<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yazar Gündüz Işık &#8211; Vartoname</title>
	<atom:link href="https://vartoname.com/category/yazar-gunduz-isik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://vartoname.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Jul 2026 18:03:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/03/vartom.png</url>
	<title>Yazar Gündüz Işık &#8211; Vartoname</title>
	<link>https://vartoname.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Varto Koğ festivali &#8211; Ekoloji ve Sanat…</title>
		<link>https://vartoname.com/varto-haberler/varto-kog-festivali-ekoloji-ve-sanat/</link>
					<comments>https://vartoname.com/varto-haberler/varto-kog-festivali-ekoloji-ve-sanat/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2026 18:44:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Varto Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Gündüz Işık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10113</guid>

					<description><![CDATA[Varto Koğ festivali Varto Koğ Festivali’nin temel amacı doğa, kültür ve sanat değerlerini bir araya getirerek toplumsal dayanışmayı]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="1024" height="890" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/gunduz8-1024x890.webp" alt="gunduz8" class="wp-image-10114" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/gunduz8-1024x890.webp 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/gunduz8-300x261.webp 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/gunduz8-768x668.webp 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/gunduz8.webp 1104w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10114" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Varto Koğ festivali </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Varto Koğ Festivali’nin temel amacı doğa, kültür ve sanat değerlerini bir araya getirerek toplumsal dayanışmayı güçlendirmek, yerel kimliği görünür kılmak ve ekolojik farkındalık yaratmaktır. Ve bu bağlamda festivaller, kültür ve sanat çevrelerini, bilim adamını, aydınını toplumla buluşturabildiği kadar “toplumsal değişime ve dönüşüme” hizmet eder. Henri Barbusse boşuna dememiş: “Değişim için çalışmayan kötülük için çalışıyor demektir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü festivaller, hem kültürel hem de sanatsal yaşamın önemli araçlarıdır. Sanatçısını toplumla toplumu da sanatçısıyla buluşturur. Sanatı, kültürü oluşturanların, “yasaları koyanlardan” daha güçlü olduğu gerçeğinden yola çıktığımızda yapılan festivallerin toplumsal önemini daha da somutlaştırabiliriz…</p>



<p class="wp-block-paragraph">“İnsan her gün bir parça müzik dinlemeli, iyi bir şiir okumalı, güzel bir tablo görmeli ve mümkünse birkaç mantıklı cümle söylemelidir”, der Goethe. Çünkü insanın kendini ifade etmenin en kusursuz yolu edebiyattır, müziktir ve resimdir… Bir resim, bir şarkı, bir tiyatro oyunu veya bir dans gösterisi, bizi derinden etkileyebilir, yeni bakış açıları kazandırabilir ve ortak bir geleceğe doğru ilerlememize yardımcı olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanat, özgürlük, hakikat ve adalet mücadelesinin de bir aracı olduğu gibi sadece estetik değil, toplumsal sorumlulukla da buluşarak, eleştirel ve dönüştürücü bir sürece hizmet eder. George Orwell’in sanat felsefesi, sanatın asla tarafsız olamayacağını ve kaçınılmaz biçimde politik bir işlev taşıdığını savunurken; Bertolt Brecht da, Sanat, kitleleri bilinçlendirmenin onları eğitmenin bir aracı olarak görmüştür. Ayrıca, sanat kitleleri dürtmeli ve hatta eyleme geçirmelidir denilir…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanat, halkın ruhudur, değişim ve yaratım gücüdür, insanın doğaya, insanın insana, insanın topluma uyumunu sağlar. Sanattır, köprüler kuran, halkları kaynaştırıp tarihi zenginlik içinde barışık kılan. Bir toplum düşünün: insanlarının çoğu işlerine gidiyor, çocuklarını büyütüyor, ev işleri ile meşgale oluyor. Ancak bu dünya, bir şekilde sönük ve donuk. Duvarlar beyaz ve boş; müzik, dans, film veya tiyatro yok. Tasvir ettiğimiz hayat ne kadar çekici olurdu sizce?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanat, toplumların hikâyesini anlatır; bu nedenle tamamen siyaset üstü kalması çoğu zaman imkânsızdır. Bir kültür ve sanat festivali, yalnızca eğlence değil; aynı zamanda toplumun kültürel mirasını, sanatsal üretimini ve ortak değerlerini görünür kılan bir buluşma alanıdır. İçeriği, hem sanatsal çeşitliliği hem de toplumsal katılımı destekleyecek şekilde tasarlanmalıdır seklinde düşünüyorum…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Festival, ekolojik sorunları da öne çıkararak hem çevredeki olumsuzluklara farkındalık yaratmak, hem de toplumları bu konuda bilinçlendirmektir diğer bir hedefi… Sanatçılar, güncel sanatın eleştirel yanını kullanarak insan doğa ilişkisine ve ekolojiye yeni bir bakış açısı sunmaya çalışmışlardır. Ekosistemlerin kendi doğalarındaki kırılganlığı doğayla ve insanla olan ilişkisi ekolojik sanat tarafından sanatsal bir dille yansıtılmaya çalışılmıştır</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğa, yüzyıllardır sanatın konusu olmuş ve 1960’larda sanatçıların galeri ve sanat alanlarına tepkisinden sonra doğanın sanat pratiklerine yansıma biçimi değişmeye başlamıştır. 2000’ler itibaren sanatta doğa daha sık konu edilmiştir. Bu tepkiler sonrasında sanat nesneleri ve mekânlarında değişimler olmuştur. Arazi sanatı, çevre sanatı, ekolojik sanat hareketleri ortaya çıkmış ve bu hareketler ekolojik sorunları sanata dahil etmiştir. Sanatçılar, çalışmalarında doğayı başlarda mekân olarak kullansalar da zamanla çevre duyarlılığı, farkındalık yaratmak amaçlı ilerlemişlerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zulme sessiz kalmamak, haksızlığa karşı durmak bir insanlık onurudur… Doğamızın talan edilip yabancı sermayeye peşkeş çekilmesine sesiz kalınamaz. Varto halkı havasına, suyuna ve toprağına sahip çıkma noktasında, tüm metropol kentlerde olduğu gibi diyaspora (yurt dışı) dahil tüm yasam alanlarında örgütlenerek yarattığı sinerjiyle coğrafyasına olan duyarlılığını herkese hissettirmiştir. Kapitalist dünya rant adına insana ve doğaya zarar vermeden yol alamayacağına göre, İnsanlık da; dayatılan zulme olan itirazını örgütlü mücadeleye dönüştürerek karşı bir tutum içine girmeden geleceğini kuramaz. Ve bu bağlamda olup bitene baktığımızda, ekolojik farkındalık adına “festival” in dönüştürücü rolü çok önem arz etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emil Cioran, “Edebiyatçı, politik duruşuna/ tercihlerine uygun hareket eder ki, bu da edebiyatın vazgeçmesi mümkün olmayan kadim hâlidir; zaten zarar vermek için yazarız. Rahatları bozmak için yazarız. Hayatımda ne okuduysam rahatım bozulsun diye okudum. Hayatı ne diye allayıp pullarlar, kötülük meselesinden ne diye kaçınırlar anlamıyorum. Hakiki bir meseledir bu,” der. Ve ayrıca Sebuhi Quluzade de, “Edebiyat, ölümsüzlüğün en eski yoludur. İnsanlar kendi hayatlarını, tecrübelerini, hayal ve fikirlerini edebiyatla ölümsüzleştirir” derken, Jorge Amado da; “Bence edebiyat halkın bir silahıdır, yazar halkının isteklerinin ve kavgalarının sözcüsüdür. Romancılığımı bu şekilde gerçekleştirmeye ve geliştirmeye çalışıyorum” seklindeki ifadesi, edebiyatın yaşamsal alandaki önemini güzel ifade etmektedir. Kısacası, ‘toplumsal itirazı’ ifade eden sanatın tüm dallarıyla toplumu buluşturmaktır Festivallerin bir başka hedefi…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Marx’a göre de sanat, toplumsal gerçeklikten kopuk, soyut bir estetik deneyimden ziyade, toplumsal koşulların ve sınıf mücadelelerinin bir yansıması olmalıdır; aynı zamanda insanları mevcut düzeni sorgulamaya ve dönüştürmeye teşvik eden devrimci bir güç taşımalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kapitalist üretim biçimi, işçiyi üretim sürecinden ve kendi emeğinden yabancılaştırdığı gibi, sanatçıyı da toplumsal gerçeklikten yabancılaştırır. Sanatçı, kapitalist sistemde özgün yaratıcı bir birey olmaktan çok, meta üreticisine dönüşebilir. Sanat, tıpkı diğer metalar gibi bir değişim değeri taşır ve pazarda satılmak üzere üretilir. Bu da sanatın toplumsal işlevini zayıflatır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanat, egemen ideolojiyi sorgulamak yerine onu destekleyen bir işlev de görebilir. Örneğin, 19. yüzyılda romantik resim veya edebiyat, kapitalist bireyciliği övüp, toplumsal eşitsizlikleri göz ardı eden bir yapıya sahipti. Sanatın bu yönü, toplumsal eleştiriden uzaklaşmasına yol açabilir. Marksist bakış açısına göre, sanatın metalaşması onun toplumsal işlevini zayıflattığı gibi toplumsal değerlerinden de uzaklaştırır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanat, sınıfsal ayrımların olmadığı bir dünyada, herkesin yaratıcı potansiyelini ortaya koyabileceği bir alan haline gelir. Altının çizilmesi gerek: Müesses nizamdan beslenenlerin (daha doğrusu beslemelerin!) kültürel kulvarı hamaset, demagoji ve manipülasyondur; riya, ikiyüzlülük ve samimiyetsizliktir. Dostoyevski’nin, “Zorbalık karşısında duyarsız kalan bir toplum zehirlenmiş demektir!” diye haykırması da, sanatın toplumsal boyutu temelindeki önemine olan ihtiyacı güzel vurgulamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“İnsan olmadıktan sonra güzel göz, güzel kaş, sırım gibi boy herkeste var. İnsan dediğin yüreğiyle, inceliğiyle insan olmalı”… Ve “Adaletsizliğin olduğu yerde tarafsız kalıyorsan, haksızlık yapanın tarafını tutuyorsun demektir”… Unutmayalım ki, bir ülkenin insanlarının onuru en azından toprağı kadar kutsaldır. İlkelerine ve insanlık değerlerine sahip çıkan herkes, zulüm görenlerle, hakkı yenenlerle, sömürülenlerle, acı çekenlerle, yoksullarla birlikte olmalıdır diye düşünüyorum…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dik durup diklenen yazarlardan Yaşar Kemal, dünya görüşüyle sanatını bir bütün olarak gördüğünü, halka ve doğaya olan inancını, sanatının emekçi ve mazlumların çıkarlarının emrinde olduğunu dile getirmiş ve bu gerçeklikte yazmaya devam etmiştir. Sonuç olarak, sanat sadece estetik bir ifade değil, toplumsal yapıyı şekillendiren ve dönüştüren bir güçtür. Festivaller de bu dönüştürücü güce desteğini sunarak yardımcı olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm Vartoluları ve dost çevrelerini 7-8-9 Ağustos 2026 tarihinde yapılacak olan “Varto Koğ Kültür ve Sanat Festivali” ne bekliyoruz…<br>06.07.2026<br>Gündüz IŞIK</p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/isik-ekoloji.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/varto-haberler/varto-kog-festivali-ekoloji-ve-sanat/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/isik-ekoloji.mp3" length="7787278" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>BİZ OLALIM &#8211; BİZ BİZİ TÜKETMEYELİM…</title>
		<link>https://vartoname.com/yazar-gunduz-isik/biz-olalim-biz-bizi-tuketmeyelim/</link>
					<comments>https://vartoname.com/yazar-gunduz-isik/biz-olalim-biz-bizi-tuketmeyelim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 15:45:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazar Gündüz Işık]]></category>
		<category><![CDATA[Varto Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=7623</guid>

					<description><![CDATA[Bin kez kırdılar dallarımızı,Bin kez budadılar,Yine çiçekteyiz işte,Yine meyvedeyiz…” Pir Sultan Abdal.Yüzleştiğimiz her şey değişebilir, ancak yüzleşmeden hiçbir]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img width="1536" height="1024" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/6f07f70d-a670-414d-abeb-c6988917d605.png" alt="6f07f70d-a670-414d-abeb-c6988917d605" decoding="async" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/6f07f70d-a670-414d-abeb-c6988917d605.png 1536w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/6f07f70d-a670-414d-abeb-c6988917d605-300x200.png 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/6f07f70d-a670-414d-abeb-c6988917d605-1024x683.png 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/6f07f70d-a670-414d-abeb-c6988917d605-768x512.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" loading="lazy" />													</p>
<p>Bin kez kırdılar dallarımızı,<br />Bin kez budadılar,<br />Yine çiçekteyiz işte,<br />Yine meyvedeyiz…” Pir Sultan Abdal.<br />Yüzleştiğimiz her şey değişebilir, ancak yüzleşmeden hiçbir şey değişmez.” James Baldwin.</p>
<p>Her Vartoluya ve Varto dostlarına merhaba… Emperyalist sermaye şirketleri ve onların yerli<br />işbirlikçileri kendi çıkarları adına insana ve doğaya zarar vermeden yarınlarına yol alamazlar. Müesses<br />Nizamın gönüllü desteğiyle oluşan böylesine ciddi ve tehlikeli ittifak karsısında her gün için örgütlü ve<br />uyanık olmak zorundayız. Bu gün için Amerikan İGNİŞ şirketini def edebiliriz, ama işimiz dahada<br />bitmeyecektir. İGNİŞ gidecek başkaları sırada bekliyordur. Ve bu sebeple “yaşam alanlarımızı”<br />korumak için yasam boyu örgütlü olmak zorundayız diye düşünüyorum.</p>
<p>Böylesine büyük bir tehditle karsı karsıya kalan Varto ve bölge coğrafyasına karşı olan duruşumuzdan<br />verilen her ödül, bindiğimiz dalı kesmeye benzer. Ve bu bağlamda olup bitene baktığımızda hiçte<br />memnun verici bir tablo görmediğimi öncelikle ifade etmek istiyorum.</p>
<p>İki aylık bir süreç içerisinde durumun vahametini fark eden köylerimizin muhtarları, ciddi bir<br />duyarlılıkla geliştirdikleri dayanışma toplantılarıyla olgunlaşan mücadele azmi, 24 Nisan mitingiyle<br />iradesini ortaya koydu. Ortaya çıkan bu onurlu direniş iradesi, her Vartolunun ortak bir kazanımı ve<br />gururudur…</p>
<p>Bu noktadan sonra; Hiçbir kurum ve oluşumun birbirini itibarsızlaştırmaya ve yok saymaya hakkı<br />yoktur. Varto Ekoloji platformları da VADEF de diğer sivil toplum örgütleri de; toprağımıza, havamıza,<br />derelerimize kısacası yasam alanlarımıza sahip çıkma noktasında aynı heyecanla birlikte yol almak<br />zorundalar. Bu onur verici yolculuğu, kısır tartışmalarla boğmaya çalışan bazı çevrelerin davranışları<br />surece sadece zarar vereceğini özellikle vurgulamak istedim.</p>
<p>Bizi bekleyen daha zor günler için, kurumlar; birbirini itibarsızlaştıracağına birbirini güçlendirmeye<br />yönelik bir tutum içine girerek yol almaları, mücadelemizin her halkasını güçlendirecektir. Ve bu<br />bağlamda önyargılarımızdan, yanlı tutumlarımızdan uzaklaşarak birbirimizi anlamak zorundayız. Evet,<br />anlamak masraflı iştir; emek, gayret, samimiyet ister. Yanlış anlamak ise en kolay yoldur. Carl Gustav<br />Jung, “Hayatta en acıklı şey, bir insanın problemin kendisinden kaynaklandığını görememesidir” der.</p>
<p>Kazananlar, hiç hata yapmayanlar değil, asla mücadelesinden vazgeçmeyenlerdir. Vazgeçmemek için<br />de aklımızda inşa ettiğimiz hapishanelerden de kurtulmamız lazım. Benmerkezciliğin ürettiği</p>
<p>körlükten uzaklaşarak geliştireceğimiz her samimi ve güven verici ilişki mücadelemizi<br />çelikleştirecektir…</p>
<p>Kendimizle ve çevremizle kurduğumuz her güven verici ilişkinin önemi bizi birbirimize daha çok<br />yakınlaştıracaktır. Galeano, “İnsan etten ve kemikten yapılmıştır ama söylediği kelimelerden de<br />yapılmıştır” derken çok haklıdır. Ve devamında “Söz de bir silahtır, iyiye ya da kötüye kullanılmış<br />olabilir, cinayettin suçu asla bıçağa ait değildir” der.</p>
<p>Yüz yüze veya özellikle sosyal medya platformlarında, birbirimize karsı olabilecek kırıcı sözlerden<br />sakınabildiğimiz ölçüde mücadelemize anlam katmış olacağız. Polemiğe açık olan sorunları, özellikle<br />yüz yüze gelinerek çözüme bağlanmasını gelenek haline getirilmesini diliyorum… Anlayışın olmadığı<br />yerde büyük üzüntü, keder vardır. Eğer zihin kendi duvarlarını delip geçmezse, ortaya çıkan şey de<br />keder olur. Bizi birbirimize bağlayan zincirlerin kırılmaması için göstereceğimiz her iyi niyetli ve güven<br />verici çabayı içselleştirdiğimiz kadar güçlüyüz…</p>
<p>“ Gönlü geniş insanları seviyorum, vefakar insanları, kusur kapatanları, açık aramayanları, kendi gibi<br />davrananları, başkası olmayanları seviyorum” der Murakami. Ayrıca Eliot ise “Öyle anlar olur ki. Hiçbir<br />şey olmamış gibi gülümser ve yoluna devam eder insan… Buna pes etmek değil; olgunlaşmak denir”<br />der. Birbirimizi anlama niyetiyle dinleyebildiğimiz ölçüde sevgimizi ve dayanışmamızı güçlendirmiş<br />olacağız diyor, güzel günlere olan inancımla; suyumuza, havamıza, toprağımıza ve hafızamıza<br />sahiplenme noktasındaki mücadelemizi selamlıyorum… 28.04.2026<br />Gündüz Işık</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/yazar-gunduz-isik/biz-olalim-biz-bizi-tuketmeyelim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TARAF OLMAK</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/taraf-olmak/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/taraf-olmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Apr 2026 18:01:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Gündüz Işık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=7427</guid>

					<description><![CDATA[“Hakikatin tarafı olmak, en çetin savasın en onurlu duruşudur.” (Anonim) “Biz yobazın ve yobazlığın düşmanıyız. / Ve biz]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-full sabit-foto"><img decoding="async" width="600" height="900" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/gunduzisik.png" alt="gunduzisik" class="wp-image-7429" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/gunduzisik.png 600w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/gunduzisik-200x300.png 200w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" data-mwl-img-id="7429" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph">“Hakikatin tarafı olmak, en çetin savasın en onurlu duruşudur.” (Anonim)</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Biz yobazın ve yobazlığın düşmanıyız. / Ve biz halkının ekmeğine, hürriyetine / ve egemenliğine göz dikenlerin düşmanıyız.” Sabahattin Ali.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;“Ben tarafsız değilim. / Açık seçik taraf tutuyorum. / Yobazlığa karşıyım, ırkçılığa karsıyım, gericiliğe karsıyım. / İnsanların sömürülmesine ve savaşa karşıyım. / Sosyalizmden, sevgiden, kardeşlikten, aydınlıktan yanayım” diyen Mina Urgan’ı anlamak, güzel ve güneşli günlere yol almanın taşlarını döşemektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Yavaş yavaş ölürler, / Seyahat etmeyenler. / Yavaş yavaş ölürler, / Okumayanlar, müzik dinlemeyenler, / Vicdanlarında hoşgörüyü barındırmayanlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yavaş yavaş ölürler, / Alışkanlıklarına eşir olanlar, / Her gün aynı yolları yürüyenler, / Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler, / Bir yabancı ile konuşmayanlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yavaş yavaş ölürler, / Heyecanlardan kaçanlar, / Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki parıltıyı görmek istemekten kaçınanlar. (Pablo Neruda)</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanlar ahlaki pusulalarını şaşırmış; iyilik, cesaret, dürüstlük gibi erdemlerin adı bile anılmıyor. Daha çok tüketim, yükselme ve şöhrete ulaşabilmek için erdemlerimizden vazgeçmemiz gerektiği koşulları, sistem tarafından dayatılıyor.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Erdemlerimizin peşine düşmediğimiz takdirde; bir araya getiremediğimiz benlik parçaları, kırık dökük kimlikler, anlamlandıramadığımız “bilgi kalıntıları” arasında debelendikçe, yarattığımız karanlığa daha da gömüleceğiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nerede kolaylık varsa, orda soysuzlaşma vardır. Nerede zordan kaçış varsa, orada cehalet vardır. Kolaylık ve cehalet ikiz kardeş oldukları gibi doğrulara karşı da bir dirençleri vardır. Bu durumu besleyen, sorgulamayan itaat kültürünün araçlar olan; her tür tutuculuğu, ırkçılığı, şovenizmi, kaba milliyetçiliği ve dini kullanarak, toplumu sürüleştirmeye çalışan&nbsp; kapitalist sisteme karşı olduğum için, insanlıktan yana tarafım….</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hermann Goering “İnsanları liderlerin arkalarında sürüklemek son derece kolaydır. Onlara ülkeleri saldırıya uğradığını söyleyin yeter… Barış yanlısı olanları da, vatansever olmadıkları için ülkeyi tehlikeye atmakla suçlayın, bu kadar basit” der. Genellikle bu taktik bütün kapitalist ülkeler için geçerlidir. Egemenler, kriz dönemlerinde kendilerini yeniden üretmek adına, toplumda “rıza” üretmek için akıl almaz yalanları süsleyerek püsleyerek devreye soktuklarında; bu tuzağa itiraz ettiğim için tarafım…&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Felsefe yapma”, “politika yapma”, “entel-dantel takılma”, “ben tarafsızım” gibi sözler günlük yaşamımızın sık tekrarlanan replikleridir. İyi ve doğru olanı görmemezlikten gelinerek toplumsal konularda sorumluluk almamanın ve yapamadığımız şeylerden kurtulmanın bir yolunu bulmuş ve bu yolu çok beğenmiş olmalıyız ki tutturmuş gidiyoruz. Tarafsız olmak, bence düpedüz, sorgusuz-sualsiz egemen siyasal ve sosyal anlayışın çizgisinde olmaktır…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kişinin olup bitenle yüzleşerek kendisiyle kurduğu ilişkinin niteliği, yaşamın en anlamlı yüzüdür bence.&nbsp; İnsanlar, bazen kedini de okumalı ve yargılamalıdır. Bireyin hayatta yönelik amaçları ve hedefleri olmalıdır, birey olmak; sadece “kendin olmak ”da değildir. Kendinin ne olduğunu sistemin dışında düşünerek çözmektir, yoksa “bir nehir üzerinde akıp giden saman çöplerine benzeyerek, kendisini suyun akısına bırakmamalıdır…”</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsan kendisine, topluma ve doğaya karşı olan sorumluluğun bilincinde hareket ettiği kadarıyla, yaşamın tadına ve vicdanın huzur veren sesine ulaşmış olabilir. Bir bütün olarak, en yakın çevremizden başlayarak, yaşadığımız ülkede ve dünyada olup biten kötülüklerin sebeplerine ve çözümüne sorumsuz kalmamak gerekiyorsa, vicdanımın sesine uyarak sorumluluk taşımayı tercih ettiğim için tarafım…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplumsal değerleri gölgeleyerek toplumları çürüten bütün kötülükler, ağaçlarda saklı kurtlar gibidir.&nbsp; O kurtlar ağacı içten kemirerek nasıl devirebiliyorsa, sosyal yozlaşma ve kuralsızlık da benzer şekilde çürümenin zeminini güçlendirdikçe; çürümeye karşı olan duruşumla tarafım…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yazar ve sair Hayrettin Geçkin “Başkaların acıları size yabancıysa, siz kendi faşizminizin pesindesiniz demektir” der. Burada ifade edilmek istenen; toplumun acılarına, yaralarına ortak olmak için; kapitalizmin vahşi sömürüsüne sesiz kalmamak koşuluyla doğaya, insana, börtü böceğe zarar veren tüm kötülüklere karsı gerekli insanı duruşu sergilemek istediğim için tarafım…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nelle Hugo’nun “başka insanların yüzüne bakabilmek için ilk önce kendi yüzüme bakabilmeliyim. Çoğunluğa bağlı olmayan tek şey insanın vicdanıdır,” seklindeki görüşü ile&nbsp; “vicdana” verilmek istenen mesaj; adaletsizliğe, eşitsizliğe ve bencilliğe primin verilmemek ise; kardeşlikten, adaletten ve vicdandan yana tarafım…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve bu bağlamda, yaşam boyu gerçeklerin – hakikatin yanında kalmayı becerebildiğimiz ölçüde, tarafsız kalamayacağımızı rahatlıkla ifade edebilirim. Bir nevi savaşa karsı barışın; haksızlığa karşı haklının;&nbsp; yanlışa karşı doğrunun; sermayeye karşı emeğin; adaletsizliğe karsı adaletin yanında yer almak gerekiyorsa; emekten, adaletten ve barıştan yana taraflı olmak zorundasınız. Buradaki taraf tutma durumu, insani ve toplumsal sorumluluğunun bir gereğidir.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşar Kemal, “Bir de kimileri, sen taraf tutuyorsun diyorlar. Benim taraf tutmam kadar doğal ne var ki… Kendimi bildim bileli Türkiye’nin halklarının yanındayım. Kendimi bildim bileli zulüm görenlerle, hakkı yenenlerle, acı çekenlerle, yoksullarla birlikteyim” derken, mazlumlardan yana taraf olmanın gerçekliğini çok güzel ifade etmiştir…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplumlar, asgari müştereklerini yitirdiklerinde ve onların yerine ortak değerler üretemediğinde ileriyi görmeleri zorlaşıyor. Lau Tzu “Eğer bütün insanlığı, uyandırmak istiyorsanız, bütünüyle kendinizi uyandırın. Dünyadaki acıları bitirmek istiyorsanız, içinizdeki karanlığı ve negatif enerjiyi yok edin. Aslında, dünyaya verebileceğiniz en büyük hediye, kendi değişiminizdir” diyor.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Jose Saramago, “İnsanlar gözlerini kaybettiklerinden değil, vicdanlarını kaybettiklerinde körleşir. Körlüğün en tehlikeli biçimi, ‘görmek istememektir.’ Bu körlük, toplumları felakete sürükler, çünkü görmeyen gözden çok, duymayan vicdan felakettir” derken, toplumsal körlüğü çok güzel ifade etmektedir.&nbsp; Ve bu bağlamda körlüğü aşarak, antikapitalist ve antiemperyalist bir yolculukta buluşabilenlerin yanında olacağım için tarafım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarihin karanlık sayfalarını biraz araladığınızda garip bir gerçekle karşılaşırsınız: İnsanlar çoğu zaman suç işlenirken değil, ganimet paylaşılırken birbirine düşer. Hırsızlık çoğu zaman sessizce yapılır; ama paylaşıma gelince maskeler düşer, dostluklar biter, kardeşlikler parçalanır. Bu yalnızca sokak suçlarının hikâyesi değildir. Bu, insan doğasının en çıplak hâlidir. Çünkü insan çoğu zaman suçu birlikte işler ama çıkarı tek başına yaşamak ister.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Önemli olan var olan sorunların birer parçasına dönüşmeden, insani ve toplumsal sorumluluklar noktasında kararlı görünmektir… Dostoyevski, “Bir fikri savunmak kolaydır; asıl zor olan, o fikirle yaşamaktır” derken, Vigtor Hugo da, “Baskıyı alkışlayan bir halk, en büyük felaketi kendi elleriyle yazmıştır” ifadeleri, hakikaten yana ‘taraf olmanın’ önemini de vurgulamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine Hayrettin Geçkin dostum, “Buluşalım, şiirler, öyküler, kitaplar, tiyatrolar, sinemalar, sergiler buluştursun bizi. Doğamıza sahip çıkma mücadelemiz, özgürlük taleplerimiz ve onurlu bir gelecek için verilmesi gereken mücadelemiz buluştursun bizi… Yaşanır bir kent için, yaşanır bir ülke için, kardeşçe bir yeryüzü için…” Derken, ifade ettiği tüm o güzel ve içtenlikli duygularından yana tarafım…&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Erich Fromm modern insanın trajedisini bize şöyle tanımlıyor; “insan özgürleşmiş, fakat özgürlüğün getirdiği sorumluluk karşısında korkuya kapılmıştır. Bu korku, insanı yeniden otoritelere sığınmaya ya da güç arayışına yöneltmiştir.” Filozof Hannah Arendt de kötülüğün sıradanlığından söz ederken, insanlara önemli bir uyarı yapar: “En büyük felaketler, düşünmeyen ve sorgulamayan insanların çoğunluk olduğu toplumlarda ortaya çıkar” derken, sıradanlaşan kokuşmuşluğu sorguladığım için tarafım…</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;“Karakter, bir taraf seçmekle başlar.”&nbsp; (Anonim)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gündüz Işık</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.facebook.com/sharer/sharer.php?u=https%3A%2F%2Fvartoname.com%2Fmakaleler%2Ftaraf-olmak%2F" target="_blank" rel="noreferrer noopener"></a><a href="https://twitter.com/intent/tweet?text=TARAF%20OLMAK&amp;url=https%3A%2F%2Fvartoname.com%2Fmakaleler%2Ftaraf-olmak%2F" target="_blank" rel="noreferrer noopener"></a><a href="https://www.linkedin.com/shareArticle?mini=true&amp;url=https%3A%2F%2Fvartoname.com%2Fmakaleler%2Ftaraf-olmak%2F&amp;title=TARAF%20OLMAK" target="_blank" rel="noreferrer noopener"></a><a href="https://telegram.me/share/url?url=https%3A%2F%2Fvartoname.com%2Fmakaleler%2Ftaraf-olmak%2F&amp;text=TARAF%20OLMAK" target="_blank" rel="noreferrer noopener"></a><a href="https://api.whatsapp.com/send?text=TARAF%20OLMAK%20https%3A%2F%2Fvartoname.com%2Fmakaleler%2Ftaraf-olmak%2F" target="_blank" rel="noreferrer noopener"></a><a href="https://pinterest.com/pin/create/button/?url=https%3A%2F%2Fvartoname.com%2Fmakaleler%2Ftaraf-olmak%2F&amp;description=TARAF%20OLMAK&amp;media=https%3A%2F%2Fvartoname.com%2Fwp-content%2Fuploads%2F2026%2F04%2Fgunduz.jpg" target="_blank" rel="noreferrer noopener"></a><a href="mailto:?subject=TARAF%20OLMAK&amp;body=https%3A%2F%2Fvartoname.com%2Fmakaleler%2Ftaraf-olmak%2F" target="_blank" rel="noreferrer noopener"></a></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/taraf-olmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KAPİTALİZM İNSANA VE DOĞAYA DÜŞMANDIR</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/kapitalizm-insana-ve-dogaya-dusmandir/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/kapitalizm-insana-ve-dogaya-dusmandir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2026 14:38:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Gündüz Işık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=7079</guid>

					<description><![CDATA[Kapitalizm yaşamın iki kaynağı olan doğayı, insanı yok etmeden var olamaz.” Karl Marx.&#160; “ İnsan kendi bilincine varmış]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-full sabit-foto"><img decoding="async" width="1024" height="559" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/kapitalizm.jpg" alt="kapitalizm" class="wp-image-7080" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/kapitalizm.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/kapitalizm-300x164.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/kapitalizm-768x419.jpg 768w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="7080" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">Kapitalizm yaşamın iki kaynağı olan doğayı, insanı yok etmeden var olamaz.” Karl Marx.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">“ İnsan kendi bilincine varmış doğadır.” Reclusa.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;“Doğayla savaş halindeyiz. Eğer kazanırsak, kaybedeceğiz.” Hubert Reeves.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kısacası, insan doğanın içinde doğayla birlikte yaşamasını, ona bakmasını, onu anlamasını bilmelidir. İnsanın doğaya, insanlara sevgiyle bakması, onları bir solukta içine sindirmek istemesi, yaşama sevinci ve gücü verir. Rachel Carson, “Doğanın her parçası, bir diğeriyle derin bir bağ içindedir. Bir kuşun ötüşü, bir yaprağın rüzgârla dansı, hep birlikte bir uyumun parçalarıdır” der.</p>



<p class="wp-block-paragraph">William Wordsworth, doğayı insan ruhunun en önemli parçası olarak gören İngiliz romantik sairlerinden biridir. Şiirlerinde doğayı sadece bir manzara değil; insanı iyileştiren, öğreten ve dönüştüren canlı bir varlık olarak ele alır. “Doğa, kendini seven asla yarı yolda bırakmaz” sözüyle Wordsworth, doğayla kurulan sevgi ve saygı temelli ilişkinin karşılıksız kalmayacağını anlatır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sermaye, bildik geleneksel alanlarda yeteri kadar değerlenemiyor. Çareyi bütçeyi, hazineyi ve doğayı yağmalamakla, canlıyı metalaştırmakta görüyor. Doğanın yağma ve talanı o kadar hızlanmış durumda ki, bu kör gidiş vakitlice durdurulmaz ise geriye kurtarılacak pek bir şey kalmayacak. Ayağımızın altındaki zemin hızla çöküyor… Şimdilerde sermayenin başlıca değerlenme alanlarından biri inşaat, diğeri de doğa talanıdır&#8230; Çığ gibi büyüyen sosyal kötülüklere ekolojik yıkım, doğa yağması ve talanı eşlik ediyor.&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne yazık ki, doğaya duyulan sevgiyi ve saygıyı aşındırmaya çalışan ulusal ve uluslararası sermaye çevreleri için; gün geçmiyor ki, bakir kaldığını düşündüğümüz bir doğa parçasına göz dikilmesin ve yeni bir yıkım projesi ortaya çıkmasın. Bu yeni bir maden, taş ocağı, enerji üretimine yönelik bir proje ya da bir altyapı projesi veya suyu kontrol etmeye ve tekel altına almaya yönelik bir HES olabilir. Küresel düzeyde bir yıkımla karşı karşıyayız. Bu bir yanda iklim krizinin derinleşmesi, öte yanda da giderek yok olan biyolojik çeşitlilik anlamına geliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiç tartışmasız dünya çapında bir ekolojik krizle boğuşuyoruz ve bu kriz belli ki gezegenimizin acımasızca sömürülmesi ve kirletilmesinden kaynaklanıyor. Bu krizin toplumsal kaynaklarını haklı olarak insanlık da dahil yaşam dünyasının bütünlüğünü zaafa uğratan rekabetçi bir piyasa ruhuna, alınıp satılabilir nesneleri, kâr ve ekonomik yayılma için satılmak üzere etiketlenmiş metalara atfedebiliriz.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünyadaki canlı yaşamın bütünü, artık insanın yapıp ettiklerini kaldıramaz hale geldi. Doğa tarihine baktığımızda, insanın doğaya müdahalesi ve tahribat yaratması hep var olan bir olguydu. Ancak geçmiş çağlarda doğa bu tahribatı ve tüketimi telafi edebiliyordu, çünkü yaratılan tahribat da gene doğal araç ve yöntemlerle gerçekleşiyordu; üstelik dünyanın büyüklüğü ve nüfusun azlığı düşünüldüğünde tahribat küçük ölçekli kalıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüzde ise bambaşka bir manzarayla karşı karşıyayız. Sanayi devriminden bu yana geçen yıllarda ve özellikle yaşadığımız çağda, doğa tahribatı neredeyse tümüyle nitelik değiştirdi denebilir. Toprağı, havayı ve suyu zehirleyen, bunların kendini yenilemesini zorlaştıran ve kimi zaman imkânsızlaştıran, teknolojik gelişmelere dayalı kimyasal bazlı büyük bir kirlilik, dünya çapında devasa boyutlarda tüketimle birleştiğinde, ekolojik kriz dediğimiz ağır bir manzara çıkıyor ortaya.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu manzara karşısında irkilen ve dehşete düşen insanlar ise, ekolojik mücadele hamlesiyle karşı durmaya çalışıyorlar. Dünya genelinde faklı bakış açıları ve yöntemlerle devam eden ekolojik mücadelenin ya da ekolojik duyarlılığın kökleri uzun zaman öncesine dayanıyor.&nbsp; Charles Fourier&#8217;den &#8211;&nbsp; Murray Bookchin&#8217;e, oradan günümüz ekoloji hareketine uzanan bir fikirler ve mücadeleler tarihinden bahsedebiliriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Boockhin, “Toplumsal ekoloji, kapitalizm sonrası bir toplum, ekolojik çevre ile uyumlu biçimde yaratılmaksızın başarılı olamaz” der. Ve ayrıca “Toplumsal ekolojinin ileri sürdüğü en temel mesajını, doğaya tahakkümün insanın insana tahakkümünden kaynaklandığı düşüncesi olduğunu“ da iddia eder.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rachel Carson “Doğanın gerçekten de insandan korunmaya ihtiyacı vardır, ama insanın da kendi eylemlerinden korunmaya ihtiyacı vardır, çünkü yaşayanlar dünyasının bir parçasıdır. Doğaya karşı savası kaçınılmaz olarak kendine karşı bir savaştır. Onun gaflet ve yıkıcı eylemleri, yeryüzünün geniş döngülerine girer ve zamanla kendisine geri döner” der.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Ekoloji krizden, biyolojik çeşitliliğin azalması, doğal kaynakların tükenmesi, küresel kirlenme ve tabii “iklim krizi” veya “atmosferin ısınması” anlaşılıyor. Yalnız bu durumun gerisinde kapitalizm var, zira kapitalizm insana ve doğaya zarar vermeden yol alamaz. Kapitalizm akla, mantığa, izana ve sağduyuya aykırı bir sistemdir. Canlı olan ne varsa ölü metalara dönüştürüyor…&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Esasen kapitalizmde ilişki tersliği vardır. Öküz arabanın arkasına koşulmuş durumdadır. Çılgın rekabetten dolayı her kapitalist işletme, her seferinde daha çok üretmek zorundadır. “İleriye doğru kaçmak zorundadır…”Başka türlü yapamaz. Sistem sınırsız büyüme eğilimine ve dinamiğine sahip ama bu dünyanın kaynakları sınırlı. Bir şey üretmek, doğadan bir şey çekmek, eksiltmek demektir… Üstelik üretirken de tüketirken de kirletmek kaçınılmazdır. Fakat kapitalistler doğaya verdikleri zararın bedelini ödemeye yanaşmazlar…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğayı sınırsız yağmalanabilir, talan edilebilir bir şey sayarlar… Zarar doğaya ve topluma fatura edilir. Durum böyle olunca, sınırlı bir dünyada sınırsız büyüme saçmalığı, bütün dengeleri alt üst etti ve sistem duvara dayandı.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğa insan olmadan da yaşar ama insan doğa yok olduktan sonra yaşayamaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>10.03.2026&nbsp; &nbsp; &nbsp;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Gündüz IŞIK&nbsp; &nbsp;</strong> &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/kapitalizm-insana-ve-dogaya-dusmandir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>OKUMA ALIŞKANLIĞI</title>
		<link>https://vartoname.com/yazar-gunduz-isik/okuma-aliskanligi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/yazar-gunduz-isik/okuma-aliskanligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2026 10:44:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazar Gündüz Işık]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=6902</guid>

					<description><![CDATA[Okuma hevesimi dünyanın bütün hazinelerine değişmem.” Tolstoy. “Kitapsız yaşamak; kör, sağır, dilsiz yaşamaktır.” Andrei Tarkovsky. “İnsanlar ne kadar]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-full sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="559" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/okumak.jpg" alt="okumak" class="wp-image-6903" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/okumak.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/okumak-300x164.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/04/okumak-768x419.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="6903" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">Okuma hevesimi dünyanın bütün hazinelerine değişmem.” Tolstoy. “Kitapsız yaşamak; kör, sağır, dilsiz yaşamaktır.” Andrei Tarkovsky. “İnsanlar ne kadar bilinçsizse, o kadar suçludur.” Pasolini. “Okuma alışkanlığı kazanmayanın öğretimi, yarım kalmış demektir.” P.Pelant. “Özgür insan okuyan insandır. Çünkü okuma; bilgisizliği ve kör inançları yenen tek güçtür.” Thomas Jefferson. “Ağır ağır ölürler; okumayanlar, müzik dinlemeyenler, vicdanlarında hoşgörü barındırmayanlar.” Pablo Neruda. “Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku…” Sabahattin Ali.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bir insanı tanımak için…/ Ne okuduğuna bakın, / Ne seyrettiğine bakın, / Duvarlarına ne astığına, / raflarına ne koyduğuna, / Nasıl konuştuğuna, / Nasıl dinlediğine bakın. / Yapmamız gereken tek şey bakmaktır. / Bunlar, size onun ruhunun nerede olduğu / Ve neyle beslendiği konusunda her şeyi bildirir…” Ramtha.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Okudukça, kendi sınırlarını aşar insan. Gözlerin gördüğünden fazlasını; duyduğundan ötesini ararsın. Her yeni bilgi, her yeni fikir uykusuz bir bekleyişin cevabı gibidir. Kimi zaman bir cümle, yıllardır aradığın anahtar oluverir. &#8220;Ben kimim?&#8221; diye sorarken belki de bir yazarın satırlarında bulursun cevabını. Okudukça çoğalır, büyür, yenilenirsin.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geceyi sabaha bağlayan o ince çizgide, okumak uyanmaktır aslında; uykudan değil, gafletten, cehaletten, karanlıktan&#8230; Geceye adanmış bir cümle, sabahın habercisidir. Bir kitabın sessiz sayfalarında buluşuruz kendimizle, hayallerimizle, korkularımızla. İşte o yüzden, uyumak için değil; uyanmak için okuruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uykunun teslim aldığı saatlerde bile zihnimiz ayakta olsun; sorgulayan, düşünen, öğrenen bir ruhla uyanmak için&#8230; Geceyi aydınlatan satırların ışığında yeniden doğmak için oku. Çünkü okumak, karanlığın içinde kendini bulmanın en güzel yoludur. Kitapların sessiz dünyasında öyle cümleler vardır ki, okuyanın zihnini bir adım ileriye taşır. Oku, ama uyumak için değil; uyanmak için.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her kitap bir pencere açar; ruhuna, dünyaya, bambaşka hayatlara. Bir hikâyenin satırlarında gezinirken kendi iç yolculuğuna çıkarsın. Belki bir şiirin inceliğinde, belki bir romanın derinliğinde, belki de bir denemenin köşelerinde. Her harf, her kelime, her cümle uykusundan uyandırır seni; düşünmeye, sorgulamaya, anlamaya davet eder. Kitaplar, gecenin karanlığında zihninin kapısını çalan sessiz bir dost gibidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Asaaad Taha, “Birçok kitap okursun, belki yüzlerce, belki binlerce başlıklar hafızandan silinir, içerik buharlaşır gibi olur. O zaman her şeyin uçup gittiğini, zamanını ve parası boşa harcadığını sanırsın. Ama aslında hiçbir şey kaybolmaz. Okuduğun her sayfa, farkında olmadan, dünyaya bakış açısını ve düşüncelerinin akışını şekillendiren görünmez bir iz bırakır içinde. İnce ince, sessizce, içinden geçen o kelimeler yaşamaya devam eder, bakışını etkiler ve zihnini beşler, bunu tam olarak fark etmesen bile.” Henry Ford da, “Öğrenmeği bırakan kişi yirmisinde de olsa, sekseninde de olsa yaşlıdır. Hayatta en muhteşem şey kitap okumaktır. Okumak zihni daima genç tutar” der.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Jack London, “Seni kitap okuyan insanlarla tanıştıracağım. Hayat ancak böyle insanlarla bir araya geliyorsan yaşanmaya değer” der. İnsan bir yapıtı hayatında üç kez okumalıdır. Önce duyguların harekete geçtiği gençlikte; daha sonra mantığın egemen olmaya başladığı orta yaşta; son olarak da her şeye felsefe açısından bakıldığı yaşlılıkta denilir…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pozitif insanlar, sürekli mutlu oldukları için değil, zihinsel mücadelelerinde karanlığı yönetmeyi öğrendikleri için pozitiftir. Onlar, her olumsuz düşünceyi yeniden şekillendirir ve acının içinden büyümeyi seçerler. Güçleri, bu farkındalıkta saklıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Marcus Aurelius, “Bir insanın değerinin, ilgi duyduğu şeylerin değeriyle ölçüldüğünü aklından çıkarma” diyor. Ve bu bağlamdan dünyaya baktığımızda, ilkesel duruşun ve okumanın önemi ortaya çıkmaktadır. Şayet, bir gencin okumaya, yeni şeyler öğrenmeye, kendini sürekli geliştirmeye çalıştığını görürseniz o zengin bir adamdır diyebiliriz..</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yapılanlara boyun eğen, sesi çıkmayan, düşünmeyen, sormayan ve sorgulamayan insanlar olsun istiyorsanız kitapları yakmanıza gerek yok. İnsanların okumayı bırakmasını sağlayın yeter. Robin Sharma, “Kitaplar sana aslında yeni bir şey öğretmez. Kitaplar aslında zaten senin içinde olanları görmeye yardım eder, aydınlanma budur” der.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Okumak, bir hayata sığdıramayacağımız kadar deneyimi öğrenmenizi mümkün kılar. Bol bol okuyalım. Dün binlerce kişi… Kitap okudu… Ölen ya da yaralanan olmadı… George R. R. Martin, ” Kitap okuyanlar ölmeden önce binlerce hayat yaşar, hiç okumayanların ise sadece bir hayatı olur.” Rosa Luxemburg “Okuyor musun? Okumalısın, sana yalvarırım! İnsan aklını ve sinir sistemini ancak böyle koruyabilir” der. Marshall McLuhan “Hayatınızın kalitesini iki şey belirler; okuduğunuz kitaplar ve görüştüğünüz kişiler” der.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nietzsche “Sürü halindeki insanların, değer yargıları yoktur. Aile ve toplumlarından bir doğruluk paketi alır ve onları asla sorgulamadan tüm hayatlarını, bir çarkın dişlisi olarak yaşarlar” der. Kendimizi bilmek ve tanımak için sürekli yenileyici bir çabanın içinde olmalıyız. Bu bağlamda da okumanın önemini içselleştirmeliyiz. Yalanlamak ve reddetmek için okumamalıyız! İnanmak ve her şeyi kabullenmek için de okumamalıyız! Konuşmak ve nutuk çekmek için de okumamalıyız! Tartışmak, kıyaslamak ve düşünmek için okumalıyız…</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanın kendisinden kopuşu da bir şekilde düşünememektir, kendini bilememenin eyleme dönüşmesidir. Bu eylem kendini başkasının varlığında sürdürmeye yönelik, bilinçsiz bir olaydır. Kendisine bağlanılan kimseye duyulan saygının, sevginin temelinde bilinç ışığı değil, bilinçsizliğin kaynağı vardır. Şayet o sevginin ve saygının temelinde çıkar ilişkileri ve bilinçsizlik değil de, ilkeler ve değerler varsa, işte o zaman insanın kendisinden kopuşu da söz konusu olamaz. Yaşadığımız ‘gösteri’ toplumunda, insanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar; ama akıllarını süslemek içinse hiçbir çaba da göstermezler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Maxim Gorki “Her kitap beni düzeysizlikten insanlığa, insancılığa yükselten, daha iyi bir yaşamı anlamama ve ona karşı derin bir susuzluk duymama neden olan bir basamaktır” derken, insan yaşamında, kitabın önemini ve yerini ifade etmektedir. İngiltere’de de, Sussex Üniversitesi’nin araştırmalarına göre, akşam eve geldiğinde ne kadar stresli olursanız olun 6 dakika bile kitap okursanız stres seviyeniz %68’e kadar düşebiliyor. 10 dakikalık bir kitap okuma neredeyse bir antidepresan kadar etkili oluyor deniliyor. Socrates de, “Okumak, bir toplumun günlük alışkanlıkları arasında olunca o toplum mutlu olur, kitap okuyanlardan zarar gelmez” diyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Okumak bir alışkanlık değil, bir varoluş biçimidir. İçine doğru bir yolculuktur, sürekli bir dönüşümdür. Gerçek bir okuyucu kapağı değil, içeriği hatırlar; yazarla bir dost gibi, acıların, soruların ve derin düşüncelerin ortağı olarak bağ kurar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçek bir entelektüel, gösteriş için değil, yaşamak için okur. Çünkü her kitap, bir anlam kapısı, bir yara izinin izi, söylenmemiş bir hakikatin yankısıdır. Yavaş yavaş okur; bir cümlenin üzerinde durur, geri döner- sorgular, düşünür ve şüphe eder. Metinle, hayatla bütünleşir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir kitabı, sadece bir kahve masasının dekoru yapmak, birkaç satırını bağlamından koparıp paylaşmak, anlamını kavramadan dikkat çekmeye çalışmak – okumak değil, sahte bir maskeyle kendini kandırmaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Thomas Carlyle, “Bugünün gerçek üniversitesi, bir kitap koleksiyonudur” der. Jorge Luis Borges de, “Önemli olan okumak değil, yeniden okumaktır.” Dale Carnegie, “Bütün boş zamanlarınızı gazeteye bağlamayın; ona vereceğiniz zamanın yarısını ayırarak size yeni bir şeyler öğretecek kitaplar okuyun” der. Ekonomi sebeplerden ötürü kitap okuyamayan gençleri de çok güzel ifade eden Noam Chomsky, “Okumak için büyük borçların altına giren öğrencilerin, toplumu değiştirmeyi düşünmeleri asla mümkün değildir. İnsanları bir borç sistemine hapsettiğinizde, düşünmeye zaman ayırmazlar” der. Müesses nizamın da istediği böylesine bir sonuç değil midir?</p>



<p class="wp-block-paragraph">01.04.2026. Gündüz IŞIK.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/yazar-gunduz-isik/okuma-aliskanligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gündüz Işık Bireysellik – Bireyci – Birey ve Varto Dayanışması</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/gunduz-isik-bireysellik-bireyci-birey-ve-varto-dayanismasi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/gunduz-isik-bireysellik-bireyci-birey-ve-varto-dayanismasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 16:02:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Varto Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Gündüz Işık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=6373</guid>

					<description><![CDATA[Bireysellik – bireyci – birey ve Varto dayanışması “En uzak mesafe ne Afrika’dır,Ne ÇinNe Hindistan,Ne Seyyareler,Ne de yıldızlar]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img width="640" height="314" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/03/birey.jpg" alt="birey" decoding="async" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/03/birey.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/03/birey-300x147.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/03/birey-768x377.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" loading="lazy" />													</p>
<h4>Bireysellik – bireyci – birey ve Varto dayanışması</h4>
<p>“En uzak mesafe ne Afrika’dır,<br />Ne Çin<br />Ne Hindistan,<br />Ne Seyyareler,<br />Ne de yıldızlar geceleri ışıldayan…<br />En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir biri birini anlamayan…” Can Yücel.<br />“Güzel hayat isteyen, güzel insan biriktirsin.” Cemal Süreyya.<br />“Bir toplum gerçeklerden ne kadar uzaklaşırsa gerçeği söyleyenlerden o kadar nefret eder.”<br />George Orwell.<br />Sabır, sadece bekleme becerisi değildir. Beklerken doğru davranış sergileme yeteneğidir…”<br />Joyce Meyer.</p>
<p>“Bireysellik”, bir bireyin toplum içinden kendini ortaya koyuşudur (dayanışma ağırlıklıdır). “Bireyci” olan birey ise, başka bireylerle sadece onlara kendi doğrularını kabul ettirmek için ilişkiye geçer. “Birey” de, kendi öz iradesi, bilinci, anlayışı, düşünce vb. ile hiç baskı altında kalmadan ve başka birilerinin sözcüsü olmadan, kendisinden başka hiç kimseye hesap verme zorunda olmayan, herhangi bir toplumun vatandaşıdır.</p>
<p>Bireysellik, toplumsallığı ve dayanışmayı önceleyen bir kişiliği ifade eder. Bireycilik ise “yalnız ben” ideolojisidir. Bencildir, kendi çıkarına yöneliktir, hegemonyacıdır, diktatördür ve kendinden başka görüşe yaşam hakkı tanımaz. “Her şeyi ben iyi bilirim, ben yaparım” felsefesidir. Birey olmak demek, bireysel hak ve özgürlüklerini ezdirmeden ne olduğunu bilmek ve onu savunabilmenin bilincine varmış olmaktır.</p>
<p>Bireycilik, bütün Orta Çağ’ı kapsayan Hristiyan dünya görüşüne bir tepki olarak Rönesans’ta ortaya çıkan bir dünya görüşüdür. Özel mülkiyetle güçlenmiş ve toplum içinde seçkinleşmiş olan bireyi topluma üstün tutan bu çok eski eğilim, Rönesans’ta biçimlenmiş ve metafizikten ekonomiye kadar çeşitli alanlarda etkinleşmiştir.</p>
<p>“Birey olmak” ise bir vatandaşın buyurgan kendisine verilenleri kabul–ret ikilemi yerine “Bu benden yapmamı istenilen şey nedir? Neden yapmam isteniyor? Bunlar bana bir yarar getirir mi?” gibi sorularla her şeyi sorgulamasıdır. Yargılamak için bilmek, bilmek için anlamak, anlamak için dinlemek gerekir. Dinlemeyen insanın da yargılamaya hakkı yoktur. Stefan Zweig, “İnsanları yargılamaktan değil, anlamaya çalışmaktan zevk alın” der.</p>
<p>Barışa ulaşmak insanların bireyciliğinden değil, bireyselliğinden geçiyor. Birey kavramının ön plana çıktığı günümüz dünyasında bireycilik ile bireysellik arasındaki farkın çok iyi vurgulanması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bireycilik bencillik içeriyor, bireysellik ise dayanışmaya ağırlık veriyor.</p>
<p>Bizim gibi ümmet toplumundan Cumhuriyet yurttaşlığı bilincine geçen ülkelerde ne yazık ki bu iki kavram karıştırılmakta. Durumu daha iyi anlatmak için şöyle bir sinema örneği verebiliriz: Bin kişinin bulunduğu bir sinema salonunda yangın çıktığını varsayalım. Eğer bu bin kişi bir “birey bencilliği” içinde davranırsa çıkış kapılarında yığılma olur ve herkes kendisini kurtarmayı düşündüğü için salon boşaltılamaz; küçük bir azınlık dışında herkes dumandan boğulur.</p>
<p>Bireyselliğinin bilincinde olan kişiler ise toplu kurtulma planının bir parçası olarak sırasını bekler ve ilk sıradan başlayarak sinemayı boşaltır. Böylece itiş kakış olmaz ve herkes kurtulur. Bireycilik sürü yaratır; bireysellik ise bilinçli bir toplumsallığa dönüşür. Arzumuz, bilinçli bireylerin dayanışma duygusunun öne çıkmasıdır. Halk kişilik, servet ve koltuk kavgalarından bıktı. Toplumlar, sonu gelmez kavgalarda tükenip giden insanlar yerine barışçı, yapıcı ve olumlu bireyler görmek istiyor.</p>
<p>Bireyselliğin bilincinde olan Varto halkı, her şeye rağmen, rüzgâr hangi yöne eserse essin, güneşli ve güzel günlere olan umudunu büyütmekte kararlıdır. Varto, tüm renkleriyle olan uyumunu koruduğu sürece toprağını, suyunu, havasını ve yaşam alanlarını kimseye tahrip ettirmeyecektir. Yaşar Kemal, “Umutsuzluk tutsaklığın gıdasıdır. Umutsuzluk köleliğin anasıdır. Umutsuzluk yüreğin yıkımıdır” derken, her gün için “umudu” büyütmenin önemini vurgulamaktadır.</p>
<p>Stefan Zweig, “Karakter sahibi insanların kaderinde vardır; daima itilir, dışlanır ve yalnızlığa mahkûm edilirler” der. Katılmamak elde değil. Dayatılan her engeli aşarak dayanışmasını becerebilen bir halktır Varto halkı.</p>
<p><strong>varto jes istemiyor – suyuma toprağıma havama dokunma.</strong></p>
<p><strong>30.03.2026</strong><br /><strong>Gündüz Işık</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/gunduz-isik-bireysellik-bireyci-birey-ve-varto-dayanismasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gündüz Işık- Önyargı</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/gunduz-isik-onyargi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/gunduz-isik-onyargi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Mar 2026 17:31:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Gündüz Işık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=5687</guid>

					<description><![CDATA[Önyargı hayata kirli bir camdan bakıp, her şeyi kirli bilmektir.” La Edri. “Birçok insan düşündüğünü sanır; aslında yaptıkları,]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img loading="lazy" decoding="async" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/03/onyargi.jpg" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/03/onyargi.jpg 600w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/03/onyargi-300x200.jpg 300w" alt="önyargi" width="600" height="400" /></p>
<p>Önyargı hayata kirli bir camdan bakıp, her şeyi kirli bilmektir.” La Edri. “Birçok insan düşündüğünü sanır; aslında yaptıkları, sadece önyargılarını yeniden düzenlemektir.” der William James. “Önyargı can sıkıcıdır, çünkü her türlü yargıyı dışlar.” der Publilius Syrus. “Önyargılar, zihnin bir bölümünü tutar ve kalan bölümünü bozarlar.” der Malebranche. “İnsanlar seni çözemedikleri zaman, önyargılarını kullanırlar.” Dostoyevski.</p>
<p>Önyargılar, bilincimizin hastalıklarıdır; önyargıların büyük bir bölümü çocukluk döneminde kalmadır. “İnsan, kendini kandırmayı bıraktığı gün gerçeklerle yüzleşmeye başlar ve gerçekler acıdır, ama iyileştirir.” der Sigmund Freud.</p>
<p>Ünlü tarihçi Fustel de Coulanges, “Kendimize benimseteceğim ilk kural, her türlü önyargıyı, öznel olan her düşünce biçimini dışlamaktır; bu güç bir iştir, belki de tümüyle gerçekleştirilmesi olanaksız bir istektir; ne var ki amaca doğru yaklaştıkça eskileri tanımayı ve anlamayı umabiliriz.” der.</p>
<p>Önyargı, genel anlamına bakıldığı zaman başka insanlara karşı yanlı ve haksız bir tutum sergileme anlamına gelir. Bunlar bir çeşit genellemedir ve önyargılar her zaman davranışlara yansımayabilir. Ayrımcılık da önyargılara çok benzer; ancak ayrımcılık genellikle bir grubun diğerlerine karşı haksız davranışlarda bulunmasıdır ve önyargı ile davranışlara yansıma konusunda ayrılık gösterirler.</p>
<p>“Kilolu insanlar daha az zekidir.” gibi bir düşünce tam anlamıyla bir önyargıdır. Bu gibi örnekler özellikle sözde ifade edilen tutumlardır ve davranışlara her zaman yansımadığı için tehlikeli olmadığını söylemek yanlış olacaktır. Önyargılar zamanla yenilerine yol açabilir ve ayrımcılık gibi davranış boyutuna gelebilir. Bu durumda da ne yazık ki tehlikeli olabilmektedir.</p>
<p>Önyargıların pek çok farklı sebebi vardır ve bunlar genellikle farkına varmadan kişide önyargıların oluşmasına sebep olur. Çeşitli durumlarda ve bazı koşullar altında ortaya çıkabilecek olan önyargılar kişiden kişiye farklılık gösterebilir; çünkü koşullar önyargıların oluşumu için önemli belirleyicilerdir.</p>
<p>Normal olmadığını düşünenler, önyargıların ancak kusurlu kişiliklerde ve zayıf karakterlerde ortaya çıkabileceğini iddia eder. Herhangi bir geçerliliği olmayan bu yaklaşıma göre nevrotik insanların güvensizliği ve anksiyetenin bir sonucu olarak önyargılar oluşmaktadır. Şiddetli anksiyete ve nevrotik bozuklukların önyargılara sebep olabilmesi durumu olası gibi görünebilir ve aslında önyargılar gerçekten de güvensizlik, huzursuzluk ve kaygı gibi durumlarda ortaya çıkmak için müsaittir.</p>
<p>Doğru bilinç oluşturmada önyargılar büyük bir engeldir. Özellikle tarih öğretiminin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Her bilgi bir tarih temeline oturtulmalıdır. Eğitim süreçleri boyunca eğiticiler bilincin tarihsel çatısını öncesel olarak kurmaya, tüm bilinci bu temele yerleştirmeye çalışmalıdırlar.</p>
<p>Tarih öğretenin en büyük yükümlülüğü, kişinin gelişimine temel olacak tarih bilgisini en doğru ve en geniş biçimde sunmaktır. Tarih öğreten kişi “tarih” kavramıyla “bilinç” kavramının birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu, hatta birbiri içinde kavramlar olduğunu görmek ve göstermek zorundadır. En iyi tarih eğitimi, bu çerçevede, her türlü önyargıdan ayıklanmış ve yalnızca nesnel temellere dayanan bir eğitim olacaktır. Önyargılarını tarihe yansıtan bir tarihçi, bir bilinç bozucudan başka bir şey öğrenememiş kimselerdir.</p>
<p>Bernard Shaw, “Fikrini değiştiremeyenler, hiçbir şeyi değiştirmez. Önyargılarından kurtulmayanlar, hiçbir insanı anlayamaz.” der. Alain Badiou ise, “Gerçek yaşamı fethetmek için önyargılara, basmakalıp düşüncelere, kör itaate, keyfi gelenek göreneklere ve sınırsız rekabete karşı mücadele etmek gerekir.” der.</p>
<p><strong>Önyargı ile ilgili bir anekdot:</strong> Trenin penceresinden bakan 24 yaşındaki genç heyecanla bağırdı: “Baba bak, ağaçlar arkada kaldı!” Babası gülümsedi; fakat yakınlarında oturan bir çift, gencin çocuksu davranışlarına şaşırdı. Genç bir kez daha bağırdı: “Baba bak, bulutlar da bizimle geliyor!” Çift en son dayanamayıp yaşlı adama, “Sanırım oğlunuzun yardıma ihtiyacı var, neden onu iyi bir doktora götürmüyorsunuz?” diye sordu. Babası şöyle cevap verdi: “Zaten şu an hastaneden dönüyoruz. Oğlum doğuştan görme engelliydi, bugün gözleri açıldı.” Her insanın bir hikâyesi vardır. İnsanları tanımadan onları yargılamayın. Önyargı, doğru düşünmenin önünde bir engeldir.</p>
<p>Sosyokültürel faktörler de önyargıların oluşması üzerinde oldukça etkilidir; çünkü yalnızca kişinin düşünce görüşleri ile önyargılar meydana gelmez. Toplum içinde yaşayan bireylerin yaşam alanlarındaki gruplar, etnik kökenler ve bunlara bakış açıları, farklı düşünce tarzları ve kişilerin yaşam şekilleri gibi pek çok çevresel faktör aslında önyargılar için çok belirleyicidir. Birey toplumdan ve yaşadığı coğrafyadan ayrı düşünülemeyeceği için sosyokültürel faktörlerin önyargılar üzerindeki etkisi de göz ardı edilemeyecek ölçüde fazladır.</p>
<p>Makineleşme, farklı grupların bir arada yaşaması, şehirlerde karmaşanın artması, çeşitli grupların ekonomik ve sosyal anlamda üst tabakaya yerleşme eğilimi, özellikle iş ve eğitim alanındaki rekabetin artması ve bunlara yapılan vurgunun önem kazanması, konutların yetersizliği ya da konutlar arası sınıf farkları, geçim standartlarındaki yetersizlik gibi pek çok sosyokültürel fark ne yazık ki önyargıların oluşmasında oldukça büyük öneme sahiptir.</p>
<p>“Lise mezunu olanlar iş alanında yetersizdir, gecekonduda oturanlar bilgisizdir, işsizler zeki değildir, maddi durumu iyi olmayanlar görgüsüzdür.” gibi pek çok farklı önyargı ne yazık ki toplumlar içinde çok konuşulan tutumlardır. Bu tutumların önüne geçmek ise önyargıların yıkılması ve azaltılması ile sağlanabilecek bir durumdur.</p>
<p>Önyargılar genellikle yanlış ya da eksik bilgiye dayanır. Bir kişi ya da durum hakkında yeterince bilgi sahibi olmadan, geçmiş deneyimlerden ya da toplumsal kalıplardan etkilenerek oluşur. Ancak bu düşünce biçimi, sadece zihinsel bir eğilim olmanın ötesinde, hayatın birçok alanında ciddi sonuçlara yol açar.</p>
<p><strong>Adil Olmayan Davranışlar:</strong> Önyargılar, bireylerin objektif düşünme yetisini sınırlar. Bu da karşımızdakine adil olmayan biçimde yaklaşmamıza neden olur. Kararlarımızı gerçeklere değil, varsayımlara dayandırmak ilişkilerde ve sosyal ortamlarda haksızlıklara yol açar.</p>
<p><strong>Sağlıklı İlişki Kuramama:</strong> Yeni tanıştığınız biriyle ilgili henüz tanımadan olumsuz düşüncelere kapılmak, ilişkinin doğal gelişimini bozar. Kişiyi tanımak ve anlamak yerine, önceden belirlenmiş kalıplara göre değerlendirmek, karşılıklı güvenin ve bağ kurmanın önünü tıkar.</p>
<p><strong>Toplumsal Ayrımcılık ve Dışlama:</strong> Önyargılar bireyler arasında kalmaz; zamanla toplumsal ayrımcılığa dönüşebilir. Cinsiyet, etnik köken, din ya da sosyal statüye göre ayrım yapılması, bireylerin eşit fırsatlara erişimini engeller, sosyal dışlanmaya sebep olur.</p>
<p><strong>Kişisel Gelişimi Engeller:</strong> Önyargılar sadece başkalarına değil, kişinin kendisine de zarar verir. Farklı düşünce ve kültürlere kapalı olmak, öğrenme fırsatlarını sınırlar. İnsanların gerçek potansiyellerini görmezden gelmek hem onların hem de sizin gelişiminizi engeller.</p>
<p><strong>Kişisel Gelişimi Engeller (2):</strong> Birini tam tanımadan hakkında olumsuz fikre sahip olmak, yanlış kararlar almanıza neden olabilir. Bu iş hayatından özel yaşama kadar her alanda geçerlidir. Önyargı, sizi doğru kişileri ya da fırsatları kaçırmaya götürebilir.</p>
<div id="model-response-message-contentr_3190ca2bcf2b41a1" class="markdown markdown-main-panel enable-updated-hr-color" dir="ltr" aria-live="polite" aria-busy="false">
<p data-path-to-node="0"><b data-path-to-node="0" data-index-in-node="0">Özetle Önyargılar ve Önyargıları Ortadan Kaldırma</b></p>
</div>
<p>Önyargılar, kişilerin psikolojik durumlarına, sahip oldukları kalıp yargılara, çevrelerine, yaşadıkları sosyal ortama, bulundukları sosyal statüye ve daha pek çok etkene bağlı olarak ortaya çıkar. Sosyal ve psikolojik olan önyargıları yalnızca psikolojiye bağlı olarak değerlendirmek bu sebeple oldukça yanlış olacaktır.</p>
<p>Hem sosyal hem de toplumsal anlamda önyargılar, oluşum ve gerçekleştirilme aşamalarındayken desteklenebilir de yok edilebilir de. Bunun için yapılması gereken, farklılıkların ön plana çıkarılıp kınanacak şekilde yargılanması değil; herkesin pek çok açıdan farklı olabileceğinin görülmesidir.</p>
<p>Konuşma, davranışlar, etnik grup, din gibi pek çok farklı konuda farklılık olabileceği görülürse önyargılar ortadan kolayca kaldırılabilir ve toplumsal düzen içinde sağlıklı ilişkiler kurmak mümkün olabilir.</p>
<p>Önyargıların ortadan kalkması için özellikle eşit statünün sağlanması, grupların devamlı olarak birebir temas içinde olması, yarış değil işbirliği içinde olunması ve sosyal normların temas kurmaya özendirmesi gerekir. Bu koşullar hem toplum hem de devlet tarafından sağlandığı zaman önyargıların tamamen ortadan kalkmaması için hiçbir sebep kalmaz.</p>
<p>Günümüzde ne yazık ki statü farkları gün geçtikçe artış göstermektedir ve bununla beraber toplum içindeki en sık kullanılan önyargı daha da artmaktadır: statü önyargıları. Bunun önüne geçmek için hem devlet hem de toplumun iş birliği içinde çalışması önemlidir. Rekabet ortamı düzeyli şekilde ilerlemeli ya da tamamen ortadan kalkmalıdır ve bu şekilde statü önyargılarının da önüne geçilebilir.</p>
<p>Kişiler temas kurmalıdır ki kalıp yargıların ya da şemaların etkisi ile önyargılarının esiri olmasınlar. Yalnızca kişilerin düşünceleri ve anlık tutumları önyargıları oluşturmaz; içinde bulunulan toplum önyargıların merkezidir ve toplum insanların kişisel fikirlerini etkilemede önemli bir araçtır. Önyargıların azaltılması için toplum da bireyler de gereğini yapmalıdır ki en ufak bir yanlı ya da haksız tutum sergilenmesin.</p>
<p>“Kuşkusuz en büyük önyargı, etrafımızdaki herkesi ‘insan’ sanmamızdır.” Bukowski.</p>
<p>Gündüz IŞIK</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/gunduz-isik-onyargi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
