu birkaç iyi ve güzel günlerden bir günün baştan çıkarıcı öyküsü zihnimde dolaşıp duruyor. Düşün gücü: Bu sakin kasabanın mavi yamacına otururken, sahil kenarı, güneşin batışı, şiirsel bir dil imgeler kurma ihtiyacına kendini açıyor. Yazın tutkusuna insan kendini kapatmazsa, çiçek açan bir kiraz ağacın rengârenk bir meyve veren, yeşil dalına ve gölgesinde dinlenmeye benzer. İşte orada genç bir çocuğun elinde, nesne dediğimiz kitap çiçek açmış. Doğa ve insanla bütünleşen, düşüncenin evrensel açlığı bizi bekliyor, yaz yazabilirsen. İşte en aşağıda zar kanatlı böcek karıncalar arasında açlığı giderme dayanışması, tok karınca aç  aç karınca için yediği balı çıkarıyor. Kütüphaneler dolusu bu kadar okunacak kitap varken, insan neden kitap yazmak için kendini bu kadar paralar. Bu sorunun cevabı: yazan herkesin kendi beninde saklı tuttuğu, ya ellerin işlediği bir emek, ya da insanın birbiriyle çekişmesinin bir yansımasıydı. Hiç niyetim değil, içi boş başaklar gibi boy uzatmaya. Martıların kanadıyla iki mavi rengin arasında, denizin mavisini kalemle taramak daha ekinsel bir tavır. Ama yazmak yine yazmak, hiçbir şey yapmamaktan daha iyidir. Eğer yazmazsam, düşünebileceğim her şey yedi iklim dört mevsim acı çeker. Evet, yazdıklarımıza birkaç göz gezintiye çıkmazsa, düşünmenin de hiçbir anlamı kalmaz. Kendime karşı bir  itiraz, bir karşı koyuş, bir toplumsal dokunuştu, tel örgüleri ve sınırları olmayan bir dünyayı düşlerken de özgürlük duygusunu bir nebzede olsa yazmak ihtiyacımı karşılıyordu. Yine düşün yoluyla  herkesin kendince bir cevabı vardı. Bak, aşağıda! Bir tarafta kartal ve kurtların başarılı dayanışma duygusu, diğer tarafta ise serçe ve köstebeklerin başarısızda olsa dayanışmaları bir arada. Zar kanatlı &#8221; böcek &#8221; karıncaların biz insanlara küçücük beyinleriyle ders verdiği  genel bir olguları var,&#8221; bal tutan parmağını yalar &#8221; yozlaşmanın aptallaştırdığı her türlü çıkar ilişkisi, nakaratını boşa çıkaran tok karıncanın, aç karınca için yediği balı çıkarması en çarpıcı dayanışma pratiğini ele veriyor. Görebilene çok önemli bir doğa yasası. İşte insan ve doğanın önümüze çıkardığı engelleri yazmazsam hep bir eksiliyorum. Bütün bunların hepsini hayal ettiğimiz sürece kalemimizin ucu  daha iyi bilenir.Ama benim en aşağıda görmezden gelemeyeceğim bu kadar, doğa ve insan çelişkisi varken, yazmazsam bir tarafım hep eksik kalacak. Benimde sığındığım yazın düşün gerekçem bu. Üstümüzde, mavide bir başka süzülen martılar geçiyor, bir bir. Bugün sokaklar ne kadar kalabalık, sanki işlek birer kasaba, çiftiyle &#8211; çubuğuyla.  Temmuz alıp başını gitmişti, ağzındaki maskeyi Ağustos ayına bırakırken, iki iğneye ne kadar da kaygılı, aşılı.İşte tarih 01 Ağustos birkaç ay sonra, küçük kardeşim Hüseyin Şeker ve sevgili dengbej Hasan Karakaya  aynı gün bize misafirliğe gelmişlerdi Seferihisar &#8216; a. Sanki yılların hüznü bütün yüküyle omuzlarımızdan kalkmıştı. Anne mi ve baba mı, yaşadığım ilçe olan Narlıdere &#8216; de ebedi mekânlarına &#8221; toprağa &#8221; uğurlamıştık. İçim içime sığmıyor, ikinci gurbetten başka bir yerleşim yerine gitmeyi hiç istememiştim. Ama ne çare, kızımın bu isteğine uymaktan başka bir şey elimden gelmiyordu. Seferihisar &#8216; a taşınalı, adres değişikliği vs. derken dört ayı geride bırakmıştık. Yarım asra yakın yaşanmışlıkları unutmak ne mümkün. Nisan ayının kazma saplarını sadece köylerde bıraktığı bir eşikte. Türkiye &#8216; ye Çin &#8216; in Wuhan kentinden giriş yapan Corona virüsün beşinci ayı, kısmi sokağa çıkma  yasakların saat: 17:00 &#8216; den sonra kalkmasıyla birlikte, herkes kendini, ya deniz kenarı ya da nefes alabileceği bir yerlere atıyordu.   Bizde ailecek, o akşamüzeri deniz kenarına oturmak üzere, kardeşim Hüseyin Şeker, Hasan Karakaya &#8216; la birlikte  Sığacık &#8216; ta müzisyen Serkan Öker ve birkaç tanıdık dostla rastlaşıyoruz. Sığacığın denize en yakın yerine, bir &#8211; iki kanepe ve kaldırımın parke taşlarına belli aralıklarla oturup yosun kokusu ve Ağustos rüzgârı sohbetlerine kendimizi bırakıyoruz. Martıların deniz kenarına dekor niyetine konulan taşlara çekildiği saatler. Bir dinlencede benim gibi, senin gibi, herkesin insan olduğunu algıladığımız bir içecek, bir demle geçen hoş vakitler. Hayatımın en güzel günlerinden birini o gün orada sevdiklerimizle şarkı, türkü ve şiirlerin eşliğinde hep birlikte yaz akşamların sıcaklığını yaşamıştık. Nezaket çerçevesinde bizde oturabilir miyiz diyen herkese soframıza açıyoruz. İkişerli &#8211; üçerli üniversite öğrencileri Sivas ve Ankara yöresinin türkülerini bizlere söylediler. Bize kulak misafiri olan, iskeleye bağlı bir tekneden arada bir yükselen bir ses, &#8221; baba &#8221; patlat bir şiir demelerini unutamıyorum. Sığacığın sıcak sohbetlerinden olsa gerek, kulak misafiri olan insanlar, bizden müsaade isteyerek oturabilir miyiz, sorusuna cevaben, nezaketle oturabilirsiniz cevabını veriyoruz. Dönen çarkı bir tersine döndürebilirsek, en azında hayalimize bir adım daha yakın olduğumuzu hissederdik. Ekonomik anlamda azda olsa taksitle, bir barınma hakkına ve ayağımızı yerden kesen dönen tekerleğe binmek umudumuz canlı ve gerçek bir hayalimizdi&#8230;yarına adım atabiliyorduk. Veya taksitle bütçemize uygun bir yapılandırmayla cebimizin sıcaklığına göre aylara bölüyorduk. Ama nerede! Birbirinin tekrarı ulus &#8211; devletlerin değişmeyen &#8221; tek kimlik  &#8211; tek inanç &#8221; doktrin yasaları insanca yaşamın önünde engeldi. Ta yukarıdan suyu kesilen ülkelerin tek adam yellendirmeli iktidarların uzun yıllara varan ömrü.  Daha düne kadar terörist Golani &#8216; yi Beyaz sarayda  ağırlayan Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donalp Trump ayrıksı bir dille,Egemenlerin kakırdayan kibriyle kaç eşiniz var demesinin aymazlığı, kadına verdiği değeri gösteriyor. Türkiye ve Ortadoğu ülkelerine biçilen doğal yıkımlar, ülkeden ülkeye farklı nüksedebiliyor. Türkiye Amerika Birleşik Devletlerinin   Türkiye büyükelçisi Tom Barrack  &#8216; ın Ortadoğu &#8216; ya en uygun yönetim şekli monarşidir demesinin en belirgin şekliyle, ne kadar kaos, o kadar da özel mülkiyet tahakkümü, savaş kıtlık ve tek adam yönetimlerin yozluğu anlamına geliyordu. Sokaktaki her insanla eşit olmadığımızı biliyoruz. Ama eşitlikçi bi düşünceyi sonuna kadar savunmak için, yönetenlere her zaman sorgulayan bir sözümüz vardır.Bu kadar duyarsızlığın bir araya geldiği mevcut siyasi yapıların, gelecek ön güne dair bir plan ve programların olmaması ne kötü bir gündem, hiç yanıltıcı değil. İktidar ve  muhalefet giderayak yoluna devam ediyor, safralarıyla birlikte tek tip, tek renk. Uzun yıllardır tek adam, tek mührün şişinmesine kendini bırakan, yüzden ellinin bir tık üstü. Yürürlükteki anayasayı nasıl ihlal ettiklerini, bu soygun düzeni haber veriyordu. Bu iki meşru siyaset dili: Adalet ve hakkaniyet yani eşitlik duygusunu geliştireceği yerde her şey yerle yeksan bozuk. O halde, bunların dinci ve ulu solcu söylemlerini bir bir geçelim. İşte hiç bir inancın kitabını okumayan karınca, serçe, köstebek ve börtü böcekten öğrenebileceğimiz ne kadar çok dayanışma örneği var. Yaşama karşı dolup çoğalan ve ölen insan, doğal olarak okuyabiliyorsan oku, işte sana bir kitap. Bil fiil doğanın bütünselliği önümüzde duruyor, sayfaları açarak başlayabilirsin&#8230; Ali Şeker</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/eger-yazmazsam-dusunebilecegim-her-sey-aci-ceker/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bütün bu gördüklerimizin içinde bir tek güzellik aramak</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/butun-bu-gorduklerimizin-icinde-bir-tek-guzellik-aramak/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/butun-bu-gorduklerimizin-icinde-bir-tek-guzellik-aramak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 16:30:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=7153</guid>

					<description><![CDATA[Bir yerden başka bir yere gitmek isteği, kendini farklı bir pencerede hissettiren, güzel bir gökyüzü. Zaman dilimi suyun]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img width="640" height="313" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/unnamed-e1775752216267-1024x500.png" alt="unnamed" decoding="async" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/unnamed-e1775752216267-1024x500.png 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/unnamed-e1775752216267-300x147.png 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/unnamed-e1775752216267-768x375.png 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/unnamed-e1775752216267.png 1408w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" loading="lazy" />													</p>
<p data-path-to-node="0">Bir yerden başka bir yere gitmek isteği, kendini farklı bir pencerede hissettiren, güzel bir gökyüzü. Zaman dilimi suyun akışkan sesi gibi akıyordu, gökyüzü farklı bir pencerede toprağa yaklaştıkça. Evet, evet, en aşağıda, daha aşağıda!İnsanlığın umudunun olduğu yerde. Yılların yaşanmışlığı, aklı başında, sakin, korkusuz, orta yaşların ramağında duruyor. Güleç bir şubat güneşi içeri giriyor ve gençliğim yanı başımda uç vermeye başlıyor. Senede birde olsa, ocak ayının son haftasına sarkan yolculuk izleğim sömestri tatiliyle birlikte devam ediyor. Ölüme yatırılmış rütin bir yaşamdan kim uzaklaşmak istemez ki, işte ben de yaşadığım yerden bir kapı eşiği uzaklaşıyorum. Bir eksilen bir çoğalan, yaşamın diyalektiğine üç kişi daha karışıyoruz. Ey, insanlık gökyüzü sofrasındaki hakkımıza razıydık, sofraya üç kişilik yer açın. Yaşamımızda bazen bir resim, bir simge çok şey anlatır. Bütün bu gördüklerimizin içinde bir tek güzellik aramak ne kadar absürt bir şey. Her yer, Avrupa- Asya ve dünya insanı kokuyor, İstanbul &#8216; da olmanın mucizesini, matematiğini, çözebilene aşk olsun. En az yedi sekiz günlük zaman aralığında, İstanbul &#8216; un her rengine dokunmak şöyle dursun, bir tek rengine dokunmak bile oldukça zor. Henüz mevsimsel hallerinden bir şey kaybetmeyen kış mevsimi; kapı kuleden, kapıdan ani bir giriş yapıyor. Soğuk havalara denk düşen seferi hallerim, işte kentin farklı bir kaç kapısından içeri giriyorum. Yakası açık, her iki yakasında başka hayatlara dokunduğumuzda, bize kapalı gibi görünen yüreklerinde kapıları bir bir açılıyor. İşte o anlarda &#8221; Küçükçekmece Müzik Akademisi &#8216; nde &#8221; ana dilimde birkaç şiir seslendirme imkanı buluyorum. Ve sesim kendini zamanın çığlığına bırakıyor. Şubat ayının ilk başlangıç günleri: tarihi tam net olmasa da, resmi doğum günümü yine bu metropol kenti karşılıyor.</p>
<p data-path-to-node="1">İnsan bir soluk geçmişe giderken Avrasya&#8217; nın bileşkesi olan dikey beton yüklü bu &#8221; İstanbul &#8221; kentin ne kadar büyüdüğünü, Karadeniz &#8216; e, Marmara &#8216; ya taa Balkanlara yayıldığını görmek mümkün. Ve ben orta yaşların kamburunu omuzlarımda ağır aksak taşıyorum. Yine inanan, inanmak isteyen kişi tek tek anlatılan bir masala, bir çeyrek asra kendini bağlayabilir. Evrensel olan her şey, gerçek acının başka bir biçimiydi gözyaşlarıyla sulanan ortak mutluluktu. Bana benzeyen acı çeken ne kadar çok insan vardı, hepsi gerçek ayağı yere basan insanlardı. Başkaların isteğine etiyle kemiyle uyum sağlayan bir insan kitlesi ve haksızlığa uğramış milyonlar, açık havada yürümeye demir parmaklıklar da yoktu; toprağa düşen başaklar gibi baş kaldırmıyorsa suç bizdedir. Eğer gerçek istediğimiz doĝrultuda biçim almıyorsa, can &#8211; ı gönülden istemediğimiz, emek vermediğimiz için gerçekleşmez. Her haliyle hukukun işlemediği kalabalık sokaklar rahat, ben rahat değilim, her gün onlarca insanın ölüm gördüğü bir kentte, gider ayak insan kendini değersiz hissedebiliyor. Tarihi kentin tepelerine konumlanan semt içi mahallelerin &#8211; varoşların menzilinde her haliyle patlayan bir gençlik, bir silah. Boğaza nanik yapan çok katlı binalar, AVM &#8216; lerin yasa tanımazlığı parsel parsel her şey serbest, bir tek deprem toplanma alanı yasak. Ölümsüz zaman boşluğunda, insanlar doğası gereği sonbahar yaprakları gibi bir bir dökülüyor. Bir gördüğümüz insanı, içinde var olduğumuz senede görmek olası değil. Her ne kadar insan yerleşik olarak bu devasa kentte yaşamak istemezse de; insanı cezbeden, yedi tepesinde ayak izlerimizin silindiğini gördükçe, insan ister istemez bir hüzün bulutunun içerisinde buharlaşıyor. İşte bugün ve şimdiki zamanın ruhuyla değilde, dizgine gelmeyen yeniyetme gençliğimiz bir yerden bize bakıyor. İşte Ağa caminin yanındaki Rize otelinin üçüncü sınıf odalarında gözlerini uykuya yatırmış, güneş giymeyen sabahın çıplak, soyunuk ışığın hafif yüküyle uyanırız. Git git rakamlarla adı silikleşen binlerce sokağın başında, sanatın bir dalına göz kırpan, gençliğim el sallıyor altmış beşlik bir ihtiyara. Orta yaşların verdiği bir yorgunlukla tekrar aynı sokaklara izimi bırakmak istiyorum. Ne dersiniz, ama gücümün yettemediğini çok iyi biliyorum&#8230; Ama yazarken, senin çığlığın bir yerden çıkıp kulağıma çalınıyor ve bunun bir değeri olmalı. Yine yol alarak geleceğin içeri girmesine bir soluk da olsa kapı aralıyorum. Ama görünen daha az konuşan bir erdem. Aha işte orada çıkarcı tapınışlardan vazgeçmeyen çoğunluk algısı hareket halinde, seferber olmuş ne kadar da sevgisiz. Ellerinde daha çok haksızlık, hukuksuzluk ve açlık, el değiştiren gücün yasaları hiç değişmemiş. Bak gördüklerimizin içinde farklı olana çıkarsız bir gözle bakan kaç kişi kalmış&#8230;</p>
<p data-path-to-node="2">Ali Şeker</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/butun-bu-gorduklerimizin-icinde-bir-tek-guzellik-aramak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kendine Yetemeyen İnsan</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/kendine-yetemeyen-insan/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/kendine-yetemeyen-insan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2026 20:57:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=6823</guid>

					<description><![CDATA[Dün öbür gün yazdığım kimi deneme yazılarımı geçirdim gözlerimin önünden. Her solukta, yaşamaya hevesli milyonlarca insan, hiç bir]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-full sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="559" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/908bbf0b-fd0a-4a9d-a033-86e56072c028.jpg" alt="908bbf0b fd0a 4a9d a033 86e56072c028" class="wp-image-6824" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/908bbf0b-fd0a-4a9d-a033-86e56072c028.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/908bbf0b-fd0a-4a9d-a033-86e56072c028-300x164.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/908bbf0b-fd0a-4a9d-a033-86e56072c028-768x419.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="6824" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">Dün öbür gün yazdığım kimi deneme yazılarımı geçirdim gözlerimin önünden. Her solukta, yaşamaya hevesli milyonlarca insan, hiç bir şeye çare olmadığını bilmenin, ne demek olduğunu gel birde bana sor. Pırıl pırıl bir gün, gün ışığı eleniyordu üstümüze. Konuşmayan, kalabalık bir hiçlik içerisindeyim. &#8221; Bir şeyler yapmalı &#8221; şarkının sözleri gelip, kulağıma çarpıp duruyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendini yitiren insan daha ne kadar kötü olabilir. Büyük güneşin altında, salkım salkım sorular, bir bir cevap bekliyor. Eğer ortada çözüm bekleyen bir matematik varsa, ki var, aynı sonuca giden çarpma, bölme, toplama işlemleri aynı sonucu verir bize.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte insanın doymak nedir bilmeyen açgözlülüğü, doğaya ve insana verdiği zararının yanı sıra onlarca iyi ve kötü somut çıkarımlarını her gün gözlemleyebiliyoruz. Hiç değişmeyen bir diyalektik, güç el değiştirdikçe, gücün doğasından haberdar olan kişilikler daha çok tehlikeli olurlar. Tek tek örnekleri: yaşadığımız bu dünyada ya göçüp gitmişler toprağa, ya da oturdukları koltuklara çakılmış duruyorlar. Ve tek olan her şeyin kötü olmadığını biliyoruz, işte tek renk gökyüzü mavisi, rengi hiç değişmeyen baharın tek renkleri. Doğada, bilim- zanaat ve sanatın çok ötesinde görüp dokunabildiğimiz sahici bir güzellik var. Bırakalım da, Örümceğin ağını nasıl ördüğünü, yine doğanın çözümsüz bir gizemi olarak kalsın. Yazık, hiç yazık değil. Nasılsa, hiçbir canlı cansız varlığa bir zararı yok, bilime de ihtiyacı yok.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanlığın ortak değeri, ateş ve dil daha ne kadar, insan eliyle kötü olabilir. Kıtalar arası kapitalizmin halklar üzerindeki doyumsuzluğu, enerji savaşları ve dünyayı gözetleyen bilimin ileri bir adımı, cep telefonuyla nokta atışı yapan, ölümcül yakın bir tarihi günümüz dünyasında yaşanıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine insana dair sorunlar cevapsız, giderek, neredeyse maddeleşen karanlığın içine tekrar giriyor. Biliyorum: Şu anda karnı tok &#8211; suçlu olanlar, yine yalnız başıma hayatta kalacağım, demekle meşguller ve tek gayeleri hayatta kalmaktı. Şu an Ortadoğu’da, patır patır insanlar ölümün soğuk yüzünü tadıyor. Ölümün karşısında bu kadar cesaretle direnen halkın &#8221; Kürtlerin &#8221; var olma statüsü, düşmanlıkla ziyan edilmemeli. Bir çıkarım: Bir şeyin değerini anlamamız için illaki onu kaybetmemiz gerekmiyor, cümlesi zihnimde dolanıp duruyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendi yalnızlığımda, farklı olanla bütünleşmiş, barışçıl bir birlikteliği ön gören bir felsefeyi düşünüyorum. İnsanlığın ta kendisini yudumluyorum, sınırsız gerçekler, özgürlüğün ilk adımı olsun… Canlı insan ölümlerine çare olamadığımızı düşündükçe insanın içi acıyor. Canlı cansız dokunmaz lığı olan ortak bir evrende, adı konulmamış bir bahara yolumuz düşse. Ve bu bir ütopya olmaktan çıksa, bugünden, ne dersiniz?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Komünal bir dünyaya insan severlik yarışına hep birlikte başlasak ne iyi olurdu. Haberin var mı? Yaşadığımız ülkede birinci sırada dolar zengini olanların bir tık daha altında; sıfır model otomobil alanların sayısı yüzde on yedi sıralarında seyrediyor. Hiç değişmek istemeyen tanıdık tatların, güç savaşımının yanında, egemenlerin kendi çıkarları doğrultusunda dağıttıkları makam koltukları, hem takım elbiseli hem de kravatlı. Ve bu bir söylence değil, çok dost canlısı iyi bir insan, iyi arkadaşımdır komutundan dışarı çıkmıyor. İşte yine tek tip zıtların birliğinin olmadığı, coğrafyaları tek renge boğuyor. Doğduğumuz ya da mübadil olarak göç ettiğimiz toprak parçası, güneş de şahit. Ana dillerde dip dipe duvarlar, Türkçe, Kürtçe, Ermenice, Arnavutça, Çerkezce kaç koşumluk türküleri aynı sofrada dinledik. Sen de kaybolan bir ana dilde, hiç duymadığın bir ezginin tınısını başucunda duyumsa.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece bir papağanın konuştuğu bir halkın, bir dilin varlığını çözemeyen dil bilimciler ve tarih insanlığa not düşmüş. Metropollerin göbeğinde halaya durduk, kavak ağaçların çıplak dalları gibi döküldük öldük. Tüm değerler, değerlerimiz umarsız biçimde çiğnenmeden, farklılıkları kabul etmek, benzeş olmayan bir gözle sevgiyle bakmak. Onlarla birlikte yaşamak, doğanın bizlere fısıldadığı bir sıçrama değil. Birlikte var olmanın doğal bir göstergesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgiyi, tanıdığımız tanımadığımız herkese vermenin hiçbir külfeti olmamasına rağmen, kollarımızı açmamak, el vermemek ne kadar kötü bir şey. Yine yanı başımızda, lokal bölgesel savaşlar, ölümün soğuk yüzü. Kendini tekrar eden, güneşin doğuşuna denk gelen ölümcül halleri hiç bitmiyor. İşte yine Suriye &#8216; de yaşı geçkin koltuklara gömülen, parmak göstererek, dans eden bunak başkanların el işaretiyle, ateşlenen sınırlar. Kürtlerin, Dürzilerin ve Arap Alevilerin üzerinde, tanıdık güç kapital tatlarından vazgeçmiyor. Her defasında bilimin kötü tarafını kullanan gücün, jeopolitik olarak el değiştirdiği coğrafyalarda, egemenlerinde gelip geçici olduğunu bildiğimiz halde, biat edip susanların sayesinde, aynı sistem kendini tekrar edip duruyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nedense hükmedenlerin isteği hep aynı değişmiyor. Ve bu alışıla gelen kapital fosil güç ihtiyaçları, İnsanoğlunun en zayıf halkası olan yönleriyle herkesi ölüme sürüklüyordu. Tarihe edebiyatla kulaç atmasını bilenler için, yazmak sürekli akan bir nehirdir. Yaşamda: Yazarken her şeye cevap olan bir iyileştirme cevabımızın olmadığını bilmek çok üzücü. Yazılan toplumcu gerçekçi edebiyatın bir kez daha dipten çok derinden gittiğini görmek, insan susarken bile üzüyor. Her yıl ocak ve şubat ayının değişik versiyonu, mevsimsel hallerini yaşıyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birkaç gündür çıplak insan ve doğanın soğuk renkleri üzerine, rüzgârla birlikte sulu sepken bir yağmur yağıyor. Rüzgârdan hoşnut olmazsak da, yaz günlerinin sıcağında susuz kalmaktan iyidir. Şimdi sokakta seninle düşsel bir dünyaya yürürken de, farklı olan her şeyi görüyoruz ve bu bir varoluş felsefesi. Kendimizi tekrar anlatmak için, dünya tarihi tekerrürden ibaret mi, sorusu yeniden ölümlerle bir bir canlanıyor. Kim yazacak bu yaşamın kötümser izlerini, kim toprağa adım atacak, kim bir tohum daha düşecek bu öykülerin boşluklarını dolduracak, başak başak…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye &#8216; nin her sokağında, adım atarken soluklanıp, yaşayan halklar ve Kürtler var. Bilmem kaç dedesinin adını sayarak bu toprağın altında üstünde diğer kadim halklarla çetelesini yarıştırmadan yaşıyorlar. Kardeşlik söylemine kitlenen bir düşünce, bir halkı, halk olarak görmüyorsa, insan kendi hislerini bir başkasından daha iyi tanımlayabilir. Ve ben de Kürt kökenli değilim, Kürdüm, diyenlerin sayısı bu topraklarda yirmi milyonun üstünde. Ne mutlu değil!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, hepimiz ırkları biliriz, ne kadar da kendilerine özgü varlıklar, insanlar. Kim kimin kafatasını ölçmüş&#8230; Gerisi berisi Hint Avrupai birbirinin ardılı türlerin bileşkesi… Bu çerçevede ben: Siyah ırk, sarı ırk, beyaz ırk, ırkları tanırım, ama ırkçı değilim cümlesine dünden ziyade, bugün ne kadar çok ihtiyacımız var. Yakın coğrafya, yakın tarih: Günümüz dünyasında ulusal sınırlara hapsolan tek kimlik tek inanç sistemi, tek sesli yönetimlerin yozluğuyla sürüp gidiyor. Bireyin iyiliği, toplumun iyiliğiyle çatışmayan ülkelerde eşitlik ilkesi kendini sandıklı demokrasilerde bile hissettiriyor. Güneşin doğuşu oldukça küskün&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanki batı dünyasına özgü, güneşin batışına has bir örgütleme biçimi olarak, bizlere ve yalnız Ortadoğu halklarına yasak olarak yansır. Özgür insan: İnsanın komünal anlamda isteyerek bir araya gelmesine, hukukun sopası copu da gerekmiyor / du. Devleşen, hükmeden yönetenlerin yanında: İnsana giderek kendini kabullendiren eksi bilmem kaç derecenin altında; adaletli bir karakışın içinde komünal sosyal yaşamak isteği, azımsanmayanların sayısı oldukça fazla. Kahraman bir baharın içinde kayıp bir kirazı aramaktan çok daha iyidir. İşte yaşadığı kentte kendini güvende hissetme ve kendine yer açma yalnızlığı, bir yanıyla da büyük kentlerde yerelde bir örgütleme şekliydi. Köy, yöre dernekleri, odalar, kooperatifler vesaire&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve bildiğimiz bir şey, üniter devlet yapılanmasında, otonom, özerlik ve federatif yapılara ayrılıkçı gözüyle bakan ve terörize eden devletler giderayak daha da faşistleşiyor. Ve bu tekçi yapılar içerisinde, Hint Avrupai farklı kimlik ve inançların birbirine benzeyen ve devam niteliği taşıyan halkların, türleri giderek faşizme yönelmesi, çoğunluk sendromunun, güç zehirlenmesinden başka bir şey değildir. Son evrede sınırları çizilmiş kabul gören ulus devletler, üniter cumhuriyetin onlarca tanımı arasında, alışıla gelen monarşiyle tekrar bir araya gelmesi, yanı başımızdaki coğrafyalarda çoluk çocuk ve insanların bir kez daha ölmesiydi. Bu çerçevede esrime sembollerin dürtüsüyle ülkenin kaynaklarını paylaşan zattı muhteremlerin yakalarından sarkan rozetler koleksiyonu, kat be kat açlık kokuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birlikte yaşama ölçüsünü kaçırmadan: Ancak kaç kuşak yitip gitmeden, meşru dilden uzak yan yana durmasını bilen halkların bir ruh hali, evrensel bir dünyaya kapı arayabilir. Bırakın! Kendini tekrar eden kurucu önderlerin, değişmeyen doktrinleri arşivlerde kalsın. Şimdi ne kadar sosyal ne kadar demokratız, günümüz de buna bakalım. Bu bir ironiyse ironi olarak kalmasın: Sen güçlüysen, beni dövmen gerekmiyor. Irak, Libya, Suriye&#8217; den de biliyoruz ki sistem değiştikçe, bazen bayrakların üzerindeki yıldızlar, renklerde değişebiliyor. Bu arada rejim değişikliğiyle yönetenlerin heykelleri de meydanlardan kepçelerle sökülüp atılabiliyor. Değiş tokuşla yer değiştirip tekrar koltuk kapan siyasilerin riyakârlığı, ortalık yerde açlık sırıtıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tek kimlik, tek inanca can suyu veren, çoğunluğun hiç değişmeyen muteber algısı. Ne kadar da benzeş, başka halklara ölümü tattıran inancı, tapınması semavi tek tanrılı dinlere özgü. Yoksulluğa tezat giderek artan özel mülkiyet tahakkümü, milli ve yerlilik sendromu&#8230; &#8221; Komşu da pişer, bize de düşer &#8221; algısından bir milim şaşmıyor. Sadece kendi karanlığına el sallayan odaların yanında, hiç sorgulamayan, aç susuz kendinden geçen yurdumun insanı. Birlikte yaşam adına çözüm üretmeyen, yoz yobaz siyasi partilerin genel başkanları, sokağa bakınız! Koca koca adamlar, kentin kanepelerinde unutulmuş, kuru birer ağaç gibi. Haberiniz var mı? Sosyal medyada, edebiyat &#8211; sanat adına paylaşım yapan gruplar, beyaz sayfalar, tek rengin dokunulmazlığıyla salya sümük pervasızlaşan ırkçı düşünceler dünyası, ne kadar da tekçi. Atamayla atanan siz bürokratlar, bir kaç katlı maaşlarınızla, artık mutlu olabilirsiniz. Size rağmen, kozmik yaşamın içinde, yirmi yedi seneye aşan emekli maaşı alanların sayısı ve yaşam süreleri giderek artıyor. Sistemin yanalında koltuk kapan gazeteciler, siyasetçi, şoven faşist kesimler, gözünüz aydın olsun.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi düşsel olmayan bir günde, seninle şurada yürürken, yine emekliye düşen ne bir artı gevrek, ne de bir bardak çay fazlası. Yaşam standardı, üretim payı sıfırın altında, yine milli yerli duygulara kurban edilerek sönümleniyor. Yönetenlerin her koşulda başvurduğu en iyi yöntem mili duyguları tekrar kaşımaktı. Bu yansımalar günümüzde, yaşamda daha da yoksullaşmayla eş değer, tanıdık bir tat olarak yerini alıyor. Yoksa güneşin altında, çalışmış, didinmiş ve yeniden yaşamı yaratanların ardılları, yurt bildikleri bu topraklardan, neden çekip gitsinler başka ülkelere, sorusunun cevabı çok açık. Göz hizasında daha iyi yaşam koşulları, özgürlük, barınma, sağlık, sosyal adalet gibi insani ve gerekli bireysel çıkarları sayabiliriz. Bu topraklarda söylencesi her zaman para eden, mavi rengin altında, bunca rengin ortasında yine milliyetçilik kanatlanıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne kadar vatan, bayrak Sakarya, sevmeleri, apolitik sesler tribünlerde yükseldikçe, o kadar da mili gelirden emekli ve asgari ücretlilerin pay almaları günlük politikalara heba edilir. Ve yaşama hevesi orta yaşlarda soyut devletin üstünde bir artı yük olarak tekrar güncellenir. Tek adam otokratik sisteminde: her defasında tanıdık tatları tadanlar, tarihsel olarak daha çok yıkıcı olurlar. İşte İskandinavya ülkeleri, tek kent &#8211; tek ülke Lüksemburg. Gerçek tarih, kitaplar olduğu kadar, aynı topraklarda birlikte yaşamasını bilen toplumların kendi halklarıyla bütünleşmesi, insana kendini daha iyi hissettiriyor. En azından aklımdan geçen düşüncemi eğip bükmeden yazabiliyorum. Evet, insanın yaşadığı topraklarda, &#8221; kimliği &#8211; inancı &#8221; &#8216; yla kendini özgür bir şekilde ifade etmesi daha iyi bir seçenekti. Başka bir mavide, öteden beri el ele kenetlenmiş kollar, bir nehir gibi özgür akabiliyorsa&#8230; Suyu tutamazsın çünkü su toprağın içindedir. Ye, ya, yes, heya, ere, evet gibi her dilde, bir cevabı vardı. Küçücük akan bir dere, bir taş parçası, endemik bitkiler, anıt kentler ve su kemerleri yatağında toprakta barışık / tı. Ama devasa çok katlı binalar AVM &#8216; ler geleceğe iyilik güzellik adına, ne katacağını bugünden tahmin etmek hiç de zor değil&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ali Şeker</strong></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/kendine-yetemeyen-insan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Besin zinciri dışında olan insan daha ne kadar kötü olabilir</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/besin-zinciri-disinda-olan-insan-daha-ne-kadar-kotu-olabilir/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/besin-zinciri-disinda-olan-insan-daha-ne-kadar-kotu-olabilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Mar 2026 16:37:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=5912</guid>

					<description><![CDATA[Bugün: İnsan benliğinin sürü zihniyetine dayalı somut bir yaşamın kenarından, köşesinden bir günlüğüne de olsa, hatalarım, zaaflarım ve]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="682" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/03/ali-seker-1024x682.jpg" alt="ali seker" class="wp-image-2129" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/03/ali-seker-1024x682.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/03/ali-seker-300x200.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/03/ali-seker-768x512.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/03/ali-seker-1536x1023.jpg 1536w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/03/ali-seker.jpg 1600w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="2129" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">Bugün: İnsan benliğinin sürü zihniyetine dayalı somut bir yaşamın kenarından, köşesinden bir günlüğüne de olsa, hatalarım, zaaflarım ve yazdıklarımla birlikte uzaklaşmak istiyorum. Gün boyu oturup kâğıda bir şeyler yazmaktansa, düşlerle farklı bir zaman dilimine gitmek de insanın kendine verdiği, toplumsal bir değerdi, ekmek ve özgürlük gibi. Yürürken bile bireysel özgürlüğün kötüye kullanılmadığı kalabalık yerleşik bir sokakta bile, insanın soyunuk sözcüklerle hiç çekişmeden ağzından bir merhaba sözcüğünü, sağa sola savurması da yaşadığı topluma bir saygının göstergesi olsa gerek. Bu merhabalaşma anları kalabalığın ortasına bir bahar havası gibi inebilir. İşte üstümüzde, gökyüzünün mavisi de tek renk. Arada bir yağmur yüklü bulutlar üzerinde gezinse de gökyüzü kırılmaz. Ki eğer insanlar barut kullanmazlarsa mutlu bir hava. Sen de ben de tekiz, çiçek de, böcek de, ot da tek. Yalnız tek kimlik, tek inancın ortak bir duyguda yaşamda faşistçe bir araya gelmeleri büyük bir trajedi. Dedim ya, bugün aramızda hiçbir şey gizli kalmasın sevgili fıkram! Yaşadığım kentin sokaklarına farklı zaman boşluğunda yürümenin de edebi izleğimi beslemediğini görüyorum ve bu çok üzücü. Başka bir dünyanın içine edebi bir temanın dışına çıkmadan, kötülüğün eni sonu yenildiği, sıcak mı sıcak toprak damlarda anlatılan, bir uzak doğu masalının üzerine hiç kimsenin sıçramadığı yerde gözlerimi açmak istiyorum. Bilmiyorum, çok mu şey istiyorum? Sokağa bakan pencerenin yanına dikelip, sokağın gün ışığındaki seyrine bakıyorum. Ve bu tek düzelliği bir yerinden delmek için, sokağın hareketini saçlarından tutup havalandırmak geçiyor içimden…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sıradan rutin bir gün. Ana caddeye yakın bir kahvehanede, okey taşların tahta ıstakaya değen sayıların sesi, hiç bir notaya gelmeyen şakırtıları zamanın ruhuyla bir uyum içinde, koca koca adamlar psikiyatrist bir vaka. Ganyan ve iddaa bayilerin önüne kümelenmiş, elindeki kupona at yemleyip, gelişi güzel sayılara kalem oynatan beyler var. Demek ki, olur olmaz her yerde kalem oynatmak bazen hiçbir işe yaramayabilir. İşte yasal kumardan başını kaldırmayan vatandaşın, bugünkü siyasi gelişmelerden ne kadar haberdar olabilir. Bugünkü günlüğüm bilesin, uzun süreli konuşan ve siyaset yapanların varlığı, toplumu çoktan etkisi altına almış. Açlık – yokluk rakamların arkasına gelen, kendi başına bir hükmü olmayan sıfırın altında seyrediyor. Gece yarısı benzine bir tık daha zam geldi, hiç eksilmeyen araba trafiğinin çalışan motor sesleri kulaklarımda vızıldayarak geçiyor. Sosyal adaletin olmadığı bir ülkede, ne kadar da asosyal bir durum, hakça bir paylaşımdan oldukça uzak. Az da olsa, gerçek tarihin bizlere bir sorusu var. &#8221; İyi bir kral – iyi bir yönetici nasıl olmalı &#8221; ilk önce üretmek, yetiştirmek ve yetiştirdiğini halkıyla hakça paylaşandır cevabını alırız. Yarın zincir marketlerde onlarca ürünün etiketi bir bir değişecek. Güneşli bir havada, bir çift gözle, birkaç kalem günün hareketini tarıyorum. Orada bulunan varlığını göremediğim, binlerce kanlı canlı kalem geride kalıyor. Bir kişinin kibrine sarınmaya gerek yok, somut olarak tek bir gözün ise yetemediği de orta. İşte başı önünde: mekanik cep telefonunu sürekli başparmaklarıyla yemleyen gençlikte seyir halinde bir tramvayda. Daha ne olsun, demeyin! Sevgili günlüğüm, çeyrek asırdır, tek kişi, tek siyasi parti ve bireylerin esrik yanıyla, yanlış işleyen bir demokrasi. Güç ve erkin çoğunluk mekanizması içinde kendinden geçme seanslarıyla mutlu olanlar bir taraf… Bu resmin hiç bir yerinde yer almayan, somut ekonomik koşullara dayalı, sosyal bir sisteme dokunarak, hissederek komünal olmak, düğme iliklemeye gerek duymadan yaşamak isteyenler ise bir tarafta…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Taşın sadece doğada katı bir dekor olmadığını, onun da bir canlı, bir ruh taşıdığını görmek ve dokunmak da, altında yaşayan solucana bir saygıydı. Yaratılış gereği besin zinciri dışında olan insan daha ne kadar kötü olabilir, demeyin. Kişi eline geçirdiği bir güçle her şeyi bil fiil yok edebilir. Yine de bilge insan: yüreği hakkaniyetten yana olan konuşan, yazan &#8211; çizen dayanışmacı gücüyle, başarılı insana özgü bir mücadele örneğiydi. Eğer bir yerlerde insanlar gülüp eğleniyorsa, yasaklar yoksa hoş zamanlar, yaşamı daha yaşanır kıldığı da gözden kaçmayan bir gerçeklikti. Halkın kendine değer verdiği, yaşamda insanı ortak bir duyguda mutlu eden insanın bir başka erdemli özelliğiydi bu&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsan: kapitalizmin kendinden geçme zenginlik ideolojisine, her gün kendini yem etmeye devam ediyor. Evet, düşünce her ne kadar, kılıçtan daha keskin, karar vermek, almak aracı olarak yaşamda rol alsa da, yine de kan dökmek işi bir metal aracın fen işiydi. Eğer toplumun büyük çoğunluğu yaşamın dışkılamaktan ibaret olduğunu görüyorsa, bir ülkede, esrik sessizliğe mahkûm olmuş itaatle &#8211; biat arası bir çizgideyiz demektir. İnsan kapı eşiğinden dışarı çıkarken, bütün aptallıklarını ve zaafını serbestçe yaşadığı kendi evinde bırakabilmeli. Ancak bilinçli bir hazzın, diğer günlerde kendini tekrar eden aptallıkların, evrensel bir dünyada demokratik bir zeminde, hukuken affı mümkün değildi. Kişi bir esrimenin çerçevesinden dışarı çıkamıyorsa, konuşulan yalan yanlış politikalarla kendinden geçmiş bir şekilde salya &#8211; sümük alkışlamaya devam ediyorsa, suç yalnız kendisinde değil, meşru gördüğü sistemdedir. Devam eden bireysel hatalarımızın üzerini kapatmak, bizden çok yaşadığımız topluma da zararı olur. Ve hareket eden her şeyi tek Tanrı korkusuna yükleyip, başka inançları kendi inancımızın içine hapsedip, esrik yanımıza kapatamayız…&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsan arada birde kendi karanlık çıkmazların üzerini açıp, güneşte havalandırabilmeli. Yaşadığımız topraklarda kusurlarımızla farklı farklı bir araya gelmiş bireyleriz, eksikliklerimizin olması ne güzel. En azında yarın gerçekleşmesi zor, yeni bir ütopyada birlikte yaşamak için bugünden bir mazeretimiz olur, bu daha iyi. İşte insanın yeryüzüne ektiği bilgelik tohumları görülüyor, başarmanın mucizevi sırrı…&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sen de iyilikle kötülük arası yılda bir kez de olsa kendini serbestçe tüketebilirsin…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali Şeker</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/besin-zinciri-disinda-olan-insan-daha-ne-kadar-kotu-olabilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
