<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Vartoname</title>
	<atom:link href="https://vartoname.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://vartoname.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 19 Aug 2026 14:40:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/03/vartom.png</url>
	<title>Vartoname</title>
	<link>https://vartoname.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>GiMGiM ve CEMAL</title>
		<link>https://vartoname.com/siirler/gimgim-ve-cemal/</link>
					<comments>https://vartoname.com/siirler/gimgim-ve-cemal/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Aug 2026 14:38:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiirler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Akman Gedik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10418</guid>

					<description><![CDATA[GiMGiM ve CEMAL Sarıoğlu Sezai Abim der ki hep, Akman:Gelin tanışalım,hep yeniden tanışalım!Tanışmadan, Akman,haksız mı,nasıl tanış olalım? Sevmek]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="330" height="444" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/08/akman.jpg" alt="akman" class="wp-image-10419" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/08/akman.jpg 330w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/08/akman-223x300.jpg 223w" sizes="(max-width: 330px) 100vw, 330px" data-mwl-img-id="10419" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>GiMGiM ve CEMAL</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sarıoğlu Sezai Abim der ki hep, Akman:<br>Gelin tanışalım,<br>hep yeniden tanışalım!<br>Tanışmadan, Akman,<br>haksız mı,<br>nasıl tanış olalım?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevmek bile değil,<br>saymak diyorum,<br>bari saymak,<br>birbirimizi nasıl sayalım?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görmese de, yaşamasa da;<br>herkes bilir depremi,<br>tahmin edebilir acıları,<br>o, bir daha dinmeyen dehşeti.<br>Herkes hissedebilir,<br>evin yıkılmış,<br>kış günü dışarıda,<br>ayazla çamurda sabaha kadar sarsılmayı.<br>Aşın yok, ekmeğin yok,<br>herkes duyabilir acını,<br>har har yanıyor çocukların,<br>ağlıyorlar açlıktan,<br>onlara bakınca ölenleri bile unuttuğunu…<br>Bilir,<br>hisseder de,<br>nasıl bilmesin çocukların gözyaşını,<br>acıları, açlığı da insan olan.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nasıl ayrılsındı,<br>elma değil,<br>gözle kaş değil,<br>ayna da değil.<br>Ayna da değil, Akman,<br>iki yüzü ya hüzün,<br>ya da heyecan<br>nasıl ayrılsındı bu hep ilk yurt,<br>Doğu Batı diye, tam ortadan.<br>Sürgün, Akman, sürgün –<br>başka kıvranır yolla yolaklar,<br>başka yuvarlanır güneş,<br>gök başka, kara bile bir başka kara,<br>kokular, türküler,<br>başka dilde uluyor itler…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oy Akman,<br>sürgünde diyorum,<br>hep mahçup,<br>sedirin en ucunda,<br>hep eşiğe yakın,<br>bir çocuk kadar ürkek olur insan…<br>Cami değil, cemevi değil,<br>mihman odası da,<br>yosun, gelincik tarlası değil,<br>ne diye „çıkardı o küçük kız pabuçlarını“,<br>tren diyorum, Akman,<br>onun,<br>onun da mı değil?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sarıoğlu Sezai Abim der ki hep, Akman:<br>Gelin tanışalım,<br>hep yeniden tanışalım!<br>Süt tozu ha, Akman<br>sütyen ha?<br>Oralarda oluktan akar karbeyaz süt her sabah,<br>dağların eteğinde,<br>hele dolaşsaydı yalın ayaklı çocuklar.<br>Sütyen ha?<br>Sarkarsa yüreği, Akman,<br>bizim oralarda kadınların,<br>kederden sarkar,<br>kederden.<br>Üşümez ya teni,<br>kolay kolay kalkmaz ya karlar,<br>düşlere saklı ya yedi yeşil,<br>göğsünde inadı Nevroz çarpar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne kadar hazin,<br>nasıl da zor yaşamak, Akman,<br>tanımazsak birbirimizi,<br>Doğu’ya zulümle keder,<br>Batı’ya vebâl.<br>Ne kadar zor bizim ülkede, Akman,<br>Cemal Süreya olmak, diyorum.<br>„Kürt Cemo“ olsa da adın,<br>şiirlerini yazsan da çaresizce şaskın bir çocuğun,<br>yazsan da muğlak aşklarla dolu şiirlerini,<br>belki de yoksun,<br>solgun siyah, boz beyaz,<br>resmini söylenemez fotoğrafların.<br>Nasıl da perişan bir şey, Akman,<br>bizim ülkede Cemal Süreya olmak,<br>sağın solun solcu,<br>mürekkep yalamış devrimci,<br>buram buram kuramcı hepsi.<br>Rakı içerler seninle,<br>lakâp da takarlar sana,<br>çaycıyı çağırır gibi,<br>Gardaş bile bilse seni,<br>bilmez seni,<br>sen biri de…<br>Nasıl bilsinler, Akman,<br>boğazında duruyor hâlâ,<br>anasütünden sonra içtiğin o acı su:<br>„iki erin nezaretinde tıktılar seni“,<br>o küçücük çocuğu,<br>kirli bir kamyona,<br>„attılar seni<br>tarih öncesi köpeklerin havladığı köye.“<br>Ah Akman,<br>nasıl tanısın seni çevrendeki en yakınlar bile,<br>tanımazlarsa seni sen eden,<br>aynı senin gibileri.<br>Ah Akman,<br>bir kamyona hangi rengin sığar,<br>hangi sesin,<br>hele de susturulunca seslerin…!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ah Akman,<br>kaç adı var Muş&#8217;un, Varto&#8217;nun;<br>kaç adı var karın, dağların,<br>tütünle efkârın,<br>kaç adı var sararan bıyıkların,<br>solan benizle<br>hâlsizleşen parmak uçların?<br>Belki de bir adı var,<br>ayrık,<br>ama ayrı değil,<br>bitişik harflerle yazılır<br>her adı acının.<br>Ellerin için dayanır bu acı,<br>acıya sarılır ellerin.<br>Fay hattı, avcunda hayat çizgin,<br>bam teliyle sızlar artık onmaz hüzün,<br>ince ince işlenmiş,<br>nasırlardan az daha derin…<br>Mitannilerin unutuk renkleriye süzülür yaşın,<br>Urartu, Asur,<br>atlar sarsar hayellerini.<br>Gözlerin dargın, gözlerin argın.<br>Kürtsün, Zazasın, Ermenisin,<br>yıkılan, yığılan,<br>yağan, yağdıran,<br>hepsin, hersin,<br>buralar senin…<br>Ölümle hayatı ayıran Nevroz,<br>bilmem kaç adı var baharın?<br>Yaşayamayanların yerine de yaşar<br>hayatta kalan.<br>Mendiller rengârenk,<br>mendiller tuz,<br>mendiller kan,<br>mendilde düğüm.<br>Şifa olur zamanla anılar,<br>yeşille dolar, alla karalar…</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.facebook.com/danyal.nacarli?__cft__[0]=AZbBa9HKCGLM9lfEtVEj_eGUhHkTpAzitYTWgemPALPl12HitwuYGbuf5Ay8rksakjkwA3-yPOp1WLyzLWAXTKPHJTjFohPnOjCFNWZsXRqHT3TIaM-6yqTpCRSvMQy_h6wXsV47kq1PrC5WyDhQ5T_VV4J_3Yfhv4X-QQ7bsR1XhohbVOD28vwCSXWCqM258b_7-KmttQ-MdvZRWdlvsjoW&amp;__tn__=-UC%2CP-y-R" target="_blank" rel="noopener"><strong>Danyal Nacarlı</strong></a></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/siirler/gimgim-ve-cemal/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Metalaşan Sanat ve Kapitalizm</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/metalasan-sanat-ve-kapitalizm/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/metalasan-sanat-ve-kapitalizm/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2026 09:05:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Gündüz Işık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10413</guid>

					<description><![CDATA[Metalaşan Sanat ve Kapitalizm “Sanat, işçilerin ve yoksulların zorbalığa karşı en güçlü silahıdır.” Lenin. “Sanat, hayatın kırdığı insanları]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="559" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/08/gunduz-isik-1024x559.jpg" alt="gunduz isik" class="wp-image-10414" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/08/gunduz-isik-1024x559.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/08/gunduz-isik-300x164.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/08/gunduz-isik-768x419.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/08/gunduz-isik.jpg 1408w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10414" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Metalaşan Sanat ve Kapitalizm</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“Sanat, işçilerin ve yoksulların zorbalığa karşı en güçlü silahıdır.” Lenin.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Sanat, hayatın kırdığı insanları teselli eder.” Vincent Van Gogh.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Her sanat, insan yazgısına karsı başkaldırıştır.” Andre Malrauks.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Sanat, bizi gerçekliğin hapishanesinden kurtaran tek anahtardır.” Virginia Woolf.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Modernleşme ile birlikte bir yandan özne olarak varlığına kavuşan sanatçı, diğer yandan yeni baskı ve sömürülere maruz kalmıştır. Edebiyat alanında modernizmin başkahramanı kabul edilen Baudelaire ekonomik, toplumsal, siyasal hayatın modernleşmesiyle sanatın modernleşmesi arasına çizgi çekmiştir. “Baudelaire’e göre sanat, modernliği savunmaz, aksine onu teşhir eder. Modern dünyanın estetik temsili bu dünyaya karşıt olmalıdır: Modernitenin kirli yüzünü, uygarlığın ortasında kol gezen vahşeti ve uygarlığın yaşayan canavarlarını açığa çıkarmalıdır” (Artun, 2017: 31).&nbsp; Bu canavarların başında kapitalizm gelmektedir. Sanayi devrimi ve teknolojik ilerlemelerle iyice güçlenen kapitalizm, özel mülkiyet ve serbest piyasa ekonomisiyle özgürlükçü bir sistem gibi görünüp burjuvanın çıkarlarına hizmet etmiştir. Burjuva ve kapitalist üretim sanatı tekeli altına almaya çalışmış, himaye siteminden arınan ve özerkleşen sanatın üzerinde her daim tahakküm kurmaya çalışmıştır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adorno ve Horkheimer (2014: 48-49), “Aydınlanmanın Diyalektiği”nde aydınlanmanın mitolojiden arınmaya çalışsa da insanlığı mitsel güçlerin esaretinden kurtaramadığını ifade ederler. Seri üretim kültürüyle birlikte meta fetişizmi toplumsal alanların tümünü tahakküm altına alırken norm haline gelen davranış biçimleri bireye doğal, saygıdeğer, mantıklı davranış biçimleri olarak dayatılmıştır. Yani bir yandan özgürlük ve birey öne çıkarken diğer taraftan yeni ve kendini belli etmeyen dolaylı güçlerin yarattığı gönüllü esaret döneminin başlamış olduğu söylenebilir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adorno’ya göre kapitalist üretim güçlerinin özgür bir toplumu oluşturacağı yönündeki inanç bir yanılsamadır. Kapitalist gelişme her daim özgürlüğe değil tahakküme yönelik olmuştur (Bernstein, 2020: 12). Bu tahakküm piyasalaşan sanatta sanatçıları da kıskacına almış sanatçıyı sömürücü güçlerin esareti ile düzenin çarklarından biri olma arasında bir seçim yapmaya zorlamıştır.&nbsp; Bu çalışmada 19. yüzyıldan günümüze devam eden sanatın piyasalaşma süreciyle birlikte sanat yapıtının metalaşmasının ve diğer yandan metaların sanatsallaştırılmaya çalışılmasının tartışılarak günümüz sanatında sanatçının konumunun sorgulanması amaçlanmıştır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kapsamda çalışmada modernleşme sürecinden günümüze sanatın piyasalaşması, kapitalizm ve beraberinde devreye giren kültür endüstrisiyle birlikte sanatçının ve sanat eserinin piyasayla ilişkisi kuramsal bir çerçevede tartışılmıştır. Sanatçıların kapitalist güçlerin tahakkümüne karşı tutumları sorgulanarak, özgürmüş gibi görünen sanatçının boğun eğdiğinde ya da karşı durduğunda bunun sanat eserinin üretim sürecini nasıl şekillendirdiği sorgulanmıştır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neoliberal küreselleşmeyle birlikte hayatın her alanını kendine katan piyasa mekanizması içinde, sanat yapıtının galeri, müzayede, müze veya fuarların aracılığıyla estetik değerinin geri plana atılarak mübadele değerinin ön plana çıkarılması ve bu durumun tasarım, markalaşma, reklam gibi alanlarla kurduğu yakınlık irdelenmeye çalışılmıştır. Bu ilişkilerle birlikte herhangi bir metadan farkı kalmayan sanat yapıtının yanında sanatsal niteliği olmayan metaların bir sanat eseri gibi nasıl piyasaya sürüldüğü ifade edilmeye çalışılmıştır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan modern sanatçıların baş destekçileri burjuvazi olmuştur. Burjuva üst yapıda yani bilimsel ve teknolojik alanda olduğu kadar kültürün her alanında da sürekli değişimden ve yenilikten yana olan bir piyasa kurmuştur. Sanatta eleştiri kurumunun da bu dönemde gelişmesi tesadüf olmamıştır. Eleştirilerin kışkırtılması suretiyle her daim canlı tutulan yeni sanat piyasası da artık kapitalist piyasanın bir parçası haline gelmeye başlamıştır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burjuvazinin yarattığı kent kültürünün ürünü olarak doğan modern sanat piyasası, büyük kentlerin zengin semtlerinde açılan galeriler tarafından yönlendirilmeye başlamıştır (Yılmaz, 2013: 24). Zaten sanat ancak burjuva sanatı biçiminde var olmasıyla özerk bir alan olarak var olabilirdi. Öte yandan sanatın özgürlüğü söz konusu olduğunda yine meta iktisadına özünden bağlı kaldığı görülmektedir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adorno ve Horkheimer (2014: 178) sanatçının her ne kadar piyasanın boyunduruğuna girmeyi reddeden tavır sergilese de bunu örtbas ettiğini söylemiştir. Kültür ürünlerinin mübadele değeri kullanım değerinin önüne geçerken keyif almanın yerini orada bulunmak, haberdar olmak, uzman olmanın yerini ise prestij kazanmak alır. Her şey, kendisi bir şey olduğu sürece değil, alınıp verilebildiği sürece değerli olurken sanatın kullanım değeri, tüketicinin gözünde bir fetiş haline gelmiştir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özel kültür tekellerinin egemenliği altında kalan sanat pazarında sunulan özgürlük boyun eğmediği takdirde açlıktan ölme özgürlüğünden ibaret olmuştur. “Uyum sağlamayan herkes ekonomik acizliğe mahkûm edilir ve bu mahkûmiyet; “insanlardan kaçan, kalabalıklardan uzak duran ve tek basına yasamayı tercih eden kimselerin zihinsel erksizliğinde” sürdürülür. İnsan bir kez işleyen sistemin dışına atıldı mı onu yetersizlikle suçlamak kolaydır” (Adorno ve Horkheimer, 2014: 178).&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Harvey’e göre (2014: 36) kültürel ürünlerin metalaşarak piyasada ticaret konusu haline gelmesi kültür ürünlerini de piyasa türü bir rekabete itmiştir. Bu durum estetik alanda “yaratıcı yıkıcılık” süreçlerini güçlendirmiş, her bir sanatçı sadece ürünlerini satabilmek için bile olsa estetik yargının temellerini değiştirmeyi denemiş ve ürünlerini satabilmek için diğer sanatçılarla ve kendi gelenekleriyle mücadeleye girişmiştir. Öte yandan bu süreçte kitle iletişim araçlarının artması ve yaygınlaşmasıyla sinema, radyo, dergi gibi medyalar zaferlerini ilan etmişlerdir. Kapitalist ülkelerinden çıkan bu zafer kültür endüstrisini doğurmuştur (Adorno ve Horkheimer, 2014: 177).&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kültürel üretim, bir bütün olarak kapitalist ekonominin ayrılmaz bir parçası ve tıpkı herhangi bir meta gibi üretim sektöründeki kurallara uyan bir sanayi olmuştur. Birbirine benzemeyen şeylere benzerlik kazandıran kültür endüstrisinde filmler, radyo, dergiler söz birliği içine girmişlerdir. Tikel ile genel arasında kurulan sahte birlik ancak kültür endüstrisinin tipik ürünleri ile özerk sanatınkiler arasındaki karşıtlık aracıyla ortaya konabilmiştir (Bernstein, 2020: 19).&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kültür endüstrisi kültürün iki uzlaşmaz öğesi olan sanat ile eğlenceyi bir araya getirerek yinelemekten ibaret olan yanlış bir formüle dönüştürmüştür. Kitlelerin boş zamanlarını dolduran kültür endüstrisi ince bir kurnazlıkla üretilen eğlence metalarıyla zihni oyalamaktan başka bir amaç gütmeyen bu ürünlerle kültür ile eğlencenin kaynaşmasında sadece kültürün alçaltılması değil, eğlencenin de zorla entelektüelleştirilmesi söz konusu olmuştur.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">12.08.2026.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gündüz IŞIK</p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/08/isik-gunduz.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/metalasan-sanat-ve-kapitalizm/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/08/isik-gunduz.mp3" length="3687987" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>TOPRAĞA BİR TOHUM, BİR AĞAÇ DİKENLERİN YARATIM MUCİZESİ</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/topraga-bir-tohum-dikenlerin-yaratim-mucizesi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/topraga-bir-tohum-dikenlerin-yaratim-mucizesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Aug 2026 13:38:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10408</guid>

					<description><![CDATA[TOPRAĞA BİR TOHUM, BİR AĞAÇ DİKENLERİN YARATIM MUCİZESİ Edebiyat ve sanata duyduğumuz ilgi ne kadar zor olsa da,]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="559" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/08/aliseker-1024x559.jpg" alt="aliseker" class="wp-image-10409" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/08/aliseker-1024x559.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/08/aliseker-300x164.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/08/aliseker-768x419.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/08/aliseker.jpg 1408w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10409" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>TOPRAĞA BİR TOHUM, BİR AĞAÇ DİKENLERİN YARATIM MUCİZESİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Edebiyat ve sanata duyduğumuz ilgi ne kadar zor olsa da, gözden kaçırdığımız, eksik olan yanlarımızı tamamlamanın bir yoluydu bu. Okumak, yeniden okumak, yazarın düşün dünyasındaki harflere bir bir dokunmak, dokundukça, yazarla tanış olmanın o doygunluğuyla, sofradan okuma açlığımızı gidermek, kalkmak da ekmekten şaraptan aşktan daha fazlası. Sürekli olmazsa da iyi bir alışkanlıktı, tek bir gözün göremediği onlarca karanlık noktamız varken, sanat insanıyla birlikte farklı dünyalara düşlerle yürümek de güzel. Elinden hiç bir şey gelmiyorsa, parmak uçlarıyla toprağa,&nbsp; bir tohum, bir ağaç dikenlerin yaratım mucizesine bir bak&#8230;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sıradan insana normal gibi gelse de aykırı oldukça aykırı bir şey. Kavak ağacının seyrelmiş yoksul yaprakları gibi sokaktan çekilen insanlar, topu, tüfeğiyle gelişmiş uygarlığı, güneş görmeyen pencerelerde seyrediyordu.&nbsp; Yirmi üç bin beş yüz lirayla yaşamanın ağırlığını diğer bir ayın başına nasıl da bin bir zahmetle taşıyorlar. Ama ben &#8221; ekonomistim &#8221; siz &#8221; Nas &#8221; &#8216; tan ne anlarsınız diyen tek bir gözün sözleri hâlâ kulağımızda, enflasyon, fakirlik, gelir dağılımı çerçevesinde, tarih bir yerlere not ediyor. İşte şurada üstü örtülü bir kadın, saydam bir cama yüzünü yapıştırmış, dışarıdaki güneşten bir haber..&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir parkın kanepelerine doluşan ihtiyari insanlar, birbirine sarınmış yoksulluğu fısıldaşıyorlar.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğer yazabilirsek: İşte bir şiir dizesi, bir sinema yapıtı hikaye, bize kopya veren bir resim. Ama benim hiç bir şey yazmadığım, tıkandığım yerde, acı çekeni yazan, insanın yaralarını güzelleştiremeye çalışan, çoğulcu fikirler dünyası, benim yazmadığımı yazıyor&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başka gözlerde bu yazılanlar, göremediğimiz soru işaretlerini bir bir ortadan kaldırıyor. Pekâlâ, güzel bir şey. Çünkü çok boyutlu bir evrenin simgeleri hayatın yaşam alanına her gün yeniden giriyor. İnsan okudukça rutin olan kötü alışkanlıkların eğiliminden birazda olsa giderayak uzaklaşmaya başlıyor&#8230; Apaydın apak: siyah &#8211; beyaz kitap sayfaları arasında: Ne kan ne gözyaşı ne de abecenin içinde insanları darağacına çeken yalnız bir ağaç da yoktu, capcanlı renkleriyle ilkbaharların yaprakları hışırdıyordu&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kentin karanlık aydınlık sokaklarında&nbsp; ayrım yapmadan, ağlayanı, güleni görmek, parmak uçlarımızla omzuna dokunup, yüreğinin yüreğini açmak, bizi birbirimize yakınlaştıran duygusal bir iştir. Birlikte&nbsp; gülüp acı çektiğimiz, güne güneşe çıktığımız hallerde de, karanlıktan kurtulmak&nbsp; içinde insana her zaman bir irade lazım&#8230;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Haklılık &#8211; haksızlık bu her iki koşulda da bir güce gereksinim duyduğumuz doğrudur. Günümüze kadar gelen, her devrin kendine göre belirlediği, ikili &#8211; tekli, iyilik &#8211; kötülük, sanat, bilim, teknik, savaş, barış alanları vardır. En tepede insanı yöneten düşünce, hiç kaygı duymadan en aşağıda olan her şeyi ölümüne&nbsp; atıl olarak görebilir. Egemenlerin seçtiği biçimde şekillenen insanlık mücadelesi. Açlık, ölüm, kan, gözyaşı, uzay boşluğunda danışıklı dövüş, insanlığın giderek olgunlaşmadığı kapital bir sistem. Herkesin kendi fikir dünyası içinde &#8221; benim hırsızım daha yavuzdur &#8221; ulusal sınırların kabullendiği ölümler, doğa talanı, deprem, yeni yaralarını övgüyle gösteren çok katlı müteahhitler konut politikası deprem vesaire hiç değişmedi&#8230; Haksızlıklara karşı gelmek için kolektif&nbsp; bir güce, despot- diktatör olmak içinde tek tipleşen bir güce de ihtiyaç duyan insan olmak olgusu hiç değişmedi. Birçoğumuz doğduğumuz toprakların çok uzağındayız, öyle ya, orta yaşlarda yaşadığımız bu toprak parçası kendi yurdumuz olmalı. Bizden öncede insanların yaşadığına tanıklık ediyor, bilmem kaç bin yıllık bir antik kentin duvarına tuttuğumuz su terazisinde dengenin bir milim şaşmadığını görüyoruz. Bu kadar mı dedirten bir mühendislik harikası tarihi yapılar bugün de dimdik ayakta&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçek yaşamın içinde, güneşte varlığını görmediğimiz milyonlarca insan.&nbsp; İşte küçücük bir çocuk mutluluğuyla mürekkebin içine bulanmış, kitap sayfaları arasında, hayatı yeniden örmeye başlıyor. Sevginin saygının gerçekliğiyle, köşe başlarında orada burada göz hizasında iki katlı üç katlı baharları düşlüyor&#8230;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama geleceğin içine düşenlerin çırpındığı bir dünyada, sadece yazarın duygu &#8211; metafizik yönüyle gerçek olanın çok uzağından bir dünyaya düşlerle gitmek, bir yerden sonra kaldığımız kitabın sayfaları arasına virgül niyetine ayraç koyarız. Kitabı okuma masasına ya da evimizin bir köşesine, diğer bir günün okuma seanslarına yavaşça bırakıveririz. Yazarın var olmayan bir dünyayı yaratan duygusundan birkaç saatliğine de olsa dışarı çıkarız&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güneşli bir havada ister istemez&nbsp; soluklandığımız, açlığımızı başka şeylerle giderdiğimiz anlar çok olur. Hayata karışırken de yazarın düşlerle bizlere verdiği duyguyla sokakta ki insana dokundukça, ağlamasına ve gülmesine insan karışınca yüreği bir daha ısınıyor&#8230;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üç &#8211; beş&nbsp; boyutlu&nbsp; fizik biliminde, hava nasıl olursa olsun, uzayın boşluğunda açılıp kapanan ellerin ayasında bir emek var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hayat: Bir karıncanın sırtında taşıyıp düşürdüğü bir buğday tanesinin toprağa düşerken başak olmanın devingenliğiyle devam ediyor&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçek yaşamın içinde, güneşte varlığını görmediğimiz milyonlarca insan. Bir kız çocuğun, elini sıkıca tuttuğu erkek kardeşiyle sokakları inadına tekmeleyen direnci, ben dilenci değilim, işte emeğim ellerimde birkaç gözün ortak paydasında görülüyor, bakarsanız görebilirsiniz? Bir iki paket kağıt mendille kalabalık kaldırımları kolaçan eden iki çocuğun, ekmek satın alma telaşının içine, güneşli bir havada kendi yoksulluğumuzun da hiç kimse tarafından görülmediğini görürüz. Yazıyla birlikte elitlerin mal varlığını kayıt altına alan, aracı olan aritmetikte maalesef ortalarda yoktu. Bizden bir şeyler yapmamızı isteyen duygularımız ve doğanın bütünselliği bizleri nazikçe uyarıyor. Gördüğünüz her şeyi kucaklayan ve sevin diyor&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ali Şeker</strong></p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/08/seker-ali-yeni.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/topraga-bir-tohum-dikenlerin-yaratim-mucizesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/08/seker-ali-yeni.mp3" length="3085708" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Tokluk Duygusunun İçine Düştüğü Kibir</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/tokluk-duygusunun-icine-dustugu-kibir/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/tokluk-duygusunun-icine-dustugu-kibir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Aug 2026 08:45:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10398</guid>

					<description><![CDATA[Sokağa tek başına karışan yalnızlığımı, yaşadığım kentin farklı sokak ve caddelerinde hiç tanımadığım insanlara, çok sesli dokunarak yedirmeye]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/08/ali-seker-1024x683.jpg" alt="ali seker" class="wp-image-10400" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/08/ali-seker-1024x683.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/08/ali-seker-300x200.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/08/ali-seker-768x512.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/08/ali-seker.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10400" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph">Sokağa tek başına karışan yalnızlığımı, yaşadığım kentin farklı sokak ve caddelerinde hiç tanımadığım insanlara, çok sesli dokunarak yedirmeye çalışıyorum. İnanın ki, yaşadığım metropol kentin merkezine gitmeyeli uzun bir zaman oldu.&#8221;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sene &#8221; İz &#8211; Kitap Fuarı 2026&#8243; Nisan ayının on yedisinde başlayıp, yirmi altısında bitiş tarihi olan İzmir Kitap Fuarına katılmak için, ilk açılış tarihi olan cuma günü Fuarın havasını solumak için gitmeye karar veriyorum. Biraz gezinti, kitap kokusunu aldıktan sonra, Yayınevim olan İzmir Ada Yayınları standına uğruyorum. Gündüz Yeşildağ ve eşi Aysun Hanımla, edebi hoş sohbet, biraz hal hatırdan sonra, Fuar boyunca bana&nbsp; bir masa, bir sandalye verebileceklerini söylemeleri üzerine, kitaplarımı okurla buluşturmak için hemen o gün bana ayrılan yerde, &#8221; Sahaflar Sokağında &#8221; binlerce ölümsüz kitap ve düşlerin arasında, kitap standımı açıyor. O gün omuz heybemde götürdüğüm, taşınabilir ağırlık, ne kadar kitap varsa hepsini farklı toplum kesimlerine imzalıyorum. Bir kulaktan benim kulağıma bir kent fısıltısı olarak, nereden duymuşlarsa, bana hitaben Ali Şeker &#8221; Anadolu filozofu &#8221; diyen bir ailenin omuzlarıma yüklediği ağırlığı nasıl çözebileceğim düşüncesiyle, şaşkınlığı içinde hep birlikte gülüşüyoruz&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bazen yaşamda yaptığımız işin ya da eylemin doğal uzantısı, insanı bir yerden sonra mutlu etmediğini, toplumda yaşanan bütün olumsuzluklara, cevap olmadığını görmek de, insanı üzebilir. İsterse bu bir edebiyat &#8211; sanat yolculuğu olsun, insanı mutlu etmeyebilir. Bize rağmen geleceğe yarına düşen onlarca kalem söz, yazar &#8211; kitaplar var. Belki benim gibi düşsel dünyasını yazı yoluyla mürekkebe dönüştürenlerde, bu pratikten dolayı kendine bir pay çıkarabilir. Neden ben de yarına düşen yazarlar arasında olmayayım, sorusunu kendilerine sorabilirler. Belli bir ihtiyaçtan doğan yazın &#8211; düşün izleğimiz de böyle bir düşüncenin içine her an düşebilir. Aman dikkat!..</p>



<p class="wp-block-paragraph">Göz önünde olmasalar da toplumcu sanatla, masumiyetin sınırlarında, kendi beni &#8216; iyle gezinen kalemlerin ölümü beklemelerine de gerek yok. Doğası gereği, kendini açığa vurmayan o kadar çok hakikat var ki, onlarda bu hakikatin içinde bir yerlerde gezinip duruyorlar&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, demlenmeye bıraktığımız kitaplar, düşlerimiz, uzun mu, uzun bir zaman dilimi aralığında biraz daha bekleyebilirler. Bence hiç bir mahsuru yok.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kim bilir, kaleme aldıklarımız, şöyle bir tarihe denk düşebilir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fi Tarihinde postaneye verilen, adresi genel kitap okurlarına diye başlayan, göndericisine gönderilmek üzere, bekleyen bir mektup olarak da düşleyebiliriz. Yazdıklarımız, kozmik düzen içinde hem ihtiyaç hem de tokluk olarak varsın yürüsün&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uzun yıllardır kendi adıma bir kitap etkinliği ya da şiir&nbsp; dinletisi düzenlemediğimi söyleyebilir. Sağlık sorunları, orta yaşın kamburu, geçirmiş olduğum kaza, kalça kemiğimin üç yerinden kırık olmasıyla birlikte, iki bin sekiz yılından beri, bir yerden bir yere gitmek, yol tembelliğini üzerimden bir türlü atamadım. Bu da benim doğal kusurum olsun. Bir şeyi kendine itiraf etmekte, çok hoş kusur ve bir erdemdir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlk defa dokuz güne sarkan uzun soluklu bir imza etkinliğiyle İzmir Kitap Fuarında, kitap okurlarıyla buluştum. Bu zaman sürecinde Anadolu &#8216; nun her kentine kitap okurlarıyla birlikte gidip geldiğimi söylersem abartıya kaçmadığımı samimi olarak size söyleyebilirim&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her öğün hazırda bekleyen bir yemeğin olması, insanın açlık duygusunu ve iştahını da kapatıyor. Ve yeni bir umuda kapı aralama aralığını da açtırmıyor insana. İşte yaşamda tokluk duygusu içinde olmak, yeni bir umudun ve yeni bir arayışın, açlığın önünde de hep engeldir. Bu süreçte bir cümle öğrenmekten kendimizi de mahrum ederiz. Gün içinde, yalnız kendi gölgemizin karanlık yönüne kendimizi bırakıp boş boş gelen geçeni ve olup biteni seyretmek de çok can sıkıcı&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birine elini uzatmak, ne kazanmak ne de kaybetmek gibi iktidar gerektirmeyen insani bir etkileşim ve davranıştır&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özlemini duyduğumuz insanların bir bir toprağa yürümesinin verdiği iç burukluğu ve içe kapanan bir beni, herkes kendi içinde yaşayabilir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanatın kusuru: Yazdığımız kitaplarda, yazmak açlığından kaynaklı, toprağın iktidar istemeyen bütünselliği içinde, kendi doğal kusurumuzu ortaya koyarız. Her gün eksilerek, eksik bıraktıklarımızla, bazen gülerek, bazen de ah çekerek yaşamın vazgeçilmez ahengine kendimizi bırakabiliriz.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kitap yazmalar: Ancak tanımadığımız başka insanlara ulaşırsa yalnız olmadığımızı anlarız. Bu insana tarif edilemez bir keyif veriyor&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte veren elin hiç sorgulamayan bir mütevazılığı. Bu kadar kalabalığın içinde aynı düzlem çerçevesinde dönenip duranlar, tartımsız terazi, erkeksi bir adalet, parmak sayısıyla biraz daha keyif çatabilirler. Ama genç ömürlü, geleceğe düşen kuşakların buna hiç mi, hiç vakti yok. Çoğunluğun hiç değişmek niyeti taşımayan günü birlik sembol yansımalarıyla biraz daha kat be kat özel mülkleriyle oyalansınlar. Yalnız kendine yetebilen insan, bir başkasına daha faydalı olur. Öyle değil mi? Ulusal kimlikle, insan özgürlüğünün şekillenmeyeceğini enternasyonal çalışmalardan biliyoruz. Hep en yakın yerden çalışmadığımız, öteki saydığımız insan kümeleri yine bir başına&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Farklı olan bir insandan bir cümle öğrenmek, her iki suratımızdaki gamzeleri tekrar görmek gibi bir masumiyetin simgesi&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birbirine benzeyen aynı sokaklarda aynı insanlarla yüz yüze gelmek ne kadar tatsız tuzsuz bir şey. Ne dersiniz, belki bir gün yaşadığımız yerlere yazarın biri gelir kendi anılarını yazar&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üç seneye evirilen bir mayalanma, bir zaman süreci boşluk, gün seline sarkan yazın &#8211; düşün gerekçem. Tokluk duygusu içinde yayımlamaya hazır&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8221; Bu Da Benim Doğal Kusurum Olsun&#8230; &#8221; yazın ve düşün izleğim, yaşam üzerine başkaldıran sayfalar ve alt başlığı: Eğer yazmazsam, düşünebileceğim her şey acı çeker&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İsimli kitap dosyam, bilgisayarımın Word sayfaları arasında, kilitli, kapalı, karanlık bir yerde, gün ışığına çıkmayı bekliyor. Yeni kitap çalışmamı, yayımlatmayı düşündüğüm tarih ise henüz belli değil. Hiç gelmeyen bir güne ertelenen, mektup nâğmeler okuru bekliyor.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgili fıkram: Bir başka bedende, gören gözün düşüncesine, dimağına işlenmesini bekleriz.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşam her haliyle bizlere öğretici olduğu gibi çözüm bekleyen, hiç bilmediğimiz gerçeklerle her gün yeni bir konu başlığını veriyor. Bakarken görebildiklerimiz, eğer zihnimizde vücut buluyorsa bu daha anlamlı, herkese her şeye karşın&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açlık, tokluk, özgürlük ve antidemokratik kurallarıyla, birbirine benzeyen insan manzaralarını görmekle kalmayıp, sorunlarını zihnimizin derinliklerine saklarız. Diğer gün cevap bekleyen, toplumsal sorunları, çoğulcu fikirler dünyasıyla, ortak bir paydada buluşturmak için emek sarf ederiz&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün yaşama sebebimiz, toprağa yeni düşen bir canlı varlığın çığlığı olsun&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Siyasetin giderek tüccarlaştığı, hiç bir toplumsal soruna çare olmadığı günlerin tekrarından geçiyoruz. Terfi, makam koltukların yer değiştirdiği, bal tutan parmakların hoyratlığı sırıtıyor, tek tip aynı düşünce sistematiğinde bireysel menfaatin öne&nbsp; çıktığı, tek mührün soyut devlet aklı &#8221; çoğunluk algısı mutlak butlan &#8211; kayyum &#8221; politikaları tam gaz devam ediyor&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Katılaşmış gelenek göreneklerin tek bir kimliğe ve inanca kilitlendiği, toplumsal hiç bir soruna cevap olmadığı ve giderek nefes almakta zorlandığımız bir atmosfer.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Asolan bir yerden başka bir yere savrulmak değil, ülkenin geleceğine dâhil olan düşüncelerle birlikte yol yürümektir. Bu kolektif düşüncenin cevabı yine yarınlara sarkıyor&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplumsal dinamiklerin açlığa yoksulluğa sürüklendiği bir Türkiye gerçekliği. Sıradan bir milletvekilin maaşı, hiç bir sorunu görmezden gelen bürokratların kat be kat mal varlığı. Gençlik süresi en uzun olan insanın yenilenmesini sağlamıyor.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye &#8216; nin farklı kentlerinde lüks dairelerin sayısı, çoklu çıkarları hiç sorgulamayan bir hukuk sistemi. İşte ihtişamın ikiyüzlülüğü, orta alanda sırıtmasına rağmen aynı hatayı tekrar eden, yalnız kendi sevinci adına, kalabalıkların seçimi yine tekdüze, otokratik bir sistem. Nasıl ki: Kendi dalında birbirine bakan üzümlerin karardığı gibi birbirine bakarak kararan siyasetçilerin hepsi kravaltolu. Şöyle bir halkın arasına karışabilseler, her mavisinde, her karış toprağında güneşin hiç eksik olmadığı, bir memleket. Sokaklarında, her kalemin satın alma endeksi giderek azalıyor. İşte kentin park&nbsp; bahçe kanepelerinde: Ortak ve beraber bir hayatın gerçek şartları, ortak üretimden yararlanmayı gerektirir. Sorusu askıda bekleyen bir somun ekmek kadar masum değildi.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güneş ışınları vatandaşın üzerinde gezindikçe, sorunların bir bir açığa çıktığını görebilirler. Eşitlikçi bir çerçevede ücret sistemini bir görebilseler, belki bilinçleri bir gün hakkaniyete doğru gidebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açlıkla terbiye edilen emeklilerin yaşama barınmak hakkı, ortak evlere, üçüncü sınıf, otel odalarındaki ranzalara taşınmış. Anayasal bir hak, sosyal devlet olmanın bir gereği, sanki bir lütufmuş gibi sunulan poşet &#8211; poşet sadaka kültürü. Giyotinli, güneş görmeyen pencerelerde, bu politik görüşün alıcısı git git çoğalıyor&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hayata dokunuşlarımız, coşkumuz, yere düşüp kalkmamız farklı farklı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğada, bir canlı varlığın masum hallerini veriyor bize. İşte doğanın besin zinciri içinde, açlıkla tokluk duygusu, ölümle doğum birbirini yeniliyor. Yine tokluk duygusu içinde olan, et obur yırtıcıların birkaç göz uzağında, her şeye rağmen yeni doğumlar gerçekleşiyor&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte iyi ve kötülerin çok az olduğu bir dünyada, çoğunluğun tek kişiye yüklediği zorba kötülük. Yine belirgin, iktidarın sesine ses veriyor en besleyici memnun kalabalıklar&#8230; Diktatör, tiran mı dediniz? Bir elin parmaklarını geçmeyecek bir sayı, hiç yer değişmek istemezler. İsterse bu tek bir adam, tek bir parmak olsun&#8230;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öyle değil mi ki? Yine her yere ölümcül darbe vuran, kaygımızın tek sebebi her şey benim olsun kibri. Tarihten beri düşünce dünyamızın, evrensel zorunlu unsurları içine girmiş&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üzerinde iki ayaklı yürüdüğümüz toprağa ve diğer canlılara birde iktidar olmak tahakkümümüz olmazsa, diye insan içinden geçirmiyor değil. Belki orta çağın özgürlük alanı kentlere geri döneriz ne güzel.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeryüzünde insanın canlı cansız varlıklara, ekmek, para ve kadına hükmetmek açgözlülüğü tarihten bu yana her şeye rağmen, yine devam ediyor. Üretime dair hiç bir şey üretmeyen, sadece doğa yıkımı ve insan ölümlerine odaklı, kapital bilişim çağının giderek kirlettiği bir dünya&#8230;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sen, ben ve hepimiz, havayı, toprağı, bir soluk, bir solucanın gayretiyle bir nefes, havalandırmak için,&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">ilk elden toprağa bir fidan dikebiliriz.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğanın herkese verebileceği bir cevabı var. İklim bilimcilerin 2023 tarihinde elde ettiği son verilere göre, eğer gerekli önlemler alınmazsa,</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;1,5 derece ramağında ısınmış olan okyanus suyu ve güneşin giderek ateş topuna dönüşebileceğini, ön gören insanlığın bir yıkımı, hepimizi bekliyor. Bu sene haziran ayında sıcaklık ve nem oranının artmasıyla birlikte, Avrupa ülkesi birkaç ülkede on binin&nbsp; üzerinde insan hayatını kaybetti&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her gün doğumunda, doğanın verdiklerine saygı duymamak, ne kadar bencilce bir şey. Anahtarı hep elimizde olan, bir nevi üzerinde yürüdüğümüz, kendini inkar etmek ve tutkularına yenik düşmek demektir&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğanın bütünselliği ve insanlık içinde sözün bittiği yer olmalı. Biliriz ki, yaşamda kırmızı renk hem doğumu hem de ölümü betimliyor. Artık tercih hakkı: kapitalizm ve devasa maden arama, enerji şirketlerin insafına terk edilemeyecek kadar acil&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bak üstümüzde, eğer insanoğlu barut kullanmazsa, hep yerinde olan bir gökyüzü. Ve hiçbir rengi ayrıştırmayan, tüm renklerle nasıl da barışık.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gün ışığında, bunu görmemek mümkün değil. Karanlığın olduğu yerde gerçekte, işte böyle aydınlığın altında apaçık parlıyor&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünün bugünün politik siyasi faşist, kendini tekrar eden hukuksuzluğuna bakarsak, yine çok kalabalığız. Her nedense gücün karşısında, dağılan ve tekrar bir araya gelen, çok az konuşan insan var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu karanlığı üzerimden atmak için, ben de iki elimle bir canlı varlığa dokunmak istiyorum. Kim ne derse desin! İnsan dokunuşuyla her şey daha güzel oluyor. Sen de yapabilirsin&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her yöne açılan mahalle sokağından geçerken, gölgede sere serpe yatan bir kedinin başını okşuyorum, artık el verdiğimiz mutluluk bir adım geri geliyor&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgisi bizde saklı, bir hayvanı, bir kelebeği, bir ayrık otunu bile gözden çıkarmayan bir iyiliğe doğru ağır aksak kusurlarımızla böylece toprağa &#8221; ikinci doğaya &#8221; yürümek en iyisi&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir aralık, bir kapı eşiği, başka bir mavide, kim gözlerini yıkamak istemez ki&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet: Hiç gelmeyen bir güne ertelenen umutlarımız vardı, adı hep yarındı&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali Şeker</p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/08/seker-ali.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/tokluk-duygusunun-icine-dustugu-kibir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/08/seker-ali.mp3" length="6683239" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Varto’da Bir Bardak Çayın Hatırı</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/varto-cay-kulturi-bir-bardak-cayin-hatiri/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/varto-cay-kulturi-bir-bardak-cayin-hatiri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Jul 2026 11:12:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Hasan Dede]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10385</guid>

					<description><![CDATA[🫖 Varto’da Bir Bardak Çayın Hatırı Bazı şehirler, kendini gösterişli caddeleriyle anlatır. Bazıları ise ince belli bir çay]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="763" height="1024" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede-cay-e1785496822851-763x1024.jpeg" alt="hasan dede cay e1785496822851" class="wp-image-10386" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede-cay-e1785496822851-763x1024.jpeg 763w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede-cay-e1785496822851-224x300.jpeg 224w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede-cay-e1785496822851.jpeg 766w" sizes="auto, (max-width: 763px) 100vw, 763px" data-mwl-img-id="10386" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>🫖 Varto’da Bir Bardak Çayın Hatırı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bazı şehirler, kendini gösterişli caddeleriyle anlatır. Bazıları ise ince belli bir çay bardağının buharında saklar bütün hikâyesini. Varto, benim için hep ikinci türden bir memleket oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yolunuz bir gün Varto’ya düşerse size ilk tavsiyem! Şehrin sokaklarını gezmeden, manzaralara dalmadan önce bir çay ocağına oturmanızdır. Mümkünse küçük bir tabureye… Önünüzde demi üstünde, süzgeç kullanılmadan demlenmiş, tavşan kanı bir çay olsun.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir de sabahın erken saatleriyse…</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnanın, o çayın demi de sohbeti de bambaşka olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Varto’nun çay ocakları sadece çay içilen yerler değildir. Orada selamlar demlenir, dostluklar tazelenir, memleket meseleleri konuşulur, bazen de uzun sessizlikler paylaşılır. O sessizlik bile insana iyi gelir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hele yağmurdan ya da yeni sulanmış sokaklardan yükselen toprak kokusu çayın buharına karışmışsa… Çocukluğunuzun geçtiği sokaklara bakıyorsanız… Tanıdık yüzler birer birer önünüzden geçiyorsa…</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte o an, zaman durur…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün her yerde “anı yaşayın” deniliyor. Oysa bazı anlar yaşanmaya çalışılmaz. Kendiliğinden gelir, insanın içine yerleşir. Varto’da küçük bir çay ocağında, ince belli bir bardaktan yükselen buharın arasında yakaladığınız o birkaç dakika, belki de ömrünüz boyunca unutamayacağınız kadar kıymetlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü bazen mutluluk, büyük hayallerde değil! Memleketinde, küçük bir taburede otururken elini ısıtan bir bardak çayın içindedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve ben ne zaman Varto’yu özlesem, önce o çayın dumanı gelir aklıma… Ardından sokaklar, insanlar, çocukluğum ve hiç eskimeyen o güzel memleket duygusu…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çayın demi geçer belki…&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama Varto’nun insanın yüreğinde bıraktığı tat, ömür boyu kalır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Eğitimci Hasan Dede</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasandede-cay.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/varto-cay-kulturi-bir-bardak-cayin-hatiri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasandede-cay.mp3" length="988179" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Mezopotamya’da İnanç, Dil ve Kimlik</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/mezopotamyada-inanc-dil-ve-kimlik/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/mezopotamyada-inanc-dil-ve-kimlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Jul 2026 19:37:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Hüsamettin Turan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10378</guid>

					<description><![CDATA[Kürtlerin Dini Diller Üzerinden Görünmez Kılınışı:&#160; Mezopotamya’da İnanç, Dil ve Kimlik Mezopotamya insanlık tarihinin en yoğun katmanlaşmalarından birine]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="802" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/husamettin-turhan-1024x802.jpg" alt="husamettin turhan" class="wp-image-10382" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/husamettin-turhan-1024x802.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/husamettin-turhan-300x235.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/husamettin-turhan-768x602.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/husamettin-turhan.jpg 1417w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10382" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kürtlerin Dini Diller Üzerinden Görünmez Kılınışı:&nbsp;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mezopotamya’da İnanç, Dil ve Kimlik</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Mezopotamya insanlık tarihinin en yoğun katmanlaşmalarından birine sahiptir. Bu topraklarda, Sümerlerden Asurlara, Perslerden Arap ve Osmanlı imparatorluklarına uzanan geniş bir tarih boyunca halklar, dinler ve alfabeler birbirine eklemlenmiş, çoğu kez de üst üste binerek yeni kimlik katmanları oluşturmuştur.&nbsp;</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kürtler, bu tarihsel tabakalaşmanın merkezinde, hem dağlık coğrafyanın korunaklı alanlarında hem de imparatorluk sınırlarının geçiş bölgelerinde yaşamışlardır. Ancak bu tarih boyunca, Kürt kimliği çoğunlukla dini aidiyetler içinde görünmez kılınmış, Kürtçe ise yalnızca <strong><em>dua, ilahi</em></strong> ya da <strong><em>ağıt dili</em></strong> olarak kalmaya zorlanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Süryani ve Ermeni kiliselerinin dua pratiklerinde <strong><em>Kürtçe’nin varlığı</em></strong>, Müslüman Kürtlerin Arapça ibadet dili yanında Kürtçe yakarışları, Ezidi toplulukların <strong><em>qewl</em></strong> ve <strong><em>beyt</em></strong> geleneği, bu görünmezliğin hem ispatı hem de çelişkisi olmuştur. Çünkü bir yandan Kürt dili ve kültürü dini metinlerin gölgesinde yaşamaya devam etmiş, öte yandan <strong><em>siyasal ve etnik varlığı</em></strong> sürekli inkâr edilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Gerşuni Geleneği ve Kürtçe’nin Alfabe Yoluyla Taşınması</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğu Hıristiyan geleneğinde dikkat çekici pratiklerden biri, farklı dilleri tek bir alfabe aracılığıyla yazıya geçirme yöntemidir. Süryani Hıristiyanlığı içerisinde gelişen ve yaygınlaşan <strong><em>Garšuni </em></strong>(Arapçası Karşuni) uygulaması, özellikle Kürtler açısından büyük önem taşır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Garšuni</em></strong> terimi, esasen Arapça, Kürtçe ve diğer yerel dillerin Süryanice alfabeyle yazılması anlamına gelir. Bu yöntem, Kürtlerin kendi dillerini yazıya dökmede bir tür <strong><em>geçiş teknolojisi</em></strong> işlevi görmüştür. Çünkü tarihsel süreçte Kürtlerin alfabe meselesi hep tartışmalı olmuş; Arap, Ermeni, Latin ve Kiril alfabelerinden yararlanılmış, ancak Kürtçe’ye özgü kalıcı bir yazı sistemi geç modern döneme kadar kurumsallaşamamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerşuni’nin Kürt kültüründe kullanılması, özellikle <strong><em>Doğu Hıristiyan ilahileri</em></strong> üzerinden izlenebilir. Süryani kiliselerinde yapılan ayinlerde liturji dili daima Süryanicedir. Ancak bu ayinlerin ardından söylenen <strong><em>lavijler</em></strong>, yani tanrısal <strong><em>yakarış ve ağıt</em></strong> niteliğindeki şiirsel dualar, çoğu zaman Kürtçe icra edilmiştir. Bu durum, Kürtçe’nin yalnızca gündelik yaşamda değil, dini ve ruhani alanlarda da işlevsel olduğunu gösterir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerşuni metinlerde yer alan Kürtçe ilahiler, Kürtçenin yazılı tarihine dair önemli ipuçları sunar. Örneğin 18. ve 19. yüzyıldan kalma bazı el yazmalarında Süryanice harflerle yazılmış Kürtçe dini beyitler mevcuttur. Bunlar sadece dini metinler değil, aynı zamanda <strong><em>Kürt dilinin söz varlığı ve fonetik özelliklerini de yansıtır</em></strong>. Bu nedenle Gerşuni belgeleri, dilbilim açısından birincil kaynak niteliği taşır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerşuni’nin Kürtler için taşıdığı anlam, yalnızca yazı teknolojisiyle sınırlı değildir. Aynı zamanda <strong><em>bir kimlik stratejisidir</em></strong>. Süryani kilisesine bağlı Kürt Hıristiyanlar, resmi ayin dili Süryanice olan bir dinsel yapının içinde, kendi ana dillerini dua dili olarak var etmişlerdir. Bu, hem kilise otoritesine uyum sağlayan hem de kendi etnik kimliğini sessizce sürdüren bir <strong><em>denge siyaseti’dir</em></strong>. Ancak tarih yazımında bu pratikler çoğunlukla “Süryani kültürünün uzantısı” olarak görülmüş, Kürtçe’nin rolü ve Kürt kimliği arka plana itilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu durum, modern dönemdeki inkâr politikalarının tarihsel köklerini de gösterir. Çünkü Kürtler, dini pratiklerde kendi dillerini yaşatmalarına rağmen, resmi belgelerde ve akademik çalışmalarda görünmez hale getirilmiştir. <strong><em>Kürtçe yoktur, sadece lehçeler vardır</em></strong> veya <strong><em>Kürt yoktur, sadece dini topluluklar vardır</em></strong> gibi söylemler, bu tarihsel pratiklerden beslenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerşuni geleneğinin bir başka önemli yanı, çokdillilik deneyimini yansıtmasıdır. Mezopotamya’da aynı topluluk içerisinde bireyler birden fazla dili konuşabiliyor; örneğin Süryaniceyi liturji dili, Kürtçeyi ev ve dua dili, Arapçayı ticaret dili olarak kullanabiliyordu. Bu çokdillilik içinde <strong><em>Kürtçe çoğu kez duyguların, ağıtların, duaların dili olmuştur</em></strong>. Yani Kürtçe, bireyin Tanrı’ya içten yakarışını ifade eden dil olarak öne çıkmıştır. Bu olgu, Kürt kimliğinin inkarına rağmen dilin kutsal alanlarda sürekli yeniden üretildiğini göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İslam’da Arapça İbadet Kürtçe Dua</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Müslüman Kürtler için Arapça, namazın ve kutsal kitabın dili olarak vazgeçilmezdir. Ancak namaz sonrasında edilen dualar, dini ağıtlar ve kişisel yakarışlar çoğunlukla Kürtçe söylenmiştir. Tıpkı Süryani ayinlerinin ardından Kürtçe <strong><em>lavij</em></strong> söyleyen Hıristiyan topluluklar gibi, Müslüman Kürtler de Arapça ibadetin ardından kendi ana dillerinde Tanrı’ya seslenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ortaya çıkan tablo, Kürtçe’nin bir <strong><em>dua dili</em></strong> olarak kabul görmesi, fakat hiçbir zaman <strong><em>ibadet dili</em></strong> haline getirilememesidir. Bu da Kürtçe’nin sistematik olarak ikinci plana itilmesinin dini boyutunu gösterir. İslam dünyasında bu olgu, “ümmet kimliği” altında Kürt etnisitesinin silikleştirilmesiyle birleşmiş, Kürtler dinin eşit müminleri olarak kabul edilmiş ama kendi dillerinde dini temsil hakkı tanınmamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ermeni Kilisesi ve Kürtlerin Görünmezliği</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ermeni Apostolik Kilisesi’nin Mezopotamya ve Doğu Anadolu’daki varlığı, Kürtlerle sürekli bir etkileşim içinde olmuştur. Ermeni kimliğine dahil edilmiş bazı toplulukların Kürtçe ilahi söylemesi, Kürtlerin kilise pratiğinde de görünmezleştirilmesine yol açmıştır. Ayin dili Ermenice olurken, dua dili Kürtçe kalmış; ancak tarihsel kayıtlarda bu insanlar <strong><em>Ermeni</em></strong> olarak anılmıştır. Böylece Kürtler, kendi dualarını bile başkalarının kimliği içinde yaşamak zorunda bırakılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yahudi Yerleşimleri ve Kürtçe’nin İzleri</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Mezopotamya’daki Yahudi topluluklarının Persler tarafından yerleştirildiği, Hz. Süleyman soyundan gelen cemaatlerin özellikle Kürt coğrafyasında izler bıraktığı bilinmektedir. Bu topluluklar da dualarını çoğu zaman Kürtçe söylemiş, gündelik iletişimde Kürtçe kullanmışlardır. Yahudi kaynakları bu dili <strong><em>yerel lehçe</em></strong> diye tanımlasa da, aslında Kürtçe’nin dini pratikler içinde varlığını sürdürmesinin bir başka kanıtıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kürt Toplumunda Sosyal-Kültürel Değerler</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kürtlerin tarih boyunca geliştirdiği <strong><em>qewl, beyt, lavij, stran, dengbej</em></strong> geleneği yalnızca dini değil, toplumsal hafızayı da taşıyan bir kültür alanıdır. Ezidi toplumunun kast sistemiyle aktarılan <strong><em>qewl ilahileri</em></strong>, sekiz makamlı ayin sistemiyle kilise müziğinden etkilenmiş; ancak aynı zamanda Kürt kültürüne özgün bir damga vurmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kürtlerin geliştirdiği değerler dizisi dikkat çekicidir: kirvelik, topluluklar arasında kardeşlik ilişkisi kuran bir toplumsal bağdır; yaşam-ahiret kardeşliği, dini sınırları aşan insani bir dayanışma biçimidir; söz ve kelam ise hem dini hem toplumsal hafızanın taşıyıcısıdır. Bu kurumlar, Kürtlerin yalnızca dua eden bir topluluk değil, tarih boyunca sosyal ve kültürel yenilik üreten bir millet olduğunu gösterir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Selahaddin Eyyubi ve Kimliğin Silinmesi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kürt kimliğinin tarihsel olarak görünmez kılınmasının en çarpıcı örneklerinden biri, Selahaddin Eyyubi’dir. Şadi’nin torunu, Şerko’nun yeğeni ve Kürt bir anneden doğan Yusuf bin Eyyub, tarihe Selahaddin Eyyubi olarak geçmiştir. Kudüs’ü Haçlılardan alarak İslam dünyasında büyük bir prestij kazanmış, Vatikan’ın politikalarını boşa çıkarmış, Arap ve Türk tarih yazımında <strong><em>İslam kahramanı</em></strong> olarak öne çıkarılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak Selahaddin’in Kürtlüğü çoğu kez geri plana itilmiş, onun şahsında Kürtlerin siyasal varlığı görmezden gelinmiştir. Oysa Eyyubi hanedanlığı 52 yıl boyunca geniş bir coğrafyada Kürt kimliğiyle anılmış, fakat daha sonraki süreçte bu kimlik ya <strong><em>araplaştırılmış</em></strong> ya da <em>türkleştirilmiştir</em>.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sykes-Picot Düzeni ve Modern Dönem</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">1917 sonrası dönemde İngiliz ve Fransız sömürgeciliği, Kürtleri modern devlet sisteminde de görünmez kılmıştır. Sykes-Picot anlaşmasıyla cetvelle çizilen sınırlar, Kürtleri Türkiye, Irak, İran ve Suriye arasında parçalara ayırmıştır. Bu yeni düzen, Kürtlere bir devlet imkânı tanımadığı gibi, onların uluslararası hukukta millet olarak tanınmasını da engellemiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İngilizler Haşimi ailesini Irak ve Ürdün’de krallıklarla ödüllendirirken, Kürtlere yalnızca <strong><em>tampon halk</em></strong> rolü biçildi. Böylelikle Kürtler, hem Osmanlı hem Pers imparatorluklarının miras alanında “çemberi gevşeten” bir denge unsuru olarak tutuldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İnkarın İnkarı ve Dini Hafızanın Gücü</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün bu süreçler, Kürtleri inkarın inkarı bir konuma sürükledi. Ne tam anlamıyla dini toplulukların asli unsuru olarak kabul edildiler, ne de kendi etnik kimlikleriyle siyasal alanda tanındılar. Buna rağmen dini müzik, dua pratikleri ve kültürel değerler Kürtlerin tarihsel hafızasını diri tuttu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ezidi <strong><em>qewl’leri,</em></strong> Süryani <strong><em>lavij’leri</em></strong>, Müslüman Kürtlerin yakarışları ve dengbejlerin stranları bir araya geldiğinde, Mezopotamya’nın hiçbir inanç ve dil haritasının Kürtsüz anlaşılamayacağı ortaya çıkar. Eğer bu hafıza yok sayılırsa, geriye yalnızca sömürgeci güçlerin inşa ettiği yapay kimlikler ve devletçikler kalır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynaklar&nbsp;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Aydın, S. (2015). Mezopotamya’da Hristiyanlık ve Süryaniler. İstanbul: İletişim Yayınları.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bayrak, M. (2013). Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadeleleri. Ankara: Özge Yayınları.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bruinessen, M. van (2003). Ağa, Şeyh ve Devlet: Kürdistan’ın Sosyal ve Siyasal Yapıları. İstanbul: İletişim Yayınları.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fuat, A. (2019). Kürtlerin Hristiyanlık Tarihi. İstanbul: Avesta Yayınları.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gündoğdu, M. (2011). Süryanilerde Dil ve Kimlik. Diyarbakır: Lis Yayınları.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mutlu, C. (2007). Selahaddin Eyyubi ve Kudüs. İstanbul: Kaynak Yayınları.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıldız, K. (2014). Kürtler ve Uluslararası Hukuk. İstanbul: Avesta Yayınları.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüksel, A. (2010). Ezidiler: Tarih ve İnanç. İstanbul: Kalan&nbsp;Yayınları.</p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/husametin-turhan.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/mezopotamyada-inanc-dil-ve-kimlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/husametin-turhan.mp3" length="4664078" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Güven ve Toplumsal Bilinç</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/guven-ve-toplumsal-bilinc/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/guven-ve-toplumsal-bilinc/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Jul 2026 18:47:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Gündüz Işık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10373</guid>

					<description><![CDATA[Güven ve Toplumsal Bilinç “Dostluğu yok eden en büyük silah güvensizliktir.” “Zamanla anlaşılan tek şey güvenin sevgiden daha]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1006" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/gunduz-isik-1-1024x1006.jpg" alt="gunduz isik 1" class="wp-image-10375" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/gunduz-isik-1-1024x1006.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/gunduz-isik-1-300x295.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/gunduz-isik-1-768x755.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/gunduz-isik-1.jpg 1265w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10375" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Güven ve Toplumsal Bilinç</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“Dostluğu yok eden en büyük silah güvensizliktir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Zamanla anlaşılan tek şey güvenin sevgiden daha değerli olduğudur.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Güven: İnsanlar arasındaki dürüstlük ve sadakat bağıdır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;“Dünyanın en güzel insanını göster deseler, güven veren insan derdim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bireylerin ve toplumların yapısal, duygusal, düşünsel mayası ‘güven’ dir. Güvensizlik, kötümserlik, şüphecilik hiçliğin karanlığında yok olmaya güttürür toplumu. Kesilen sütten yoğurt yapılmaz, yeniden sütü mayalamak lazımdır. Güven, toplumsal bilinç ve sosyal sermaye birbirini besleyen kavramlardır: güvenin yüksek olduğu toplumlarda suç korkusu azalır, toplumsal kurumlara katılım artar ve ortak bilinç güçlendiği gibi dayanışma ve ortak değerler daha güçlüdür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güven, toplumsal bilinç evinin duvarları arasında solunum atmosferidir. Kültürel bütün, genetik ve beyin kapasitesi doğrultusunda oluşan yönelimler ağı bu mekânda odalar açar kendine. Tek tek bu mekânlarda kendi varlığımızı hisseder, kendimizi bu mekânlar içinde tanımlar, bu mekânlar arasında bulduğumuz ve kurduğumuz karakterlerden bir bilinç topluluğunu oluştururuz. Bütün bu duygusal mekânlar ve onların topluluk üyeleri arasında ancak güven duyuyorsak yaşayabiliriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güvensizlik bütünlüklü bir olgudur. Ayrı mekânlarda ayrı çalışmaz güven. Güvenin kaynağı gönüldür. Toplum ve devletin güvenilirliğinin gittiği yerde aile içinde de güven olmaz, güvensiz insanlar aşık da olamaz. Çocukluğunda sıcak yuvalarında güveni yakalamayanlar özgüven eksikliğiyle topluma katılırlar, fakat sonra karşılarına çıkan olaylar ve insanlara güvenemezler. Güvenmedikleri öteki karşısında – içine doğdukları güvensizlik ortamında kendilerini güvenilir birey olarak geliştirmedikleri gibi – kendileri de sonuç olarak güvenilmez biri olarak tanımlanır ötekiler tarafında.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kişilik ve toplum bütünlüğün anahtarı olan değerler, güvenini olmadığı yerde balon gibi havada uçuşan içi boş Kavramlar olarak kalırlar. Güven karşılıklıdır, güvensiz toplumun özgüvensiz bireyleri yaralı gönüllerini, yardım ister gibi sahte popüler maskelerle örterler. Güvensiz kişilerden oluşan toplum, kişilik parçalanmasına ve çürümeye açık hale gelir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendi içinde gerçekten kendini ve duygulanmalarını tanıyan, onlara dokunabilen kişiler kendilerine en yakın olan toplumsal bilinçlerine, kendilerine ulaşabilir ve gerçek, sağlıklı, doğal toplulukları oluşturabilirler, gerçekten var olan bir kişi olabilir, kendini, karsısındakini sever, gerçekten paylaşabilirler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne var ki, gerçek kişilerden oluşan toplum egemen güçlerin işine gelmez. Onlar toplumların, kendilerinin oluşturduğu bir toplumsal bilinci taşınmalarını ister. Doğal toplumsal bilincimiz, kısaca bilincimiz çocukluğumuzdan beri, hatta tarih öncesinden beri egemen güçler tarafından perdelenmekte, perdede kendi reklamları aralıksız sergilenmekte ve biz de o perdede gördüklerimizle kendimizi tanımlamaktayız.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün hesaplar sizin hangi topluma ait olduğunuz ve kaç paralık olduğunuzla ilgili değil mi? Hangi dinsel siyasi grubun üyesi olduğunuz, hangi banka kartını kullandığınız, hangi pazarlama şirketine müşteri olduğunuz, hangi markaları tükettiğiniz üzerine kurulur toplumsal bilinç perdesi, gölge oyunu veya kültür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplumsal bilincimizin bu oluşturulan yüzü gösterilmez asla, ancak oldubitti yüzü bireysel bilincimize ayna gibi tutulur ve denir ki: İşte senin toplumsal bilinç evin bundan ibaret ve bilinç topluluğun biz ve değerlerimiziz ve sen onun içinde tamamen özgürsün! Bizde toplumsal bilinç denince, toplumun alışkanlık, gelenek, adet ve ananelerinin bilme, büyüklerimizin nerede geldiği ve kimin verdiği belirsiz saygınlığına yoluna yordamına uygun katılma, eski kalıplaşmış değerlere uymayanları (kendi bilincimiz ve güvenimiz olmadığı için)hemen dışlama, aşağılama, karalama, hatta paralayıp yok etmeyi anlarız. Saldırganlığımız bizim çok bilinçli olduğumuz, hatta kahraman olduğumuzu, (gerçeğin aksine) sahici olduğumuzu gösterir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysa toplumsal bilince ulaşmak geleneği taklitten değil kendimizi tanımaktan geçer. Toplumsal bilincin (nesne değil) katılımcıları, topluluğu sadece insanlar değildir, çocuklar, hayvanlar, bitkiler, toprak, kaya, havadır, bilincimizin içinde yaşadığı dünya, evrendir; yani bilincimizin açılmasına aracı olan her şeydir; düşünce ile var olan arasında tüm varlıklar topluluğudur. Kendi bilinci üzerine katlanıp bir üst bilince çıkanlar kendi doğallıklarını da, doğal duygulanımları da yakalarlar. Kısacası kendini, bilincini tanıyanlar ancak, sınırlı ve sahici bir güvene sahip olabilirler. &nbsp; 29.07.2026</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Gündüz IŞIK</strong></p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/gunduz-isik-1.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/guven-ve-toplumsal-bilinc/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/gunduz-isik-1.mp3" length="4899650" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Hepimizin İçinde Olduğu Bir Dünya</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/hepimizin-icinde-oldugu-bir-dunya/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/hepimizin-icinde-oldugu-bir-dunya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Jul 2026 15:30:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10368</guid>

					<description><![CDATA[Hepimizin İçinde Olduğu Bir Dünya Bir yarayı bir muskayla iyileştirmediğimize göre, kendi metafizik yönünü, bilmem kaç desibelle bir]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1024" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-2-1024x1024.jpg" alt="ali seker 2" class="wp-image-10369" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-2-1024x1024.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-2-300x300.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-2-150x150.jpg 150w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-2-768x768.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-2.jpg 1254w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10369" /></figure>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-2.mp3"></audio></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Hepimizin İçinde Olduğu Bir Dünya</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir yarayı bir muskayla iyileştirmediğimize göre, kendi metafizik yönünü, bilmem kaç desibelle bir başkasına dayatmak, insanı iyi insan yapmaz&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her şey yaşam içinde bir bir parçalanıyor, varsın parçalansın ve belki bu parçalar birbirine daha iyi karışırlar. Ne dersiniz, bir bakarsın bütün parçalar, zıtlık üzerinden daha iyi dost olmuşlar. Tüm güzellikleri paylaşmak olası mıdır, tabii ki olasıdır. Evet, bireysel anlamda hayatı seven, seyis, siyasetçiler bir tarafta ve hizmette kusur etmeyen, canlı köle olmak isteyen insanlarda bir tarafta; bu biraz zor gibi görünse de ama hakkaniyeti yakalamak oldukça mümkün…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bize toprağın altında kral, kraliçe olmayı vaat edenler, tek tip çoğunluğu arkalarına almış, hâlâ birileri toprağın üstünde reis olmaya devam ediyorlar. Artı ve eksinin olduğu bir evrende: Elmanın kızılına vurgun bir kurt her zaman, elmanın bir başka parçası olduğunu biliriz… Evet, bir kişi yalnız başına kendi kendine hiçbir şeye yetemez, demek ki henüz hiçbir şey ölmemiş, dayanışmak ve dokunmak adına her şey olası. Adalet &#8211; hukuk &#8211; vicdan terazisini sen de görebilirsin o bir yerlerde sana bakıyor. Çünkü güzel olan her şeyin kendisi zaten bencildir. Ama bütün mevsimler zihnimize bir bir işliyor. Her mevsimin kendine göre renk verdiği bir evrende, bunun bir anlamı olmalı&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, yaşam içerisinde; insan gerektiği kadar boşluklara da zaman ayırabilmelidir. İşte bu boşluklardan anladığımız şey ise içe kapanmak hiç değil. Sokağa yürürken; haklı ve haksız, namuslu ve namussuz, aynı anda avucunun içinde çarpan bir hayatla insan kalabalığına karışmak olmalıdır. Biraz da edebi reçetelerin dışına çıkmak, sokağın canlı ekmek, ter kokan ve hepsi canlı; bir yerlerde bağıran &#8211; çağıran, yeri geldiğinde ağlayan &#8211; gülen hallerine bire bir karışmak, listeler halinde şükür öğüdünü dinlemekten iyidir. Çünkü her zaman hareketin bizlere bir sözü vardır. Sağımızda &#8211; solumuzda zeytinliklerde tek tük de olsa ürün kaldıran eller yere değiyor; havada yaşam kokusu burnumuzun direklerini sızlatıyor&#8230; Yaşamımızda yalnız okunması gereken tek bir kitap yoktur ve üzerinde yaşadığımız dünyada onlarca gerçek insan hikâyeleri var ki, onlarda sadece kâğıt ve mürekkepten ibaret değil, kanlı &#8211; canlı karşımızda duruyorlar. Günümüzde kendi mutluluğuna yeten, büyük çoğunluğun parmak yaladığı balı ise hep ayıların yediği bir uçurumun kenarındayız. Evet, çözüm evrenin doğal akışı içerisinde zor ama imkânsız değil. Tek kimlik &#8211; tek inanç çoğunluğu içinde, farklı olanın da haklı olabileceğini, hiç kimse gözlerini açıp onları görme zahmetine bile katlanmıyor. İç ve dış dünya onlar için birdi ve yalnız kendi benzeşlerine dokunuyorlar. Şatafat içinde, kendi içine kapandıkça kapanıyorlar, cenneti yoksullukla imtihan eden vaazların ardı arkası kesilmiyor. Sanki kendi kimlik ve inançları Mutlak bir Kelam &#8216; mış gibi insanların üzerinden pervasızca yukarıdan aşağıya doğru sarkıyor&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Irkçı faşist iktidar ortakları: karanlıkta söz birliği edercesine; her konuştukları cümleler gün içinde olgunlaşıyor, &#8221; ÇEDES &#8221; le ucu taa ilk ve ortaöğretim okullarına kadar inmeye başlıyor. Anayasanın ilk başlangıç maddelerinden biri olan laiklik ilkesi anayasa metninde olduğu gibi duruyor. Laikliği sadece bir içecek içmek, deniz kenarı, balık, rakı, yemekle aynı değerde gören kesimlerde sessizlik içinde, beyaz köpüklü dalgaların sesleri arasında dem almaya devam ediyorlar. Sorun farklı yaşam tarzlarını ilgilendiriyor, hayat denen şeyde dinle &#8211; devlet işleri birbirine karışırmış, ee daha ne olsun. Pekâlâ; resmi dini Sünni İslam olan ülkede, bazen ihtiyaç, bazen ritüel, biraz daha aşırıya kaçmış olabilir. Artık farklı bir güneşin doğmasını bekleyen sokaklar ise henüz uyanmamıştı. Bu tek manzara içimde parçalanıyor, istekle güneş giymiş çocukların yüzlerine baktıkça; biz orta yaşların bu çocuklara bir özür borcu var, diye düşünüyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bizim ülkede zaman, Ortadoğuluların iki bacak arasına sıkıştırdıkları bir matematikten, bir şehvet aklının düşürdüğü bir boyunduruktan hiç dışarı çıkmıyor. Yüzde atmış çoğunluk; bu milliyetçi &#8211; muhafazakâr güç; her geçen gün sarhoş edici bir kibre dönüşüyor, el ve yüz mimiklerinde&#8221; sürtük &#8211; mürtük &#8221; küfür hiç eksik olmuyor. Ve bilimsel düşünceye, ışığa, müziğe olan kinleri gece on ikiden sonrada devam ediyor..&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birbirimizden öyle farklıyız ki, ne güzel. Artık birbirimize olan ihtiyacımız, &#8221; at eğitmenlerin ağızlarından &#8221; ötekini yok saymaya başlamıştı bile…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali Şeker</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/hepimizin-icinde-oldugu-bir-dunya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-2.mp3" length="4795579" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Aşkın Gözü Kör Kulağı Sağırdır</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/askin-gozu-kor-kulagi-sagirdir-kara-sevda/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/askin-gozu-kor-kulagi-sagirdir-kara-sevda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 Jul 2026 15:12:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Hasan Dede]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10363</guid>

					<description><![CDATA[Aşkın Gözü Kör, Kulağı Sağırdır… Eskiler boşuna söylememiş: “Aşkın gözü kör, kulağı sağırdır.” Bu, yüzyılların içinden süzülüp gelen]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="919" height="1024" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede-1-919x1024.jpeg" alt="hasan dede 1" class="wp-image-10364" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede-1-919x1024.jpeg 919w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede-1-269x300.jpeg 269w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede-1-768x855.jpeg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede-1.jpeg 976w" sizes="auto, (max-width: 919px) 100vw, 919px" data-mwl-img-id="10364" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="has-large-font-size wp-block-paragraph"><strong>Aşkın Gözü Kör, Kulağı Sağırdır…</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Eskiler boşuna söylememiş: “Aşkın gözü kör, kulağı sağırdır.” Bu, yüzyılların içinden süzülüp gelen kadim bir sözdür. Çünkü gerçekten seven insanın dünyası, aklın değil, yüreğin hükmü altındadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Âşık olan kişi, sevdiğinin kusurlarını görmek istemez. Gözünün önünde duran yanlışları bile çoğu zaman fark etmez. Başkalarının iyi niyetle yaptığı uyarıları ise ya duymaz ya da duymak istemez. Çünkü onun için tek gerçek vardır; sevdiği insan…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgi büyüdükçe, insan bazen kendi gerçekliğinden bile uzaklaşır. Gördüğünü inkâr eder, duyduğunu unutur. İçindeki bağlılık, mantığının önüne geçer. Dışarıdan bakanlar bunu anlamakta zorlanır. Ama aşkın içinde olan bilir.&nbsp; İnsan bazen sadece kalbiyle yaşar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonra bir gün…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiç beklemediği bir anda sevdiği insan değişir. Dün gözlerinin içine bakan, bugün yüzünü görmek istemez. Dün elini bırakmayan, bugün sesini bile duymaya tahammül edemez. İşte o an, asıl yıkım başlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü ayrılık, sadece bir insanı kaybetmek değildir. Aynı zamanda yıllarca kurduğun hayalleri, inandığın cümleleri ve uğruna sustuğun gerçekleri de kaybetmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsan önce inkâr eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bu olamaz.” der.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonra bekler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir açıklama, bir dönüş, küçük bir umut…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama bekledikçe acı büyür. Çünkü aşkın kör ettiği gözler, gerçeği görmek istemez. Sağır ettiği kulaklar ise çoktan söylenmiş gerçekleri duyamaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte halkın “kara sevda” dediği hâl biraz da budur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Kara” sadece acıyı anlatmaz! İnsanın önünü göremediği o karanlığı da anlatır. Sevdiğini olduğu gibi değil, hissettiği gibi görmesidir. Gerçekten çok, hayaline bağlanmasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden kara sevda kolay geçmez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü insan, sevdiğinden önce kendi içinde kurduğu dünyayı kaybeder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Depresyonun, derin yalnızlığın ve uzun süren yasın temelinde çoğu zaman bu vardır. Kaybedilen sadece bir ilişki değildir; insanın yıllarca inandığı anlamdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysa iyileşmenin yolu, yeniden görmeye başlamaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözünü açmak…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kulaklarını açmak…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece sevdiğini değil, kendini de yeniden duymaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçekleri inkâr etmeden kabul edebildiğin gün, acı tamamen bitmeyebilir ama esaret sona erer. Çünkü aşk, insanı yücelttiği kadar kör de edebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dün böyleydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün de böyle.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yarın da büyük ihtimalle böyle olacak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve ne yazık ki her çağda bazı insanlar, aşkın kör ettiği gözlerle bakmaya, sağır ettiği kulaklarla yaşamaya devam edecek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Acı…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama insanın en eski ve en değişmeyen gerçeklerinden biri de tam olarak budur.</p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/askin-gozu-kor-kulagi-sagirdir-kara-sevda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede.mp3" length="2948199" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Bağımsızlığın Bedeli</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/bagimsizligin-bedeli-demokratik-kitle-orgutleri/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/bagimsizligin-bedeli-demokratik-kitle-orgutleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 25 Jul 2026 18:59:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Hasan Dede]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10341</guid>

					<description><![CDATA[Bağımsızlığın Bedeli: Demokratik Kitle Örgütlerini Ayakta Tutan Asıl Güç! Demokratik kitle örgütleri, dernekler, vakıflar, platformlar ve aktivist oluşumlar;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1024" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede-1024x1024.jpg" alt="hasan dede" class="wp-image-10342" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede-1024x1024.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede-300x300.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede-150x150.jpg 150w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede-768x768.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede.jpg 1254w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10342" /></figure>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede-ses.mp3"></audio></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="has-text-color has-link-color wp-elements-3936deb5c5b38dca45c8e17f576d4792 wp-block-paragraph" style="color:#7a0a0a"><strong>Bağımsızlığın Bedeli: Demokratik Kitle Örgütlerini Ayakta Tutan Asıl Güç!</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Demokratik kitle örgütleri, dernekler, vakıflar, platformlar ve aktivist oluşumlar; toplumun vicdanını temsil ettikleri ölçüde anlam kazanırlar. Bir çevre mücadelesi, bir hak arayışı ya da bir dayanışma hareketi, yalnızca söylediği sözle değil, o sözü hangi koşullarda söylediğiyle de değerlidir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü bağımsız olmayan bir yapının, ne kadar doğru şeyler söylerse söylesin, topluma güven vermesi giderek zorlaşır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıllardır çeşitli demokratik yapıların içinde bulunmuş biri olarak en temel gözlemim şudur: Bu yapıların düştüğü en büyük tuzak, finansman konusunda yaşadıkları sıkışmışlıktır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Maddi imkânsızlıklar çoğu zaman iyi niyetle başlayan mücadeleleri, zamanla siyasi partilerin, şirketlerin ya da ekonomik gücü yüksek kişilerin desteğine bağımlı hâle getirebiliyor. İşte tam da bu noktada bağımsızlık yavaş yavaş aşınmaya başlıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiç kimse verdiği desteğin karşılığında hiçbir şey beklemiyormuş gibi davranmasın.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hayatın gerçekleri bunu doğrulamıyor. Destek büyüdükçe beklenti de büyüyor. Beklenti büyüdükçe de örgütlerin kendi kararlarını özgürce alma iradesi zayıflıyor. Sonunda farkında olmadan, mücadeleyi yürütenler değil; finansmanı sağlayanlar yön vermeye başlıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu nedenle gerçekten demokratik bir yapının, daha kuruluş aşamasında çok net bir ilke ortaya koyması gerekir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hükümetlerden, siyasi partilerden, şirketlerden ve çıkar ilişkisi oluşturabilecek büyük sermaye gruplarından bağış kabul etmeyeceğini açıkça ilan etmeli. Faaliyetlerini mümkün olduğunca bireysel bağışlar, gönüllü emek ve toplumsal dayanışmayla sürdüreceğini kamuoyuna duyurmalıdır. Bu yalnızca mali bir tercih değil, aynı zamanda ahlaki ve demokratik bir duruştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elbette bu kolay değildir. Bireysel bağışlarla ayakta kalmak daha zahmetlidir. Ancak bağımsızlığın da bir bedeli vardır. O bedel ödenmediğinde ise ödenen başka bir bedel ortaya çıkar: Güven kaybı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün birçok demokratik oluşumun toplum nezdinde eski güvenini kaybetmesinin nedenlerinden biri de budur. İnsanlar artık yalnızca söylenen söze değil, o sözün arkasındaki ekonomik ilişkilere de bakıyor.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Haklı olarak şu soruyu soruyorlar: “Bu mücadele gerçekten toplum adına mı yürütülüyor, yoksa birilerinin çıkarına mı hizmet ediyor?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne yazık ki iyi niyetle kurulan birçok hemşeri derneği, platform ve sivil oluşum zaman içinde tam da bu tuzağın içine düşüyor.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başlangıçta ortak akıl ve dayanışma için kurulan yapılar, zamanla finansmanı sağlayan kişi ya da grupların etkisi altına girerek demokratik karakterlerini kaybedebiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysa dünyada bunun tersini başarabilen örnekler de var. Çeşitli yönlerden eleştirilse de çevre hareketleri içinde Greenpeace’in uzun yıllardır hükümetlerden ve siyasi partilerden bağış kabul etmeme ilkesini benimsemesi, bağımsızlık konusunda dikkat çekici bir örnektir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aynı anlayışın yereldeki yansımalarından biri olarak ben, bugüne kadarki gözlemlerime dayanarak Varto Ekoloji Platformu’nun jeotermal projelerine karşı yürüttüğü mücadeleyi de önemli buluyorum.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Direniş çadırının bugüne kadar büyük ölçüde yöre halkının dayanışması, gönüllü emeği ve bireysel katkılarla ayakta tutulması, bu açıdan kıymetli bir örnektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak sadece ekonomik bağımsızlık yetmez. Demokratik kültürü zayıflatan başka bir sorun daha var: Her konuda fikir sahibi olduğunu düşünen insanların çoğalması.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne yazık ki günümüzde herkesin her şeyi bildiği iddia edilen ortamlarda ortak akıl üretmek giderek zorlaşıyor. Çünkü her konuda konuşan insanların sayısı arttıkça, gerçekten bilgi üreten insanların sesi duyulmaz oluyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsan her şeyi bilemez. Bir alanda uzmanlaşabilir, belli konularda kendini geliştirebilir. Ama her konuda otorite olduğunu düşünmek, hem bireysel gelişimin hem de demokratik kültürün önündeki en büyük engellerden biridir. Bilgeliğin ilk şartı, insanın bilmediğini kabul edebilmesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kütüphaneler milyonlarca kitabı barındırır. Ansiklopediler sayısız bilgiyi depolar. Yapay zekâ sistemleri saniyeler içinde milyonlarca veriye ulaşabilir. Fakat bunların hiçbiri tek başına bilgelik değildir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilgi ile muhakeme aynı şey değildir. Demokratik örgütlerin ihtiyacı olan da ezberlenmiş bilgiler değil; farklı görüşleri dinleyebilen, uzmanlığa saygı duyan ve ortak akıl üretebilen insanlardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Benim yıllardır benimsediğim anlayış ise oldukça basittir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğru olduğuna inandığım tespitleri söylerim. Dikkate alınırsa sonuna kadar mücadele ederim. Ancak demokratik ilkelerden uzaklaşıldığını, çıkar ilişkilerinin mücadeleyi yönlendirmeye başladığını gördüğüm anda da geri çekilirim.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü yanlışın içinde kalarak doğruyu savunmanın mümkün olduğuna inanmıyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belki bu yüzden zaman zaman kendi kendime, “Dünyayı ben mi değiştireceğim?” dediğim olmuştur. Hayır, tek başıma değiştiremem. Ama en azından yanlışın parçası olmamayı tercih edebilirim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aslında gerçek demokrasi de tam burada başlıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bağımsızlık, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ahlaki bir duruştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şeffaflık, yalnızca gelir-gider tablosu yayımlamak değil, karar alma süreçlerini de toplumun denetimine açabilmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Katılımcılık, herkesin aynı anda konuşması değil, herkesin birbirini dinleyebilmesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve demokratlık, sadece haksızlığa karşı slogan atmak değil, kendi çıkarı ile ilkeleri çatıştığında ilkelerinden vazgeçmemektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplumun bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu şey güçlü görünen örgütler değil, güven veren örgütlerdir. Güven ise ancak bağımsızlıkla, şeffaflıkla, hesap verebilirlikle ve kişisel çıkarların önüne geçen demokratik bir ahlakla inşa edilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnanıyorum ki geleceğin en sağlam demokratik yapıları; büyük bağışlarla büyüyenler değil, küçük katkılarla büyük güven inşa edenler olacaktır. Çünkü gerçek güç, kasadaki paradan değil; toplumun vicdanında kazanılan itibardan gelir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hasan Dede</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğitimci / Sosyolog</p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/bagimsizligin-bedeli-demokratik-kitle-orgutleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede-ses.mp3" length="3111412" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>ŞEHİR TABELASI</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/sehir-tabelasi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/sehir-tabelasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 16:34:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Yusuf Sağlam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10328</guid>

					<description><![CDATA[ŞEHİR TABELASI&#160;&#160; Yusuf SAĞLAM&#160; Esenboğa Havaalanı’nın puslu ve gri havasından havalandı uçak. Gri tabakanın üstüne çıkılınca, pamuktan sonsuzluğu]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="880" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/compressed_1784824095350-e1784824223849.jpg" alt="compressed 1784824095350 e1784824223849" class="wp-image-10329" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/compressed_1784824095350-e1784824223849.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/compressed_1784824095350-e1784824223849-300x258.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/compressed_1784824095350-e1784824223849-768x660.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10329" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>ŞEHİR TABELASI</strong>&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Yusuf SAĞLAM</em></strong>&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Esenboğa Havaalanı’nın puslu ve gri havasından havalandı uçak. Gri tabakanın üstüne çıkılınca, pamuktan sonsuzluğu güneşin gurup kızıllığı balkırtıyordu. Uzaktan geçen bir uçak, masal dünyası âleminde olmanın çağrısıydı adeta. Zaman geçti, masal dünyasından çıkıldı, yer kara göründü, gün kararmaya yüz tutmuştu. Gün sonu karaltısında irili ufaklı yerleşim yerlerinin ışıkları göz kırpar oldu semaya. Gecenin koyu karanlığı atmosferde yer edince; bir kent altın ışıklı cömertlik şavkımalarını değdirdi göze. Işık kaynağı dizilimleri; caddelere, sokaklara sınır çizerken, şehrin tümden aydınlatması; kentin yoğun ve seyrek, daha ötesi periferindeki yerleşim yerlerini ışıl ışıla kesmenin güzelliğinde, toprak anaya el işçiliği altın işlemeli ziynet takısını işletmişti. Bakmayanı, baktıracak kadar şavkıyordu yer karaya işli takı. Adam, seyrine doyamadığı insan işçiliğine hayran kesilmişken, üstünden uçuldu, uçuldu, bir türlü bitmek bilmedi şavkıyan oylum. Toprak karadaki ışıl ışıl altın parlaklığındaki bu kentin neresi olduğu merakıyla kıvrandı durdu. Daha fazla dayanamayınca da, yanından geçen hostese,</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Üzerinden uçtuğumuz bu büyük kentin adı ne?</p>



<p class="wp-block-paragraph">sormadan kendini alamadı. Merakını giderecek cevap umudu beklentisi,&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Maalesef bilemeyeceğim, pilotlar muhtemelen biliyorlardır!&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">karşılık bulunca, şaşkınlığını, yan koltukta oturan yolcu,</p>



<p class="wp-block-paragraph">-Şehrin tabelasını kaçırmadan okusaydık iyiydi ya!..</p>



<p class="wp-block-paragraph">diye bozdu.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">25.12.2024/Amsterdam/HOLLANDA</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu küçürük öykü; Turnalar, Uluslararası Hakemli Türk Dili, Çeviri, Kültür ve Edebiyat Dergisi, Ocak-Şubat-Mart 2026 Sayı:101’de yayınlanmıştır.</p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/Video-Project-93.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/sehir-tabelasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/Video-Project-93.mp3" length="794664" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Alevilik, Êzidîlik ve Tarikat</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/alevilik-ezidilik-ve-tarikat-etno-mezhebi-kimlikler/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/alevilik-ezidilik-ve-tarikat-etno-mezhebi-kimlikler/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 16:12:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Hüsamettin Turan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10321</guid>

					<description><![CDATA[Alevilik, Êzidîlik ve Tarikat:&#160; – Etno-Mezhebi Kimliklerin Kürdistani Özgünlüğü Ortadoğu’nun inanç coğrafyası, modern ulus, devlet ideolojilerinin çizdiği sınırların]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="882" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/compressed_1784822779378-e1784822858513.jpg" alt="compressed 1784822779378 e1784822858513" class="wp-image-10323" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/compressed_1784822779378-e1784822858513.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/compressed_1784822779378-e1784822858513-300x258.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/compressed_1784822779378-e1784822858513-768x662.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10323" /></figure>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/turan.mp3"></audio></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Alevilik, Êzidîlik ve Tarikat:&nbsp;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>– Etno-Mezhebi Kimliklerin Kürdistani Özgünlüğü</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Ortadoğu’nun inanç coğrafyası, modern ulus, devlet ideolojilerinin çizdiği sınırların çok ötesinde, kadim halkların tarihsel tecrübeleri üzerinden şekillenmiştir. Bu nedenle bölgenin inanç haritasını yalnızca İslam’ın mezhepsel çeşitlenmeleri ya da tarikat yapılanmaları üzerinden okumak indirgemeci bir yaklaşımdır.&nbsp;</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Alevilik, Êzidîlik ve Yarsanîlik (Kakaîlik) gibi yapılar, klasik din sosyolojisinin kategorilerini aşarak <strong><em>etno-mezhebi kimlikler</em></strong> biçiminde var olmuş; içine doğulan, kuşaktan kuşağa aktarılan ve kolektif hafızayla taşınan inanç sistemleri olarak günümüze ulaşmıştır. Onları sadece <strong><em>mezhep</em></strong> ya da <strong><em>tarikat</em></strong> kategorileri altında sınıflandırmak, hem tarihsel sürekliliği hem de Kürdistan coğrafyasındaki özgünlüğü görünmez kılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda <strong><em>Arap Aleviliği</em></strong> ifadesi yanıltıcıdır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarihsel olarak söz konusu topluluk <strong><em>Nusayrilik</em></strong> olarak bilinir. Köken itibariyle <strong><em>İrani</em></strong> ve <strong><em>Arami</em></strong> toplulukların inanç mirasından beslenen <strong><em>Nusayrilik</em></strong>, İslam içi bir mezhep olmaktan çok, özgün bir inanç sistemi olarak şekillenmiştir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Ali kültü</em></strong> etrafında bazı sembolik öğeler paylaşılmakla birlikte, klasik anlamda Şiî-İmamî geleneklerle yakın bir bağı bulunmamaktadır. <strong><em>Arap Aleviliği</em></strong> kavramı esasen 20. yüzyılda Arap milliyetçiliği tarafından icat edilmiş bir terimdir. Bu nedenle <strong><em>Nusayriliği</em></strong>, tarihsel ve teolojik açıdan <strong><em>Alevilikle</em></strong> özdeş görmek ciddi bir yanılsamadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Benzer bir ideolojik inşa <strong><em>Türk Aleviliği</em></strong> söyleminde de görülür.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde Kürt Aleviliğini görünmez kılmak ve <strong><em>türkleştirmek</em></strong> amacıyla <strong><em>Alevi Türk</em></strong> tanımı sistematik biçimde dolaşıma sokulmuştur. Oysa tarihsel olarak Türk toplulukları Anadolu’ya ve İran coğrafyasına geldiklerinde Sünni, Hanefi kimliğe mensuptular. Bektaşilik ise daha çok Osmanlı’nın Balkan siyaseti bağlamında, Hacı Bektaş Ocağı’na Balım Sultan üzerinden müdahalesiyle şekillenen, mürşid, mürid bağına dayalı bir tasavvuf yoludur.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu nedenle <strong><em>Bektaşilik Türklerin doğal inancıydı</em></strong> tezi temelsizdir; aksine Bektaşilik, farklı etnik toplulukların asimilasyonuyla <strong><em>türklüğe</em></strong> eklemlenmiştir. Dolayısıyla <strong><em>Bektaşi Türk</em></strong> tanımı bir karşılık bulabilirken, <strong><em>Alevi Türk</em></strong> söylemi tarihsel bir gerçekliğe değil, <strong><em>kimlik mühendisliğine</em></strong> işaret eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kürt Aleviliği ise Kızılbaş mirasını, ocak örgütlenmesini, sözlü kültürü ve yerel mitolojileri birleştiren ayrıksı bir kimlik üretmiştir. Bu yapıda İmamlar kutsal referans noktaları olarak anılsa da belirleyici olan, topluluk hafızasında ocak bağı, dede, talip ilişkileri ve coğrafyayla bütünleşmiş kutsal mekânlardır. Bu nedenle <strong><em>tek tip Alevilik</em></strong> tezi sosyolojik ve tarihsel olarak geçersizdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cumhuriyet’in Alevilik üzerindeki kurgusu yalnızca kimlik mühendisliğinin değil, aynı zamanda kadim <strong><em>hakikatçi</em></strong> inanç hattının ortadan kaldırılmasına yönelik sistematik bir projenin parçasıdır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">1937-38 <strong><em>Dersim Tertelesi</em></strong> bu asimilasyonun en kanlı biçimde uygulandığı dönüm noktasıdır. Dersim, devlet belgelerinde hem <strong><em>sapkın inançlı</em></strong> hem de <strong><em>isyancı Kürt</em></strong> kimliğiyle hedef alınmış, on binlerce insan katledilmiş, ocaklar dağıtılmış, çocuklar ailelerinden koparılmıştır. Bu yalnızca bir katliam değil, aynı zamanda <strong><em>etno-mezhebi varoluşun sistematik imhasıydı</em></strong>. Resmî söylemde “Alevi Türk” kimliği, bu jenosid sürecinin üzerine inşa edilen ideolojik bir kurmacadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Êzidîler</em></strong> de benzer bir tarihsel trajediyi yaşamıştır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Osmanlı’dan itibaren <strong><em>kafir</em></strong> ilan edilerek İslam’a zorlanmış, Cumhuriyet döneminde cami yapımına mecbur bırakılmış, göçe zorlanmıştır. Bu baskılar Êzidîliğin kırılganlığını artırmıştır. 20. yüzyılda başlayan Suriye, Irak ve daha sonra Avrupa’ya uzanan zorunlu göç dalgaları, Êzidîliğin diasporada yeni bir varoluş alanı bulmasına yol açmıştır. Êzidîlik de Alevilik gibi içine doğulan, dışarıdan katılımı olmayan bir <strong><em>etno-din’dir</em></strong>.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">2014’te IŞİD’in Şengal’de gerçekleştirdiği soykırım, Êzidî kimliğini uluslararası politik gündeme taşımış; diasporadaki Êzidî kurumları kolektif hafızayı politik bir bilince dönüştürerek <strong><em>etno dinî topluluk</em></strong> statüsünün korunması için mücadele etmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kürdistan coğrafyasında bu özgün hattın bir diğer parçası da <strong><em>Yarsanîlik</em></strong> (Kakaîlik)tir. Serencam geleneği, kutsal sözlü hafıza, cem pratiği ve içine doğulan topluluk karakteriyle <strong><em>Yarsanîlik, Êzidîlik</em></strong> ve <strong><em>Alevilikle</em></strong> birlikte kadim <strong><em>hakikatçi düşünce</em></strong> hattının ayrılmaz bir halkasıdır. Kürt Aleviliği ile Yarsanîlik arasındaki benzerlikler ocak sistemi, kutsal mekânların hafızadaki yeri, topluluk bağının belirleyiciliği bu <strong><em>etno-mezhebi</em></strong> kimliklerin tarihsel derinliğini ortaya koyar. Aleviliği İslam içi bir mezhep olarak görmek, bu bağlamı silikleştiren ideolojik bir yanılsamadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diaspora deneyimi hem <strong><em>Alevi Kürtlerin</em></strong> hem <strong><em>Êzidîlerin</em></strong> kimliğini yeniden inşa etmelerine olanak tanımıştır. Almanya, Fransa ve İsviçre’de kurulan Alevi dernekleri, <strong><em>Türk Aleviliği</em></strong> kurgusunu reddederek Kürt Aleviliğinin özgün yapısını görünür kılmış, akademik literatürde <strong><em>Kurdish Alevism</em></strong> kavramını yerleştirmiştir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Êzidîler</em></strong> de Avrupa’da kurumsallaşarak kolektif hafızalarını soykırım deneyimi üzerinden politik kimliğe dönüştürmüştür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün Alevilik, Êzidîlik ve Yarsanîlik yalnızca ritüel pratikleriyle değil, <strong><em>ulusal kimlik taşıyıcıları</em></strong> olarak Kürt milletinin tarihsel hafızasında direnişin ve sürekliliğin en önemli damarlarıdır. Onları tarikat, folklorik kalıntı ya da marjinal cemaat olarak görmek tarihsel gerçeklikten ve bilimsel analizden uzak, ideolojik sapmalardır. Bu kimlikler, <strong><em>Kürt ulusal bilincinin</em></strong> en derin köklerini besleyen kadim hakikat damarlarıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İsmail Beşikçi, <em>Tunceli Kanunu (1935) ve Dersim Jenosidi</em>, Belge Yayınları, 1990.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İsmail Beşikçi, <em>Bilim Yöntemi: Türkiye’de Resmi İdeoloji ve Kürt Sorunu</em>, Yurt Kitap-Yayın, 1991.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali Yaman – Aykan Erdemir, <em>Aleviler: Türkiye, İran, Bulgaristan</em>, Kitap Yayınevi, 2006.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hamza Aksüt, <em>Aleviler: Türkiye, İran, Irak, Suriye, Bulgaristan</em>, Yurt Kitap-Yayın, 2009.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğan Kaplan, <em>Aleviliğin Tarihsel Arka Planı</em>, İletişim Yayınları, 2010.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mehmet Bayrak, <em>Alevilik-Bektaşilik Yazıları</em>, Özge Yayınları, 1994.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mehmet Bayrak, <em>Kürtler ve Ulusal-Demokratik Mücadeleleri</em>, Özge Yayınları, 1993.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Necdet Subaşı, <em>Modernleşme ve Alevilik</em>, İletişim Yayınları, 2003.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayşe Hür, <em>Dersim 1938 ve Zorunlu İskan</em>, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2010.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bedri Noyan, <em>Bektaşilik ve Alevilik</em>, Arı Yayıncılık, 2000.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Serencamname, Sitav Yayınları, İstanbul.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İsmet Yüce, Hakikatçi Düşünce.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/alevilik-ezidilik-ve-tarikat-etno-mezhebi-kimlikler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/turan.mp3" length="2671510" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>DAYANIŞMA VE SORUMLULUK</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/dayanisma-ve-sorumluluk/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/dayanisma-ve-sorumluluk/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 15:59:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Gündüz Işık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10313</guid>

					<description><![CDATA[DAYANIŞMA VE SORUMLULUK Yarar değerleri, bütün değerlerin; ahlak değerlerinin de sanat değerlerinin de yerini almış durumda. İnsanlar basitlikleriyle]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="877" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/gunduz-isik-e1784821457913.jpg" alt="gunduz isik e1784821457913" class="wp-image-10317" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/gunduz-isik-e1784821457913.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/gunduz-isik-e1784821457913-300x257.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/gunduz-isik-e1784821457913-768x658.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10317" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>DAYANIŞMA VE SORUMLULUK</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yarar değerleri, bütün değerlerin; ahlak değerlerinin de sanat değerlerinin de yerini almış durumda. İnsanlar basitlikleriyle ve bayağılıklarıyla övünebiliyorlar. Gene de insan, bir yetkinliğe doğru, daha da insan olmaya aralıksız ilerliyor. Yarının insanı, gerçek anlamda toplumsallaşmış, yani gerçekten dayanışan insan olacak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçek dayanışma, sorumlulukların belirdiği ve bu çerçevede bencilliğin aşıldığı yerde başlar. Dayanışma, buna göre özveri ister. Bencillikte özveri yoktur. Özveri, bencil eğilimlerimizi dizginleyebildiğimiz yerde olasıdır. İşte bu noktada özgeciliğin yasaları işlemeye başlar. Özgeciliğin var olduğu yerde de gerçek birliktelik kendini gösterir. Gerçek adanma, özgecilikte ortaya çıkar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşamın her alanında dayanışma gereklidir; buna kimse hayır demez. Genel olarak insanın bencillikle özgecilik arasında salınıp durması, onun dayanışma konusunda büyük güçlükleri olduğunu gösterir. Bencillik bir kültür sorunu mu ortaya koyar, yoksa doğamızda mı vardır? Belki de ilkin bunu çözmek gerekecek. Ne olursa olsun, değerler düzeni bize gerçek anlamda insan olmanın, bencillikten özgeciliğe (kişisel çıkar gözetmeden ve karşılık beklemeden başkalarının iyiliğini kendi yararı kadar gözetmesi; bencilliğin tam zıttı) doğru ilerleme duyarlılığında olduğunu gösterir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dayanışma gönüllü bağımlılıktır ve gerçek dayanışma çıkarla değil, sorumlulukla ilgilidir. Bir nevi karşılıklı anlaşmadır; ahlaki yükümlenmeyi zorunlu kılar ve topluluk ya da toplum adına kişisel ögeyi dışa atar. Bu bizi en geniş çerçevede evrensel sorumluluğa bağlar. &#8220;Ben ancak sevdiklerimin haklarını savunurum, başkaları beni ilgilendirmez.&#8221; diyemeyiz. Yunan atasözünde olduğu gibi, &#8220;Hepimiz aynı teknede kürek çekiyoruz.&#8221; Bu durumda birimizin sorunu tümümüzü ilgilendirecektir. Kürekçilerin en sevimsizi bile bizden olabilir. Dayanışma böylece yarar sağlar ama özünde ya da çıkış noktasında yararcı değildir. Dayanışma bilinci, böylece her durumda sorumluluk duygusunu gerektirir; bunu yaparken yarışma ya da rekabet fikrini geriye iter. Dayanışmanın temelinde şu ilke yatar gibidir: Birinin başarısızlığı bir başkasının başarısını sağlamaz ya da birinin başarısı bir başkasının başarısızlığını gerektirmez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplumsal yaşama zorunlu olan insan için dayanışma kaçınılmaz bir koşuldur. <em>Toplum Sözleşmesi</em>&#8216;nde dayanışma, tüm özellikleriyle ve bu arada yararcı yanıyla yer alır. Ancak gerçek dayanışma, toplum sözleşmesiyle gerçekleşenin ötesinde bir tutumu belirler. Toplum sözleşmesinde özveri yoktur; gerçek dayanışmada özveri vardır, biri ya da birileri için bir şeyler yapma istemi vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplumsal yaşam şu kesin doğrunun üzerine kurulmuştur: Birbirimizi sevsek de sevmesek de birlikte olmak zorundayız. Katlanma, insan için çok önemli bir gerekliliktir. Toplumsal sözleşme, katlanmayı büyük ölçüde zorunlu kılar. Dayanışmada da belli ölçüde katlanma söz konusu olabilir. Biz çok zaman katlanmaya olumsuz bir anlam verir, onu edilginleşmeyle bir tutarız. Oysa katlanmada edilgenlik değil, etkinlik vardır. Katlanma yaşamın bir yüzüdür: Yaşamda her savaşım pek çok edimi gereksinirken katlanmayı da gerektirir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Auguste Comte&#8217;ye göre insanın iki doğal eğilimi vardı: Kendi yararını düşünmeye dayanan bencillik ve başkalarının yararını düşünmeye yarayan özgecilik. Bu iki duygu tüm tarih boyunca insan yaşamını belirlemiş, insan ilişkilerini koşullamıştır. Ancak tarihin akışı içinde insan geliştikçe özgecilik, bencilliğe üstün gelmeye başlamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">En büyük ve en güzel dayanışma, bütün bir insanlıkla dayanışmadır. Toplumsal yaşam bizi bir ya da iki kişiye değil, bütün bir insanlığa bağlar. Sorumlu olmak, bütün bir insanlıktan sorumlu olmaktır. Sorumluluk insanın en önemli ya da daha doğrusu tek yükümlülüğüdür. Sorumluluk bir yanlışı düzeltme ya da bir amacı gerçekleştirme yükümlülüğüyse, bu yükümlülük evrensel uzanımlı olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dayanışma sorumluluk sorununa bağlanırken, sorumluluk sorunu da değer sorununa bağlanılır. İnsan, değerleri olan ya da bir başka deyişle yüce amaçları olan bir varlıktır. Bu amaçlara topluca ulaşılabileceğini bilir; işte bu noktada kendini sorumlu duyar ve sorumluluğunun gereklerini yerine getirmeye yönelir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;İnsan olmak her şeyden önce sorumlu olmaktır.&#8221; der Antoine de Saint-Exupéry.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sorumsuzluğun kol gezdiği yerde umut da yoktur. Umut, her zaman sorumluluklarla düzenlenen tasarımlardır. Umut buna göre her zaman gelecektir; umut sorunu gelecekle ilgili bir sorundur. Gelecek de ancak sorumlulukla oluşturulabilir. Geleceği bugünden tasarlayan kişiler, insanlığın gerçek sorumlularıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>23.07.2026</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Gündüz Işık</strong></p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/gunduz-isik.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/dayanisma-ve-sorumluluk/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/gunduz-isik.mp3" length="2556362" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>SEVDİĞİMİZ ŞEYLERİN İÇİNDE BUGÜNDE KALMAK</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/sevdigimiz-seylerin-icinde-bugunde-kalmak/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/sevdigimiz-seylerin-icinde-bugunde-kalmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2026 15:34:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10309</guid>

					<description><![CDATA[SEVDİĞİMİZ ŞEYLERİN İÇİNDE BUGÜNDE KALMAK  İşte yine göremediğimiz uyum, zıtların birliği ve bütünlüğü&#8230; Yine temmuz ayının ortaları, günlerden]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="877" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/seker-ali-e1784820537664.jpg" alt="seker ali e1784820537664" class="wp-image-10310" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/seker-ali-e1784820537664.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/seker-ali-e1784820537664-300x257.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/seker-ali-e1784820537664-768x658.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10310" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>SEVDİĞİMİZ ŞEYLERİN İÇİNDE BUGÜNDE KALMAK</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İşte yine göremediğimiz uyum, zıtların birliği ve bütünlüğü&#8230;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine temmuz ayının ortaları, günlerden cumartesi, sıcak mı sıcak bir gün. Bazen yaşamda biz istemesek de payımıza tek kişilik yalnızlık düşebilir. İşte ev, dört duvar, gökyüzü, evin yatay bir kanepesine oturmuş, bir başınasın. Sıcaklık bütünüyle kendini okyanusa, betona- asfalta vermiş, ana caddeler egzoz gazı kokuyor. İki adım ötemizde birkaç kedi &#8211; köpek ölüm fermanından habersiz gölgelik alanda yatıyor. Çevremizdeki harekete bakarsan, canlı &#8211; cansız bütün varlıklar doğayla ne kadar uyumlu eşsiz bir manzara, görebilirsin. Bu yoklukta, bu sıcakta başımıza gelecek en iyi şey kitap okumaktır diyenler olabilir. Devamlı en iyi arkadaş &#8211; dost dediğin kitaplarınla git konuş, diyenlerin seslerini duyar gibiyim. Ayrıca ben: bir birey olarak gün ışığında kitap okumayı değil, yürümeyi severim.&nbsp; Ama ben bugün düşsel bir etkinin, kitap dünyasının&nbsp; çok dışındayım. Bakar mısınız? Sizin elinizin ayasında, yemek &#8211; içmek,&nbsp; hiç bir artı yük istemeyen onlarca kitap var. Farklı dünyalara açılan yazarların düş dünyası ve bir çift kalem sözleri sizi okuma seanslarına davet ediyor. Ne bekliyorsunuz, sizi sarıp sarmalayan, kavun çürüğü dört duvara bakıp durmayın. Bilirsiniz: çok basit okuma oranın git git azaldığı bir süreçte, kişiye bir fazladan hiç bir yük bindirmeyen bir kitabın sayfaları arasında pekâlâ yalnızlığını yazarın beni &#8216; yle&nbsp; &nbsp;giderebilirsin. Dost bildiğimiz ikinci bir gözün sesi bir serzenişi olarak kulaklarımıza çalınabilir, siz yine de kitapla kalınız, diyebilir. Ve bu çok haklı sözleri şimdilik üzerime alınıyorum. Siz sağda solda kendinize yazarım diyorsunuz, bir çift kalem söz yazdığınızı, orada burada söyleyip duruyorsunuz arkadaşım. O zaman bu yazmaların hakkını vermelisiniz. Evet, bütün bu eleştirilerinizi üzerime bir gömlek gibi geçirip kabul ediyorum. Eğer bir ressam, bir şair, bir bilim insanı, toplumsal anlamda bir şeyler yapıyorsa üzerine aldığı sorumluluğa, kahvehanede kendini tüketen, pişpirik oynayan insanlarında yaşam adına saygı duymaları gerekir, diye düşünüyorum. Hayatta eleştiri varsa öz eleştiri de olmalıdır, değil mi? Evet, sizde haklısınız, ama ben bugün o düşüncenin çok uzağındayım.&nbsp; Dışarıda cırcır böceklerinin hiç susmak bilmeyen çoklu sesleri, pencereleri açık evin her tarafından içeriye doluşuyor. Temmuz sıcağı, gün ışınlarıyla birlikte birbirine sokulmuş ağaçların yeşil yapraklarını istemsizce çekiştiriyor. Bense içeride, cansız mürekkep kokan dört yüz sayfalık yeraltı &#8211; kara mizah temalı&nbsp; &#8221; Kara Altın &#8211; yazar&nbsp; Christine Feehan &#8221;&nbsp; tuğla kalınlığında olan bir kitabın sayfalarına kendi yalnızlığımı yedirmeye çalışıyorum. Sevgili fıkram: Yazmak serüveninde,&nbsp; şu an tokluk duygusu içinde olduğum doğrudur ve bir şeyler yazmaya olan ihtiyacımın azaldığını görebiliyorum.&nbsp; Sene de bir olsa da, yalnızlığa bağışık günlerim bu kez farklı bir zaman dilimine kayıyor ve geçmişin sonsuz zaman dilimine gidiyorum&#8230;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nedense bugünkü ruhi haliyetimin içerisinde bir şeylere karşı çıkmak, ağlamak geçiyor. Kahverengi gözlerim, metafizik yanımın ağır bastığı bir duyguyla, pencerenin boşluğuna benzeyen göz çukurlarımdan hep rengi aynı olan gözyaşları dökülüveriyor. Doğduğum topraklara, annem, babam, çocukluğum ve birbirinin acısını dert edinen komşuluklara, sabah güneşini kesmeyen tek katlı toprak damlar aklıma düşüyor.&nbsp; YouTube kanalında &#8221; Varto &#8216; ya ağıt &#8221; linki üzerinde, Şirinşah annemin ana dilde &#8221; Kirmancki &#8221; doğaçlama söylediği ezgiyle bugünün sınırları dışına çıkıyorum. Doğal toplum, köy yaşamının bolluk bereket, buğday başağı, un ekmek ve alın teri kokan, harman yerine cırcır böceklerinin çoklu sesleri arasına, insanı rahatsız etmeyen hafif bir müzik desibelliyle geçmiş günlere gidiyorum. Harman yerine dökülen buğday tanelerinin hakkaniyet duygusuyla&nbsp; bilerek toplanmadığı geçmiş güzel günlere, bir merhaba demek istiyorum. Börtü böcek, zar kanatlı karıncalar, kuşlar&nbsp; ve kargaların göz hakkı olduğunu bilen bir neslin bir güncesine gözümü açıyorum. Günümüzde ekili alanların giderek azaldığı, her kalem ürünü bir bir tüketen bir Türkiye gerçekliği. İşte çoğunluğun içinden geçen bir inanç geleceğin temelini oluşturuyor bu belirlemeyi kendine rehber edinen bir iktidarın, giderayak bilimsel eğitim öğretim sisteminden her gün nasıl uzaklaştığını görebiliyoruz. Şimdi harman yerindeki döküntülerinin olmadığı köylerde aç kalan kargaların tavuk civcivlerini bir günlük öğün olarak kanatları arasına alıp götürdüğü anımsa,&nbsp; üniversite öğrencisi çocuk&#8230;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve buna bir canlının yaşam mücadelesi, varlık nedeni olarak saygı duyanlar hak olarak görse ne iyi olurdu&#8230; Evet, bugünün somut koşulları içinde kalmadığımı üzülerek de olsa söylemem gerekiyor. Ve sokağın farklı seslerine aldırmadan yürüyen, bütün duyargaları bencilce yarına kapalı olan insanları açık bir şekilde görmek olası. Bilimden uzaklaştıkça, bu da bireyi&nbsp; bugünün dünyasından uzaklaştırıyor,&nbsp; yaşanan her şeye karşı kör ve sağır yaptığını, üzerine sorumluluk almadığı da,&nbsp; çözülemeyen bir yaşam matematiği olarak duruyor&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uğuldayan rüzgârın camlara&nbsp; sürtünen sesleri, tuz, denizköpüğü dalgalar, yosun kokusu ve sac çatının tabakaları üzerine gezinen güvercinlerin ayak takırtıları arasında geçmişin yürek burkan sevinç ve yüklerini geride bırakıp bugünde kalmaya başlıyorum&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biliyorum ne kadar çok susarsak kendi sessizliğimiz, doğrularımıza ve topluma&nbsp; doğrultuğumuz bir silah olarak tekrar bize geri dönüyor. Artık dünyada yaşlı insanların peşinden körü körüne giden bir inanca, bir ülke insanına gülüp geçiyorum. Biraz bencilce olacak ama en aşağıda her şeyi gören birine üzülmek hiç içimden geçmiyor, alta kalanın boynu kırılsın noktasına gelmek üzereyim. İster iki ayaklı, ister dört ayaklı olsun, son kertede her canlının yaşam hakkı vardır. Bu&nbsp; perspektiften kopup merhamete indirgenen bir iktidar aklını, her konuşmanın her bir dakikasını alkışlayan insanların ruh halini anlamak mümkün. Çünkü onlar hayatı ve toplumun sorunlarını çözülmesi gereken bir sorun olarak önünde görmeyen kişiliklerdir. Çoğunluğun içinde kişi kendine ait özgün fikirler ortaya koyabilmelidir. Yine bugüne dair mutluluk ve amaç getiren kitap okumak ve yazmak sanatına cırcır böceklerinin &#8221; üretimden uzak &#8221;&nbsp; sesleri arasına kaldığım yerden tekrar devam etmeye başlıyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, yine en iyisi zihnimi ve bedenimi yoran güzel şeylerle birlikte kendimi meşgul edip, bugünde kalmak daha iyi. Ne dersiniz&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8221; Bu da benim doğal kusurum olsun&#8230;&#8221;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ali Şeker</strong></p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-1.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/sevdigimiz-seylerin-icinde-bugunde-kalmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-1.mp3" length="3431151" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Puçe Sıpi ( Beyaz Çorap)</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/puce-sipi-beyaz-corap/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/puce-sipi-beyaz-corap/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2026 18:18:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Hasan Dede]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10296</guid>

					<description><![CDATA[Puçe Sıpi… ( Beyaz Çorap) Henüz üç yaşındaydı. Annesi günlerdir hastaydı. Kan kusuyor, ayakta durmakta zorlanıyordu. Evin içinde]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-full is-style-default"><img decoding="async" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/dede-hasan-1.jpg" alt="dede hasan 1" class="wp-image-10304" style="aspect-ratio:3/4;object-fit:cover" data-mwl-img-id="10304"></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Puçe Sıpi… ( Beyaz Çorap)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Henüz üç yaşındaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Annesi günlerdir hastaydı. Kan kusuyor, ayakta durmakta zorlanıyordu. Evin içinde bir telaş vardı ama küçük kız bunun nedenini anlayacak yaşta değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O gün ayağında, annesinin birkaç gün önce büyük bir sevgiyle ördüğü bembeyaz çoraplar vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Annesi giderken gözleri son kez o beyaz çoraplarda kaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanki içinden, “Döndüğümde seni yine böyle göreceğim.” diyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kapı kapandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Küçük kıza ise sadece tek bir cümle söylendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Merak etme kızım… Annen dönecek.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">O da buna bütün kalbiyle inandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her kapı çaldığında kapıya koştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her akşam dışarıdan gelen her ayak sesinde yerinden fırladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama annesi hiç dönmedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir gün eve, annesinden geriye yalnızca kan lekeleriyle kirlenmiş başörtüsü geldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Küçük kız, o başörtüsünü avuçlarının arasına&nbsp; aldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanki annesinin sıcaklığı hâlâ üzerindeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüzüne sürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kokladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sarıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve yıllarca onu gözünden bile sakındı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hayat aktı…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Küçük kız büyüdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Genç bir kadın oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anne oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonra torun sahibi oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama içindeki üç yaşındaki çocuk hiç büyümedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Belki bugün gelir… Beni beyaz çoraplarımdan tanır.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden beyaz çoraplar, onun için bir giysi değil; annesine açılan bir yoldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşı sekseni geçtiğinde artık ömrünün sonbaharına geldiğini hissediyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir gün çocuklarını yanına çağırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sakin ama kararlı bir sesle konuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Ben öldüğümde beni annemin koynuna gömün. Bir ömürdür onu bekliyorum. Bari toprağın altında kavuşayım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Küçük oğlu annesinin bu isteğini hiç tereddütsüz uyguladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anneannesinin mezarının hemen içinde annesi için yer hazırladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşlı kadın, sandığında özenle sakladığı kanlı başörtüsünü son kez eline aldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Parmakları titreyerek kumaşını okşadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonra ayağına yine bembeyaz çoraplarını giydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belki annesi onu ilk bakışta tanıyacaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belki yıllar önce hastane yolunda yarım kalan o bakış, bu kez sonsuzlukta tamamlanacaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve belki annesi, yıllardır beklediği o cümleyi fısıldayacaktı:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Kızım… Seni buldum.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Eğitimci— Hasan Dede</strong></p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/puce-sipi-beyaz-corap/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan.mp3" length="2348010" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Alman motoru ‘tek’liyor</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/alman-motoru-tekliyor/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/alman-motoru-tekliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Jul 2026 11:30:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Yücel Özdemir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10292</guid>

					<description><![CDATA[Alman motoru ‘tek’liyor Bir haftadan fazla bir süredir basında Avrupa’nın en büyük otomobil tekeli Volkswagen’in (VW) 100 bin]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="700" height="350" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir.jpg" alt="yucelozdemir" class="wp-image-7803" style="aspect-ratio:1;object-fit:cover" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir.jpg 700w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir-300x150.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 700px) 100vw, 700px" data-mwl-img-id="7803" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Alman motoru ‘tek’liyor</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir haftadan fazla bir süredir basında Avrupa’nın en büyük otomobil tekeli Volkswagen’in (VW) 100 bin işçiyi işten çıkaracağına dair yer alan haberler, pazartesi günü resmen doğrulandı. VW CEO’su Oliver Blume, şirket içi bir yayına verdiği röportajda “İş gücü maliyetlerinde herhangi bir değişiklik olmadığı takdirde, dünya çapında yaklaşık 50 bin işçinin işini kaybetmesi teorik olarak söz konusu” dedi. Tekel içinden sızdırılan bilgiler Handelsblatt gazetesi ve Der Spiegel dergisi tarafından da doğrulandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">VW ve tekel bünyesinde bulunan Audi, Skoda gibi markalarında 50 bin kişinin atılacağı geçen yıl ilan edilmişti. Böylece toplam sayı 100 bine çıkıyor. Buna bir de VW ve ona bağlı şirketlerle bağlantılı tedarik firmaları, taşeronlar vs. eklendiğinde aslında işten atılacak toplam işçi sayısı belki de 200 bini buluyordur. Çünkü ifade edilen rakamlar sadece doğrudan VW’de çalışanlarla ilgili.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oliver Blume söz konusu röportajında kapanacak fabrikaların ismini de sıralıyor: Emden, Hannover, Zwickau ve Neckarsulm. Söz konusu fabrikalarda otomobil üretiminin 2031-2034 yılları arasında sona ermesinin planlandığı daha önce basında yer almıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">127 yıllık Osnabrück fabrikasının 2027’nin yazında kapatılacağı ise daha önce kararlaştırılmıştı. 2 bin işçinin çalıştığı bu fabrikanın İsrail silah tekeli Rafael’e satılarak dönüştürüleceği açıklanmıştı. Ancak henüz kesinleşmiş bir durum söz konusu değil. VW’nin üçüncü büyük hissedarı Katar satışa itiraz ettiği için bir ilerleme sağlanamamış.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geçen hafta Ankara’da yapılan NATO zirvesi’de alınan Avrupa’nın kısa sürede silahlandırılması kararına bakılırsa, kapatılması söz konusu olan diğer dört fabrikanın da Osnabrück gibi “Silah fabrikasına dönüştürülmesi” planının da yakında ortaya çıkma olasılığı yüksek. Ya da başta Rheinmetall olmak üzere yükseliş içinde olan Alman silah tekelleri bu fabrikalara talip olacak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">VW’nin, iş gücü maliyetini gerekçe göstererek rekabet yeteneğini kaybettiğini ileri sürerek aldığı karar sadece işini kaybetmekle karşı karşıya olan 100 bin VW işçisini değil, bütün işçi sınıfını yakından ilgilendiriyor. Çünkü, ortada kapitalist rekabetin faturasının ağır bir şekilde işçi sınıfına kesilmesi söz konusu. Bugün VW işçilerinin başına gelenler yarın başka bir tekelde çalışan işçilerin başına gelebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son birkaç yıldır Alman ekonomisinin motoru durumundaki otomotiv sektöründe pazar daralması ve yüksek enerji fiyatları nedeniyle ciddi bir krizin yaşandığı sır değil. Ancak bu krizin faturasını işçiler öderken, patronlar ve tekel yöneticileri kazanmaya devam ediyor. Krizden herkes aynı şekilde etkilenmiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Süddeutsche Zeitung’dan Thomas Fromm’un ifade ettiği gibi “Herkes için kriz, birkaç kişi için milyarlar” söz konusu. Fromm tekelde son birkaç yıl içinde olanları şu şekilde özetliyor: “VW, 2021 ile 2025 yılları arasında hissedarlarına tam 28 milyar avro kâr payı dağıttı. Üstelik binlerce kişinin işten çıkarılması ve fabrikaların kapanacağı belli olduğu halde&#8230; Şirket içinde, varoluşsal bir krizden bahsedildiği halde bu yapıldı. VW’nin kârı 2025’te yüzde 44 azalmasına rağmen, geçtiğimiz haziran ayında toplam 2.6 milyar avro tutarında kâr payı ödenmesi kararlaştırıldı. Ödemeler zarar nedeniyle bir önceki yıla göre biraz düşük olsa da kârdaki büyük düşüşle hiçbir şekilde orantılı değildi.” (13.07.2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özetle kâr oranındaki düşüş işçilere işten çıkarılma ve fabrika kapatmalar şeklinde yansırken, hissedarlara milyarlar olarak akmaya devam etti. VW’nin hissedarları da o kadar fazla ve belirsiz değil. Volkswagen AG’nin hisselerinin yüzde 53.3’ü Porsche Automobil Holding SE (Porsche ve Piëch aileleri), yüzde 20’si Aşağı Saksonya eyaleti ve yüzde 17’si Qatar Holding LLC aracılığıyla Katar devletine ait. Vergi mükellefi küçük hissedarların hisse oranı ise sadece yüzde 9.7. Bu tablodan çıkan sonuç “En çok kazananın Porsche ve Piëch aileleri” şeklinde özetlenebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu arada 100 bin işçinin işten atılacağını ve tasarruf planlarını ilan eden Oliver Blume’nin 2024’teki toplam maaşı 10.35 milyon avro idi. (Handelsblatt)</p>



<p class="wp-block-paragraph">VW’deki tablo aslında diğer Alman otomobil tekelleri için de yaklaşık olarak aynı biçimde işliyor ya da işleyecek. Bir dönemler otomotiv sanayisiyle ekonomide büyümeyi sağlayan Almanya bu ayrıcalığını kaybetmekle karşı karşıya. Çünkü küresel rekabette yeni rakipler ortaya çıktı ve Alman tekellerinin sahip olduğu pazarlar daraldı. Ülkenin en büyük üç otomotiv tekeli VW, BMW ve MercedesBenz, 2026’nın ilk yarısında sadece 6.3 milyon araç sattı. Bu rakam, bir önceki yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 6 daha az.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa dışındaki pazarlarda üstünlüğü kaybediliyor. Özellikle elektrikli otomobilde ABD ve Çin pazarlarında büyük kayıplar yaşanıyor. Bu yılın ilk altı ayında Alman şirketlerinin Çin’deki satışları yüzde 25’in üzerinde düşüşle 1.4 milyon adede geriledi. Bu sayı 2017’den bu yana Çin pazarında kaydedilen en düşük seviye. BMW, Çin pazarında yüzde 20, Volkswagen yüzde 26, Mercedes yüzde 28 oranında gerileme yaşadı. Gelişmelere bakılırsa gerileme bununla da kalmayacak. İran savaşı ve Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler nedeniyle Çin’de dizel ve benzinli araçlar yerine elektrikli otomobillere yönelim hızlandı. Elektrikli araçlarda Tesla’dan sonra Çin tekelleri pazarı kontrol ediyor. Alman tekelleri aynı dönemde Kuzey ve Güney Amerika, Asya ve Afrika’da pazar kaybederken, Çinli şirketler yükselişte.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gelişmeler, Alman ekonomisinin kalbi durumundaki otomobil sektörünün “tek”lediğini gösteriyor. Çin’den başlayarak dünyanın birçok bölgesinde pazarı kaybederken zamanla Avrupa ve kısmen ABD pazarına hapsolacağı anlaşılıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tablonun sonuçlarından birisi pazar daralmasının faturasının işçilere kesilmesi olurken, diğeri de otomobil üretiminin yerine silah üretimini hızlandırarak sanayi çarklarını çevirmek olacaktır. Alman dış politikasının daha fazla militarist bir hal almasının maddi temellerinin başında bu pazar kaybı yer alıyor. Bu nedenle, tekellerin kârdan zararı gerekçe göstererek aldığı işten atma kararlarına karşı verilecek mücadele aynı zamanda fabrikaların silah üretimine açılmasına karşı bir mücadeleyi beraberinde getiriyor. Sektörde örgütlü IG Metall sendikasının bugüne kadarki tutumu oldukça geri ve iş birlikçi düzeyde. Bu nedenle VW işçilerinin fabrika kapatmalarına karşı bir süre önce başlattığı imza kampanyası büyük bir önem taşıyor.</p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/yucel.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/alman-motoru-tekliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/yucel.mp3" length="6949740" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Düş Görmek Bedava</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/dus-gormek-bedava/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/dus-gormek-bedava/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Jul 2026 15:55:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10286</guid>

					<description><![CDATA[Düş görmek bedava olduğuna göre zihnimize gem vuran herhangi bir faka da yoktur.&#8221; Karınca ve arılar gibi kendini]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1024" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-1-1024x1024.jpg" alt="ali seker 1" class="wp-image-10287" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-1-1024x1024.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-1-300x300.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-1-150x150.jpg 150w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-1-768x768.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-1.jpg 1254w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10287" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Düş görmek bedava olduğuna göre zihnimize gem vuran herhangi bir faka da yoktur.&#8221; Karınca ve arılar gibi kendini tekrar eden bir yaşam ne kadar çoğulcu&#8230;&#8221;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Şiirden uzaklaştıkça sokaktaki insan manzaralarının hallerini daha çok dert edinmeye başladım. Çünkü hâlâ orada burada inleyen insan mırıltıları arasından çıkıp çıkmayacağım belli değil. Sokağın kıyısında iliklerine kadar ıslanmış bir çocuğu, sokak köpeklerinin altmış ikiye nazire eden cezbedici rahatlığı, kaldırımda çiçeklenen canlı hayvan ağacı. Market zincirlerin sokağa taşan reyonlarında etiket yoklayan insanların cep titizliği, bu birbirine uymayan seslere birde araba trafiğindeki korna seslerinin inişli çıkışlı tiz sesleri. Bütün bu bağırış çağrışmalar havaya direngenlik ve kendine güven veriyordu. Yazınsal bir fıkrada tekrar tekrar tekrara düşmekten öyle korkarız ki, bu korkumuz daha önce yazdığımız edebi bir metinin ya bir üst seviyesini yakalamak için, ya da istediğimizin çok gerisine de düşebiliriz. Bir yerde olgun, usta olmanın, kendi beninin en derin sesi olmanın da hata yapıp bir konuyu savsaklayabileceğini veya istemediği bir biçime insan bürünebilir. Yazdığımız düzyazı ustaca bir metin olarak bizi sarıp sarmalayabilir o kadar. İnsan bazen insan kümeleriyle örtülü sokakları, kenti, kırı, en güzeli dışarıda kanat çırpan martıları ve denizi görmeyebilir. Bir başka yazıda gördüğümüz veya göremediğimiz şeyleri farklı bir anlatımla tekrar tekrar karşılaşabiliriz.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Düş görmek bedava olduğuna göre zihnimize gem vuran herhangi bir el, herhangi bir fakanda yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, &#8221; her sanat dalının kendine göre bir düşü vardır. Mesela: Tek renk olan gökyüzü ve denizin mavisine sen &#8211; ben âşık olabiliriz. Düş kurmaya herhangi bir disiplinde gerekmiyor, sadece zihnimizin bir talebini yerine getiririz. Herkesin zihninde, her yerde tek renk olan gökyüzü farklı &#8211; farklı çağrışımlar yapabilir. Oysa yeryüzünde özgürlük ve mutluluk hakkında ne kadar az sözcük vardı zihnimizde. Özgürlük dokuyan bir kuşun kanadında, sınırsız bir dünyaya adım atarken de özgürlüğün farklı bir boyutunu tadarız. Ağırlık, boy uzunluğu, bir insan boyu gölgemiz, cep &#8211; cepken şişkinliği ve yer kaplama hacimlerimizin farklı farklı olduğunu görür ve hiçbir koşulda eşit olmadığımızı anlarız, bu çok iyi. Albert Einstein dediği gibi &#8221; Hayal gücü bilgiden daha önemlidir.&#8221; Bizler sokağa karışırken de bir beden ve üzerine giydiğimiz giysiler dışında ağırlık yapan payandalarımız da yoktur. Gökyüzü hafif bulutlu, farksız ışık kırıntıları bulutların arasından başkaldırıyor, tek yenilmez. Ağaçlarda kalan son yapraklarda hüzünlü toprağa düşmek üzere, inip düşeceği yere ölmesini bekliyor. İyi bir gün: yalnız başımızayken boş bir sokakta ana dilde ıslık çalarak yürüyebiliriz. Açık alanda kendimizi insansı, çoklu bir fikir dünyası içinde görebiliriz. Dolayısıyla evrensel bir kompozisyon içerisinde, en aşağıda ayak bastığımız toprak parçası, adım attığımız her yer bizimdir, düşünü düşlemekte hiç bir sakınca yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğanın, stok, aç gözlülüğe ve egoya besin zinciri dışında izin vermediği, gerçeğini bulup çıkarmamıza vesile olduğu için kendimizi o an içinde toprağı seven biri olarak görüp mutlu olabiliriz. Evet, bu, hayatın akışı içinde her şey öylesine doğal ki gelişi güzel, bir taşın dostluğu gibi gördüğümüz her şey, aha şurada. Nasıl olsa maddi anlamda bizden çok şey isteyen fazlalıklarımız zaten hiç olmadılar. Ve bence bu düşü görmek de ne bir yasak, ne de bir kelepçe vardır. Yine de, yaşamın içine bakarak kötü, adaletsiz, hukuksuz olan düşüncelerimize, bugünden nokta koymanın zararı yok. İşte bu gerçekleşmesi zor olan bir ütopyada, yazılan &#8211; çizilen her şey yazarın kendi beni&#8217; dir. Yazar yazarken de görmek istediği birçok düşünü kaleme alabilir. Elbette düş gören yazarında bir bildiği var. Değil mi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8221; Bu da benim doğal kusurum olsun&#8230;&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali Şeker</p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/dus-gormek-bedava/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker.mp3" length="4090064" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Ortadoğu’da Kürtlerin Stratejik Yalnızlığı ve İttifak Krizi</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/ortadoguda-kurtlerin-stratejik-yalnizligi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/ortadoguda-kurtlerin-stratejik-yalnizligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jul 2026 21:18:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Hüsamettin Turan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10277</guid>

					<description><![CDATA[Ortadoğu’nun Jeopolitik DönüşümündeKürtlerin Stratejik Yalnızlığı ve İttifak KriziOrtadoğu’nun son on yılda geçirdiği jeopolitik dönüşüm, devlet-dışı aktörlerin kaderinibelirleyen temel]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1024" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/enson.jpg" alt="enson" class="wp-image-10278" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/enson.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/enson-300x300.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/enson-150x150.jpg 150w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/enson-768x768.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10278" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ortadoğu’nun Jeopolitik Dönüşümünde<br>Kürtlerin Stratejik Yalnızlığı ve İttifak Krizi</strong><br>Ortadoğu’nun son on yılda geçirdiği jeopolitik dönüşüm, devlet-dışı aktörlerin kaderini<br>belirleyen temel parametrenin artık yalnızca askeri kapasite değil, aynı zamanda ittifak<br>kurma becerisi ve stratejik konumlanma olduğunu açık biçimde ortaya koymuştur.<br>Bu bağlamda Kürtlerin, özellikle Irak Kürdistanı’ndaki Peşmerge Güçleri üzerinden<br>kurdukları uluslararası ilişkiler ağı, uzun süre boyunca sınırlı ama kritik bir meşruiyet<br>zemini sağlamıştır. ABD’nin sağladığı askeri ve mali destek, yalnızca bir güvenlik iş birliği<br>değil; aynı zamanda fiilî bir tanıma ve bölgesel denge unsuru olarak işlev görmüştür.<br>Ancak bu desteğin zayıflaması ya da kesintiye uğraması, Kürtlerin uluslararası sistemdeki<br>kırılgan konumunu yeniden görünür kılmaktadır.<br>ABD’nin bölgedeki önceliklerinin değişmesi ve özellikle İran İslam Cumhuriyeti ile yürüttüğü<br>stratejik rekabetin yeni bir evreye girmesi, müttefiklik ilişkilerini yeniden tanımlamasına yol<br>açmıştır. Realist uluslararası ilişkiler teorisinin temel varsayımlarından biri olan çıkar temelli<br>ittifaklar ilkesi burada açıkça gözlemlenmektedir.<br>Bir aktör, kritik bir anda stratejik destek sunmuyorsa, büyük güçlerin gözünde<br>değer kaybeder.<br>Kürtlerin, İran rejimine karşı geliştirilen son müdahale süreçlerinde tarafsız kalmayı tercih<br>etmesi, kısa vadede riskten kaçınma olarak okunabilir; ancak uzun vadede bu tutum,<br>onları güvenilmez ya da pasif bir ortak konumuna itmiştir.<br>Bu stratejik nötürlük, tarihsel olarak Kürt siyasal hareketlerinde sıkça başvurulan bir denge<br>politikasıdır. Ancak mevcut konjonktür, klasik denge siyasetinin işlemediği, aksine<br>tarafsızlığın cezalandırıldığı bir döneme işaret etmektedir. Çünkü Ortadoğu’da güç rekabeti<br>artık daha keskin hatlarla yürütülmekte ve gri alanlar giderek daralmaktadır. Bu durum,<br>Kürtlerin “bekle-gör” stratejisinin maliyetini artırmıştır.<br>Öte yandan Kürtlerin bölgesel düzeyde kurduğu ittifaklar da ciddi bir sorgulamaya açıktır.<br>Özellikle Türkiye ile geliştirilen ilişkiler, kısa vadeli ekonomik ve güvenlik çıkarları açısından<br>rasyonel görünse de, uzun vadede yapısal bir bağımlılık üretmiştir. Türkiye’nin hem kendi<br>sınırları içinde hem de Suriye ve Irak sahasında yürüttüğü askeri ve siyasi strateji, Kürtlerin<br>hareket alanını daraltmaya yöneliktir.<br>“Terörsüz Türkiye” olarak adlandırılan süreç, retorik düzeyde bir normalleşme vaadi sunsa<br>da, pratikte Kürtlerin siyasal ve toplumsal taleplerinin marjinalleştirilmesi sonucunu<br>doğurmuştur.<br>Bu süreçte dikkat çeken bir diğer unsur, Kürt aktörlerin bölgesel dönüşümü doğru<br>okuyamaması ve alternatif ittifaklar geliştirememesidir. Ne Avrupa Birliği ne de bölgedeki<br>diğer güç merkezleriyle kalıcı ve derinlikli ilişkiler kurulabilmiştir. Bu durum, Kürtlerin<br>uluslararası sistemde “ikincil aktör” statüsünü aşamamasına neden olmuştur.<br>Kürtlerin karşı karşıya olduğu mevcut tablo, klasik bir “stratejik yalnızlık” durumudur. Bu<br>yalnızlık, sadece dış aktörlerin desteğini kaybetmekle ilgili değil; aynı zamanda içsel liderlik<br>krizinin de bir sonucudur.<br>Tarihsel olarak Kürt hareketi, karizmatik ve yönlendirici liderlik figürleri etrafında şekillenmiştir.<br>Ancak günümüzde hem ideolojik hem de pragmatik düzeyde bütüncül bir liderlik eksikliği<br>dikkat çekmektedir. Bu eksiklik, kriz anlarında hızlı ve etkili karar alma kapasitesini<br>zayıflatmaktadır.<br>Kürtlerin yaşadığı bu durum, uluslararası ilişkilerde güç, ittifak ve zamanlama arasındaki<br>hassas dengenin ihlal edilmesinin bir sonucudur. Tarafsızlık, her zaman güvenli bir<br>seçenek değildir; özellikle de büyük güçlerin açık bir saflaşma talep ettiği dönemlerde.<br>Kürtlerin geleceği, bundan sonra ne ölçüde yeni ittifaklar kurabileceklerine, mevcut bağımlılık<br>ilişkilerini nasıl dönüştürebileceklerine ve en önemlisi, stratejik vizyon sahibi bir liderlik üretip</p>



<p class="wp-block-paragraph">üretemeyeceklerine bağlı olacaktır. Aksi takdirde, mevcut statünün aşınması ve bölgesel<br>kazanımların geri dönüşsüz biçimde kaybedilmesi ihtimali giderek güçlenecektir.</p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/husametin-turan.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/ortadoguda-kurtlerin-stratejik-yalnizligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/husametin-turan.mp3" length="4663086" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Bir Fotoğraf, Bir Hikâye</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/bir-fotograf-bir-hikaye/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/bir-fotograf-bir-hikaye/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jul 2026 19:39:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Hasan Dede]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10270</guid>

					<description><![CDATA[Bir Fotoğraf, Bir Hikâye Kelebeğin Geciken Sevdası! Bazı hikâyeler üç günlük bir ömre sığar. Bazıları ise yıllar geçse]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="768" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede-1024x768.jpeg" alt="hasan dede" class="wp-image-10271" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede-1024x768.jpeg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede-300x225.jpeg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede-768x576.jpeg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede.jpeg 1195w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10271" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bir Fotoğraf, Bir Hikâye</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kelebeğin Geciken Sevdası!</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bazı hikâyeler üç günlük bir ömre sığar. Bazıları ise yıllar geçse de bir tek cümlenin eksikliğini taşır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O sabah gökyüzü masmaviydi. Rüzgâr, papatyaların arasında usulca dolaşıyor. Zaman, sanki kimseyi incitmemeye çalışıyordu. Tam o sırada, ömrü sayılı bir kelebek gelip beyaz bir papatyanın üzerine kondu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kelebek biliyordu… Hayat ona uzun bir yol değil, sadece birkaç gün vermişti. Ama insanın ya da kelebeğin ömrünü uzun yapan zaman değil! Sevdiğine dokunabildiği anlardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Saatler geçtikçe ayrılık yaklaşıyordu. Sessizliği ilk bozan kelebek oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Seni seviyorum…” dedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Papatya irkildi. Belki o da aynı duyguyu uzun zamandır içinde taşıyordu. Ama bazı insanlar gibi o da sevgisini hep yarına bırakmıştı. Dudaklarından yalnızca iki kelime dökülebildi:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Ben de…”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama artık çok geçti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kelebek, o iki kelimeyi duyduktan birkaç dakika sonra kanatlarını sonsuza dek kapattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Papatya ise o günden sonra rüzgâr estikçe kendini affedemedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Neden daha önce söylemedim?” diye hayıflandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her esen rüzgârda bir yaprağını bıraktı toprağa.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her düşen yaprakta aynı cümle vardı:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Seni seviyorum…”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son yaprağı da toprağa düştüğünde, papatya da sessizce hayata veda etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belki de bu yüzden insanlar, yüzyıllardır bir papatyanın yapraklarını tek tek koparıp aynı soruyu soruyor:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Seviyor mu?..</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevmiyor mu?..”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysa cevap, papatyanın yapraklarında değil; zamanında söylenemeyen cümlelerin içinde saklıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü bazı sevgiler, söylenmediği için biter.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bazı pişmanlıklar ise, ömür boyu değil; bazen üç günlük bir ömre bile sığacak kadar ağırdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Seviyorsanız söyleyin.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü hayatın en büyük yükü, yaşanmış ayrılıklar değil, söylenmemiş sevgilerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Eğitimci &#8211; Hasan Dede</strong></p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/kelebek-hasan-dede.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/bir-fotograf-bir-hikaye/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/kelebek-hasan-dede.mp3" length="1344490" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Varto jes nöbetinde 70. Gün &#8211; Direniş sürüyor</title>
		<link>https://vartoname.com/varto-haberler/varto-jes-nobetinde-70-gun-direnis-suruyor/</link>
					<comments>https://vartoname.com/varto-haberler/varto-jes-nobetinde-70-gun-direnis-suruyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Jul 2026 13:11:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Varto Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10179</guid>

					<description><![CDATA[Varto (Gımgım)’da jes’e karşı direnişin 70. günü Varto (Gımgım)’a bağlı Çalıdere (Gurnik) köyü ve çevresindeki yerleşim yerlerini doğrudan]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/varto-jes.mp3"></audio></figure>



<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="800" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/varto-jes7-1024x800.jpg" alt="varto jes7" class="wp-image-10186" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/varto-jes7-1024x800.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/varto-jes7-300x234.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/varto-jes7-768x600.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/varto-jes7.jpg 1419w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10186" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Varto (Gımgım)’da jes’e karşı direnişin 70. günü</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Varto (Gımgım)’a bağlı Çalıdere (Gurnik) köyü ve çevresindeki yerleşim yerlerini doğrudan etkileyecek olan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı bölge halkının başlattığı çadır nöbeti 70. gününü geride bıraktı. Doğal yaşam alanlarını, meraları ve yeraltı su kaynaklarını korumak amacıyla bir araya gelen Varto halkı, ilk günden bu yana kararlı duruşunu sürdürüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Projenin Arka Planı ve Halkın Endişeleri</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Varto (Gımgım) ve çevresinde yürütülen jeotermal kaynak arama ve sondaj faaliyetleri, bölgenin tarım ve hayvancılık potansiyeline ciddi bir tehdit oluşturuyor. Ege Bölgesi’ndeki JES projelerinin toprağa, ağır metaller yoluyla su kaynaklarına ve tarımsal üretime verdiği zararları yakından takip eden Vartolular, benzer bir ekolojik yıkımın kendi temiz coğrafyalarında yaşanmasını istemiyor. Varto Ekoloji Platformu ve köy komitelerinin öncülüğünde kurulan direniş çadırı, sadece bir tepki alanı değil, aynı zamanda doğa bilincinin ve kültürel mirasın savunulduğu ortak bir yaşam alanına dönüşmüş durumda.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>70 Günlük Kolektif Hafıza ve Dayanışma</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Geçen 70 günlük süre zarfında nöbet alanı, Türkiye’nin dört bir yanından ve Avrupa’daki Varto diasporasından gelen desteklerle büyüdü. Bu süreçte öne çıkan gelişmeler ve dayanışma pratikleri şu şekilde kronolojikleşiyor:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Kadınların Öncülüğü:</strong>&nbsp;Direnişin merkezinde yer alan kadınlar, çadır yaşamının örgütlenmesinde ve nöbetin sürekliliğinde en ön safta yer alıyor. Sık sık düzenlenen ortak yemekler ve kültürel paylaşımlarla aidiyet duygusu pekiştiriliyor.</li>



<li><strong>Sanat ve Edebiyat Desteği:</strong>&nbsp;Nöbet süresince bölgeye gelen yazar, şair ve sanatçılar çadırı ziyaret ederek şiir dinletileri ve müzik programları düzenledi. Toprağa bağlılığı anlatan Kırmancki (Zazaca) ve Kürtçe ezgiler, direnişin en büyük moral kaynağı oldu.</li>



<li><strong>Hukuki ve Teknik Mücadele:</strong>&nbsp;TMMOB ve ilgili çevre hakkı savunucusu avukatlar, projenin bölgedeki fay hatları, yeraltı suları ve biyoçeşitlilik üzerindeki olumsuz etkilerini raporlaştırarak hukuki sürece dahil ettiler. Köylüler, ruhsat iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle yargı yolunu etkin bir şekilde kullanıyor.</li>



<li><strong>Ortak Yaşam Alanı:</strong>&nbsp;İstanbul ve diğer metropollerden gönderilen kitaplarla çadır bünyesinde küçük bir kütüphane kuruldu. Nöbet alanı, çocukların ve gençlerin ekoloji üzerine sohbet ettiği bir eğitim alanına dönüştürüldü.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yaşam Alanları Sermayeye Devredilemez</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Varto (Gımgım) halkı, arama ve sondaj faaliyetlerinin tamamen durdurulmasını ve projelerin iptal edilmesini talep ediyor. Geçen 70 gün, doğanın ve yaşam alanlarının korunması söz konusu olduğunda yerel halkın ne denli güçlü bir dayanışma örebileceğini tüm kamuoyuna bir kez daha gösterdi. Vartolular, mahkemelerden adil bir karar çıkana ve iş makineleri bölgeyi tamamen terk edene kadar nöbeti sürdürmekte kararlı.</p>
</div>
</div>



    <div 
    class="align wp-block-lbb-lightbox"        id="lbbLightBox-1"
        data-attributes='{&quot;lightboxType&quot;:&quot;gallery&quot;,&quot;items&quot;:[{&quot;id&quot;:10193,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/07\/varto-jes7-1.jpg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/07\/varto-jes7-1.jpg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:10195,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/07\/varto-jes-5.jpeg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/07\/varto-jes-5.jpeg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:10196,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/07\/Varto-68.gun_.jpeg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/07\/Varto-68.gun_.jpeg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true}],&quot;columnGap&quot;:&quot;5px&quot;,&quot;rowGap&quot;:&quot;5px&quot;,&quot;imgBorder&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#000000&quot;,&quot;style&quot;:&quot;solid&quot;,&quot;width&quot;:&quot;1px&quot;},&quot;align&quot;:&quot;&quot;,&quot;cId&quot;:&quot;&quot;,&quot;audio&quot;:{&quot;player&quot;:&quot;&quot;,&quot;typo&quot;:{&quot;fontSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:16,&quot;tablet&quot;:15,&quot;mobile&quot;:14},&quot;fontWeight&quot;:500,&quot;lineHeight&quot;:&quot;135%&quot;}},&quot;layout&quot;:&quot;default&quot;,&quot;columns&quot;:{&quot;desktop&quot;:3,&quot;tablet&quot;:2,&quot;mobile&quot;:1},&quot;content&quot;:{&quot;caption&quot;:false,&quot;overlyColor&quot;:false,&quot;lightboxCaption&quot;:true},&quot;button&quot;:{&quot;icon&quot;:{&quot;class&quot;:&quot;fab fa-wordpress&quot;},&quot;text&quot;:&quot;Image&quot;},&quot;galleryIcon&quot;:true,&quot;popupOptions&quot;:{&quot;mixAllData&quot;:false},&quot;popupIconLeft&quot;:{&quot;infobar&quot;:true},&quot;popupIconMiddle&quot;:{&quot;zoomIn&quot;:true,&quot;zoomOut&quot;:true,&quot;toggle1to1&quot;:false,&quot;rotateCCW&quot;:false,&quot;rotateCW&quot;:false,&quot;flipX&quot;:false,&quot;flipY&quot;:false,&quot;fullscreen&quot;:true},&quot;popupIconRight&quot;:{&quot;twitter&quot;:false,&quot;facebook&quot;:false,&quot;download&quot;:false,&quot;slideshow&quot;:true,&quot;thumbs&quot;:true,&quot;close&quot;:true},&quot;thumb&quot;:{&quot;type&quot;:&quot;classic&quot;,&quot;showOnStart&quot;:true,&quot;minCount&quot;:2},&quot;slideShow&quot;:{&quot;playOnStart&quot;:false,&quot;timeout&quot;:3000},&quot;options&quot;:{&quot;wheel&quot;:&quot;zoom&quot;,&quot;transition&quot;:&quot;fade&quot;},&quot;controls&quot;:{&quot;play-large&quot;:true,&quot;restart&quot;:false,&quot;rewind&quot;:true,&quot;play&quot;:true,&quot;fast-forward&quot;:true,&quot;progress&quot;:true,&quot;current-time&quot;:false,&quot;duration&quot;:false,&quot;mute&quot;:false,&quot;volume&quot;:true,&quot;pip&quot;:false,&quot;airplay&quot;:false,&quot;settings&quot;:false,&quot;download&quot;:false,&quot;fullscreen&quot;:true,&quot;skipTime&quot;:5,&quot;isHeart&quot;:true,&quot;isPlaybackSpeed&quot;:true},&quot;playerColor&quot;:&quot;#03a5ed&quot;,&quot;overlyColor&quot;:&quot;#00000061&quot;,&quot;img&quot;:{&quot;animation&quot;:&quot;zoomIn&quot;,&quot;borderRadius&quot;:5,&quot;isHoverAnimation&quot;:true},&quot;image&quot;:{&quot;ratio&quot;:&quot;4:3&quot;},&quot;caption&quot;:{&quot;position&quot;:&quot;overlyCenter&quot;},&quot;captionTypo&quot;:{&quot;fontSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:16,&quot;tablet&quot;:15,&quot;mobile&quot;:14},&quot;fontWeight&quot;:500,&quot;lineHeight&quot;:&quot;135%&quot;},&quot;captionColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#fff&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;#00000000&quot;},&quot;btnTypo&quot;:{&quot;fontSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:18,&quot;tablet&quot;:15,&quot;mobile&quot;:14},&quot;fontWeight&quot;:500,&quot;lineHeight&quot;:&quot;100%&quot;},&quot;btnWidth&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnHeight&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnAlign&quot;:&quot;left&quot;,&quot;btnType&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnStyle&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#4527a4&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;#fff&quot;},&quot;btnHovColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#333&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;#fff&quot;},&quot;btnPadding&quot;:{&quot;top&quot;:&quot;8px&quot;,&quot;right&quot;:&quot;15px&quot;,&quot;bottom&quot;:&quot;8px&quot;,&quot;left&quot;:&quot;15px&quot;},&quot;btnBorder&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#4527a4&quot;,&quot;style&quot;:&quot;solid&quot;,&quot;width&quot;:&quot;1px&quot;},&quot;btnRadius&quot;:{&quot;top&quot;:&quot;3px&quot;,&quot;right&quot;:&quot;3px&quot;,&quot;bottom&quot;:&quot;3px&quot;,&quot;left&quot;:&quot;3px&quot;},&quot;btnSpaceBetween&quot;:&quot;10px&quot;,&quot;styles&quot;:&quot;&quot;,&quot;sliderHeight&quot;:{&quot;desktop&quot;:&quot;550px&quot;,&quot;tablet&quot;:&quot;500px&quot;,&quot;mobile&quot;:&quot;400px&quot;},&quot;slider&quot;:{&quot;thumbs&quot;:&quot;classic&quot;,&quot;arrowColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#000&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;transparent&quot;}},&quot;popupTheme&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#000&quot;,&quot;size&quot;:{&quot;desktop&quot;:50,&quot;tablet&quot;:70,&quot;mobile&quot;:90},&quot;closeIconColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#fff&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;transparent&quot;},&quot;closeIconHColor&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#FF0000&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;transparent&quot;},&quot;closeIconSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:30,&quot;tablet&quot;:28,&quot;mobile&quot;:25}}}' data-content-indexs="[]"></div>

        
             
         


<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/varto-haberler/varto-jes-nobetinde-70-gun-direnis-suruyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/varto-jes.mp3" length="1526720" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>NATO 3.0: Avrupa’nın yeni militarist misyonu</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/nato-3-0-avrupanin-yeni-silahlanma-rotasi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/nato-3-0-avrupanin-yeni-silahlanma-rotasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 11 Jul 2026 09:20:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Yücel Özdemir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10170</guid>

					<description><![CDATA[NATO 3.0: Avrupa’nın yeni militarist misyonu NATO’nun 3.0 versiyonunun rotasının, Avrupa’yı ‘Rusya tehdidi’ni kullanarak rekor düzeyde silahlandırmak ve]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="700" height="350" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir.jpg" alt="yucelozdemir" class="wp-image-7803" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir.jpg 700w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir-300x150.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 700px) 100vw, 700px" data-mwl-img-id="7803" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>NATO 3.0: Avrupa’nın yeni militarist misyonu</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">NATO’nun 3.0 versiyonunun rotasının, Avrupa’yı ‘Rusya tehdidi’ni kullanarak rekor düzeyde silahlandırmak ve silah tekellerinin ortak üretimini güçlendirmek olduğu Ankara zirvesinin sonuç bildirisinde belirgin bir şekilde ortaya çıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ukrayna savaşıyla ‘Rusya tehdidi’nin somut bir hal alması, ABD açısından Avrupa ülkelerini daha fazla silahlanmaya zorlamak için önemli bir fırsattı. Aradan geçen dört yıl içinde Almanya ve Fransa’nın başını çektiği Avrupa ülkeleri, askeri harcamaları iki katına çıkardı. Ankara zirvesinin sonuç bildirisinde Avrupa ve Kanada’nın askeri harcamalarının 2025’te 139 milyar doların üzerinde arttığına dikkat çekildi. NATO Genel Sekreteri Rutte’nin açıklamasına göre, 2026 da eklendiğinde toplamda bu miktar 258 milyar dolara kadar çıkıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zirvenin arifesinde Kanada, Alman silah tekeli TKMS’nin öncülüğündeki Almanya-Norveç ortak projesi U212CD’den tam 20 milyar dolara 12 denizaltı sipariş etti. Güney Kore tekeli Hanwha Ocean’dan alınıp TKMS’ye verilen ihale, NATO 3.0 açısından büyük anlam taşıyor. Alman Savunma Bakanlığı bugüne kadar görülmemiş rekor siparişin politik anlamını şu şekilde ifade etti: “Arktik ve Kuzey Atlantik’in jeopolitik önemi hızla artıyor. Erimeye başlayan buz tabakaları yeni deniz yollarının açılmasını mümkün kılmakta ve bu durum, fırsatların yanı sıra güvenlik politikası açısından yeni zorluklar da yaratmaktadır.” (bmvg.de)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dolayısıyla bu siparişle, Atlantik’in diğer yakasındaki Kanada’nın Avrupa güvenlik mimarisinin parçası olarak hareket etmesi gerektiğine dair bir adım atıldı. Bunu sadece Rusya’ya karşı birlikte hareket etmeyle de sınırlamamak gerekiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD, kuzey kutbunun kontrolü ve Rusya ile mücadelede Avrupa merkezli yeni bir askeri ittifak anlamına gelen NATO 3.0’ın tepesinde durmaya devam edecek. Almanya ise daha fazla sorumluluk üstlenen ikinci derece yeni lider olmaya aday.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zirvenin başladığı gün Alman Savunma Bakanlığı, bu yıl için askeri harcamalara 124.7 milyar avroluk rekor bütçe ayrıldığını duyurdu. Zamanlama tesadüf değil. Maksat, Berlin’den Ankara’ya “Biz hazırız” mesajı göndermekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Açıklanan rakam, geçen yıla göre yüzde 25.5 artışa tekabül ediyor. Böylece NATO’nun yüzde 2 şartı geçilerek yüzde 2.69’a ulaşıldı. Bu yüzden Başbakan Merz, her fırsatta NATO’nun geçen yıl belirlediği yüzde 3.5 şartını, 2035’i beklemeden 2029’da yerine getireceklerini söylüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ankara’da verilen görev, üstlenilen sorumluluk ve Alman emperyalizminin dünya üzerindeki pazarları askeri yollarla kontrol etme isteği, silahlanmanın korkunç düzeyde artmaya devam edeceğini gösteriyor. Maliye Bakanı Klingbeil’in geçen hafta açıkladığı 607 milyar avroluk 2027 bütçesinin en az yüzde 20’sinin askeri harcamalara gitmesi planlanıyor. 2030’a kadar bu miktarın 183 milyar avroya, oranın yüzde 30’a çıkması öngörülüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zeit Online’da yer alan haber analizde, 2027’de net borçlanma tutarı 203.7 milyar avroya ulaşacak. Bunun yarısından fazlası orduya gidecek. Askeri harcamalar için kullanılan kredilerin payı, 2030 yılına kadar yüzde 70’e yükselecek. Bu da hükümetin, borçlanmanın üçte ikisinden fazlasını askeri amaçlar için kullanacağı anlamına geliyor. Almanya açısından bugüne kadar görülmemiş bir tablo söz konusu. (zeit.de)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece 2025 ve 2026 bütçeleri arasında bir kıyaslama yapıldığında, askeri harcamalar yüzde 32.7 artarken, sağlık harcamaları yüzde 34.2 azalmış. Bütçesi azalan bir diğer alan, yüzde 7.1 ile eğitim oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Soğuk Savaş’ın hüküm sürdüğü 1970’li ve 80’li yıllarda Federal Almanya’da askeri harcamalar toplam bütçenin yüzde 20’sine denk geliyordu. Berlin duvarının yıkılmasından sonra bu oran yüzde 10’a kadar düştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüzdeki yükseliş elbette sadece Almanya’ya özgü değil. Avrupa’da GSYİH’ye oranla askeri harcamalarda başı çeken ülkeler Litvanya (yüzde 5.33), Estonya (yüzde 5.10), Letonya (yüzde 4.92) ve Polonya (yüzde 4.68). Yüzde 5 dayatmasında bulunan ABD’de ise askeri harcamaların 2026’da yüzde 3.17’ye ulaşması bekleniyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ankara zirvesinin sonuç bildirisinin 5. maddesinde belirtilen “Daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa ve modernize edilmiş bir ittifak” şeklindeki tanımlama önümüzdeki dönemde Avrupa ülkelerinin temel stratejisi olacak gibi görünüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ankara zirvesinden çıkan sonuçların iki temel çelişkiye yol açacağı bugünden söylenebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birincisi: Askeri harcamalar için eğitimden, sağlıktan, emeklilikten, sosyal hizmetlerden kesintiler yapıldıkça emekçi sınıflar arasında yoksulluğun artmasına bağlı olarak tepkiler yükselecek. Almanya’da işçiler sokağa çıkmaya başladı. Önümüzdeki sonbahar sosyal alandaki kesintilere karşı mücadele sıcak geçecek. Rusya korkusu bir süre daha silahlanmaya ve silah tekellerine barut taşıyabilir. Ancak bunun da bir sınırı var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkincisi: Avrupa; Kanada ve Türkiye’nin aralarında olduğu ülkelerle kuracağı “stratejik ortaklıkla” kendi güvenliğini sağlayıp, askeri-sanayi kompleksini büyüttükçe ABD’den ayrı davranma, kendi çıkarlarını merkeze almayı deneyecektir. Bu durum değişen güç dengelerine bağlı olarak, tıpkı İran savaşında olduğu gibi, ABD’nin yalnız kalma ihtimalini güçlendirecek. Bu nedenle şimdi bir ‘görev dağılımı’ gibi gösterilen NATO içinde güçlü Avrupa seçeneği, bumerang etkisi yaratabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özetle NATO 3.0 versiyonu ile Avrupa’ya biçilen rol yakın gelecekte askeri harcamaların artması nedeniyle hem halkın öfkesi hem de ABD ile yaşanacak çıkar çatışmalarıyla tedavülden kalkabilir.</p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/yucel-ozdemir-nato.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/nato-3-0-avrupanin-yeni-silahlanma-rotasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/yucel-ozdemir-nato.mp3" length="3061257" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Bir Devrin Son Dizesi: Ahmet Telli</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/ahmet-telli-edebi-mirasi-ve-hayati/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/ahmet-telli-edebi-mirasi-ve-hayati/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Jul 2026 19:16:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10135</guid>

					<description><![CDATA[Bir Devrin Son Dizesi: Ahmet Telli’nin Ardından Eğilmeyen Bir Hafıza Bırakarak Gitmek Türk şiirinin lirik ve direnişçi damarı,]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/telli-1024x683.jpg" alt="telli" class="wp-image-10139" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/telli-1024x683.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/telli-300x200.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/telli-768x512.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/telli.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10139" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="has-large-font-size wp-block-paragraph"><strong>Bir Devrin Son Dizesi: Ahmet Telli’nin Ardından Eğilmeyen Bir Hafıza Bırakarak Gitmek</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türk şiirinin lirik ve direnişçi damarı, en güçlü seslerinden birini daha sonsuzluğa uğurladı. Bir süredir Ankara Bilkent Hastanesi’nde tedavi gören ve geçtiğimiz günlerde entübe edildiği açıklanan usta şair Ahmet Telli, tüm çabalara rağmen hayata gözlerini yumdu. Onun aramızdan ayrılışı, sadece edebiyat camiası için büyük bir boşluk anlamına gelmiyor; aynı zamanda yarım asırdır haksızlığa, adaletsizliğe ve baskılara karşı dizeleriyle barikat kuran toplumsal bir vicdanın da sessizliğe bürünmesini ifade ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sokağın ve İnsanın Sesi: 1960 Sonrası Toplumcu Gerçekçilik</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ahmet Telli’yi Türk edebiyatında özgün kılan en büyük unsur, 1960 sonrasında filizlenen toplumcu gerçekçi şiir geleneğine getirdiği yeni nefestir. O, şiiri fildişi kulelerinden, soyut salonlardan çıkarıp fabrikalara, meydanlara ve doğrudan insanın kalbine indirmeyi başardı. Kalemini hiçbir zaman kuru bir ideolojik slogan aracı olarak görmedi; aksine ideolojiyi aşkla, bireysel kederleri ise toplumsal çığlıklarla harmanladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pek çok ismin rüzgara göre yön değiştirdiği, toplumsal çalkantılardan uzak sığınaklar aradığı dönemlerde o hep en önde, en rüzgarlı tepelerde yürümeyi seçti. Bu nedenledir ki eseri <em>“Hüznün İsyan Olur”</em> başlığını taşırken bile okuyucusuna teslimiyeti değil, acıdan doğan asil bir başkaldırıyı öğretti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mahkemelerden Sürgünlere Ödün Vermeyen Bir Yaşam</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ahmet Telli için muhalif kimliği, entelektüel bir imaj çalışması ya da dönemsel bir heves değildi. O, inandığı değerlerin faturasını ödemekten asla çekinmeyen bir kuşağın simge isimlerindendi. 1981 yılında askeri cuntanın karanlığında tutuklanması, öğretmenlik haklarının elinden alınması ve maruz kaldığı ağır baskılar onun kalemini köreltmeye yetmedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ömrünün son dönemlerinde dahi, sadece düşüncelerini savunduğu ve kürsülerde şiir okuduğu gerekçesiyle hakim karşısına çıkarıldığında duruşundan ödün vermedi; mahkeme koridorlarını edebi ve hukuki birer savunma alanına dönüştürdü. Güce boyun eğmeyi reddeden, iktidarların sofrasına yanaşmayan ve daima ezilenlerin, hakkı yenenlerin safında yer tutan bu vakur duruş, modern dünyada her aydının örnek alması gereken bir ahlak anıtıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Modern Çağın Karanlığına Telli Şiiriyle Direnmek</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün içinde yaşadığımız derin adaletsizlik, haksızlık ve yabancılaşma çağında, Ahmet Telli’nin dizeleri her zamankinden daha güncel ve elzem bir kılavuzdur. Toplumsal belleğin zayıflatılmak istendiği bu dönemde o, <em>“Dövüşen Anlatsın”</em> diyerek kendi hikayemize sahip çıkmamızı ve hafızamızı muktedirlere teslim etmememizi vasiyet etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onun şiiri, adalet nöbeti tutanların, hakkını arayan emekçilerin, geleceği çalınan gençlerin dilinde yaşamaya devam edecek. <em>&#8220;Gidersen yıkılır bu kent&#8221;</em> derken, aslında umutsuzluğa kapılıp çekip gitmeyi değil; ne pahasına olursa olsun kalıp şehri, insanı ve değerleri savunmayı fısıldıyordu kulaklarımıza.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sönmeyen Bir Meşale, Unutulmayacak Bir Miras</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Usta şair Ahmet Telli bedenen aramızdan ayrılmış olsa da, ardında bıraktığı edebi külliyat ve onurlu entelektüel miras her adaletsizlik anında yolumuzu aydınlatacak. Bizler onun şiirlerini yalnızca estetik birer başyapıt olarak okumayacağız; haksızlığa uğradığımızda başımızı nasıl dik tutmamız gerektiğini de ondan hatırlayacağız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çağımızın karanlığına karşı kelimeleriyle ışık tutan büyük ustaya saygı, minnet ve rahmetle&#8230; Bıraktığın o eğilmeyen omurga, bu adaletsiz çağa karşı en büyük direniş alanımız olmaya devam edecek.</p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/telli.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/ahmet-telli-edebi-mirasi-ve-hayati/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/telli.mp3" length="1808633" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Bir yerde konuşmuyorsak, orada sorun yok demektir</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/deniz-goktas-ifade-ozgurlugu/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/deniz-goktas-ifade-ozgurlugu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jul 2026 19:26:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10128</guid>

					<description><![CDATA[Bir yerde konuşmuyorsak, orada sorun yok demektir İnsanlık yaşamak için, bütünün içinde yer alan her bir parçayla, toplumsal]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="800" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/deniz1024-1024x800.jpg" alt="deniz1024" class="wp-image-10129" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/deniz1024-1024x800.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/deniz1024-300x234.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/deniz1024-768x600.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/deniz1024.jpg 1419w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10129" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bir yerde konuşmuyorsak, orada sorun yok demektir</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanlık yaşamak için, bütünün içinde yer alan her bir parçayla, toplumsal dinamiklerle, barışçıl bir çabayla kendi durumunu iyileştirmek ve geliştirme yönünde özgürce yaşamak için yaratılmıştır&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, sanatın görevi evrensel bir kompozisyon içerisinde, hiçbir kimliği &#8211; inancı ötekileştirmeden, toplumun en önünde birkaç deniz kulacıyla ileriye doğru yürümesidir. Bu kapitalist sistemde hepimizin açmazları, zaafları var. Neredeyse yarım asra yakındır, büyük kentlerde yaşıyorum. Bir kapı eşiğim, bir de isteğe bağlı, SSK kurumundan aldığım bir emekli maaşım var, o kadar. Ve dahası resim &#8211; sinema ve edebiyat üçgenindeki düşlerimin peşinden yürüdüğüm için, hayatla barışığım&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiç bürokrasiye girmeden yaşamımı idame etmeye çalıştım. Evet, her insan için geçerli, vazgeçilmez olan evrensel zorunlu çıkarlarımızın ilk öncü üçü; barınma, çalışma ve yaşama hakkı, olmazsa olmazımızdır. İşte yukarıda saydığım bu üç çıkarı düşünmeyen hiçbir insan yeryüzünde yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devrimci demokrat bir insanın yaşama düşü de başını sokabileceği bir ev, devamlı bir işi ve maaşı varsa, diğer çoklu çıkarların hepsini toplumsal olarak düşünür. Ancak gerçek yaşam bize gösteriyor ki kişi nasıl bir ütopyanın peşine düşmüşse, öylece yaşamına devam eder. Derdimiz, bir başkasının mal varlığının çetelesini tutmak değil. Bu kapital düzende, üreten ve tüketenlerin dışında herkesin sırtında taşıdığı aryaları çok fazla. İyi bir insan, bir sözü bile kaybetmek istemez. İşte varsıl metafizik yönümüzün bir gerçeği. İnanç açısından baktığımızda çok çelişkili bir ironi. Ölümlü olduğunu bilen tek canlı olan insanın içinde bitmek bilmeyen kaygısının tek sebebi, &#8220;her şey benim olsun&#8221; egosundan kaynaklanıyor. Bir örnek: Elinde muz olan bir maymuna şöyle seslenirsek, &#8220;Eğer elindeki o muzu bana verirsen, sen direkt muz cennetine gidersin&#8221; diye onu aldatamayız. Maymun, elindeki muzu muz cennetiyle asla değiştirmez. İşte madde ve ruhun somut birlikteliği&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aynı keza muhafazakâr zengin bir insanın elinde çok fazla maddi varlığı varsa, iyilik adına kendisinden bir şey istersek, cennete gitmek pahasına da olsa onu asla vermez. Zaten hazır bir cevabı her zaman var: &#8220;Çalış senin de olsun&#8221; der, sanki bilmediğimiz bir matematik.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşadığımız toplumda, farklı özgürlükleri tatmak için düş dünyasının bedelini tek ağaç ve dört duvar arasında geçiren binlerce insanın varlığı biliniyor. Düşünce dünyası için mücadele eden bir insana, &#8220;kendi bireysel tercihidir&#8221; deyip geçiştirmek hiç insani değil. Kapital &#8211; para hiyerarşisinde tanıdığımız, tanımadığımız insanların özel mülkiyet ve çok katlı çıkarları olduğu gerçeği de bilinen bir şey&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kapitalist sistemde iki artı iki dört eder; gerektiği gibi kazanan &#8211; kaybeden üzerinden sömürüyü daha da görünür kılar. Yeni bir dünyayı düşleyen insanlar olarak, kapitalist sistemin en son aşaması olan, komünal diyalektik bir topluma evrileceği bir ütopyayı hayal etmeye devam edebiliriz. Oysa öngörülen, evrensel bir felsefenin üzerine tuğla üstüne tuğla koymadan o günleri görmek mümkün değil. Özünde sandıklı demokrasilerin, &#8220;güç ve erkin&#8221; her zaman tek bir gerekçesi var: Her koşulda iktidar olmak&#8230; &#8230; Bir yazın &#8211; düşün insanı olarak şunu açık yüreklilikle söyleyebilirim: Her ne kadar sosyal &#8211; siyasal, demokratik bir sistemi, &#8220;komünal toplumu&#8221; düşlüyorsam da, günümüz dünyasında bu kolektif talebin gerçekleşmesi çok zor bir mesele. Ancak onlarca cumhuriyet tanımı arasında, içinde yaşadığımız cumhuriyetin seçme seçilme hakkının daha demokratikleşmesi için eşit bir yurttaş olarak çaba sarf edebiliriz. En azından vatandaş olmanın en temel hakkı olan din, vicdan, düşünce özgürlüğü ve hukuksal eşitliği sağlamak için mücadele etmek de yazılı &#8211; sözlü sanatların görevi olmalı diye düşünüyorum&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıllardır komedi stand-up yapan komedyenlerin birçoğu, bırakın dünya haritasını, Türkiye haritası içinde kalan sınırlarda bir fotoğraf karesine bile bir fırça darbesiyle, bir soru işaretiyle toplumsal hiçbir yaraya parmak basmadılar. Saray rejimi ve tek adam otokratik sistemine karşı bir eleştiriyi bırakalım, bir söz, bir tavır sergilemediklerini biliyoruz. Gerçekliğini gün be gün iyice yitiren iktidar, çoğunlukta olan kimlik ve inancın suskunluğu da çabası&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkemizde yaşanan onlarca antidemokratik hukuksuzluğa dair politik bir görüş beyan etmeden, işi gücü kem küm sadece güldürmek olan stand-up gösterileriyle kendi yollarına devam ettiler. Evet, bilfiil politik konuşmadılar diye stand-up yapan insanları da yerden yere vurma hakkımız olmadığını düşünüyorum. Çünkü yirmi dört seneye evrilen tek adam otokratik sisteminde, çoğunluk olmak güdüsüyle değişim istemeyen büyük halk kesimlerinin olduğu gerçeğini de görmemiz gerekiyor&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ya da susan, sinen, soru sormayan bir anlayışla bireysel yaşamlarında iktidara ve siyasete dokunmayan hikâyeleriyle, komedyen olarak sanatına kilitli, kapalı bir dille devam etmeyi daha uygun görmüş olabilirler. Rahat yaşam adına suspus, lal olarak yoluna devam etmek işlerine daha kolay gelmiş olabilir. Sorunsuz, kılçıksız bir yaşam; &#8220;kral çıplak değil&#8221;e meyilli bir çerçevenin içine hapsoldular.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sessiz sedasız ortama evrilen bir sürecin devamında, hiç adını duymadığımız bir genç komedyen çıka geldi. Geçmişe, bugüne dair güncel politik, toplumsal, siyasi olayları sahnesine taşıdı. Sanatın görevi sadece güldürmek değil, düşündürmek olduğunu bir kez daha sahne performansıyla topluma fısıldadı. Yirmi dört senelik iktidarın halka verdiği fotoğrafın tamamına bir fırça darbesiyle bir virgül koydu. Ve eleştirel bir dille, tek kişilik bir mikrofonla ezilen, yok sayılan kesimlere, kıyıda köşede unutulmaya yüz tutmuş özgürlük duygusunu tekrar anımsattı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Politik haksızlıkların üzerindeki tozu silkeleyen bir fiskeyle, akıl heybesindeki düşünceleriyle Harbiye Sahnesi&#8217;nden politik görüşlerin tamamına şöyle yerelde, genelde bir dokundu. Bir nebze de olsa kendi duygu &#8211; düşün dünyasıyla kimlik ve inançların üzerini de biraz havalandırmayı da unutmadı. Seyirlik bir sahneden yankılanan kahkahalar arasında, bir kez daha meşru resmin tamamına bakarak mizahi bir fırça darbesiyle üzerini çizmeyi başardı. Öyle ya! Zaten gücün kendisi çıplaktır&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanki bu ülkede demokrasi, insan hakları evrensel beyannamesi, özgürlük, barınma &#8211; yaşama &#8211; çalışma hakkı vesaire, sosyal devlet olmak normları her şey güllük gülistanlıkymış gibi hükmeden hükümetler her zaman var ola geldi&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adı Deniz, tek renk maviye, özgürlüğe sevdalı; soyadı gök ve taşa, doğaya çağrışım yapan bir genç komedyen&#8230; &#8220;Ölü Deniz&#8221; isimli oyunun 2023&#8217;teki ilk Harbiye gösteriminin üzerinden neredeyse üç seneye yakın bir zaman dilimi geçmiş. Yurt dışında olmasına rağmen &#8220;cumhurbaşkanına hakaret &#8211; dini değerleri aşağılama&#8221; suçlamasıyla hakkında tutuklanma kararı verildi&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">TV ve sosyal medya üzerinden biraz görünür olmasıyla birlikte hedef tahtası haline gelen&#8230; 02.07.2026, günlerden perşembe; bu tarih otuz üç yıl sonra kötü bir günü, kötü bir tarihi hatırlatıyor insana. Dil ve ateşin tüm insanlığın ortak değeri olduğunu fark etmeyen resmi kalabalıklar ve hukukun copu el ele. İşte elimizde geçmiş zaman takviminden kalan kanlı bir Türkiye fotoğrafı. Nedense insanın tekdüze, yeryüzüyle olan ilişkisindense uygarlık değil de hep katliam çıkar. Sorusunun cevabı yine hepimizin vücut ve dimağında var. Deniz Göktaş gencecik gülüşüyle Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza ve İnfaz Kurumu&#8217;nun kapısını Avrupa yakasında araladı&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplumun içinde yaşadığı genel resmin üzerindeki gömleğin düğmelerini bir bir çözmeye odaklı, tek kişilik gösterisini çoktan oynamaya başlamıştı. Yurt dışındaki programından hemen sonra Türkiye&#8217;ye ayak basar basmaz Atatürk Havalimanı&#8217;nda ters kelepçeyle gözaltına alındı. Toplum adına düşündüren, sanatıyla yergi yapan bir komedyenin bu şekilde gözaltına alınmasını doğru bulmadığımı söylüyorum. &#8230; Bir cümle: Toplumcu gerçekçi sanat &#8211; edebiyat yapan mürekkep kalemlerin yazdıkları yazıların birçoğunun, Deniz Göktaş&#8217;ın stand-up&#8217;ını da aşan çok derinlikli yazmalar olduğunu bir yazın &#8211; düşün insanı olarak söyleyebilirim. Tabii ki görsel ve sözlü sanatların görünür olmasının etkisiyle, halk oyunlarını seyrettikçe popülaritesi daha da kitleselleşti. Ve öyle olduğunu hep birlikte görüyoruz&#8230; &#8230; Ve hiçbirimiz eleştiri hakkımızı kullanıyoruz diye Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığımızdan feragat etmiyoruz. Yönetenlerin tek tip hukuku ve şürekâsının bunu bilmeleri gerekiyor. Evet, ben de iktidarı eleştirme hakkımı yine kullanıyorum&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilirsin: Hiç kimse Türkiye&#8217;de yaşanan bu haksız, hukuksuz politik görüşleri kendi üstüne almıyor; Deniz&#8217;in politik mizahı, eleştirel bir stand-up&#8217;ı kadar. Yönetenlerin hiçbirisi Maraş&#8217;ta, Çorum&#8217;da, Sivas Madımak&#8217;ta devletin soyut aklı eşliğinde, &#8220;çoğunlukta olan inanç ve kimlik&#8221; gözetimi altında insan yakanları bu kadar eleştirmedi. Türkiye coğrafyasında farklı kimlik ve inanç üzerinden faili belli onlarca katliam işlendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte ironiyse ironi, hepimizin gerçeği bu kadar&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali Şeker&#8230;</p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-deniz.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/deniz-goktas-ifade-ozgurlugu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-deniz.mp3" length="4296274" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Varto Koğ festivali &#8211; Ekoloji ve Sanat…</title>
		<link>https://vartoname.com/varto-haberler/varto-kog-festivali-ekoloji-ve-sanat/</link>
					<comments>https://vartoname.com/varto-haberler/varto-kog-festivali-ekoloji-ve-sanat/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Jul 2026 18:44:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Varto Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Gündüz Işık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10113</guid>

					<description><![CDATA[Varto Koğ festivali Varto Koğ Festivali’nin temel amacı doğa, kültür ve sanat değerlerini bir araya getirerek toplumsal dayanışmayı]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="890" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/gunduz8-1024x890.webp" alt="gunduz8" class="wp-image-10114" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/gunduz8-1024x890.webp 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/gunduz8-300x261.webp 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/gunduz8-768x668.webp 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/gunduz8.webp 1104w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10114" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Varto Koğ festivali </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Varto Koğ Festivali’nin temel amacı doğa, kültür ve sanat değerlerini bir araya getirerek toplumsal dayanışmayı güçlendirmek, yerel kimliği görünür kılmak ve ekolojik farkındalık yaratmaktır. Ve bu bağlamda festivaller, kültür ve sanat çevrelerini, bilim adamını, aydınını toplumla buluşturabildiği kadar “toplumsal değişime ve dönüşüme” hizmet eder. Henri Barbusse boşuna dememiş: “Değişim için çalışmayan kötülük için çalışıyor demektir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü festivaller, hem kültürel hem de sanatsal yaşamın önemli araçlarıdır. Sanatçısını toplumla toplumu da sanatçısıyla buluşturur. Sanatı, kültürü oluşturanların, “yasaları koyanlardan” daha güçlü olduğu gerçeğinden yola çıktığımızda yapılan festivallerin toplumsal önemini daha da somutlaştırabiliriz…</p>



<p class="wp-block-paragraph">“İnsan her gün bir parça müzik dinlemeli, iyi bir şiir okumalı, güzel bir tablo görmeli ve mümkünse birkaç mantıklı cümle söylemelidir”, der Goethe. Çünkü insanın kendini ifade etmenin en kusursuz yolu edebiyattır, müziktir ve resimdir… Bir resim, bir şarkı, bir tiyatro oyunu veya bir dans gösterisi, bizi derinden etkileyebilir, yeni bakış açıları kazandırabilir ve ortak bir geleceğe doğru ilerlememize yardımcı olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanat, özgürlük, hakikat ve adalet mücadelesinin de bir aracı olduğu gibi sadece estetik değil, toplumsal sorumlulukla da buluşarak, eleştirel ve dönüştürücü bir sürece hizmet eder. George Orwell’in sanat felsefesi, sanatın asla tarafsız olamayacağını ve kaçınılmaz biçimde politik bir işlev taşıdığını savunurken; Bertolt Brecht da, Sanat, kitleleri bilinçlendirmenin onları eğitmenin bir aracı olarak görmüştür. Ayrıca, sanat kitleleri dürtmeli ve hatta eyleme geçirmelidir denilir…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanat, halkın ruhudur, değişim ve yaratım gücüdür, insanın doğaya, insanın insana, insanın topluma uyumunu sağlar. Sanattır, köprüler kuran, halkları kaynaştırıp tarihi zenginlik içinde barışık kılan. Bir toplum düşünün: insanlarının çoğu işlerine gidiyor, çocuklarını büyütüyor, ev işleri ile meşgale oluyor. Ancak bu dünya, bir şekilde sönük ve donuk. Duvarlar beyaz ve boş; müzik, dans, film veya tiyatro yok. Tasvir ettiğimiz hayat ne kadar çekici olurdu sizce?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanat, toplumların hikâyesini anlatır; bu nedenle tamamen siyaset üstü kalması çoğu zaman imkânsızdır. Bir kültür ve sanat festivali, yalnızca eğlence değil; aynı zamanda toplumun kültürel mirasını, sanatsal üretimini ve ortak değerlerini görünür kılan bir buluşma alanıdır. İçeriği, hem sanatsal çeşitliliği hem de toplumsal katılımı destekleyecek şekilde tasarlanmalıdır seklinde düşünüyorum…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Festival, ekolojik sorunları da öne çıkararak hem çevredeki olumsuzluklara farkındalık yaratmak, hem de toplumları bu konuda bilinçlendirmektir diğer bir hedefi… Sanatçılar, güncel sanatın eleştirel yanını kullanarak insan doğa ilişkisine ve ekolojiye yeni bir bakış açısı sunmaya çalışmışlardır. Ekosistemlerin kendi doğalarındaki kırılganlığı doğayla ve insanla olan ilişkisi ekolojik sanat tarafından sanatsal bir dille yansıtılmaya çalışılmıştır</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğa, yüzyıllardır sanatın konusu olmuş ve 1960’larda sanatçıların galeri ve sanat alanlarına tepkisinden sonra doğanın sanat pratiklerine yansıma biçimi değişmeye başlamıştır. 2000’ler itibaren sanatta doğa daha sık konu edilmiştir. Bu tepkiler sonrasında sanat nesneleri ve mekânlarında değişimler olmuştur. Arazi sanatı, çevre sanatı, ekolojik sanat hareketleri ortaya çıkmış ve bu hareketler ekolojik sorunları sanata dahil etmiştir. Sanatçılar, çalışmalarında doğayı başlarda mekân olarak kullansalar da zamanla çevre duyarlılığı, farkındalık yaratmak amaçlı ilerlemişlerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zulme sessiz kalmamak, haksızlığa karşı durmak bir insanlık onurudur… Doğamızın talan edilip yabancı sermayeye peşkeş çekilmesine sesiz kalınamaz. Varto halkı havasına, suyuna ve toprağına sahip çıkma noktasında, tüm metropol kentlerde olduğu gibi diyaspora (yurt dışı) dahil tüm yasam alanlarında örgütlenerek yarattığı sinerjiyle coğrafyasına olan duyarlılığını herkese hissettirmiştir. Kapitalist dünya rant adına insana ve doğaya zarar vermeden yol alamayacağına göre, İnsanlık da; dayatılan zulme olan itirazını örgütlü mücadeleye dönüştürerek karşı bir tutum içine girmeden geleceğini kuramaz. Ve bu bağlamda olup bitene baktığımızda, ekolojik farkındalık adına “festival” in dönüştürücü rolü çok önem arz etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emil Cioran, “Edebiyatçı, politik duruşuna/ tercihlerine uygun hareket eder ki, bu da edebiyatın vazgeçmesi mümkün olmayan kadim hâlidir; zaten zarar vermek için yazarız. Rahatları bozmak için yazarız. Hayatımda ne okuduysam rahatım bozulsun diye okudum. Hayatı ne diye allayıp pullarlar, kötülük meselesinden ne diye kaçınırlar anlamıyorum. Hakiki bir meseledir bu,” der. Ve ayrıca Sebuhi Quluzade de, “Edebiyat, ölümsüzlüğün en eski yoludur. İnsanlar kendi hayatlarını, tecrübelerini, hayal ve fikirlerini edebiyatla ölümsüzleştirir” derken, Jorge Amado da; “Bence edebiyat halkın bir silahıdır, yazar halkının isteklerinin ve kavgalarının sözcüsüdür. Romancılığımı bu şekilde gerçekleştirmeye ve geliştirmeye çalışıyorum” seklindeki ifadesi, edebiyatın yaşamsal alandaki önemini güzel ifade etmektedir. Kısacası, ‘toplumsal itirazı’ ifade eden sanatın tüm dallarıyla toplumu buluşturmaktır Festivallerin bir başka hedefi…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Marx’a göre de sanat, toplumsal gerçeklikten kopuk, soyut bir estetik deneyimden ziyade, toplumsal koşulların ve sınıf mücadelelerinin bir yansıması olmalıdır; aynı zamanda insanları mevcut düzeni sorgulamaya ve dönüştürmeye teşvik eden devrimci bir güç taşımalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kapitalist üretim biçimi, işçiyi üretim sürecinden ve kendi emeğinden yabancılaştırdığı gibi, sanatçıyı da toplumsal gerçeklikten yabancılaştırır. Sanatçı, kapitalist sistemde özgün yaratıcı bir birey olmaktan çok, meta üreticisine dönüşebilir. Sanat, tıpkı diğer metalar gibi bir değişim değeri taşır ve pazarda satılmak üzere üretilir. Bu da sanatın toplumsal işlevini zayıflatır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanat, egemen ideolojiyi sorgulamak yerine onu destekleyen bir işlev de görebilir. Örneğin, 19. yüzyılda romantik resim veya edebiyat, kapitalist bireyciliği övüp, toplumsal eşitsizlikleri göz ardı eden bir yapıya sahipti. Sanatın bu yönü, toplumsal eleştiriden uzaklaşmasına yol açabilir. Marksist bakış açısına göre, sanatın metalaşması onun toplumsal işlevini zayıflattığı gibi toplumsal değerlerinden de uzaklaştırır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanat, sınıfsal ayrımların olmadığı bir dünyada, herkesin yaratıcı potansiyelini ortaya koyabileceği bir alan haline gelir. Altının çizilmesi gerek: Müesses nizamdan beslenenlerin (daha doğrusu beslemelerin!) kültürel kulvarı hamaset, demagoji ve manipülasyondur; riya, ikiyüzlülük ve samimiyetsizliktir. Dostoyevski’nin, “Zorbalık karşısında duyarsız kalan bir toplum zehirlenmiş demektir!” diye haykırması da, sanatın toplumsal boyutu temelindeki önemine olan ihtiyacı güzel vurgulamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“İnsan olmadıktan sonra güzel göz, güzel kaş, sırım gibi boy herkeste var. İnsan dediğin yüreğiyle, inceliğiyle insan olmalı”… Ve “Adaletsizliğin olduğu yerde tarafsız kalıyorsan, haksızlık yapanın tarafını tutuyorsun demektir”… Unutmayalım ki, bir ülkenin insanlarının onuru en azından toprağı kadar kutsaldır. İlkelerine ve insanlık değerlerine sahip çıkan herkes, zulüm görenlerle, hakkı yenenlerle, sömürülenlerle, acı çekenlerle, yoksullarla birlikte olmalıdır diye düşünüyorum…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dik durup diklenen yazarlardan Yaşar Kemal, dünya görüşüyle sanatını bir bütün olarak gördüğünü, halka ve doğaya olan inancını, sanatının emekçi ve mazlumların çıkarlarının emrinde olduğunu dile getirmiş ve bu gerçeklikte yazmaya devam etmiştir. Sonuç olarak, sanat sadece estetik bir ifade değil, toplumsal yapıyı şekillendiren ve dönüştüren bir güçtür. Festivaller de bu dönüştürücü güce desteğini sunarak yardımcı olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm Vartoluları ve dost çevrelerini 7-8-9 Ağustos 2026 tarihinde yapılacak olan “Varto Koğ Kültür ve Sanat Festivali” ne bekliyoruz…<br>06.07.2026<br>Gündüz IŞIK</p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/isik-ekoloji.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/varto-haberler/varto-kog-festivali-ekoloji-ve-sanat/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/isik-ekoloji.mp3" length="7787278" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Deniz’e Mektup</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/denize-mektup-nuray-aslan/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/denize-mektup-nuray-aslan/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jul 2026 16:26:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Nuray Aslan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10103</guid>

					<description><![CDATA[Deniz’e Mektup Mizahın Deniz Hali, Korkunun Çıplaklığı Sevgili Deniz, Sana bu satırları, kapıların ağır kapandığı, insan sesinin duvara]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/denizemektup-1024x576.webp" alt="denizemektup" class="wp-image-10108" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/denizemektup-1024x576.webp 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/denizemektup-300x169.webp 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/denizemektup-768x432.webp 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/denizemektup.webp 1200w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10108" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Deniz’e Mektup</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Mizahın Deniz Hali, Korkunun Çıplaklığı</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sevgili Deniz,</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sana bu satırları, kapıların ağır kapandığı, insan sesinin duvara çarpıp geri döndüğü bir yere; o duvarların dışından ama aynı ülkenin içinden yazıyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdi F Tipi cezaevindesin; senden önce sözünün, türküsünün, inancının, düşüncesinin bedelini ödeyen abi ve ablaların yanında, bu ülkenin yaralı hafızasının içindesin.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu yazmak bile insanın boğazına taş gibi oturuyor. Çünkü senin suçun gülmek değildi. Güldürmek hiç değildi. Sen sadece herkesin bildiği gerçekliği, herkesin duyacağı şekilde söyledin: Kral çıplaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ülkede bazen en büyük suç budur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama biliyoruz ki o duvarların dışında en ağır bekleyişi annenle baban taşıyor. Bir anne için evladının sesini demir kapıların ardından düşünmek, gecenin en sessiz yerinde bile yüreğe saplanan bir sızıdır. Belki annen senin çocukluğunu, ilk gülüşünü, ilk inadını hatırlıyor; bugün aynı inadın bir ülkenin korkusuna karşı nasıl dikildiğini hem gururla hem de derin bir acıyla izliyordur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Babanın suskunluğunda da kim bilir nasıl bir fırtına vardır. Babalar bazen acıyı yüksek sesle söylemez; içine yürür, bir köşede dalar, boğazına gelen cümleyi geri yutar. Ama o sessizliğin içinde evladının sözünden utanmayan, o söz yüzünden yaşatılan haksızlığa kahrolan bir baba yüreği vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anne ve baba olmak belki de budur Deniz: Evladının doğru yerde durduğunu bilerek, yine de ona hiçbir şey olmasın diye içinden bin kez kırılmak. Gururla korkunun aynı göğüste çarpışmasıdır bu. Bugün onların acısı yalnızca bir evin acısı değil; bir gencin, bir komedyenin, bir kahkahanın cezaevi duvarlarıyla terbiye edilmeye çalışıldığı bir ülkenin vicdanıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ulan korku, sen de bir yere kadar!</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu cümle sahnede bir meydan okuma gibiydi; bugün demir kapıların ardında bir direnç cümlesine dönüştü. Çünkü korku yalnızca dışarıdakileri susturmaz; içeridekini de kendi sözünden utandırmak ister. İnsanı geri çekilmeye, “keşke söylemeseydim” demeye zorlar. Ama senin sözün orada, söylediğin yerde kalmadı. Bizim içimize geçti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sen konuştun. Biz eyvallah dedik.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Belki de en çok burası acıtıyor. Sen sahnede sözünü ortaya koyarken, biz kendi suskunluğumuza akıllı gerekçeler bulduk. “Zamanı değil” dedik. “Memleket kötü” dedik. “Aman başına iş açılmasın” dedik. Oysa bazen başına iş açılmasın diye susanların ülkesinde, birinin başına iş gelir; işte o zaman herkes kendi sessizliğiyle yüzleşir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sen bizi buna mecbur bıraktın.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mizahın yalnızca güldürmek olmadığını yeniden hatırlattın. Mizah, iktidarın korkuyla büyüttüğü o koca gölgeyi küçültür. Kutsal ilan edilen ciddiyeti bozar. Muktedirin haşmetini indirir. Demir sandığımız şeyin aslında teneke olduğunu duyurur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden senden korktular Deniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Senin cümlenden, kahkahandan, aynandan korktular. Çünkü o aynada yalnızca kral görünmedi. Kralın etrafındaki alkışçılar, suskunlar, bekleyenler, “şimdi sırası değil” diyenler de göründü. Biz de göründük. Kendi korkularımızla, küçük güvenlik hesaplarımızla, konfor alanlarımızla göründük.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Senin gösterin bu yüzden yalnızca bir stand-up değildi. Türkiye’nin politik röntgeniydi. O röntgende tek adam rejiminin boğucu gölgesi de vardı, halkın korkuyla kurduğu ilişki de. Çünkü baskı yalnızca yukarıdan kurulmaz; aşağıda bizim sustuğumuz yerden de beslenir. İktidar korkuyu üretir, toplum bazen o korkuya gerekçe üretir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sen bu düzene adın gibi çarptın.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Deniz durduğu yerde durmaz. Kıyıya vurur, geri çekilir, yeniden gelir. Önünü kesersin, yolunu başka yerden bulur. Taş atarsın, dalga olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sen de “Ölü Deniz” denilen yerden canlı, hırçın, politik ve korkuya itaat etmeyen bir söz çıkardın.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O sözün arkasında Çorum vardı. Sivas vardı. Maraş vardı. Gazi vardı. Madımak’ın dumanı vardı. Alevi evlerinin kapı arkalarında saklanan o eski tedirginlik vardı. “Bir daha olur mu?” diye hiç tamamen susmayan aile içi korkular vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çorumlu olmak yalnızca bir şehirden gelmek değildir Deniz. Hele Alevi hafızasının içinden geliyorsan, insan bazen doğduğu yere değil, ailesinin sustuğu yere benzer. Bazen bir kent, insanın içinde yara olarak büyür. Bazen aile albümündeki bir fotoğraf, nüfus cüzdanından daha güçlü konuşur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sen sahnede Alevi olduğunu, ailendeki sol ve devrimci damarı söylediğinde, bu yalnızca bir kimlik beyanı değildi. Bu ülkede Alevi olmak çoğu zaman “ben buyum” demekten fazlasıdır. “Bana yapılanı biliyorum” demektir. “Bizden alınanı biliyorum” demektir. “Yakılanı, susturulanı, unutulmak isteneni biliyorum” demektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve o bıyıkların…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu yazmadan geçemem. Çünkü bazen bir insanın yüzündeki iki çizgi, koca bir kuşağın fotoğraf albümünü açar. Senin bıyıkların bana bizim devrimci abilerimizi hatırlatıyor. Eski fotoğraflardaki biraz mahcup, biraz inatçı, biraz dünyayı değiştirebileceğine gerçekten inanan o insanları… Evlerde adı kısık sesle anılanları. 12 Eylül sabahlarında kitapları saklananları. Cezaevi kapılarında anneleri beklenenleri.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bazı abiler ölmez Deniz. Bir sonraki kuşağın yüzünde, bıyığında, dilinde, inadında geri gelir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Senin yüzünde de onlar vardı sanki.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eski bir yarayı bugünün diliyle açtın. Ama bu kez elinde silah yoktu. Söz vardı. Mizah vardı. Kahkaha vardı. Sözün en onurlu silahımız olduğunu yeniden hatırlattın.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de iktidarlar halkı iki duyguya hapsetmek ister: korku ve öfke. Korkarsan susarsın. Kör öfkeye teslim olursan onların istediği yere çekilirsin. Mizah ise bu ikisinin arasından üçüncü bir yol açar. Korkuya teslim olmadan, intikam diline düşmeden; aklı diri tutarak, insanı küçültmeden, muktedirin yapay büyüklüğünü küçülterek…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonra döndün Deniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tatil dönüşü denilince insanın aklına bavul, güneş, uçak, pasaport gelir. Üstünde bir tişört, bir şort; sırt çantanda dolu dolu umut ve büyük insanlık… Biz ise senin dönüşünde gümrükteki pasaport kontrolünü düşündük. Çünkü bu ülkede insanın çantasında bile önce korkusu aranır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu dönüşün 2 Temmuz’a denk gelmesi başka bir hafıza kapısını açtı. Bazen tarih, niyetten daha büyük konuşur. 2 Temmuz, Sivas’tır. Madımak’tır. Yakılan canlardır. Dumandan boğulan şairlerdir, ozanlardır, aydınlardır, çocuklardır. Sözün, sazın, şiirin ve düşüncenin ateşe verildiği gündür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çorum’dan Sivas’a, Sivas’tan Harbiye’ye, Harbiye’den havalimanına, oradan F Tipi’nin duvarlarına uzanan bir hat var şimdi. Bu hat tesadüflerin hattı değil; hafızanın hattıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sen bize bunu hatırlattın Deniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanın ailesinden yalnızca soyadı değil, cesaret biçimi de devraldığını hatırlattın. Çocukların bazen büyüklerden daha doğru yerde durduğunu hatırlattın. Çünkü çocuklar kralın çıplak olduğunu görür. Çünkü çocuklar konfor alanlarını henüz ahlak sanmayı öğrenmemiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belki de böyle yaşamak için fazla büyümemek gerekiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Büyüdükçe susmayı öğreniyoruz.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Büyüdükçe nerede neyi söylemeyeceğimizi öğreniyoruz.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Büyüdükçe korkumuza akıl, suskunluğumuza olgunluk diyoruz.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sen bizim doğrularımızı sarstın.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet Deniz, utandık.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü senin medeni cesaretin, bizim medeni korkaklığımızın üzerindeki örtüyü kaldırdı. Ama utanıyorsak hâlâ içimizde ölmemiş bir yer var demektir. Hâlâ aynaya bakabilecek bir yanımız kalmış demektir. Hâlâ cesaretin neye benzediğini gördüğümüzde içimizde bir sızı oluşuyorsa, tamamen teslim olmadık demektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Korku kralı büyütür.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Mizah onu soyundurur.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Söz ise insanı yeniden insan yapar.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu yüzden korkularımıza alışmayacağız.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Sözümüzü geri almayacağız.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Gördüğümüzü söylemekten vazgeçmeyeceğiz.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir kişi konuştuğunda hikâye yeniden başlar Deniz. Birçok kişi konuştuğunda tarih değişir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şimdi sıra, bizim bu utancı cesarete çevirmemizde.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevgiyle, inatla, kahkahanın politik gücüne inanarak…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Senin o aydınlık gözlerinden öpüyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Nuray</strong></p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/deniz-nuray.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/denize-mektup-nuray-aslan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/deniz-nuray.mp3" length="4747879" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Kürt Ulusal Düşüncesinde Bir Hafıza Taşıyıcısı: Simko Sever</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/otomatik-taslak-2/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/otomatik-taslak-2/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jul 2026 14:05:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Hüsamettin Turan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10099</guid>

					<description><![CDATA[Kürt Ulusal Düşüncesinde Bir Hafıza Taşıyıcısı: Simko Sever İsmail (Simko) Sever’in yaşamı ve temsil ettiği siyasal, manevi miras,]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/sever-1024x683.png" alt="sever" class="wp-image-10100" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/sever-1024x683.png 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/sever-300x200.png 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/sever-768x512.png 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/sever.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10100" /></figure>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/sever.mp3"></audio></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Kürt Ulusal Düşüncesinde Bir Hafıza Taşıyıcısı: Simko Sever</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İsmail (Simko) Sever’in yaşamı ve temsil ettiği siyasal, manevi miras, yalnızca bireysel bir biyografi olarak değil; Kürt modern siyasi hafızasının süreklilik, kopuş ve yeniden inşa dinamikleri içinde okunması gereken bir hat üzerinde anlam kazanmaktadır. Onun anısına yapılan her değerlendirme, aynı zamanda 20. yüzyılın başından itibaren Kürt coğrafyasında şekillenen ulusal hareketlerin ideolojik, sosyolojik ve tarihsel dönüşümlerini tartışmayı da zorunlu kılar. Bu bağlamda Simko Sever figürü, bir “hatırlama nesnesi” olmanın ötesinde, bastırılmış tarihsel deneyimlerin bugüne sızan temsil biçimlerinden biri olarak ele alınmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kürt siyasi tarihinde özellikle 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyılın ilk çeyreği, modern ulus devletlerin inşa süreçleriyle eşzamanlı olarak gelişen bir direniş ve örgütlenme evresine işaret eder. Bu dönemde ortaya çıkan Cibranlı Halid Bey ve etrafında şekillenen Azadî Hareketi, yalnızca siyasi bir kalkışma değil, aynı zamanda Kürt elitlerinin Osmanlı ve erken Cumhuriyet modernitesine karşı geliştirdiği alternatif bir siyasal tahayyülün ifadesidir. Bu tahayyül, salt isyan veya reaksiyon kategorileriyle açıklanamayacak kadar karmaşık; modernleşme, kimlik, merkez, çevre ilişkisi ve egemenlik tartışmalarının kesişiminde şekillenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tarihsel arka plan, aynı zamanda 1921 Koçgiri İsyanı, 1925 Kürt hareketleri ve daha geniş anlamda Dersim ve Mahabad deneyimleri gibi kırılma noktalarıyla birlikte düşünüldüğünde, Kürt toplumunun siyasal hafızasında süreklilik arz eden bir “bastırılma ve yeniden ortaya çıkma” döngüsünü görünür kılar. Bu döngü yalnızca askeri, siyasi düzlemde değil, kültürel ve sembolik düzlemde de etkisini sürdürmüştür. Dolayısıyla Simko Sever gibi isimler, bu uzun tarihsel hattın geç dönem temsilcileri olarak okunabilir; yani geçmişin doğrudan aktarıcısı değil, onun yeniden yorumlayıcısıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Simko Sever’in düşünsel ve sembolik pozisyonu, modern dönemde Kürt kimliğinin farklı ideolojik yönelimler arasında parçalanmasına karşı geliştirilmiş bir “ulusal süreklilik” iddiası üzerinden şekillenir. Bu iddia, özellikle Kürt meselesinin dışsal ideolojik merkezlere (bölgesel güç dengeleri, sol hareketler, devlet merkezli çözümler ya da pragmatik müzakere süreçleri) havale edilmesine yönelik eleştirel bir mesafeyi de içerir. Burada önemli olan nokta, bu yaklaşımın yalnızca politik bir tercih değil, aynı zamanda tarihsel hafızanın belirli bir yorumuna dayanmasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tarihsel yorumda, Kürt hareketlerinin farklı evreleri arasında kurulan bağ kritik bir yer tutar. Cibranlı Halid Bey’in temsil ettiği erken dönem ulusal siyasal çizgi, Koçgiri ve Dersim gibi toplumsal hareketlerle birlikte değerlendirildiğinde, modern Kürt siyasal düşüncesinde “yerli siyasal akıl” olarak tanımlanabilecek bir damar ortaya çıkar. Bu damar, ulusal talepleri yalnızca kültürel haklar düzeyinde değil, siyasal egemenlik ve tarihsel özneleşme düzleminde ele alır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Simko Sever’in mirası da bu çerçevede, daha çok bir süreklilik iddiası olarak anlam kazanır. Onun temsil ettiği çizgi, Kürt kimliğinin folklorik bir unsur ya da kültürel bir dekor olarak yeniden tanımlanmasına karşı, onu tarihsel ve politik bir özne olarak yeniden konumlandırma çabasını içerir. Bu bağlamda “makbul kimlik” tartışmaları, yalnızca güncel politik gerilimleri değil, aynı zamanda modern devletin kimlik üretim mekanizmalarını da görünür kılar. Bu mekanizmalar, kimliği depolitize ederek yönetilebilir bir forma sokmayı hedeflerken, Simko Sever’in sembolik duruşu bu depolitizasyon süreçlerine karşı bir direnç alanı oluşturur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bununla birlikte, bu tür figürlerin tarihsel analizi yapılırken, onları salt ideolojik bir temsil düzeyine indirgememek de önemlidir. Çünkü her siyasal hafıza üretimi, aynı zamanda seçici bir hatırlama ve unutma süreci içerir. Kürt modern tarihinde farklı dönemlerde ortaya çıkan hareketlerin tamamını tek bir çizgiye indirgemek, hem tarihsel çeşitliliği hem de içsel çelişkileri görünmez kılabilir. Bu nedenle Simko Sever’in mirası, yalnızca bir devamlılık anlatısı değil, aynı zamanda bu anlatının sınırlarını da tartışmaya açan bir vaka olarak değerlendirilmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çerçevede Simko Sever, yalnızca bir anma nesnesi değil; Kürt ulusal hafızasının nasıl kurulduğu, nasıl dönüştüğü ve hangi siyasal ufuklara yöneldiği sorularını yeniden düşünmeye zorlayan bir tarihsel işaret olarak varlığını sürdürmektedir.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/otomatik-taslak-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/sever.mp3" length="2286361" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Varto Belediyesi’nin &#8220;Katılımcı Bütçe Modeli</title>
		<link>https://vartoname.com/varto-haberler/varto-belediyesi-katilimci-butce-modeli-finalde-vartoname/</link>
					<comments>https://vartoname.com/varto-haberler/varto-belediyesi-katilimci-butce-modeli-finalde-vartoname/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2026 19:26:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Varto Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10092</guid>

					<description><![CDATA[Yerel Yönetimde Şeffaflık ve Ortak Akıl Zaferi: Varto Belediyesi Katılımcı Bütçe Modeli ile Finalde! Günümüz belediyecilik anlayışında &#8220;ben]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/belediye-1024x576.webp" alt="belediye" class="wp-image-10095" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/belediye-1024x576.webp 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/belediye-300x169.webp 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/belediye-768x432.webp 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/belediye.webp 1280w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10095" /></figure>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/varto-belediyesi.mp3"></audio></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Yerel Yönetimde Şeffaflık ve Ortak Akıl Zaferi: Varto Belediyesi Katılımcı Bütçe Modeli ile Finalde!</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüz belediyecilik anlayışında &#8220;ben yaptım oldu&#8221; dönemi geride kalırken, yerel yönetimlerin başarısı artık halkı karar alma süreçlerine ne kadar dahil edebildiğiyle ölçülüyor. Bu değişimin en somut ve ilham verici örneklerinden biri Muş’un Varto ilçesinde yaşanıyor. Varto Belediyesi, hayata geçirdiği <strong>&#8220;Katılımcı Bütçe Modeli&#8221;</strong> projesiyle prestijli bir platformda finale kalarak yerel yönetim vizyonunu taçlandırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Halkın bütçe süreçlerinde sadece izleyici değil, doğrudan karar verici birer <strong>özne</strong> olmasını sağlayan bu model, Türkiye’de şeffaf ve demokratik belediyeciliğin en güzel örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor.</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Halk Söz, Karar ve Yetki Sahibi: Katılımcı Bütçe Nedir?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Varto Belediyesi&#8217;nin öncülük ettiği katılımcı bütçeleme modeli, kıt kamusal kaynakların en doğru ve en etkili şekilde kullanılmasını hedefliyor. Mahalle mahalle düzenlenen halk toplantılarıyla vatandaşlar;</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Mahallelerinin öncelikli sorunlarını ilk elden dile getiriyor,</li>



<li>Yıllık bütçe planlamaları öncesinde taleplerini doğrudan belediye yönetimine aktarıyor,</li>



<li>Bir önceki yılın harcama ve sonuçlarını şeffaf bir ortamda tartışabiliyor.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Gümgüm Mahallesi, Yeni (İnak) Mahallesi gibi ilçenin dört bir yanında Eş Başkanlar, belediye encümenleri ve birim müdürlerinin katılımıyla gerçekleştirilen bu toplantılar, 2026 yılı bütçesinin de temel yapı taşını oluşturdu.</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Ortak Akılla İnşa Edilen Yarınlar</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Varto Belediyesi’nin finale kalan bu modeli, sadece sorunların tespitiyle sınırlı kalmıyor; ilçenin geleceğe dönük planlamalarını da halkla birlikte şekillendiriyor. Projenin esası, toplumdaki tüm farklılıkları yansıtacak şekilde geniş tabanlı bir katılım düzeyine ulaşmak. Adalet, eşitlik ve ortak akıl ilkeleri üzerine kurulan bu sistem, yerel kaynakların doğrudan halkın öncelikli ihtiyaçlarına (altyapı, yol çalışmaları, sosyal yaşam alanları vb.) aktarılmasını garanti altına alıyor.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"></blockquote>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Final Gururu ve Gelecek Vizyonu</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Varto Belediyesi’nin &#8220;Halkımız Söz Sahibi&#8221; sloganıyla yürüttüğü bu çalışmanın finale kalması, demokratik yerel yönetim mekanizmalarının ulusal ve uluslararası düzeyde ne kadar kıymetli görüldüğünün bir kanıtı. Ortaya konan bu başarı, Varto&#8217;nun sadece bugününe değil, şeffaf ve hesap verebilir yarınlarına da ışık tutuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Katılımcı bütçe modeliyle kazanılan bu başarı, gelecekte diğer yerel yönetimlere de örnek teşkil edecek cinsten. Varto halkının iradesiyle şekillenen bu modelin, final sürecinde de hak ettiği değeri görerek büyük bir başarıya imza atacağına inancımız tam.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlçemizin yarınlarını ortak akılla inşa eden Varto Belediyesi’ni ve bu sürece omuz veren tüm Varto halkını gönülden tebrik ediyoruz!</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/varto-haberler/varto-belediyesi-katilimci-butce-modeli-finalde-vartoname/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/varto-belediyesi.mp3" length="1512300" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>İki Yaka, Tek Acı: Sivas ve Başbağlar’ın Ortak Matemi</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/sivas-ve-basbaglar-katliami/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/sivas-ve-basbaglar-katliami/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2026 17:14:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10079</guid>

					<description><![CDATA[İki Yaka, Tek Acı: Sivas ve Başbağlar’ın Ortak Matemi Türkiye’nin yakın tarihi, toplumsal barışı ve bir arada yaşama]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="700" height="393" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/basbaglar2.avif" alt="basbaglar2" class="wp-image-10082" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/basbaglar2.avif 700w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/basbaglar2-300x168.avif 300w" sizes="auto, (max-width: 700px) 100vw, 700px" data-mwl-img-id="10082" /></figure>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/basbaglar.mp3"></audio></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>İki Yaka, Tek Acı: Sivas ve Başbağlar’ın Ortak Matemi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin yakın tarihi, toplumsal barışı ve bir arada yaşama iradesini hedef alan, etnik ve mezhepsel fay hatlarını tetiklemek amacıyla kurgulanmış karanlık provokasyonlarla doludur. Bu karanlık sayfaların en derin, en trajik iz bırakan dönemeçlerinden biri de şüphesiz 1993 yılının Temmuz ayında, sadece üç gün arayla yaşanan Sivas Madımak Oteli ve Erzincan Başbağlar trajedileridir. Bu iki olay, özünde birbirinden bağımsız yerel çatışmalar değil; doğrudan Alevi-Sünni çelişkisini artırmayı, toplumu inanç temelinde kamplara bölmeyi amaçlayan tek bir kirli senaryonun parçalarıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Alevi-Sünni Çelişkisini Derinleştirme Oyunu</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">1990’lı yılların puslu atmosferinde, karanlık odaklar halkın yüzyıllardır bir arada ürettiği sağduyuyu yıkmak için en hassas noktaya, yani inanç farklılıklarına göz dikti. 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madımak Oteli’nin ateşe verilmesiyle başlayan süreç, toplumsal bir infial ve derin bir kırılma yarattı. Bu acının şoku henüz atlatılamamışken, sadece üç gün sonra, 5 Temmuz 1993’te bu kez Başbağlar köyünde masum insanlar hedef seçildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu iki katliamın arka arkaya kurgulanması, tesadüfi bir zamanlama değildir. Sivas’taki katliamın yarattığı öfke ve acıyı, Başbağlar üzerinden manipüle ederek bir “karşı hamle” gibi göstermek isteyen tezgâh, doğrudan Alevi ve Sünni vatandaşlarımızı karşı karşıya getirmeyi amaçlıyordu. Amaç; komşuyu komşuya düşman etmek, inançlar arası güvensizlik tohumları ekmek ve ülkeyi içinden çıkılmaz bir mezhep çatışmasının içine sürüklemekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Madımak ile Başbağlar Arasında Hiçbir Fark Yoktur</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsan hayatının, gözyaşının ve geride kalan yetimlerin acısının mezhebi, ideolojisi ya da kimliği olamaz. Bu topraklarda kalıcı bir barış ve vicdani bir adalet inşa edilecekse, kabul edilmesi gereken en yalın gerçek şudur: Sivas Madımak Katliamı ile Başbağlar Katliamı arasında hiçbir fark yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her iki olayda da kurşunlanan, yakılan ve yok edilen şey doğrudan insanlığın kendisidir. Madımak’ta dumandan boğularak can veren canlar ile Başbağlar’da meydanda toplanıp kurşuna dizilen ya da evlerinde yakılan köylüler, aynı kirli tezgahın kurbanlarıdır. Birini diğerinden üstün tutmak, acılardan birini gölgelemek ya da siyasi pozisyonlara göre acı seçmek, tam da bu katliamları planlayan karanlık odakların ekmeğine yağ sürmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Acıyı Ortak Paydada Bölüşmek ve Kardeşlik</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplumsal hafızamızın iyileşmesi, acıların yarıştırılmasıyla değil, ortak bir paydada bölüşülmesiyle mümkündür. Madımak’ta yükselen feryat ne kadar içimizi yakıyorsa, Başbağlar’dan yükselen feryat da aynı derecede yüreğimizi dağlamalıdır. Bir tarafın acısına ağlayıp diğer tarafın acısına kör kalmak, toplumsal bölünmeyi derinleştirmekten başka bir işe yaramaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anadolu toprağı, bu büyük kışkırtmaya ve Alevi-Sünni çelişkisini büyütme çabalarına karşı köklü irfanı ve sağduyusuyla direnmiştir. Bugün bizlere düşen görev; Sivas’ı da Başbağlar’ı da amasız, fakatsız, tek bir insanlık paydasında sahiplenmektir. Adalet arayışını her iki olay için de aynı kararlılıkla sürdürmek, niyetleri toplumun arasına duvarlar örmek olan karanlık ellerin oyununu tamamen bozacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tarihle Yüzleşmek ve Adaletin Sorumluluğu</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu noktada en büyük sorumluluk devlete düşmektedir. Her iki katliamın da tüm karanlık noktalarıyla, arkasındaki planlayıcı ve azmettiricileriyle birlikte devlet tarafından derinlemesine araştırılması ve tam anlamıyla açığa kavuşturulması hayati bir zorunluluktur. Hakikatin gün yüzüne çıkarılması ve adaletin eksiksiz tecelli etmesi; yalnızca geçmişin yaralarını sarmakla kalmayacak, aynı zamanda barış içinde, adil ve daha iyi bir dünya özlemi çeken geniş kitlelerin yarınlara dair umutlarını yeniden yeşertecektir. Bilinmelidir ki adaletin aydınlığı, karanlık senaryoları alt etmenin en güçlü yoludur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Temmuz ayının bu iki kara gününde hayatını kaybeden tüm masum vatandaşlarimizi saygı, rahmet ve ortak bir matemi paylaşmanın getirdiği derin sorumlulukla anıyoruz. Unutmadık, acıları ayrıştırmadan hatırlamaya devam edeceğiz.</p>



    <div 
    class="align wp-block-lbb-lightbox"        id="lbbLightBox-2"
        data-attributes='{&quot;lightboxType&quot;:&quot;gallery&quot;,&quot;items&quot;:[{&quot;id&quot;:10081,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/07\/basbaglar.webp&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/07\/basbaglar.webp&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:10082,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/07\/basbaglar2.avif&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/07\/basbaglar2.avif&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:10083,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/07\/basbaglar3.webp&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/07\/basbaglar3.webp&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true}],&quot;align&quot;:&quot;&quot;,&quot;cId&quot;:&quot;&quot;,&quot;audio&quot;:{&quot;player&quot;:&quot;&quot;,&quot;typo&quot;:{&quot;fontSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:16,&quot;tablet&quot;:15,&quot;mobile&quot;:14},&quot;fontWeight&quot;:500,&quot;lineHeight&quot;:&quot;135%&quot;}},&quot;layout&quot;:&quot;default&quot;,&quot;columns&quot;:{&quot;desktop&quot;:3,&quot;tablet&quot;:2,&quot;mobile&quot;:1},&quot;columnGap&quot;:&quot;10px&quot;,&quot;rowGap&quot;:&quot;10px&quot;,&quot;content&quot;:{&quot;caption&quot;:false,&quot;overlyColor&quot;:false,&quot;lightboxCaption&quot;:true},&quot;button&quot;:{&quot;icon&quot;:{&quot;class&quot;:&quot;fab fa-wordpress&quot;},&quot;text&quot;:&quot;Image&quot;},&quot;galleryIcon&quot;:true,&quot;popupOptions&quot;:{&quot;mixAllData&quot;:false},&quot;popupIconLeft&quot;:{&quot;infobar&quot;:true},&quot;popupIconMiddle&quot;:{&quot;zoomIn&quot;:true,&quot;zoomOut&quot;:true,&quot;toggle1to1&quot;:false,&quot;rotateCCW&quot;:false,&quot;rotateCW&quot;:false,&quot;flipX&quot;:false,&quot;flipY&quot;:false,&quot;fullscreen&quot;:true},&quot;popupIconRight&quot;:{&quot;twitter&quot;:false,&quot;facebook&quot;:false,&quot;download&quot;:false,&quot;slideshow&quot;:true,&quot;thumbs&quot;:true,&quot;close&quot;:true},&quot;thumb&quot;:{&quot;type&quot;:&quot;classic&quot;,&quot;showOnStart&quot;:true,&quot;minCount&quot;:2},&quot;slideShow&quot;:{&quot;playOnStart&quot;:false,&quot;timeout&quot;:3000},&quot;options&quot;:{&quot;wheel&quot;:&quot;zoom&quot;,&quot;transition&quot;:&quot;fade&quot;},&quot;controls&quot;:{&quot;play-large&quot;:true,&quot;restart&quot;:false,&quot;rewind&quot;:true,&quot;play&quot;:true,&quot;fast-forward&quot;:true,&quot;progress&quot;:true,&quot;current-time&quot;:false,&quot;duration&quot;:false,&quot;mute&quot;:false,&quot;volume&quot;:true,&quot;pip&quot;:false,&quot;airplay&quot;:false,&quot;settings&quot;:false,&quot;download&quot;:false,&quot;fullscreen&quot;:true,&quot;skipTime&quot;:5,&quot;isHeart&quot;:true,&quot;isPlaybackSpeed&quot;:true},&quot;playerColor&quot;:&quot;#03a5ed&quot;,&quot;overlyColor&quot;:&quot;#00000061&quot;,&quot;img&quot;:{&quot;animation&quot;:&quot;zoomIn&quot;,&quot;borderRadius&quot;:5,&quot;isHoverAnimation&quot;:true},&quot;image&quot;:{&quot;ratio&quot;:&quot;4:3&quot;},&quot;imgBorder&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#4527a4&quot;,&quot;style&quot;:&quot;solid&quot;,&quot;width&quot;:&quot;0px&quot;},&quot;caption&quot;:{&quot;position&quot;:&quot;overlyCenter&quot;},&quot;captionTypo&quot;:{&quot;fontSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:16,&quot;tablet&quot;:15,&quot;mobile&quot;:14},&quot;fontWeight&quot;:500,&quot;lineHeight&quot;:&quot;135%&quot;},&quot;captionColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#fff&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;#00000000&quot;},&quot;btnTypo&quot;:{&quot;fontSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:18,&quot;tablet&quot;:15,&quot;mobile&quot;:14},&quot;fontWeight&quot;:500,&quot;lineHeight&quot;:&quot;100%&quot;},&quot;btnWidth&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnHeight&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnAlign&quot;:&quot;left&quot;,&quot;btnType&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnStyle&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#4527a4&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;#fff&quot;},&quot;btnHovColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#333&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;#fff&quot;},&quot;btnPadding&quot;:{&quot;top&quot;:&quot;8px&quot;,&quot;right&quot;:&quot;15px&quot;,&quot;bottom&quot;:&quot;8px&quot;,&quot;left&quot;:&quot;15px&quot;},&quot;btnBorder&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#4527a4&quot;,&quot;style&quot;:&quot;solid&quot;,&quot;width&quot;:&quot;1px&quot;},&quot;btnRadius&quot;:{&quot;top&quot;:&quot;3px&quot;,&quot;right&quot;:&quot;3px&quot;,&quot;bottom&quot;:&quot;3px&quot;,&quot;left&quot;:&quot;3px&quot;},&quot;btnSpaceBetween&quot;:&quot;10px&quot;,&quot;styles&quot;:&quot;&quot;,&quot;sliderHeight&quot;:{&quot;desktop&quot;:&quot;550px&quot;,&quot;tablet&quot;:&quot;500px&quot;,&quot;mobile&quot;:&quot;400px&quot;},&quot;slider&quot;:{&quot;thumbs&quot;:&quot;classic&quot;,&quot;arrowColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#000&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;transparent&quot;}},&quot;popupTheme&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#000&quot;,&quot;size&quot;:{&quot;desktop&quot;:50,&quot;tablet&quot;:70,&quot;mobile&quot;:90},&quot;closeIconColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#fff&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;transparent&quot;},&quot;closeIconHColor&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#FF0000&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;transparent&quot;},&quot;closeIconSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:30,&quot;tablet&quot;:28,&quot;mobile&quot;:25}}}' data-content-indexs="[]"></div>

        
             
         </div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/sivas-ve-basbaglar-katliami/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/basbaglar.mp3" length="1803200" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>4 Temmuz Çorum Katliamı-Unutulan Adalet</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/4-temmuz-corum-katliami/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/4-temmuz-corum-katliami/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2026 16:20:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10064</guid>

					<description><![CDATA[Toplumsal Hafızanın Kanayan Yarası: 4 Temmuz Çorum Katliamı ve Unutulan Adalet Türkiye’nin yakın tarihi, toplumsal barışı hedef alan,]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="628" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/yeni-coru-katliami-1024x628.jpg" alt="yeni coru katliami" class="wp-image-10067" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/yeni-coru-katliami-1024x628.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/yeni-coru-katliami-300x184.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/yeni-coru-katliami-768x471.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/yeni-coru-katliami.jpg 1304w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10067" /></figure>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/corum-katliami.mp3"></audio></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Toplumsal Hafızanın Kanayan Yarası: 4 Temmuz Çorum Katliamı ve Unutulan Adalet</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin yakın tarihi, toplumsal barışı hedef alan, etnik ve mezhepsel fay hatlarını tetiklemek amacıyla kurgulanmış karanlık dönemlerle doludur. Bu karanlık sayfaların en acı verici, en derin iz bırakanlarından biri de şüphesiz 1980 yılının Mayıs ve Temmuz ayları arasında yaşanan Çorum Katliamı’dır. Bugün, 4 Temmuz 1980’de zirve noktasına ulaşan o büyük trajedinin üzerinden onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen, açılan yaralar toplumsal hafızada tazeliğini korumaya devam ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Karanlığa Giden Yol: Provokasyon ve Kışkırtma</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">12 Eylül 1980 askerî darbesine giden sürecin en önemli köşe taşlarından biri olan Çorum Olayları, durup dururken ortaya çıkan yerel bir çatışma değildi. Dönemin gergin siyasi atmosferinde, 27 Mayıs 1980&#8217;de MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak’ın Ankara’da uğradığı suikast, Çorum’daki fitili ateşlemek için bir bahane olarak kullanıldı. 29 Mayıs’tan itibaren kentte sağ ve sol gruplar arasında başlayan gerginlik, kısa sürede farklı mahallelerin karşı karşıya geldiği kitlesel bir baskıya dönüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak olayların asıl kırılma noktası ve katliama dönüşen yüzü, <strong>4 Temmuz 1980</strong> Cuma günü yaşandı. Şehrin en hassas noktalarını kaşımak isteyen karanlık eller, &#8220;Alaaddin Camii bombalandı&#8221; ve &#8220;Solcular komünistler camileri yakıyor&#8221; şeklinde tamamen asılsız, yalan bir şayia yaydılar. Cuma namazından çıkan kitlelerin bu provokasyonla kışkırtılması sonucu, başta Milönü Mahallesi olmak üzere Alevi ve sol görüşlü vatandaşların yoğun olarak yaşadığı bölgelere yönelik organize, kanlı bir saldırı dalgası başlatıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bir Kentin Parçalanışı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Günlerce süren olaylar boyunca barikatlar kuruldu, evler ve iş yerleri yağmalandı, ateşe verildi. Kentin dış dünya ile iletişimi kesildi; ambargolar uygulandı. Çorum sokaklarında komşunun komşuya düşman edildiği, insanlığın askıya alındığı günler yaşandı. Resmi kayıtlara göre 57 vatandaşımızın hayatını kaybettiği, yüzlercesinin yaralandığı ve binlerce insanın doğup büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kaldığı bu süreç, sadece Çorum’u değil, tüm Türkiye’yi yasa boğdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dönemin askeri ve mülki idarecilerinin olayları durdurmadaki yetersizliği ya da geç müdahalesi, provokasyonun büyüyerek bir katliama dönüşmesine zemin hazırladı. Çorum, 12 Eylül darbesine giden yolda toplumun nasıl kutuplaştırılabileceğinin ve bir iç çatışma provasının nasıl yapılabileceğinin en acı labaratuvarı haline getirilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hafıza, Yüzleşme ve Kalıcı Barış</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Çorum Katliamı, sadece geçmişte kalmış bir tarih yaprağı değildir. Maraş’tan Çorum’a, Sivas’tan Gazi Mahallesi’ne uzanan bu acı silsilesi, bize toplumsal barışın ne kadar hassas bir dengede durduğunu ve provokasyonlara karşı ne denli uyanık olunması gerektiğini hatırlatan kalıcı bir derstir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir toplumun geleceğini sağlıklı bir şekilde inşa edebilmesi, geçmişindeki bu tür karanlık noktalara cesaretle bakabilmesinden, kurbanların anısını yaşatabilmesinden ve adaleti tam anlamıyla sağlayabilmesinden geçer. Aradan geçen yıllara rağmen Çorum’da hayatını kaybedenlerin acısı acımız, geride bıraktıkları adalet arayışı ise hepimizin ortak sorumluluğudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün 4 Temmuz. Çorum Katliamı’nda yaşamını yitiren tüm canları saygı ve rahmetle anarken; nefretin, kutuplaşmanın ve kardeş kavgalarının bir daha asla bu topraklarda zemin bulamadığı, barış içinde bir gelecek diliyoruz. Unutmadık, unutmayacağız.</p>



    <div 
    class="align wp-block-lbb-lightbox"        id="lbbLightBox-3"
        data-attributes='{&quot;lightboxType&quot;:&quot;gallery&quot;,&quot;items&quot;:[{&quot;id&quot;:10072,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/07\/CORUM-OLAYLARI.jpg.webp&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/07\/CORUM-OLAYLARI.jpg.webp&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:10070,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/07\/corum.png&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/07\/corum.png&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:10067,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/07\/yeni-coru-katliami.jpg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/07\/yeni-coru-katliami.jpg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true}],&quot;align&quot;:&quot;&quot;,&quot;cId&quot;:&quot;&quot;,&quot;audio&quot;:{&quot;player&quot;:&quot;&quot;,&quot;typo&quot;:{&quot;fontSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:16,&quot;tablet&quot;:15,&quot;mobile&quot;:14},&quot;fontWeight&quot;:500,&quot;lineHeight&quot;:&quot;135%&quot;}},&quot;layout&quot;:&quot;default&quot;,&quot;columns&quot;:{&quot;desktop&quot;:3,&quot;tablet&quot;:2,&quot;mobile&quot;:1},&quot;columnGap&quot;:&quot;10px&quot;,&quot;rowGap&quot;:&quot;10px&quot;,&quot;content&quot;:{&quot;caption&quot;:false,&quot;overlyColor&quot;:false,&quot;lightboxCaption&quot;:true},&quot;button&quot;:{&quot;icon&quot;:{&quot;class&quot;:&quot;fab fa-wordpress&quot;},&quot;text&quot;:&quot;Image&quot;},&quot;galleryIcon&quot;:true,&quot;popupOptions&quot;:{&quot;mixAllData&quot;:false},&quot;popupIconLeft&quot;:{&quot;infobar&quot;:true},&quot;popupIconMiddle&quot;:{&quot;zoomIn&quot;:true,&quot;zoomOut&quot;:true,&quot;toggle1to1&quot;:false,&quot;rotateCCW&quot;:false,&quot;rotateCW&quot;:false,&quot;flipX&quot;:false,&quot;flipY&quot;:false,&quot;fullscreen&quot;:true},&quot;popupIconRight&quot;:{&quot;twitter&quot;:false,&quot;facebook&quot;:false,&quot;download&quot;:false,&quot;slideshow&quot;:true,&quot;thumbs&quot;:true,&quot;close&quot;:true},&quot;thumb&quot;:{&quot;type&quot;:&quot;classic&quot;,&quot;showOnStart&quot;:true,&quot;minCount&quot;:2},&quot;slideShow&quot;:{&quot;playOnStart&quot;:false,&quot;timeout&quot;:3000},&quot;options&quot;:{&quot;wheel&quot;:&quot;zoom&quot;,&quot;transition&quot;:&quot;fade&quot;},&quot;controls&quot;:{&quot;play-large&quot;:true,&quot;restart&quot;:false,&quot;rewind&quot;:true,&quot;play&quot;:true,&quot;fast-forward&quot;:true,&quot;progress&quot;:true,&quot;current-time&quot;:false,&quot;duration&quot;:false,&quot;mute&quot;:false,&quot;volume&quot;:true,&quot;pip&quot;:false,&quot;airplay&quot;:false,&quot;settings&quot;:false,&quot;download&quot;:false,&quot;fullscreen&quot;:true,&quot;skipTime&quot;:5,&quot;isHeart&quot;:true,&quot;isPlaybackSpeed&quot;:true},&quot;playerColor&quot;:&quot;#03a5ed&quot;,&quot;overlyColor&quot;:&quot;#00000061&quot;,&quot;img&quot;:{&quot;animation&quot;:&quot;zoomIn&quot;,&quot;borderRadius&quot;:5,&quot;isHoverAnimation&quot;:true},&quot;image&quot;:{&quot;ratio&quot;:&quot;4:3&quot;},&quot;imgBorder&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#4527a4&quot;,&quot;style&quot;:&quot;solid&quot;,&quot;width&quot;:&quot;0px&quot;},&quot;caption&quot;:{&quot;position&quot;:&quot;overlyCenter&quot;},&quot;captionTypo&quot;:{&quot;fontSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:16,&quot;tablet&quot;:15,&quot;mobile&quot;:14},&quot;fontWeight&quot;:500,&quot;lineHeight&quot;:&quot;135%&quot;},&quot;captionColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#fff&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;#00000000&quot;},&quot;btnTypo&quot;:{&quot;fontSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:18,&quot;tablet&quot;:15,&quot;mobile&quot;:14},&quot;fontWeight&quot;:500,&quot;lineHeight&quot;:&quot;100%&quot;},&quot;btnWidth&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnHeight&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnAlign&quot;:&quot;left&quot;,&quot;btnType&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnStyle&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#4527a4&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;#fff&quot;},&quot;btnHovColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#333&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;#fff&quot;},&quot;btnPadding&quot;:{&quot;top&quot;:&quot;8px&quot;,&quot;right&quot;:&quot;15px&quot;,&quot;bottom&quot;:&quot;8px&quot;,&quot;left&quot;:&quot;15px&quot;},&quot;btnBorder&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#4527a4&quot;,&quot;style&quot;:&quot;solid&quot;,&quot;width&quot;:&quot;1px&quot;},&quot;btnRadius&quot;:{&quot;top&quot;:&quot;3px&quot;,&quot;right&quot;:&quot;3px&quot;,&quot;bottom&quot;:&quot;3px&quot;,&quot;left&quot;:&quot;3px&quot;},&quot;btnSpaceBetween&quot;:&quot;10px&quot;,&quot;styles&quot;:&quot;&quot;,&quot;sliderHeight&quot;:{&quot;desktop&quot;:&quot;550px&quot;,&quot;tablet&quot;:&quot;500px&quot;,&quot;mobile&quot;:&quot;400px&quot;},&quot;slider&quot;:{&quot;thumbs&quot;:&quot;classic&quot;,&quot;arrowColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#000&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;transparent&quot;}},&quot;popupTheme&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#000&quot;,&quot;size&quot;:{&quot;desktop&quot;:50,&quot;tablet&quot;:70,&quot;mobile&quot;:90},&quot;closeIconColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#fff&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;transparent&quot;},&quot;closeIconHColor&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#FF0000&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;transparent&quot;},&quot;closeIconSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:30,&quot;tablet&quot;:28,&quot;mobile&quot;:25}}}' data-content-indexs="[]"></div>

        
             
         </div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/4-temmuz-corum-katliami/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/corum-katliami.mp3" length="1837890" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Aynı Acının İki Tarihi!</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/ayni-acinin-iki-tarihi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/ayni-acinin-iki-tarihi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2026 19:08:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Hasan Dede]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10028</guid>

					<description><![CDATA[Aynı Acının İki Tarihi! Yeryüzü var olduğundan beri insanlık nice acılar gördü. Savaşlar, katliamlar, sürgünler, kırımlar…&#160; Her biri]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1536" height="1024" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/dede-hasan.jpg" alt="dede hasan" class="wp-image-10030" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/dede-hasan.jpg 1536w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/dede-hasan-300x200.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/dede-hasan-1024x683.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/dede-hasan-768x512.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" data-mwl-img-id="10030" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Aynı Acının İki Tarihi!</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeryüzü var olduğundan beri insanlık nice acılar gördü. Savaşlar, katliamlar, sürgünler, kırımlar…&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her biri ardında kapanması zor yaralar, nesilden nesile aktarılan travmalar bıraktı. Tarih kitapları olayları yazar ama asıl yükü, o günleri yaşayan insanların hafızası taşır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir de insanın kendi ömrü boyunca tanık olduğu acılar vardır. Bir haberle yüreğine düşen, yıllar geçse de unutamadığı acılar…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kimi insan hiçbir suçu, hiçbir günahı yokken, başkalarının öfkesi ya da körleşmiş ideolojileri yüzünden hayattan koparılır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kimi ise bilgisiyle, sanatıyla, şiiriyle, türküsüyle insanlara umut olmak, hafızalarında güzel bir iz bırakmak için bir etkinlikte yer alır fakat ertesi güne ulaşamaz. Çünkü birileri, kendi karanlık düşüncelerini insan hayatından daha değerli görür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta, Madımak Oteli’nde yaşanan katliam, bu toprakların hafızasına kazınmış en derin acılardan biridir. Düşünceleri, sanatları ve inançları nedeniyle insanlar, göz göre göre yakılarak yaşamdan koparıldı. O gün yalnızca canlar değil, vicdan da ateşe verildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Henüz bu acının dumanı dağılmadan, 5 Temmuz 1993’te Erzincan’ın Başbağlar Köyü’nde bu kez masum köylüler hedef alındı. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve siviller… Nefretin, intikamın ve kör şiddetin kurbanı oldu. Bir köyün sessizliği, insanlığın ortak vicdanında yankılanan büyük bir çığlığa dönüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aslında acının kimliği yoktur. Gözyaşının mezhebi, dili, etnik kökeni olmaz. Yakılan da aynı candır, kurşunlanan da…&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geride kalan annenin gözyaşı da aynıdır, babanın sessizliği de, yetim kalan çocuğun özlemi de.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne yazık ki tarih boyunca insanlar, kendileri gibi düşünmeyenlerin ölümünü meşrulaştırmaya çalıştı. Oysa hiçbir inanç, hiçbir ideoloji, hiçbir siyasi görüş masum bir insanın canından daha değerli değildir. Bir cana kıymanın haklı gerekçesi olamaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aradan yıllar geçti. Bugün geriye dönüp baktığımızda, Sivas’ta yaşamını yitirenleri de Başbağlar’da katledilenleri de aynı insanlık vicdanıyla anmak zorundayız. Acılar arasında taraf tutmak değil, acının kendisine karşı durmak gerekir. Çünkü bir katliamı görüp diğerini görmezden gelmek, vicdanı eksiltir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belki artık kaybettiklerimizi geri getiremeyiz. Ama onların anısından çıkaracağımız en büyük ders, nefreti değil, birlikte yaşam kültürünü büyütmek, öfkeyi değil, adaleti savunmak olmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu topraklar artık yeni acılar değil,&nbsp; birbirinin yasına saygı duyan, farklılıkları zenginlik olarak gören insanların hikâyesini yazmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2 Temmuz Sivas Madımak’ta, 5 Temmuz Başbağlar’da yaşamını yitiren bütün masum insanları saygı, rahmet ve derin bir hüzünle anıyorum.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanlığa düşen görev ise yalnızca ölenlere rahmet dilemek değil,&nbsp; benzer acıların bir daha yaşanmaması için ortak vicdanda buluşabilmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hasan Dede</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğitimci&nbsp;</p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede-sivas-uzerine.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/ayni-acinin-iki-tarihi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/hasan-dede-sivas-uzerine.mp3" length="1457548" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Dinmeyen Sızı: 33. Yılında Madımak Katliamı</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/sivas-katliami-33-yili/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/sivas-katliami-33-yili/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2026 17:10:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9874</guid>

					<description><![CDATA[Unutmadık, Aklımızda Katliamı’nın üzerinden dile kolay, tam 33 yıl geçti. Bu acı üzerine konuşmak da yazmak da her]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/sivas-katliami-1024x683.jpg" alt="sivas katliami" class="wp-image-9878" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/sivas-katliami-1024x683.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/sivas-katliami-300x200.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/sivas-katliami-768x512.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/sivas-katliami.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="9878" /></figure>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/sivas-katliami.mp3"></audio></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="has-text-color has-link-color has-medium-font-size wp-elements-f69c2701689d2b7e656c93814ba43578 wp-block-paragraph" style="color:#b00505"><strong>Unutmadık, Aklımızda</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"> Katliamı’nın üzerinden dile kolay, tam 33 yıl geçti. Bu acı üzerine konuşmak da yazmak da her sene aynı ağırlığı çöktürüyor insanın göğsüne. Çünkü Madımak denince insanın aklına sayılar, tarihler değil; o dumanların arasında birbirine sarılan gencecik insanlar, yarım kalan şiirler ve pencere kenarında çaresizce bekleyen gözler geliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gelin, bu kanayan yarayı resmi raporların soğukluğundan sıyırıp, içimiz sızlayarak, insanca konuşalım.</p>



<p class="has-large-font-size wp-block-paragraph"><strong>O Gün Sivas&#8217;ta Ne Oldu?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">1993’ün o sıcak Temmuz gününde, Sivas aslında Pir Sultan Abdal’ı anmak, sanatı, sözü, deyişleri konuşmak için bir araya gelen güzelim insanları ağırlıyordu. Metin Altıok oradaydı, Behçet Aysan oradaydı; henüz yirmili yaşlarının başında, bağlamasının tellerine can veren Hasret Gültekin oradaydı. Koridorlarında neşeyle semah dönen gencecik çocuklar vardı o otelin.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonra bir şeyler organize edildi, birileri düğmeye bastı. Şehrin sokaklarında nefret dolu bildiriler gezmeye başladı. Aziz Nesin’in varlığı, inançlar, hassasiyetler bahane edilerek koca bir şehir kışkırtıldı. Cuma namazından çıkan binlerce insan, gözü dönmüş bir öfkeyle Madımak Oteli’nin etrafını sardı.</p>



<p class="has-large-font-size wp-block-paragraph"><strong>Göz Göre Göre Gelen Felaket</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İçeridekiler saatlerce bekledi. Dışarıdaki barbarca çığlıkları duyarak, taşların pencereleri kırmasını izleyerek beklediler. &#8220;Bize bir şey yapmazlar, biz buraya misafir geldik&#8221; dediler belki de ilk saatlerde. Ama devlet, kolluk kuvvetleri, asker&#8230; Herkes sustu, herkes izledi. Koca bir otel dolusu aydın, sanatçı ve çocuk, şehrin göbeğinde saatlerce yalnız bırakıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonra o ateş yakıldı. Otelin önündeki arabalar ateşe verildi, alevler binayı sardı. İşin en korkunç, en insanlık dışı kısmı neydi biliyor musunuz? Otel cayır cayır yanarken, dışarıdaki binlerce kişinin &#8220;Yakin ulan yakın, cehennem ateşi&#8221; diye tekbir getirmesi, sevinç çığlıkları atmasıydı. Barbarlık, tarihte az kez bu kadar çıplak ve pervasız bir şekilde kendini gösterdi.</p>



<p class="has-large-font-size wp-block-paragraph"><strong>Madımak&#8217;ta Sönen Hayatlar</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">O gün o cehennemde 33 konuk ve 2 otel çalışanı olmak üzere 35 canımızı kaybettik. Biz o gün sadece insanları değil; Türkiye’nin geleceğini, vicdanını, şiirini ve müziğini de yaktık.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O yangında yitirdiğimiz, isimleri ve anıları önünde saygıyla eğildiğimiz canlarımız:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Muhlis Akarsu</strong> (45 yaşında – Sanatçı, ozan)</li>



<li><strong>Muhibe Akarsu</strong> (35 yaşında – Muhlis Akarsu’nun eşi)</li>



<li><strong>Metin Altıok</strong> (53 yaşında – Şair, yazar)</li>



<li><strong>Behçet Sefa Aysan</strong> (44 yaşında – Şair, doktor)</li>



<li><strong>Hasret Gültekin</strong> (22 yaşında – Sanatçı, müzisyen)</li>



<li><strong>Nesimi Çimen</strong> (62 yaşında – Sanatçı, ozan)</li>



<li><strong>Uğur Kaynar</strong> (37 yaşında – Şair)</li>



<li><strong>Asaf Koçak</strong> (35 yaşında – Karikatürist)</li>



<li><strong>Edibe Sulari</strong> (40 yaşında – Sanatçı)</li>



<li><strong>Erdal Ayrancı</strong> (35 yaşında – Yönetmen)</li>



<li><strong>Asım Bezirci</strong> (66 yaşında – Yazar, eleştirmen)</li>



<li><strong>Sehergül Yılmaz</strong> (15 yaşında – Çocuk, semah ekibi)</li>



<li><strong>Gülsün Karababa</strong> (22 yaşında – Sanatçı)</li>



<li><strong>Yeşim Özkan</strong> (20 yaşında – Üniversite öğrencisi, semah ekibi)</li>



<li><strong>Huriye Özkan</strong> (22 yaşında – Üniversite öğrencisi, semah ekibi)</li>



<li><strong>Carina Cuanna Thuijs</strong> (22 yaşında – Hollandalı gazeteci/öğrenci)</li>



<li><strong>Serkan Doğan</strong> (19 yaşında – Üniversite öğrencisi)</li>



<li><strong>Murat Gündüz</strong> (22 yaşında – Üniversite öğrencisi)</li>



<li><strong>Ahmet Özyurt</strong> (21 yaşında – Üniversite öğrencisi)</li>



<li><strong>Serpil Canik</strong> (19 yaşında – Semah ekibi)</li>



<li><strong>İnci Türk</strong> (22 yaşında – Üniversite öğrencisi)</li>



<li><strong>Yasemin Sivri</strong> (19 yaşında – Üniversite öğrencisi)</li>



<li><strong>Asuman Sivri</strong> (16 yaşında – Çocuk, student)</li>



<li><strong>Belkıs Çakır</strong> (18 yaşında – Öğrenci)</li>



<li><strong>Gülender Akça</strong> (25 yaşında – Kültür merkezi üyesi)</li>



<li><strong>Sait Metin</strong> (23 yaşında – Kültür merkezi üyesi)</li>



<li><strong>Handan Metin</strong> (20 yaşında – Kültür merkezi üyesi)</li>



<li><strong>Ahmet Öztürk</strong> (21 yaşında – Otel çalışanı)</li>



<li><strong>Kenan Yılmaz</strong> (21 yaşında – Otel çalışanı)</li>



<li><strong>Mehmet Atay</strong> (25 yaşında – Fotoğrafçı, gazeteci)</li>



<li><strong>Nurcan Şahin</strong> (14 yaşında – Çocuk)</li>



<li><strong>Özlem Şahin</strong> (17 yaşında – Çocuk)</li>



<li><strong>Menekşe Kaya</strong> (15 yaşında – Çocuk)</li>



<li><strong>Koray Kaya</strong> (12 yaşında – Çocuk, katliamın en genç kaybı)</li>



<li><strong>Muammer Çiçek</strong> (26 yaşında – Tiyatro oyuncusu)</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Aziz Nesin ise o yangından yaralı kurtuldu ama itfaiye merdiveninden indirilirken bile linç edilmeye çalışıldı. Bu ülkenin yetiştirdiği en büyük yazarlardan biri, canını zor kurtardı o cehennemden.</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Adalet Mi? Hiç Olmadı ki&#8230;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Olayın arkasındaki derin karanlık, o kitleleri oraya yığan gerçek suçlular hiçbir zaman gün yüzüne çıkarılmadı. Birkaç piyon yargılandı, cezalar verildi ama asıl sorumlular elini kolunu sallayarak gezdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha da acısı neydi biliyor musunuz? Katliamın firari sanıklarının davası yıllar sonra <strong>zamanaşımı</strong> gerekçesiyle düşürüldü. İnsanlığa karşı işlenen bir suç, kağıt üzerindeki bir süre sınırı yüzünden kapatıldı. Adalet arayan ailelerin göz yaşları, o zamanaşımı kararlarıyla bir kez daha hiçe sayıldı. Yıllarca o otelin altında bir kebapçının işletilmesi ise hafızalarımıza kazınan bir başka utanç vesikası olarak kaldı.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bugün Bize Kalan Ne?</strong> Sivas Katliamı&#8217;nin üzerinden 33 yıl geçmesi, acıyı eskitmiyor. Aksine, adalet yerini bulmadığı için o yara her Temmuz’da yeniden kanıyor. Madımak’ı unutmamak, sadece ölenleri anmak demek değildir; bu topraklarda bir daha hiç kimsenin inancından, fikrinden, kimliğinden ötürü yakılmayacağı bir geleceği savunmaktır. Biz o yangını, o 35 canın ismini unutursak insanlığımızdan ve geleceğimizden vazgeçmiş oluruz.</p>
</blockquote>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/sivas-katliami-33-yili/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/sivas-katliami.mp3" length="2741518" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Her Şeye Rağmen Yeniden Yazmak</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/her-seye-ragmen-yeniden-yazmak/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/her-seye-ragmen-yeniden-yazmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jul 2026 16:46:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10018</guid>

					<description><![CDATA[Her Şeye Rağmen Yeniden Yazmak Bu sıcak yaz günlerinde, kitap sayfaları arasında gelgitler yaşayacağım, bir o kadar da]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-1024x683.jpg" alt="ali seker" class="wp-image-10019" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-1024x683.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-300x200.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-768x512.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10019" /></figure>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-sicak.mp3"></audio></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Her Şeye Rağmen Yeniden Yazmak</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sıcak yaz günlerinde, kitap sayfaları arasında gelgitler yaşayacağım, bir o kadar da öğretici olacağına inandığım, en sevdiğim yazarların kitapları okuma masamın üzerinde beni bekliyorlar. İşte farklı bir ütopyada düşsel bir dünyaya adım atmaya hazırım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son elli yılın en sıcak haziran ayı, günlerden perşembe haziran ayının on üçü tarih 2024. Üstümüzde uzun soluklu bir güneş, Karadeniz &#8216; in nemli kalın perdeleriyle el ele tutuşmuş. Gökyüzü, yaşadığın yerde varsa deniz, dağlar, birbirine benzeyen ovalar dizilimi. Sana bana her şey uzakta eşsiz bir güzellikte, parası olanı dışarı davet ediyor, alıcısına, cebine göre çok fazla.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Olmayandaysa yok yok, her şey gibi hayatta o paylaşması gereken sosyal adaleti maalesef sağlamıyor, alabildiğine yoksullaşıyoruz. Okyanus suyunun ısınması, doğa tahribatıyla, sen bu sıcak havalarda sokağa adım atamıyorsun. Orta yaşların ramağındaki sen bir başınasın ve ne kadar özgürsün. Üst üste bindirilmiş hanelerde, insanların ikisi üçü bir arada geçinemezken.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşamımızda her yaşın kendine göre katlanabilir anları oldukça fazla, zaman bize aldırmadan sonsuzluğa akıp gidiyor. Kendi penceremizde hep eski şeyler görürüz, somut yaşamın vazgeçilmez anlatımı hareket halinde, bir yerlerde kendini benimseniyor. Güneşin altında bütün karanlık gölgeler bir bir kalkıyor&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İsteyen varsıl olan her şeyi satın alabilir, torbasını doldurup, isterse başka ülkelerde rezidanslar da dikebilir. Ayşe kadın: eğer varsa pazar yerindeki, meyve sebze döküntülerini toplamaya kaldığı yerden yine devam edebilir. Sizce hiç bir mahsuru yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Süregelen iktidarların hiçbiri açlığı, yokluğu, adaletsizliği tersine çevirmemiştir, ne de sömürüyü minimize etmiştir. Karşılıklı sevgi, eşitlik, yaratıcılık ile tanımlanan yurttaşlık bilgisini nereye koyacaksınız. Kendi kimliğinizle çok övünen siz milliyetçi muhafazakâr emlak zengini beyler, Türk Lirasının değeri bir madeni pula indirgenmiş bir vaziyette, en dipte gideceği bir yerde yok. Bunun için bir öngörünüz var mı, yarın enflasyonu düşürmek gibi sosyal yaralara bir reçeteniz olmalı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sana bana her şey uzakta eşsiz bir güzellikte, parası olanı dışarı davet ediyor, alıcısına, cebine göre daha iyi. Var olan anayasaya, AHİM &#8216; e, toplumsal kuralların tamamına, yurttaş ayırmaksızın, bağıtlanmış uluslararası sözleşmelere, bir kişinin keyfine keder hukuk çerçevesinde uyulmuyorsa, bir şeyi sil baştan tekrar istemek, tokluk duygusunun yirmi iki senelik iktidar, kibrinin içine bir insanın ölünceye kadar düşemesidir ve bu tiranlaşmaktan başka bir şey değil.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İstemek, istemek, her şeyi elde etmek, insanoğlunun vazgeçemediği bencilce kötü bir huyudur. Şimdi yönetenlerin sultanlarda olmayan yetkisine her toplum dinamiklerinin dur demesinin zamanı geldi ve geçiyor. Mütevazı yer sofrasında, bir yüzüğün açlığıyla başarılı olmanın dönemi çok gerilerde kaldı. Kendi toplumuna daha faydalı olmanın en doğru yolu, çoğulcu parlamenter sistem, kuvvetler ayrılığına bir an önce geri dönmek olduğunu, bütün toplum dinamiklerinin görmesi gerekir&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kitaplar: düşüncenin kalıcı bir şekilde yazı yoluyla can bulmasının yani sıra edebiyatın, okurun ruhuna işlemesine katkı yapan elverişli bir etkisi de muhakkak vardır. Okuma masama oturdum, kitap sayfaları arasında arada bir başımı kaldırdığımda çevremdeki manzaranın seyrine bir anlığına bakmaya başlıyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Balkon penceresinin kuzeyinde yaşı benden epeyce geçkin çam ağaçlarıyla örülü yeşillik, varoşlu evler iç içe. Doğusunda Yamanlar dağı güneşin alnında çıplak örtüsüz, en üste mavi gökyüzünün renklerle olan tek uyumu birleşiyor. Karşımızda İzmir Körfezi, deniz alabildiğine küçüldükçe küçülüyor. Doğa kendini bütünüyle güneşe vermiş, küçük atık bir cam parçası bile büyük yangınlar çıkarmaya çok yatkın, gün ışığında kendi artıklarımız ateş topu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sıcak yaz günlerinde: çoğunluk, en besleyici olan metafizik yanıyla kendi gölgesinin altında oturabilir, oturabiliyorsa. Bilimden, fenden ve matematikten uzak, bir adım ötemizde açlık. Yaş ortalaması elli sekiz yaş üstü, üretim alış veriş marketlerin raflarında son kullanma tarihi çoktan geçmiş. Tarlaların büyük bir bölümü tarihi belli olmayan nadasa terkedilmişti, ülkem&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her anlamda aç olmak duygusunun kendini daha iyi beslediğini okuduğumuz kitaplarda ve kendi somut koşullarımız içerisinde daha iyi anlaya biliyoruz. Evet, gerçek anlamda karnı aç olan bir kişi, alınteriyle iştahla yediği yemekten tat alabilir. Kitaplarla: ikinci bir gözle gezintiye çıkmak, her haliyle düşsel dünyamıza güzel bir etki uyandırıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Haziran ayının yakıcı güneşi, kalın sıcak perdesiyle her şeyi örtmüş, her yanımız sıcak mı sıcak, kentler derin bir sessizliğe gömülmüştü. Birinci doğamız olan toprakla geçinemezken, toprağı öldürüp üst üste yığmak, beton satın almak katbekat evler, nasıl bir duygu kendimizi gelecek olan evrene, çocuklara nasıl anlatacağız&#8230;.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Okuduğumuz kitapları biz yazmasak da, some kitaplarda yazarın düşüyle, hayatın her kımıltısını insan duyumsayabiliyor&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, yazın &#8211; düşün sanatını yazan birileri olmazsa, nasıl bir kitap okuruna döneşebiliriz &#8216; in cevabı yine yazmak, her şeye rağmen yeniden yazmak. Hiç hayıflanmamıza gerek yok. Ve o an şöyle bir duygu aklımızdan geçebilir. Ne yazık ki, yazar! Benim gibi düşünüp öyle yazmış, her cümlesinde kendimi buluyorum&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8221; Bu da benim doğal kusurum olsun&#8230;&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ali Şeker</strong></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/her-seye-ragmen-yeniden-yazmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/07/ali-seker-sicak.mp3" length="2771820" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Devletsizlik Koşullarında Milliyetçilik</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/devletsizlik-kosullarinda-milliyetcilik/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/devletsizlik-kosullarinda-milliyetcilik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jun 2026 17:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Hüsamettin Turan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=10010</guid>

					<description><![CDATA[Devletsizlik Koşullarında Milliyetçilik:Kürt Kimliğinde Varlık Refleksi OlarakUlusal BilinçUlus-devletlerin siyasal ve hukuki çerçevesi içinde milliyetçilik çoğunlukla bir ideoloji olarak]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/devletsizlik-1024x683.jpg" alt="devletsizlik" class="wp-image-10012" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/devletsizlik-1024x683.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/devletsizlik-300x200.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/devletsizlik-768x512.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/devletsizlik.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="10012" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Devletsizlik Koşullarında Milliyetçilik:<br>Kürt Kimliğinde Varlık Refleksi Olarak<br>Ulusal Bilinç</strong><br>Ulus-devletlerin siyasal ve hukuki çerçevesi içinde milliyetçilik çoğunlukla bir ideoloji olarak tartışılır.<br>Fransız, Japon ya da Türk gibi yerleşik devlet yapısına sahip uluslarda milliyetçilik, bireysel bir yönelimi ya da politik bir tercihi ifade edebilir; bireyin sağcı, muhafazakâr ya da milliyetçi olup olmadığı, siyasal eğilim düzeyinde değerlendirilir.<br>Oysa bu çerçeve …<br>Devletsiz uluslara uygulandığında analitik olarak çöker. Kürtler gibi modern devlet sistemine entegre edilmemiş, aksine parçalanmış, bastırılmış ve yok sayılmış bir halk söz konusu olduğunda milliyetçilik bir fikir olmaktan çıkar, varoluşsal bir zemine dönüşür.<br>Kürt milliyetçiliği, düşünsel bir akımdan ziyade, bu yokluk karşısında bir direnç ve anlam inşası biçimidir. Varlık felsefesi açısından bakıldığında, milliyetçilik devletsiz bir millet için bir ideoloji değil, kolektif varoluşun bilinci ve sürekliliğidir. Devletin olmadığı koşullarda ulus, kendini ancak bu bilinç aracılığıyla korur ve tanımlar.<br>Moderniteyle şekillenen ulus-devlet sistemi, kültürel homojenlik ve merkeziyetçi hukuk ilkeleri etrafında inşa edildi.<br>Fransız Devrimi’nden bu yana ulus-devletler, kendi içlerinde ulus yaratma süreçlerini, eğitim, dil, kamu kurumları ve hukuki vatandaşlık mekanizmalarıyla yürüttüler. Bu mekanizmalar, bireyin milliyetçi olup olmamasını önemsizleştirir; çünkü birey, zaten doğduğu andan itibaren ulusal kimliğe hukuken ve toplumsal olarak eklemlenmiştir.<br>Fransız bir birey, Fransız milliyetçisi olmadığı hâlde Fransız’dır; çünkü devleti, dili, eğitimi ve hukuku onu bu aidiyetin içine alır.<br>Bu durum, Michael Billig’in ortaya koyduğu banal milliyetçilik kuramıyla da açıklanabilir. Bayraklar, marşlar, kimlik belgeleri, resmi dil kullanımı gibi gündelik ve görünmez pratikler üzerinden ulusal kimlik sürekli yeniden üretilir.<br>Bu sıradan milliyetçilik biçimi, devlet sahibi uluslarda o kadar içselleşmiştir ki, milliyetçi bir tutum takınmak için milliyetçiliği düşünmek bile gerekmez. Yani, Fransız ya da Japon olmak için milliyetçi olmak gerekmez; çünkü o kimlik zaten toplumsal olarak kabul edilmiştir.<br>Kürtler için bu koşullar yoktur.<br>Kürt halkı, dört ayrı ulus-devletin sınırları içinde bölünmüş, dili yasaklanmış, tarihi inkâr edilmiş ve eğitim kurumlarından dışlanmış bir halktır. Ne bir Kürt devleti ne de uluslararası tanınmış bir hukuki statüsü vardır. Bu nedenle Kürt kimliği, sadece etnik ya da kültürel bir unsur değil, aynı zamanda politik ve varoluşsal bir meseledir.<br>Milliyetçilik burada bir seçeneği, ideolojik yönelimi değil; süreklilik arz eden yokluk koşullarına karşı bir kimlik bilincini ifade eder. Devlet sahibi ulusların sahip olduğu banal aidiyet alanları, Kürtler için her gün yeniden kazanılması, inşa edilmesi gereken zor alanlardır. Bu nedenle milliyetçilik, Kürt birey için bir ideolojik yönelim değil, yoklukla şekillenen varlık arayışıdır.<br>Bu bağlamda Kürt milliyetçiliğini diğer milliyetçiliklerle aynı teorik çerçevede değerlendirmek indirgemeci olur.<br>Çünkü …<br>Örneğin Alman, Fransız ya da Japon milliyetçiliği devlet kurmuş ya da devlet tarafından kurumsallaştırılmış milliyetçiliklerdir.<br>Oysa Kürt milliyetçiliği devletsizliğe karşı bir kendini koruma içgüdüsüdür. Bu bağlamda Benedict Anderson’un hayali cemaatler kavramı ya da Gellner’in milliyetçiliği sanayi toplumunun ürünü olarak tanımlaması, Kürt gerçekliğiyle sınırlı düzeyde kesişebilir. Çünkü Kürtler için cemaat sadece hayal değil, aynı zamanda yokluk koşullarında var edilmek zorunda kalınan bir sığınaktır.<br>Kürt milliyetçiliğinin bu varoluşsal niteliği, onu ideolojik fraksiyonlara ait dar bir dil olarak sunan yaklaşımlarla da çelişir. Modern ulus-devletlerin yurttaşlarına sunduğu kamusal aidiyet alanı Kürtlere kapalıdır.<br>Ne resmi dilde konuşma hakkı ne de kamusal bir Kürt kimliğiyle eğitim, hukuk ve siyaset alanında var olma imkânı tanınmıştır. Bu nedenle Kürt bir birey, kendisini anlamlandırmak için doğal olarak ulusal aidiyete yönelir.<br>Aidiyet, burada soyut bir kimlik tercihi değil, hayatta kalma biçimidir. Bu milliyetçilik, bireyi herhangi bir ideolojik kampın içine sokmaz; aksine, halkın kültürel ve tarihsel sürekliliğiyle temas hâlinde kalarak, onu varoluşsal olarak tanımlar.<br>Kürt milliyetçiliği bu bağlamda her Kürt bireyin taşıdığı potansiyel bir bilinçtir. Bu bilinç kimi zaman politikleşir, kimi zaman bastırılır, kimi zaman bireysel düzlemde yaşanır.<br>Ancak<br>Her hâlükârda milliyetçilik burada bir politik görüş değil, ulusal yokluk hâline karşı verilen anlam arayışıdır. Bu anlamıyla Kürt milliyetçiliğini, örneğin Türk, Arap ya da Fars milliyetçiliğiyle aynı düzlemde tartışmak tarihsel gerçekliği saptırmak olur. Çünkü biri bir ulusun diğerleri üzerindeki tahakkümünü, diğeri ise bu tahakküme karşı ulusal varoluşun yeniden inşasını temsil eder.<br>Bu bağlamda, Kürt milliyetçiliğini bir ideolojik eğilim gibi sunmak, onun tarihsel, sosyolojik ve siyasal bağlamını görmezden gelmektir.<br>Kürtler için milliyetçilik, bir tercihten çok, sürekli bastırılan kimliğe karşı bir varlık alanı yaratma refleksidir.<br>Devlet sahibi ulusların gündelik milliyetçiliği nasıl sıradan bir vatandaşlık pratiği olarak işliyorsa, Kürt milliyetçiliği de devletsizliğin ve inkârın içinden doğan tarihsel bir zorunluluk olarak anlaşılmalıdır. Bu nedenle milliyetçilik, Kürtler için bir fikir değil, bir zemin yokluğunun doğal sonucu ve bu yokluğa karşı verilen kolektif bir cevaptır.</p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/devletsizlik.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/devletsizlik-kosullarinda-milliyetcilik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/devletsizlik.mp3" length="2612996" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Kanlı Osman’dan Şanlı Osman’a</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/kanli-osman-sanli-osman/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/kanli-osman-sanli-osman/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Jun 2026 09:46:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Akman Gedik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9991</guid>

					<description><![CDATA[Kanlı Osman’dan Şanlı Osman’a &#124; Bir Köyün Hafıza Mücadelesiİnsan üzerine mutabık olunmuş düşünce, felsefe, politika, inanç, sosyoloji ya]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/akman-osman-1024x683.jpg" alt="akman osman" class="wp-image-9992" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/akman-osman-1024x683.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/akman-osman-300x200.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/akman-osman-768x512.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/akman-osman.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="9992" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Kanlı Osman’dan Şanlı Osman’a | Bir Köyün Hafıza Mücadelesi</strong><br>İnsan üzerine mutabık olunmuş düşünce, felsefe, politika, inanç, sosyoloji ya da antropoloji de kolay kolay bir şey bulunmaz. Çünkü insan biyolojik olarak kategorize edilse de, psikolojik, kültürel ya da toplumsal olarak ”kategorize etmek” yanıltıcı olur. Çünkü insanın davranışı değişken, çevresel ilişkilere ve bilincine bağlı olarak değişir. İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli niteliklerden biri toplumsal varlık olması, yani toplum haline gelmesidir.Toplum haline gelmesini, ”insanın erdemi” olarak görür İbni Rüşd. Ortak yaşamı kurmanın toplum haline gelmekten geçtiğini hatırda tutmak gerek. Toplanabilmek önemli. Toplanabilmek aynı zamanda bir iş birliğini zorunlu kılar. İşbirliği ile beraber doğal olarak iş bölümü ortaya çıkar. İş bölümü eşitsizliğin başlangıcı olur çoğunlukla. Gücü elinde bulunduranlar bir müddet sonra kendini her şeyin sahibi görürler.<br>Yan yana gelmenin, yani bir araya gelmenin ortak davranışlardan, alışkanlıklardan, ortak kültür oluşturmaktan, eğitim (aile,okul, toplum) ile toplumun ortak hafızasını oluşturmaktan (masal,hikâye, ninni) geçtiğini toplum bilimleri söyler bize. Bunların neticesinde toplumun ortak bir paydası olarak uyum içinde olması gösterilebilir.<br>İnsan, insan olarak doğar. Irki ya da dini kimlikler sonradan edinilir. Sonrasında da siyasal işlerin içine düşülür. İnsan olarak doğduğunuz kültürel miras içinde kimlikler edinirsiniz. Bu kimlikler her ne kadar dışsal belirlenimler olsa da zamanla benimsenir, içselleştirilir.<br>İnsan farklılığı olan bir varlıktır desek yanlış olmaz sanırım. Bu farklılıklara saygılı olmak, farklılığını bilerek yan yana yaşamanın yolunu bulmak her zaman zenginliğin hanesine yazılabilinir. Benzeştirmek, iyi bir tutkal değildir. Her zaman çatışmalı bir durumu içinde barındırır.<br>Doğada her şey bir isim ile bilinir. Her şey kendi ismiyle çağrılır, belki de doğal olanı bu. Kimileyin bu böyle olmuyor ne yazık ki. Bir zaman diliminde atanızdan öğrendiğiniz isimler sizin iradenize rağmen değiştirelebilinir. Bu idari bir karar olsa da, kültürel ve tarihsel hafızaya bir müdahaledir. Bir hafızayı silmektir. O insanın geçmişle bağını kesmektir. Dolayısıyla sosyoloji ve Antropolji de, &#8221;toplumsal hafızaya müdahale&#8221; olarak tanımlanır.<br>Tarihte ismi değiştirilen çokça yerleşke var. İsmi değiştirilen yerlerden biri de Kanlı Osman Köyü. Şimdi diyeceksiniz ki bu Kanlı Osman Köyü nerededir. Bu köy Çorum Merkeze bağlı dağın eteklerine kurulmuş, ormanlık bir köy. İlginçtir köy bir Kürt-Alevi köyü. Alaca&#8217;dan tutun ta Hüseyinova&#8217;nın üstündeki dağın eteklerine kadar otuza yakın alevi köyü var. Yaşlıların hafızasında köyün isminin daha önceleri “Monton”, sonrasında “Abbasağa“ ve köylülerin nedenini tam bilemedikleri bir katliamdan dolayı köyün isminin “Kanlıosman köyü” olarak geldiği, mıntıkanın orijinal isminin de Çat olduğu söylenir. Şimdi ismi Şanlı Osman olan köyün komşuları ise; Molla Hasan ve Kadı Deresi Köyleridir. Her iki köy de alevi köyleridir. Alevi köylerine verilen isimlere bakınca pek iyi niyetle yapılmadığını akılda tutalım. Bu daimi olarak “hizaya getir”menin tavrıdır. Bundan çok çok uzun yıllar evveli Kanlı Osman köyünün ahalisi kendi aralarında konuşup bir sonuca varamamışlar çoğu zaman. Kendi aralarında tartışıp durmuşlar. Huzursuz olsalarda köyün isminden, çok sesli dile getirmemişler. Doluya koymuşlar olmamış, boşa koymuşlar bir şey olacağı yok. Köyün bu isminden pek memnun olmasalar da, ezici çoğunluğu okur yazar olmadığından derdini anlatacak bir merci, yol bilememişler. En nihayetinde biraz cesaretini toplayan köyün ak sakallı piri fanileri, muhtarları başlarında olmak üzere bir heyetle, &#8221;Bir vilayete varalım, derdimizi anlatalım. Biz köyümüzün isminden memnun değiliz. Kanlı diye isim mi olur diyelim?” demişler. Pek tabii esas rahatsız oldukları Kanlı olduğu kadar Osman ismine de takılmışlar. Lakin ilk başlarda devletin tepkisini çekmemek için Kanlı ile yetinmekte karar kılmışlar. En nihayetinde varılmış vilayete, verilmiş istida.<br>&#8221;Buyrun, ne için geldiniz ?&#8221; diyen buyurgan sese, bir iki yutkunup, boğazlarını temizledikten sonra, gömlek düğmelerini sonuna kadar ilikleyerek, başından şapkaları avuçlarının içine alarak, eğilmişler başlarıyla beraber. Muhtar elleri titreyerek vermiş istidayı.<br>&#8221; Köyümüzün isminden memnun değiliz begim&#8221; deyivermiş muhtar yutkunarak. Almış istidayı, &#8221;Ne var köyünüzün isminden. Neden değiştirmek istersiniz.Tamam tamam ver, işleme koyacağız. Tarafınıza bilgi verilecektir daha sonra&#8221; demiş buyurgan ses. Ellerinde şapkaları, başları önde eğilir kalkar vaziyette gerisin geriye çıkmışlar devletin kapısından.<br>Aradan epey bir zaman geçmiş. Gelmiş resmi bir evrak Muhtara. Duman tutmaya muhtarı. Aksakalı piri faniler büyük bir heyecanla toplanmışlar Muhtar&#8217;ın evinde. &#8221;Hele oku muhtar. Gözünü seveyim oku hele. Ne olmuş bizim istidanın sonucu&#8221; deyivermişler hep bir ağızdan. Muhtar heceleyerek ve elleri titreyerek okumuş,<br>&#8221; Bun-dan böy-le köyü-nüzün is-mi Kan-lı Os-man&#8217;dan Şan-lı Os-man&#8217;a çevrilmiştir&#8221; diye bitirmiş Muhtar.<br>Bunlar birbirlerinin gözüne bakmışlar. “Ulan Kanlı&#8217;dan kurtulduk Osman&#8217;ı gene kaldı, ne yapacağız şimdi” deyivermişler. Esmer yüzleri limoni bir sarıya kesmiş. Birbirine bakmışlar, müşkül bakmışlar. Kendi aralarında tartışıp yeni isimden de memnun olmamışlar ama, bir daha devletin kapısına gidip itiraz edecek gücü ve cesareti kendilerinde bulamamışlar. Üzerinde epey bir zaman geçtikten sonra da 12 Eylül olmuş. Karanlık, ceberrut bir dönem. Toptan bir korku salınmış içlerine. Suskunluğa yazılmışlar birkaç yıl.<br>1980&#8217;li yılların ortalarında Şanlı Osman köyünden de gençler gerek politik, gerekse başka nedenlerden ötürü yurtdışına, Avrupa&#8217;ya çıkarlar.<br>Özellikle 1993 Sivas Katliamından sonra Avrupa&#8217;da da aleviler örgütlenmeye hız verdiler. Yoğun tartışmaların, arayışın içinde oldu Aleviler. Avrupa&#8217;da yaşayan Şanlı Osman köyünden gençler de gerek kendi aralarında gerekse kurdukları internet sitelerinde yoğun tartışırlar.İnsanlar her ne kadar yeni ismi söylemeye çalışsa da, hafıza eskiyi telaffuz ediyor. İsim değiştirmek çoğu zaman resmi söylemin belgelerinde ya da ağzında sınırlı kalıyor. Yaşlıların gönlünden geçen hep eski isimler. Tabeladaki isimler bazen gönüllere konmuyor. Bu tartışmaların sonucunda köyün ismi kimi basın yayın organlarında yer alır, haber edilir. Devrimci gelenekten gelen gençler, köylerinin isminin değişiminden bahsederler. “Bu isimlendirme, bizim irademize rağmen, atadan dededen köyümüzün orijinal isminin değiştirilmesi bile bir asimilasyon politikasıdır” deseler de köydekiler buna pek yanaşmaz. 12 Eylül&#8217;ün yarattığı korku ikliminde, “Böyle bir şeye kalkışmanın kendileri için hoş olmayacağını” yazıp dururlar. Zaten 12 Eylül&#8217;den sonra çoğu Alevi köyüne camii yapılır. Bir Alevi köyü olan Şanlı Osman&#8217;a da camii yapılır. Şanlı Osman köyüne komşu olan bir alevi köyüne genç bir imam atanır. İmam uğraşır, devlet telkin eder. Köylüler bir iki gitseler de sonunda gitmezler cami&#8217;ye.. Bir gün camii imamının babası oğluna misafirliğe gelir. Sorar komşularına,<br>“Oğlumdan memnun musunuz?”<br>“He ya memnunuz. Üç -dört gün ezan okudu. Dördüncü gün bize denk gelmedi.<br>Nihayetinde o da bize döndü, bize benzedi” deyince köylüler. İmamın babası bir daha soru sormaz.<br>Şimdi köylüler diyor ki, “Kanlı Osman&#8217;dan Şanlı Osman&#8217;a geçtik. İyi mi oldu, kötü mü oldu, bilemedik? En azından kanlı&#8217;dan kurtulduk. Şanlı&#8217;ya da hak kerim”. Acaba fit oldular mı, bilemiyoruz?<br>Sonra derler ki; “Senin yaptığını Çorumlu yapmaz ne diye söylensin. Bu bir üçkağıtçılığa vurgu mu? Bir uyanıklığa payanda mı? Yoksa bir kötülüğe delalet mi? Biz çıkamadık işin içinden, varın siz deyiverin bir şey ey insanlar. Nedendir bu başımıza gelenler acaba?” diye kara kara düşünürler.</p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/akman-osman.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/kanli-osman-sanli-osman/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/akman-osman.mp3" length="4050305" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>İncitme!</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/ncinsen-de-incitme/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/ncinsen-de-incitme/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Jun 2026 06:39:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Hasan Dede]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9986</guid>

					<description><![CDATA[İncitme! Bir söz bazen yüzyılları aşar. Söyleyen toprağa karışır ama söz, insanlığın vicdanında yaşamaya devam eder. Anadolu’nun irfanına]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/incitme-hasan-dede-1024x683.jpg" alt="incitme hasan dede" class="wp-image-9987" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/incitme-hasan-dede-1024x683.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/incitme-hasan-dede-300x200.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/incitme-hasan-dede-768x512.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/incitme-hasan-dede.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="9987" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>İncitme!</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir söz bazen yüzyılları aşar. Söyleyen toprağa karışır ama söz, insanlığın vicdanında yaşamaya devam eder. Anadolu’nun irfanına yön veren büyük isimlerden Hacı Bektaş Veli’nin, “İncinsen de incitme.” sözü de işte böyledir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğrusunu söylemek gerekirse, bu sözün günümüzde eskisi kadar karşılık bulduğunu söylemek zor. Ama değerini kaybettiği için değil; ona kulak verenlerin sayısı azaldığı için… Çünkü bu söz, ancak kalbi temiz, ufku geniş ve kendisiyle yüzleşebilen insanların yüreğinde anlam bulur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün Anadolu’nun dört bir yanında bambaşka bir iklim esiyor. Eleştiriyle hakaretin birbirine karıştırıldığı, farklı düşüncelerin tahammülle değil öfkeyle karşılandığı bir dönemden geçiyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysa eleştiri, düşüncenin bereketidir. Bir fikre katılmayabilir, onu sert biçimde eleştirebilirsiniz. Düşüncenize güveniyorsanız, eleştirinizin dozunu artırabilirsiniz. Çünkü eleştirinin karşısında yine bir fikir vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat hakaret bambaşka bir şeydir. Hakaret; fikrin bittiği, öfkenin konuşmaya başladığı yerdir. Kendine ve düşüncesine güvenen insan, karşısındakini aşağılamaya ya da kişiliğine saldırmaya ihtiyaç duymaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne yazık ki son yıllarda ülkemizde yaşanan siyasi tartışmalarda bunu sıkça görüyoruz. Doğruların da yanlışların da konuşulabileceği meseleler, kısa sürede ağır hakaretlerin gölgesinde kalıyor. İnsanlar yalnızca bir kişiyi değil; onun kültürünü, memleketini ya da kimliğini de hedef alan ifadeleri rahatlıkla kullanabiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tablo, içinde yaşadığımız çağın kültürel ve ahlaki aşınmasını göstermesi bakımından düşündürücüdür. Çünkü Anadolu’nun mayasında ötekileştirmek değil, anlamaya çalışmak vardır. Bu topraklar; Yunus Emre’nin sevgisini, Mevlânâ’nın hoşgörüsünü, Hacı Bektaş Veli’nin insanı incitmemeyi öğütleyen hikmetini yüzyıllardır taşımaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bizler, “Yetmiş iki millete bir nazarla bakmayı” öğreten bir geleneğin çocuklarıyız. Bu yüzden, insan onurunu hiçe sayan her söz yalnızca muhatabını değil; bu toprakların vicdanını da incitir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belki bugün bu çağrıya kulak verenlerin sayısı azdır. Ama yine de o kadim sözü hatırlatmaya devam etmek gerekir:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“İncinsen de incitme.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü insanı gerçekten büyük yapan, gücü değil; incinmişken bile incitmemeyi başarabilmesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hasan Dede</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğitimci&nbsp;</p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/incitme.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/ncinsen-de-incitme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/incitme.mp3" length="983181" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Ankara Zirvesi öncesinde önemli hamle: ‘Avrupa NATO’su mu?</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/ankara-zirvesi-oncesinde-onemli-hamle-avrupa-natosu-mu/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/ankara-zirvesi-oncesinde-onemli-hamle-avrupa-natosu-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2026 12:16:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Yücel Özdemir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9930</guid>

					<description><![CDATA[Avrupa NATO’su mu? 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde ev sahibi Türkiye’de güçlü bir protestonun olmaması için]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-full has-custom-border"><img loading="lazy" decoding="async" width="700" height="350" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir.jpg" alt="yucelozdemir" class="wp-image-7803" style="border-width:3px" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir.jpg 700w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir-300x150.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 700px) 100vw, 700px" data-mwl-img-id="7803" /></figure>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/yucel-ozdemir-nato.mp3"></audio></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Avrupa NATO’su mu?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde ev sahibi Türkiye’de güçlü bir protestonun olmaması için NATO karşıtlarına yönelik gözaltı ve tutuklamalar gerçekleştiriliyor. Saray rejiminin hazırlık anlamında yaptığı “temizlik” Avrupa devletleri tarafından memnuniyetle izleniyor. Zirveye haftalar kala yapılan operasyonlar Erdoğan’ın misafirleri en iyi şekilde karşılamak istediğini gösteriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun bir nedeni, Türkiye’nin küresel rekabette bir rol kapmak istemesi. Özellikle NATO ülkeleriyle sürdüreceği iyi ilişkiler, silah satışını artırma öncelikleri arasında yer alıyor. Türkiye, resmi rakamlara göre 2002’de 248 milyon dolar olan silah ihracatını geçen yıl 10 milyar dolara çıkardı. Türkiye en fazla silahı Pakistan, BAE ve Ukrayna’ya satarken, hedefte NATO üyesi ülkeler de bulunuyor. Bu nedenle pazar payının özellikle Avrupa’da arttırılması hedefleniyor. Erdoğan, bu nedenle zirveyi silah satış pazarı olarak değerlendirmenin gayreti içerisinde olacak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa ülkelerinin hedefi ise NATO içinde daha etkili olmak. Bu açıdan Ankara zirvesine büyük anlamlar yükleniyor. Daha önce NATO ve Avrupa konusunda olumsuz mesajlar veren, tehditler savuran ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna ve İran savaşlarındaki başarısızlığı nedeniyle eleştiri dozajını düşürmüş görünüyor. En son Fransa’daki G7 Zirvesi’nde göstermiş olduğu “uyum” pek çok kesimi şaşırtmıştı. Bunun uzun sürmeyeceği basındaki yorumlarda sıkça ifade ediliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu arada Avrupa ülkeleri NATO içindeki etkilerini artırmak için harekete geçti. Çarşamba günü Berlin’de başbakanlıkta yapılan “E5” (Europa 5) toplantısında Ankara zirvesindeki hedefler beş madde şeklinde sıralandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplantıya Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Polonya Başbakanı Donald Tusk ve pazartesi günü istifasını açıklayan İngiltere Başbakanı Keir Starmer katıldı. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de ABD Başkanı Donald Trump ile aynı gün yaptığı görüşme öncesinde “E5” toplantısına Washington’dan video konferans yoluyla katıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“E5” toplantısında Ankara Zirvesi için belirlenen beş hedef Merz tarafından düzenlenen basın toplantısında şu şekilde sıralandı:</p>



<p class="wp-block-paragraph">1- Güçlü ve birleşik bir NATO için ortak tutum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2- NATO’nun “Avrupa ayağını” güçlendirmek için “E5” ülkeleri savunma alanında büyük yatırımlar yapmaya devam etmesi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">3- NATO içinde ülkelerin tek başına hareketinin önüne geçilmesi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">4- Ukrayna’ya desteği arttırarak Ankara’da Rusya’ya güçlü bir mesaj vermek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">5- İran-ABD arasındaki barış sürecine destek vermek</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa’daki en büyük beş NATO üyesi ülkenin Ankara Zirvesi için belirlediği bu beş hedefin tümünde, NATO’yu kendi politikalarına yedeklemeye çalışan ABD’ye ince mesajlar var. Geçen yıl Lahey’de yapılan zirvede, 2035 yılına kadar üye ülkelerin toplam bütçelerinin yüzde 5’yle askeri harcama yapmaları karar altına alınmıştı. Bu temelde hızla silahlanan Avrupa ülkeleri, birinci maddede yer aldığı gibi “güçlü bir NATO’dan yana olduğunu ilan ediyor. Dolayısıyla Trump’ın NATO’yu zayıflatma hamlelerine karşı çıkılıyor. Üçüncü maddede ise açık olarak üye ülkelerin tek başına hareket etmesi eleştiriliyor ve bunun önlenmesi isteniyor. Bundan tam olarak neyin kast edildiği ifade edilmemekle birlikte, örneğin ABD’nin İsrail ile birlikte İran’a saldırmasına bir itiraz olarak okunabilir. Gelecekte bir NATO üyesinin benzer şekilde savaşlara katılarak, ittifakın tümünü doğrudan ya da dolaylı etkileyecek tutumlardan kaçınılması hedefleniyor. Dolayısıyla, girilecek savaşlara NATO ülkelerinin birlikte karar vermesi amaçlanıyor. Hatırlanacağı gibi, E5 ülkeleri başta olmak üzere, çok sayıda NATO üyesi ülke İran savaşına karşı çıkmış, İspanya ve İtalya ABD’ye üsleri kullandırmamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görünen o ki; Trump’ın Ukrayna ve İran’daki başarısızlıkları Avrupa ülkelerinin elini NATO içerisinde güçlendirdi. Bu havayla Ankara’da pazarlık masasına oturacaklar. Türkiye ise Avrupa ile ABD arasında NATO düzleminde yaşanan gelişmelere göre tutum almanın, aracılık yapmanın hesabını yapıyor. İran’da E5’e, Ukrayna’da ABD’ye yakın bir politika izleyen Erdoğan’ın bölge üzerindeki güç çatışmalarının ortasında kaldığı söylenebilir. Avrupa’nın Ortadoğu’da aradığı güvenli bir partner olma konusunda verdiği mesajlar, Almanya ile yeniden canlandırılan “Stratejik Diyalog Mekanizması” ve kusursuz ev sahibi hazırlıkları bir planın parçası olarak okunabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">NATO’nun Ankara Zirvesi’nde emperyalist devletler arasındaki çıkar çatışmaları, güç dengeleri ve bunlara bağlı yapılacak hamleler; Avrupa’nın kendi ortak askeri gücünü (Avrupa NATO’su) yaratma arzusunun mu yoksa ABD’nin kendi çıkarlarını dayatıp yeni bir kopuşa mı kapı aralayacağı bakımından Ankara zirvesinin sonuçları belirleyici olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2004’te İstanbul’da olduğu gibi bu kez Ankara’da savaş örgütüne karşı ortaya konulacak güçlü direniş, maskenin düşürülmesi ve planların boşa çıkarılması açısından önemli olacaktır.</p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph">Kaynak :  Evrensel.net</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/ankara-zirvesi-oncesinde-onemli-hamle-avrupa-natosu-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/yucel-ozdemir-nato.mp3" length="2653247" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Çok Uzak Bir Mevsim Değil</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/ali-seker-cok-uzak-bir-mevsim-degil/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/ali-seker-cok-uzak-bir-mevsim-degil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2026 16:36:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9889</guid>

					<description><![CDATA[Çok Uzak Bir Mevsim Değil Doğaya, insanlara ve bilfiil bütün canlı &#8211; cansız organizmalara zarar vermeden ortak bir]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-full"><img loading="lazy" decoding="async" width="1022" height="456" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-e1782318705541.jpeg" alt="ali seker e1782318705541" class="wp-image-9890" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-e1782318705541.jpeg 1022w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-e1782318705541-300x134.jpeg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-e1782318705541-768x343.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 1022px) 100vw, 1022px" data-mwl-img-id="9890" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="has-text-color has-link-color has-medium-font-size wp-elements-d9f092a8eaa2f9ed65204d62c101186b wp-block-paragraph" style="color:#900c0c"><strong>Çok Uzak Bir Mevsim Değil </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğaya, insanlara ve bilfiil bütün canlı &#8211; cansız organizmalara zarar vermeden ortak bir paydada, nefes alıp verdiğimiz üzere,&nbsp; var olanı paylaşmak olası mıdır? Ahkam kesmiyorum, iyi daha neler, diye içinden geçirenlerin olduğunu duyuyorum&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neden olmasın. İnsan, yüreği iyilik yapmaya hazır, azda olsa, ruhu ve yüreği her şeyi paylaşmaya taraf olan insanlarda çevremizde var. Çok uzak bir mevsim değil, aynı tabağa kaşık sallayan nesillerin olduğunu biliyoruz. Ama ben&nbsp; hatırlıyorum, çünkü ben de aynı yer sofralarına kaşık salladım&#8230;.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Metafizik duygularımız, renklerimiz, başka başka biçim de; tek kimlik &#8211; tek inanç ve algılar içine girse de; insanın insana karışmasında her zaman bir nitelik vardır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her şey&nbsp; yaşam içinde bir bir parçalanıyor, varsın parçalansın ve belki bu parçalar birbirine daha iyi karışırlar. Ne dersiniz, bir bakarsın bütün parçalar, zıtlık üzerinden daha iyi dost olmuşlar. Tüm güzellikleri paylaşmak olası mıdır, tabii ki olasıdır. Evet, bireysel anlamda hayatı seven, seyis, siyasetçiler bir tarafta ve hizmette kusur etmeyen, canlı köle olmak isteyen insanlarda bir tarafta; bu biraz zor gibi görünse de ama hakkaniyeti yakalamak oldukça mümkün&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bize toprağın altında kral, kraliçe olmayı vaat edenler, tektip çoğunluğu arkalarına almış, hâlâ birileri toprağın üstünde reis olmaya devam ediyorlar. Artı ve eksinin olduğu bir evrende: Elmanın kızılına vurgun bir kurt her zaman, elmanın bir başka parçası. Evet, bir kişi yalnız başına kendi kendine hiçbir şeye yetemez, demek ki henüz hiçbir şey ölmemiş, dayanışmak ve dokunmak adına her şey olası. Adalet &#8211; hukuk &#8211; vicdan terazisini sen de görebilirsin o bir yerlerde sana bakıyor&#8230; Çünkü güzel olan her şeyin kendisi zaten bencildir. Ama bütün mevsimler zihnimize bir bir işliyor. Her mevsimin kendine göre renk verdiği bir evrende,&nbsp; bunun bir anlamı olmalı&#8230;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu da benim doğal kusurum olsun&#8230;</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Ali Şeker</strong></p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-cok-uzak.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/ali-seker-cok-uzak-bir-mevsim-degil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-cok-uzak.mp3" length="1081721" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Zor Günler Geçer</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/zor-gunler-gecer/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/zor-gunler-gecer/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Jun 2026 19:17:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Hasan Dede]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9866</guid>

					<description><![CDATA[Zor günler geçer. İnsanın canını en çok, hiç hak etmediği halde kırılması acıtır. Bazen bir söz, bazen bir]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="503" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/hasan-dede-e1782155555588-1024x503.jpg" alt="hasan dede e1782155555588" class="wp-image-9867" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/hasan-dede-e1782155555588-1024x503.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/hasan-dede-e1782155555588-300x147.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/hasan-dede-e1782155555588-768x377.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/hasan-dede-e1782155555588.jpg 1406w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="9867" /></figure>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/hasan-dede-zor-gunler.mp3"></audio></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Zor günler geçer.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanın canını en çok, hiç hak etmediği halde kırılması acıtır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bazen bir söz, bazen bir suskunluk, bazen de en güvendiğinin sırtını dönmesi bırakır izini. İçinde bin cümle birikir de, anlatacak bir yürek bulamazsın.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte böyle zamanlarda insan, kırgınlığıyla baş başa kalır. Ne kavga etmek ister, ne de kin tutmak. Sadece yaşadıklarının bir gün anlaşılmasını bekler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü bilir ki; zor günler aşılır. Kalp yavaş yavaş iyileşir. Ve zaman, acele etmeden, herkesi kendi gerçeğiyle yüzleştirir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün haksızlığa uğrayanın gözyaşı varsa, yarın vicdanıyla baş başa kalacak olan da vardır. O yüzden bazı yaraları zamana bırakmak gerekir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kırgın olabilirsin. Yorulmuş olabilirsin. Hatta sessizce uzaklaşmış olabilirsin. Ama unutma; hiçbir gece sabaha yenilmeden kalmaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve hayat, er ya da geç, eksilenin yerine yenisini, kırılanın yerine umudu, kaybedilenin yerine huzuru koymayı bilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sabret.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bazen en güzel cevap, susarak iyileşmek ve yoluna devam etmektir. Çünkü zaman, kimseye borçlu kalmaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yazan: Eğitimci Hasan Dede.</strong></p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/zor-gunler-gecer/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/hasan-dede-zor-gunler.mp3" length="511437" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Diyarbakır Cezaevi 12 Eylül Darbesinin Psikososyal Etkileri</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/12-eylul-diyarbakir-cezaevi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/12-eylul-diyarbakir-cezaevi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Jun 2026 08:09:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Hüsamettin Turan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9858</guid>

					<description><![CDATA[12 Eylül Darbesinin Mağdurlarında Psikososyal Etkiler ve Ötekileştirme Deneyimi: Diyarbakır Cezaevi Örneği 12 Eylül 1980 askeri darbesi, Türkiye]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/12-eylul-1024x683.jpg" alt="12 eylul" class="wp-image-9859" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/12-eylul-1024x683.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/12-eylul-300x200.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/12-eylul-768x512.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/12-eylul.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="9859" /></figure>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/turhan.mp3"></audio></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>12 Eylül Darbesinin Mağdurlarında Psikososyal Etkiler ve Ötekileştirme Deneyimi: Diyarbakır Cezaevi Örneği</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>12 Eylül 1980 askeri darbesi, Türkiye toplumu üzerinde derin ve uzun süreli etkiler bırakmış; özellikle darbe döneminde gözaltına alınan ve işkenceye maruz kalan bireyler üzerinde kalıcı psikososyal sonuçlar doğurmuştur. Darbe sonrası yaşanan travmaların, yalnızca bireysel değil, aynı zamanda etnik kimlik üzerinden toplumsal boyutları da bulunmaktadır. Bu çalışmada, 12 Eylül darbesi mağdurlarının işkence deneyimleri ve bu deneyimlerin yarattığı duygusal etkiler analiz edilmektedir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Darbe sonrası gözaltı ve cezaevi süreçlerinde uygulanan işkence yöntemleri Türkiye genelinde bazı benzerlikler göstermekle birlikte, etnik kimliğe göre farklılaştırılmış uygulamalar da söz konusudur. İstanbul ve Ankara cezaevlerinde fiziksel işkence yöntemleri yaygınken, Diyarbakır cezaevinde Kürt tutuklular üzerinde <strong><em>etnik kimliğe yönelik sistematik psikolojik baskılar</em></strong> uygulanmıştır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kapsamda, <strong><em>Kürt tutuklulara küfür edilmesi, aşağılanması; görüşlerde Türkçe bilmeyen anne, baba ve kardeşlerle Kürtçe konuşmanın suç sayılması</em></strong> gibi uygulamalar, manevi işkencenin açık örnekleridir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diyarbakır cezaevinde uygulanan <strong><em>Türk İstiklal Marşı, Türklük andı ve zorla yaptırılan Türk bayrakları, yalnızca fiziksel bir disiplin aracı değil, aynı zamanda etnik kimliğin reddi ve ötekileştirme amacı taşıyan psikolojik işkence araçları olarak işlev görmüştür.</em></strong>&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Koğuş tavanına ve pencerelerine bayrak asma uygulaması ve pencere yönetimi (kışın açık, yazın kapalı) gibi detaylar, İstanbul ve Ankara cezaevlerinde gözlemlenmemiştir. Bu farklılıklar, darbe rejiminin etnik kimlik üzerinden ötekileştirme stratejilerini daha açık biçimde ortaya koymaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özetle, 12 Eylül darbesi mağdurlarına uygulanan işkence ve ötekileştirme deneyimleri, yalnızca fiziksel travmalar değil, <strong><em>etnik kimliğin reddi ve toplumsal aidiyetin zedelenmesi boyutlarını da içermektedir.</em></strong> Emir-komuta zinciri içindeki Türk ordusunun bir solcu Türk devrimcisine ve bir Kürt yurtseverine bakışının farklılığı, darbe rejiminin ötekileştirme politikasının somut bir göstergesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aidiyet duygusu darbe alırsa hiçbir şey eskisi gibi olamaz. Toplumların hassas değerlerine saldırı, ırkçılık ve ötekileştirme buna zemin hazırlar <strong><em>ve maalesef tüm acımasızlığıyla</em></strong> bu hata günümüzde de devam etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">12 Eylül Cuntasının işkencelerine maruz kalarak hayatlarını kaybedenler saygıyla anılmalı; hayatta olanlar sevgiyle yad edilmelidir. Bu deneyimlerin <strong><em>akademik olarak</em></strong> incelenmesi, geçmiş travmaların anlaşılması ve <strong><em>benzer insan hakları ihlallerinin önlenmesi</em></strong> açısından kritik öneme sahiptir. İşkence ve zulmün olmadığı bir dünyada yaşamak, hem bireyler hem de toplum için temel bir insanlık dileği olarak önemini korumaktadır.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/12-eylul-diyarbakir-cezaevi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/turhan.mp3" length="1074621" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>G7 zirvesi, İran mutabakatı ve ABD’nin güç kaybı</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/g7-zirvesi-iran-mutabakati-abd-guc-kaybi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/g7-zirvesi-iran-mutabakati-abd-guc-kaybi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Jun 2026 20:28:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Yücel Özdemir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9851</guid>

					<description><![CDATA[G7 zirvesi, İran mutabakatı ve ABD’nin güç kaybı Fransa’nın önemli tatil beldesi Evian-les-Bains’de pazartesi başlayan ve çarşamba günü]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-full sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="700" height="350" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir.jpg" alt="yucelozdemir" class="wp-image-7803" style="aspect-ratio:1;object-fit:cover" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir.jpg 700w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir-300x150.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 700px) 100vw, 700px" data-mwl-img-id="7803" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>G7 zirvesi, İran mutabakatı ve ABD’nin güç kaybı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Fransa’nın önemli tatil beldesi Evian-les-Bains’de pazartesi başlayan ve çarşamba günü sona eren G7 zirvesi, özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın katıldığı önceki zirvelere göre daha sakin ve uyumlu geçti. Trump, geçen yılki Kanada zirvesinden, Ortadoğu’daki gelişmeleri gerekçe göstererek erken ayrılmış, sonuç bildirisini de imzalamamıştı. Bildiride altı ülkenin Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya’yı sert şekilde mahkum etmesi Trump’ın hoşuna gitmemişti.</p>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/yucel-ozdemir-G7-zirvesi-Iran-mutabakati-ve-ABDnin-guc-kaybi-online-audio-converter.com_.mp3"></audio></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Fransa zirvesinde ise Trump’ın onayıyla Rusya’ya yönelik yeni yaptırım kararları alındı. Bir yıl içinde yaşanan bu değişimin birkaç önemli nedeni bulunuyor. Bunların başında ‘Ukrayna barışı’nın Trump’ın sandığı kadar kolay olmaması geliyor. Ne Rusya ne de Ukrayna, kendisini “Dünyanın kralı” ilan eden Trump’a güvendi. Bu nedenle Trump’ın Ukrayna’ya kısa sürede barış götürme hayali boşa düştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Alman basınında zirveye dair yer alan haberlerde en dikkat çeken, Trump’ın Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’ye soğuk davranışı oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beyaz Saray’dan, nadir elementler pazarlığı nedeniyle kovulan Zelenskiy, soluğu Avrupa ülkelerinin liderlerinin yanında almıştı. Trump ve ekibinin dikte ettirdiği anlaşma şartlarını Almanya, Fransa ve İngiltere’yi (E3 ülkeleri) yanına alarak karşı çıktı. Bu hamlesiyle Trump’a karşı bir koruma sağlarken, Avrupa ülkelerinin de elini güçlendirdi. G7 zirvesinde gelindiğinde ise, Rusya ile dolaylı müzakerelerde inisiyatif ABD’den Avrupa’ya geçmiş görünüyordu. Bu nedenle zirvenin Ukrayna bölümü asıl olarak Trump’ın Avrupa’nın Ukrayna barış planına destek verip vermeyeceği meselesi üzerine oldu. Zirvenin başladığı gün Lüxemburg’da AB-Ukrayna üyelik müzakerelerinin başlaması da tesadüf olmasa gerek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Olup bitenlere bakıldığında Ukrayna ‘barış süreci’nde, ABD ve Trump’ın eli öncesine göre zayıflamış, Avrupa’nın güçlenmiş durumda denebilir. Trump’ın buna karşı ciddi bir alternatifi de bulunmuyor. Tek umudu, Putin’in, Avrupa’dan çok Trump’ın muhatap alarak ilerlemesi&#8230; Bu konuda da boş durmayan Avrupa, haziran başında Putin’in yakın dostu Almanya Eski Başbakanı Gerhard Schröder’i Kremlin’e göndererek bunun da önünü alma hamlesi yaptı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün bunlar, ABD ve Trump’ın Ukrayna savaşının bitirilmesi konusundaki inisiyatifinin kırıldığını, eskisi kadar güçlü olmadığını gösteriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Benzer bir tablo İran’da da söz konusu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">28 Şubat’ta dört hafta içinde İran’ı yerle bir edeceği yemini eden Trump, dört ay sonra adeta pes etmek zorunda kaldı. İmzalanan 14 maddelik barış anlaşması açıkça ABD-İsrail’in yenilgisini tescil ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Trump’ın anlaşmayı G7 zirvesinden ABD’ye dönmeden Paris’te, Macron’un huzurunda Versay Sarayı’nda imzalaması ayrıca sembolik bir anlam taşıyor. Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nı resmi olarak bitiren ve 28 Haziran 1919’da İtilaf Devletleri ile Almanya arasında imzalanan Versay Anlaşması, Almanya’ya ağır şartlar dayatmıştı. Paris Barış Konferansındaki müzakereler sonucunda şekillenen anlaşma metni, sarayın Aynalı Salonu’nda imzalanmıştı. Aynı salonda, Prusya liderliğinde 18 Ocak 1871’de Almanya’yı savaşa sürükleyen Alman İmparatorluğu (Deutsche Reich) kurulmuştu. Dolayısıyla Versay Sarayı’nda kurulan Alman İmparatorluğu’nun sonu aynı Aynalı Salon’da imzalanan Versay Anlaşması ile tescil edilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Trump’ın Versay Sarayı’nda imzaladığı ABD-İran mutabakat zaptı, ABD’nin sonunu getirmezse bile emperyalist piramitteki yerini sorgulama konusunda bir dönemeç olma özelliği taşıyor. Şartlarına bakıldığında, saldırgan ABD-İsrail ittifakının İran’daki hedeflerinin hiçbirine ulaşmadığı, kazanım diye sunabileceği bir şeyin olmadığı, İran’ın ise güçlenerek çıktığı görülüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD’yi İran ile yenilgi anlamına gelen anlaşmaya mecbur bırakan koşullar arasında, G7’den, NATO’dan ve Avrupa’dan başlayarak müttefiklerinden beklediği desteği görmemesi önemli bir yer tutuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu hafta içinde emperyalist paylaşım sahnesinde olup bitenler, masa başında hazırlanan emperyalist planların gerçek hayatta karşılık bulmasının kolay olmadığı bir dönemden geçtiğimizi gösteriyor. Ekonomik ve askeri olarak halen dünyanın en güçlü ülkesi olan ABD emperyalizminin işgal planlarının, pek çok nedenden ötürü, gerçekleşme olasılığı öncesine göre çok daha zorlaşmış görünüyor. “Tek belirleyen” ABD artık her şeyi belirleyebilecek durumda değil. Yakın müttefik dediği Avrupa ülkelerinin kendi çıkarlarına göre hareket ettiği, ABD’nin çıkarlarının öne çıktığı durumlarda engel koyduğu hem Ukrayna hem de İran’da görüldü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ulaştığı gücün zirvesinden gerilemeye doğru ilerleyen ABD’nin önünde, yerini koruyabilmesi için çok fazla seçenek bulunmuyor. Müttefikleriyle daha fazla diyalog ile tek başına, daha kibirli ve öngörülemez bir dış politika arasındaki gidiş gelişler önümüzdeki dönemin en belirgin özelliklerinden biri olmaya aday. Ne var ki her iki seçenek de ABD için bir çıkış yolu sunmuyor. Diyalog, Avrupa’nın ağırlığını kalıcı kılarken, tek başına hareket müttefikleriyle arayı açarak yeni yenilgilere kapı aralıyor. Bu kıskaç, ABD emperyalizminin güç kaybetmesini kaçınılmaz hale getirmeye devam edecek.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/g7-zirvesi-iran-mutabakati-abd-guc-kaybi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/yucel-ozdemir-G7-zirvesi-Iran-mutabakati-ve-ABDnin-guc-kaybi-online-audio-converter.com_.mp3" length="2772447" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Doğanın verdikleriyle yetinmek, bir ütopya değil</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/varto-jes-projesi-ekolojik-direnis/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/varto-jes-projesi-ekolojik-direnis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Jun 2026 15:36:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9787</guid>

					<description><![CDATA[🌿 Doğanın verdikleriyle yetinmek, bir ütopya değil Tarihi gerçeklik bizlere şunu gösteriyor. Evet: Yazanların değil, konuşanların sistemi ve]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-1024x683.jpg" alt="ali seker" class="wp-image-9788" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-1024x683.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-300x200.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-768x512.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="9788" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph">🌿 <strong><strong>Doğanın verdikleriyle yetinmek, bir ütopya değil</strong></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarihi gerçeklik bizlere şunu gösteriyor. Evet: Yazanların değil, konuşanların sistemi ve yürürlükte olan yasaları bir nebze de olsa, değiştirdiğini biliyoruz. Her şeyi bilmek olası değil, çoğulcu bir kaç göze ihtiyacımız var. Gerçeğe ulaşmanın çok farklı edinimleri olduğu gibi, bilge insan olmak, gerçeği aramaya çıkan kişidir. Her şeyi bilen kişi değildir. Yazmakta bir farkındalık yaratsa da, çok derinden dipten giden yazın &#8211; düşün eylemidir. Dolayısıyla var olagelen sistemlere biat etmeyen, düşünür kalemler ve toplumcu gerçekçi sanat &#8211; edebiyat yapanların anlaşılması ise, uzun yıllar alabilir&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birçoğumuz doğduğumuz toprakların çok uzağında farklı bir gökyüzünün altında yaşam mücadelesi veriyoruz. Çocukluğumuzun o yoksul günlerini geride bırakırken, şimdi yaşadığımız yerlerde epeyce kabuk değiştirdik. Yeni bir pencere, yeni bir gökyüzü umuduyla, başka yaşam alanlarında mücadele edenlerimiz oldu. Ne yendik ne de yenildik. İşte anısı bizde saklı toprağa düşen değerlerimizin yeri, yüreklerimizin bir yerinde hatıratla duruyor. Dünün bir öyküsü, farklı kentlerin varoşlarında, düşsel bir ütopyanın peşinden inatla, gidenlerin sayısı da azımsanmayacak kadar çoktu. Bu sonsuz zaman boşluğunda, &#8221; Güney Kore halk deyimi birçoğumuzun zihnine kazınmıştı bile. &#8221; Ayak bastığım her yer benim toprağımdır, fazlasına ihtiyacım yok. Ve bu felsefenin dışına çıkmayan bir ütopyayla kendimize sınır çizemediğimiz bir dünyayı hayal etmiş olanlarımız da olmadı değil.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eksiklerimizle bir bütünün parçalarıyız, farkındayız, bu büyük yeryüzü sofrasında, herkese bir yer var/ dı&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve doğanın bütünselliğine inanan bilim de biliyor, doğanın ne sıçramaya ne de bilime ihtiyacı yoktur. Toprağın altında ki fosilleşmiş enerjiye değil, üstünde yenilebilir enerjiyle, ancak doğa ve bil fiil insanlık barış içinde yaşayabilir. Başkaca da bir yolu yok. Çoğunluğun iyiliği ve refahı için çalışan iktidarlar, doğaya kötülük edenler, mislince kötülük bulur. Deprem, sel, emek sömürüsü bol miktarda karbondioksit, ekolojik yıkım, iklim değişikliği &#8211; çöl sıcakları, yeraltı suların kirlenmesi, vesaire. Birörnek: Doğanın verdikleriyle yetinmek en akıllıca bir yöntem, madde ve ruh hali. Ve bu bir ütopya değil. Bir gerçekliğimiz daha var. Üç tane semavi din ve iki yüz elli bin inancın içinde, bu yaşam felsefesi metafizik yönümüze işlenmişti. Dokunup hissedebiliyorsan vardır, düşüncesi sonsuz gerçeğin bir diyalektiği. İşte ebeveynlerimizden bize kalan gelenek &#8211; görenek &#8211; inanç, ziyaretgâhlar doğanın bir parçası olduğumuzu, her koşulda bizlere fısıldıyor. Çünkü bu ziyaretgâhların &#8221; Goşkar Bawa &#8211; Hazır Bawa &#8211; Çadır Bawa &#8211; Henîye Xizirî &#8211; Gola Serdine &#8211; Khale Sipî &#8211; Şehide Dîyarî &#8220;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne bir peygamberi, ne de el etek öptüren birileri çevresinde yoktu. Gönül rızasıyla gelişen inançsal bir ritüeldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İstiyorsan, var olanın varlığına dokunup hissedebiliyorsan vardır, yaşam felsefesini ele veriyordu bizlere&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ki var! İşte kendi kokularını yatağına bırakan, en yırtıcı avcılar tokluk duygusu içinde, açlığı bir kenara bırakmış. Hiç sekmeye gerek duymayan ceylanlar, irili ufaklı yürüyüş halindeler. &#8221; Ancak Herakleitos &#8216; ta insan dışındaki her varlık doğasına uygun davranırken, insan doğru yoldan çıkabilir ve cezasını öder &#8220;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bakar mısın, yeryüzü sofrasında sevgiyle dokunabildiğimiz her canlı &#8211; cansız varlık, göz ucuyla bize gülümsüyor.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dün bugünde sahip olduklarımızın, bir başkasının işine yarayabileceği seçeneğini de düşünebilmeliyiz. Bilinen bir şey, en gelişkin silah bile bir buğday tanesini üretemez&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Varto &#8216; da veya başka yerleşim yerlerinde de yaşanmış olabilir. Yine de ucu açık, ikinci bir gözün bilgisine de ihtiyaç var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dağ köylerinde yaşayan insanlarımız Varto ilçede süt arayışına girdikleri de gelen bilgiler arasında. Toplu taşımayla alakalı bir şeyler söylemeye hiç gerek yok, tam bir fiyasko. Varto ilçeyle köyler arası ulaşım ise ehli keyif taksivari, fahiş bir fiyatlandırmayla devam ediyor&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adım adım kapital toplumun zorunlu evrensel tüketim ve jeopolitik alışkanlıklarından vazgeçmeyen iktidarlar, yabancı sermaye grupları ve bireylerin kendi hanesine kattığı bir artı değer, mülk edinme isteği, unutmak adına, toplumsal yozlaşmasını hep birlikte yaşıyoruz. Tarım &#8211; hayvancılık gibi doğal toplumdan bizlere miras kalan iyi taraflarımızı bir kenara bırakmışız. Ne harman yerleri, ne de ekili alanlar var, çağın ruhuna ayak uyduran, tüketim toplumunun sadece var olanı tüketen, birer bireyi konumuna çoktan düşmüşüz. Zaman boşluğu içerisinde dönüp baktığımızda, babalarımız harman yerlerine dökülen buğday tanelerini bilerek isteyerek toplamazlardı, sorduğumuzda&#8221; biko – isim kullanmadan, karşısındaki çocuklara atfen söylenen bir sevgi sözcüğü&nbsp; &#8221; bunlar doğada yaşayan börtü böcek ve karıncaların göz hakkı, yaşam hakkı, diye cevap alırdık. Evet, nereden nereye savrulmuşuz, her şeyi yiyip bitiren, talan eden, tüketim alışkanlığımızın kötü bir sonucudur bu. Türkiye &#8216; de en az üç yüzün üzerinde maden &#8211; altın arama sahaları var. Ayrıca altmış sekiz tane jeotermal enerji santralı, 700 &#8216; den fazla hidroelektrik santralı bulunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kapital bir dünyada yaşamış olsak da, ekip biçmeye, hayvan beslemeye engel mi var, koskocaman bir hayır. Maliyet ve külfeti zor olsa da, iyi alışkanlıklarımıza eklemlenebilir bir yaşam tercihi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüzde de görüyoruz, Türkiye &#8216; nin batısında deniz kenarında vila, ev alan, mülk alan insanlarımız var. Olmasın demiyorum! Ama aynı yatırımı, aynı varsıl bir yaşamı kendi köyüne, ya da Varto ilçe merkezine de yapabilirler, diye insan içinden geçirmiyor değil. Birörnek: Amerika &#8216; da yaşayan bir iş insanı birkaç yıldır Türkiye &#8216; ye kesin dönüş yaptıktan sonra kendi toprağında hayvan besiciliği yapıyor. Somut yaşama dair bir örnek. Herkesin diplomalı üniversite mezunu olması gerekmiyor, su tesisatçısına da seyyar satıcıya da ihtiyaç var, elbise diken terziye de.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Not: Eleştiriye açık bir cümle olduğunu biliyorum&#8230;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">66 depreminden sonra takriben 68&#8242; li yıllarda her aileden olmazsa da, insanlarımızın işçi olarak Almanya &#8216; ya gitmesiyle beraber, eş &#8211; akraba &#8211; dost gibi, yıllara paralel olarak bir bir başka coğrafyalara gitmesinin önü açılmış oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Benim gibi yatılı Bölge Okullarında, mürekkeple haşır neşir olmuş, yoksul aile çocukları da göz hizasında başka bir gökyüzü penceresinde bir hayatı yeğlemişlerdi. İnsan yaşamda düşündüğü, yapmak istediği bir eylemini gerçekleştirdiğinde tökezlese de mutlu olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çerçevede 1977 &#8211; 78 &#8216; li yıllarda topraksız köylülerin yoksulluktan dolayı, Türkiye &#8216; nin metropollerine iç göçle gitmesinin Varto &#8216; ya beyin ve emek göçünün giderayak yansımalarını hepimiz görüyoruz&#8230;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha sonrası: 12 Eylül faşist askeri darbesinin toplumu yeniden dizayn etmesinin etkisiyle örgütsüzlüğe savrulan Türkiye halkları, devrimci &#8211; demokrat kesimlerin elini kolunu bağlayan antidemokratik uygulamalar ve tek ağaç &#8211; darağacını gösteren bir zihniyetin politikaları uç vermeye başlamıştı. O günlerin ruhuna uygun, beyin uyuşturan, seven değil de sevilen müzikler &#8211; jilet, seks furyası, melodram filmler vesaire&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birbirine eklemlenen yıllar:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güvenlik gerekçesiyle, doksanlı yılların Kürt halkı üzerindeki ölümcül baskısı, köy yakmalar &#8211; yıkmalar, faili meçhul &#8221; belli &#8221; cinayetler, yerinden göçertmek gibi sorunların sayabiliriz. Buna benzer yaşanmışlıklarla birlikte, Varto halkının azımsanmayacak bir nüfus oranı, ya iç göç, ya da ikinci gurbet dediğimiz başka ülkelere Avrupa ‘ ya göç etmiş, neredeyse beşinci kuşağa evirilmek üzere, ekinsel bir matematik de ortada duruyor. Gabriel Garica Marquez &#8216; in toprağından kopan insanlara dair güzel bir belirlemesi var.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8221; İnsanların yaşadıkları toprakta ölüleri yoksa o insan o toprağın adamı olmaz&#8230; &#8221;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte yakamızdan hiç düşmeyen yoksulluk, komünal yaşam, çoğulcu fikirler dünyası, hep ağır basan bir yönümüzdü.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğduğumuz toprakların acısında, sevincinde olmadığımızda doğrudur, birkaç gözün uzağındayız. Başka bir mavide, uzun yıllardır yaşadığımız yerlerde, anne &#8211; baba ve yakınlarımızı ebedi mekânlarına yolculamış, sen ben gibi insanlarımız olduğu da bilinen bir gerçek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, şimdi gerekmedikçe, gelmediğimiz, yüzdüğümüz derelerin akmayan yatağında, başka yağmurların suları akıyor. Doğduğumuz yerlerde, kulağımıza çalınan akan su mırıltıları giderek azalsa da, zaman takvimine ihtiyaç duymayan, su sesi sonsuzluğa karışıyor. Oyun alanlarımızın arasında, aralarında saklambaç oynadığımız büyük taşlar henüz birer heykele dönüşmemiş. Doğanın dokunulmazlığı bizlere göz kırpıyor, çocukluğumuz orada bağdaş kurmuş. Çok uzakta olsak da, bu oldukça iyi bir anı… İnsanın: Güneşin battığı yerlerden, doğduğu noktaya doğru tekrar gelmesi oldukça zor. Çünkü konuştuğumuz ana dildeki sözcüklerle ancak birbirimizi anlayabiliriz. Uzakta olsak da, çocukluğumuzun geçtiği yerleri o coğrafyayı seven bir insan duygusuyla bakarız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tezek topladığımız meralarında, büyük- küçükbaş hayvanları yayılıma götürenlerimiz olmadı değil. Bakın, bakın, artık büyük baş hayvanlar tuz sunaklarına geviş getirerek gitmiyorlar. Bu durumda nasıl bir tanımlamanın içerisindeyiz. Şimdi anlamak istediğimiz bir şey ise öncelik ayak bastığımız yerlerdir</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onun için kucağına doğduğumuz ana toprağa, bir zamanlar emekleyerek yürüdüğümüz yerlere geri dönmek, ayak izlerimizin silindiğini görmek istemeyiz. Birkaç dedemiz o topraklarda ebedi mekânlarında toprağa karışmış, ama aslolan anne babadır. Matematiksel çözümlenmesini girmeden, ne yazık ki anne ve babalarımızın mezar yerleri şu an yaşadığımız yerlerdedir. İşte başımızı bir kaldırsak, birkaç adım ötemizde. Ama her durumda değil, gidip toprağına dokunmak, gitmek isteğe bağlı bir şey.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendimden biliyorum: Nerede olursak olalım, ana dilde kilam ve ezgileri dinledikçe gözyaşlarına boğulduğumuz da doğrudur.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aynı topraklarda doğmuş olabiliriz, önce madde sonra ruhi hali yetimiz, yaşama bakış açılarımız doğaldır ki, birbirine benzemez. Ne güzel, çünkü zıtların birliğinde yaşam vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünde bugünde düşsel dünyamız çok farklı olabilir. Belki aynı kentte yaşıyoruz, sokağa karışırken bile birbirimize bir merhaba vermeden geçip gittiğimizde yalan değil. Ve bu büyük kentlerde artık normal bir şey. Bu kadar kalabalık bir sofrada, ne yiyeceğine hiç şaşırmayan, bir yokluk içerisindeyken, birbirimizi tanımayabiliriz.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Lise yıllarında yüzüne aşina olduğum, ama Varto &#8216; nun hangi köyünden olduğunu bilmediğim, benden birkaç yaş büyük bir insanla yollarımız yıllar sonra İzmir &#8216; in bir ilçesinde keşişti. Ne yazık ki, sokakta birbirimizi tanımadan geçip gidebiliyoruz. Şaşar beşer insan için, aynı topraklarda doğmuş olmak bazen bir şey ifade etmeye bilir. Yine de, insanın doğasında olan bir diyalektik: Hiç bir insan kendi çocukluğunun geçtiği, &#8221; köy çocukluk &#8221; yerleri unutması mümkün değil. Dolayısıyla: Vartolu olmak kimliğiyle, yaşadığımız yerlerde &#8221; otonom &#8221; olarak isteyerek bir araya geldiğimiz, dernekler, sivil toplum örgütleri aracılığıyla kamusal alan dediğimiz meydanlarda &#8211; sokaklarda bir araya gelip, ses vermek, konuşmak en iyi reçete&#8230;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8221; Ben bu konu başlıklı deneme yazısını yazmaya başladığım ilk günden bugüne değin Varto halkı yaşadığı, örgütlü olduğu her alanda, demokratik hakkını kullanmış, suyuna, toprağına, havasına sahip çıkmaya devam ediyor / lar. Varto özelinde ise:&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8221; Jeotermal Kaynak Arama Ruhsatı &#8221; Bir olgunun diğer bir olguya evirildiği, sorunun ilk başlangıç noktası, sahada olmak, kendi toprağına, suyuna, havasına sahip çıkan,&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Varto Ekoloji Platformun mücadelesi de çok kıymetli.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onlarca toplantı ve basın açıklamalarıyla kendi yaşam alanlarına sahip çıkıyorlar. Jeotermal enerji santralı istemiyoruz! Haklı taleplerini çoğulcu sesler arasında haykırıyorlar. &#8221; Öbek öbek mücadele alan buldukça siyasilerinde gündeminde yer buldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">TBMC &#8216; de parlamentoda Dem Partili milletvekillerin, Emep &#8216; inde destek verdiği soru önergesi ve basın açıklamalarıyla kamuoyunu&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;JES &#8221; projesine karşı, halkı daha duyarlı olmaya çağrıda bulunmaları da olması gereken bir duyarlıktı. Ayrıca 07. 04. 2026 salı günü: Dem Parti ve CHP &#8216; haftalık grup toplantılarında Eş başkan Tuncer Bakırhan ve Özgür Özel Varto halkının &#8221; JES &#8221; projesine karşı verdikleri mücadelenin yanında olduklarını kendi grup kürsülerinde kamuoyunu beyan ettiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve maalesef Varto &#8216; da yapılması düşünülen bu enerji projesi için: Varto halkının düşünce ve önerileri göz ardı edilmiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8221; Çevresel Ekti Değerlendirmesi &#8221; raporu gerekli değildir beyanı da, iktidarın Vartolu olmak kimliğine karşı politik &#8211; gerici duruşunu ortaya koyuyor. Her halükarda &#8221; ÇED &#8221; olumlu raporu, her projenin başlaması için zorunlu olmasına rağmen, bu rapor görmezden geliniyor&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğanın bütünselliği içinde, eko sistemin birbirini besleyen ve hiç bir sıçramaya &#8221; bilime &#8221; gereksinim duymayan, doğal yapısı, kenger dikeni, otların yeşil çayırlarda rüzgârla sertleşen dik duruşu, varsın boyun eğmesin&#8230;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Unutmak, kendine ihanettir!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Varto ilçe ve köylerin üzerinde, üretimin giderek azaldığı, bir ağustos sessizliği olsa da. Alıp bizi götürür, çocukluğumuzun o harman yerlerine. Doğamızın bu haliyle kalması, bizi başka yeni ilkbaharlara götürür. Ve doğanın hiç kimseyi aldatmadığına biz kez daha tanık olacağız. Bilmem kaç yılda bir, ancak ayağımızın toprağına değdiği, Yukarı ve Aşağı çarşıda, Varto &#8216; ya dair bir öyküyü birbirimize anlatırken sevinç duyacağız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yoksul kavak ağaçlarına tüneyen kargaların açık sesleri içimize dokunur. Dokunsa da, doğamızın bu haliyle kalmasına razıydık, uzakta yaşamış olsak da&#8230; Birbirinin devam niteliği olan iktidarların değişmeyen politikaları, fabrikalar, iş yerleşkelerin büyük bir çoğunluğu batı kentlerinde olması dolayısıyla meydana gelen işsizlik, insansızlaştırma politikaları, iç göçü tetiklediği de görünen bir şey. Tarım ve hayvancılıkla uğraşmak istemeyen genç nesillerin varlığı da biliniyor. El sanatlarına, su ve elektrik tesisatçısına, iş mesleklerine artan talepte bir tarafta. Onun için, bugün harman yerlerinin ekinsel, ekili alanların esemesi bile okunmuyor.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve göremediğimiz sorunlar, biz görmüyoruz diye hemen ortadan kaybolmazlar&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İçimizi acıtsa da, daha çok doğamızın kirlenmesine geçit vermek istemiyoruz. Doğa talanına hayır!&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Goşkar bawa vadisi, awa sipîye &#8211; su gözeleri, azda olsa akan küçük su kaynakları, endemik bitkiler ve doğanın doğal yapısı bizleri nazikçe uyarıyor. Bu yıkım ve doğa talanını, bütün Türkiye halkına görünür kılmak için, yüksek sesle konuşarak, bir araya geldiğimiz örgütlü olduğumuz, sahada “ Varto ekoloji platformu bileşenleri” &#8211; &#8221; Vadev &#8211; Varto &#8211; der &#8211; siyasi partiler &#8211; sivil toplum &#8221; örgütleriyle birlikte, yapılması planlanan doğa yıkımını daha da görünür kılabiliriz. Bu düşünce pratiği, ortak akıl heybemizde duruyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öznesi: küçük bir kış güneşini görüp başını dışarı çıkaran, badem ağaçların öne atılan yumruları &#8211; öncü çiçekler toprağa düşse de, eni sonu baharın gelişini doğanın yeniden uyanışını bizlere müjdeliyor…</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Not:</strong> Ben bu denemeyi yazdıktan birkaç hafta sonra: 24/04/2026 tarihinde Varto ‘ da çok kapsamlı, kitlesel bir miting yapıldı. 03/05/2026 tarihinden sonra, Varto Ekoloji Platformu bileşenleri sahada çadır eylemlerini, Varto halkıyla birlikte, dönüşümlü olarak yaşam alanlarında bugüne değin devam ediyorlar…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali Şeker&nbsp;</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/varto-jes-projesi-ekolojik-direnis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rüzgâr Aramızda</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/ruzgar-aramizda/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/ruzgar-aramizda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jun 2026 18:04:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Nuray Aslan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9755</guid>

					<description><![CDATA[Rüzgâr Aramızda Sabah, perde aralığından ince bir çizgi halinde odaya süzüldü. Işık önce boşluğa tutundu; sonra aynanın kenarına,]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="886" height="1024" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/nuray-aslan-e1781630533454-886x1024.jpg" alt="nuray aslan e1781630533454" class="wp-image-9756" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/nuray-aslan-e1781630533454-886x1024.jpg 886w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/nuray-aslan-e1781630533454-260x300.jpg 260w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/nuray-aslan-e1781630533454-768x887.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/nuray-aslan-e1781630533454.jpg 966w" sizes="auto, (max-width: 886px) 100vw, 886px" data-mwl-img-id="9756" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="has-text-color has-link-color has-medium-font-size wp-elements-c21300f97e2b671267338d3a77ed6cae wp-block-paragraph" style="color:#113c2f"><strong>Rüzgâr Aramızda</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sabah, perde aralığından ince bir çizgi halinde odaya süzüldü. Işık önce boşluğa tutundu; sonra aynanın kenarına, tarağın dişlerine, koltuğun yıllanmış kumaşına değdi. Oda eskiden iki kişilik bir hayatı taşırdı; her şey yerindeydi ama hiçbir şey eskisi gibi değildi. Karşıda duran sandalye, masanın kenarında bekleyen bardak, kül tablasında yarım kalmış sigara aynı yerde duruyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Eksiklik odanın içinde bağırmadan büyüyordu.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir gün kapı açılmadı. Bardak masada yerini korumuş, sandalye kendi boşluğunu üstünde taşımış, akşam sesini kısmadan odaya inmişti. Sonra gece uzamış, merdiven onun adımlarını yukarı taşımamış, kapının önünde ayakkabı sesi birikmemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>O günden sonra o boşluk yavaş yavaş onun yerine geçmişti</em>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kadın yıllar sonra da yemeği aynı saatte sofraya koymaya devam etti. Her akşam iki kişilik çatal bıçak aynı yere, ikinci tabak karşı sandalyenin önüne, onun fincanı masanın sağ köşesine bırakılırdı. Çayı iki bardağa böler; birini kendi önüne, birini karşısındaki sessizliğe koyardı. Tuzu iki kişilik atar, ekmeği ikiye böler, yemeği hep biraz fazla yapardı. Onun tabağı masada daha ağır durur; sandalye, boş kaldıkça ona daha çok benzerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kapıdan, merdivenden gelen her ses onu hatırlatırdı; kadın başını kaldırır, ses geçer, ev yeniden kendi sessizliğine çekilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gece yatağın kendi yarısına çekilir; diğer taraftaki yastığın çukuruna, çarşafın soğuk yüzüne, karanlığın ona ayrılmış payına kendini değdirmezdi. Kendi rüyasında uyur, kendi yarısında üşür, sabah olunca iki kişilik bir hayatın tek kişilik tarafından kalkardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beklemek önce kapıda kaldı. Sonra sofraya, yatağın boş yanına, kadının ellerine, yürüyüşüne, saçlarının arasındaki beyazlara geçti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Kadın beklemenin rengini aldı.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Dışarıdaki sesler uzaklaştı, günler birbirinin içine saklandı. Pencere aynı pencereydi; ama içeriyle dışarı artık birbirine karışıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zamanla insanlar onun yanında daha alçak sesle konuşmaya başladı. Aynı sofrada kimse geçmişten söz etmezdi artık; anlatılacak hikâyeler bardakların dibinde bekler, sonra sessizce yutulurdu. İnsanın üstüne bir örtü gibi serilen suskunluk sıcak tutmaz; yalnız daha çok üşütürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir süre sonra içindeki ışık da azalmaya başladı. Sabahları geç kalkıyor, perdeyi açmayı unutuyor, yatağın kendi yarısında daha uzun kalıyordu. Doğrulmak bile odanın bir ucundan öteki ucuna yürümek kadar uzak geliyordu artık. Çarşaf kadının tarafında kırışıyor, yastık başının altında biraz daha çöküyor; yatağın ona bırakılmış yanında saklanan boşluk, zamanla kadının üstüne kapanan sessiz bir ağırlığa dönüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aynanın karşısına daha az geçmeye başladı. Saçlarını taramak yarım kalırdı; tarak masanın kenarında, dişlerinde kalan birkaç beyaz telle onu beklerdi. Yüzündeki çizgiler derinleşmişti; ama asıl değişen yüzü değildi. İçinde çöken gölge, yüzüne zamansız varmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pencere aynı pencereydi, duvarlar aynı duvardı. Ama artık sabah odaya eskisi gibi girmiyordu. Koltuğun kenarına değiyor, masanın üstünde oyalanıyor, defterin kapağına ince bir çizgi bırakıyor; kadının yüzüne varmadan sönüyordu. Odadaki her şey yerli yerindeydi; yalnız kadın, içinden biraz daha kendinden ayrılmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir süre sonra hatıralar bile geri çekildi. Önce yüzü uzaklaştı, sonra sesi, sonra birlikte geçirilmiş güzel günlerin kenarı. Hatıralar içinden usul usul çekiliyor; yerine eşyaların inadı kalıyordu. Bir bardak, bir sandalye, bir tabak, bir kapı aralığı, yatağın bozulmayan diğer yanı… bunlar odanın içinde adamdan daha uzun kaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kadın aynanın karşısına geçtiğinde sofra iki kişilik, yatak iki kişilik, hayat iki kişilikti; ama aynada yalnızlığı bekliyordu. Yıllar beyazını saçlarına, çizgisini tenine bırakmıştı. Tarağın her geçişinde, odada yıllardır kıpırdamayan yokluğu usulca yerinden oynatıyordu. Işığın içinde incelen teller omuzlarına dökülür; yüzüne değen her biri, onu yıllara karşı hâlâ sahiplenirdi. Aynalar en çok bu vefayı bilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözlerinde, ondan kalan boşluk hâlâ kapanmamıştı. Perde hafifçe kımıldadı. O yine gelmedi. Onun yerine rüzgâr girdi içeri; çok uzakta bir nefes gibi yüzünü yoklayıp kayboldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rüzgâr perdeyi kabarttı; kenarda duran bardakta soğumuş su ince ince titredi. Masanın ucundaki eski defterin kapağı aralandı. Kapak kenarları yıpranmış, köşeleri içe doğru kıvrılmıştı. Arasında kurumuş bir yasemin dalı duruyordu; gölgesi hâlâ sayfanın üzerinde ince bir iz gibi kalmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rüzgâr önce saçlarının arasını yokladı, sonra defterin sayfalarına geçti. Mürekkep bazı yerlerde dağılmış, harfler birbirinin içine yürümüştü. Sevgi de orada, adını kaybetmiş bir çizgi gibi duruyordu. Defter kimseyi geri çağırmıyordu artık; yalnız onun olmadığı yerde onu saklıyordu. Kadın yazdıkça hafiflemez; yalnızca kendi yükünün yerini değiştirirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Parmakları defterin kenarında bekledi. Sofradaki ikinci tabak, aynadaki yalnız yüz, kapının açılmayan eşiği, yatağın ona bırakılmış yanı birden odanın içinde belirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Her şey yerindeydi; yalnız kadın hiçbir yerde tam değildi artık.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Rüzgâr, yarım kalmış bir cümleyi sayfanın ortasında bıraktı. Kadın eksik kalan yerine baktı; cümle bile yaşlanmıştı artık. Zaman, cümlenin yarım kalan yanını kendi içine çekmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Akşamları odasına çekilirdi. Dört duvarın arasında, kendi içinde tek kişilik bir yer kurmuştu artık. Günün son ışığı duvarlarda ağırlaşırken, tuğlalar içten içe toprak kokardı. Oda eski bir omuz gibi onu ayakta tutmaya devam eder; yokluk odanın içinde kaybolmaz, yalnız yer değiştirirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gecenin bir yerinde oda maviye çalan bir ağırlıkla dolardı. Deniz, kadının suskunluğunun üstüne kapanır; su, içindeki kıyılara vurup geri çekilirdi. Yitik cümleler odanın yüzüne sinerdi. Kapı yerinde durur, pencere kendi karanlığına bakardı. Rüzgâr girer, perdeyi yoklar, defterin sayfalarını kıpırdatır; sonra kokusundan bir nefeslik iz bırakır, kadını yine kendi boşluğuna emanet ederdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kadın pencereye döndü. Akşam camın önüne gelmiş, gökyüzü yer yer kırık bir ışıkla titriyordu. Uzakta küçük bir ışık yanıp sönüyordu. Bir zamanlar onun gülüşü gökyüzünün bir yerinde kalmıştı; rüzgâr değdikçe o yer kendi içinde dalgalanırdı. Kadın bir an o ışığın ona ait olabileceğini düşündü. Sonra düşünce geri çekildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Işık oradaydı. Hepsi buydu.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Saçlarının arasında kalan hatıralar vardı; bir bakıştan, yarım kalmış bir günden, söylenmeden eskiyen bir cümleden. Bazı acılar insana görünmeden tutunurdu; saçına, sessizliğine, yüzüne. Saklı sevda başka bir yangındı; ne söndürülür, ne anlatılabilirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kalbi, bir daha gelmeyecek olanın adını hâlâ hatırlıyordu. Yine de rüzgâr her dokunuşunda onun yerini yoklardı; perdeyi, bardağı, defteri, boş sandalyeyi, yatağın dokunulmamış yanını. Sonra pencerenin önünde durur, kadının içinde çok eski bir yerden kopmuş gibi odaya yayılırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Açtığı boşluk kadının içinden geçti; ama kaybolmadı.</em></p>



<p class="has-text-color has-link-color has-medium-font-size wp-elements-b3da2c3a6477f9a72356cb3f99bb5f10 wp-block-paragraph" style="color:#980505"><strong>Yazar : Nuray Aslan</strong></p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/nuray-aslan.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/ruzgar-aramizda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/nuray-aslan.mp3" length="4206047" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Yücel Özdemir Yol TV’ye Konuştu: &#8220;Birlikteysek Çaresiz Değiliz</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/yucel-ozdemir-yol-tvye-konustu-birlikteysek-caresiz-degiliz/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/yucel-ozdemir-yol-tvye-konustu-birlikteysek-caresiz-degiliz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Jun 2026 19:18:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Yücel Özdemir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9728</guid>

					<description><![CDATA[Özdemir’den Yol TV’ye Festival Mesajı: &#8220;Çözüm Ortak Mücadelede Aylar öncesinden kurduğumuz tüm hayaller, planladığımız her şey bugün bu]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<div class="sabit-foto">
    <iframe src="https://www.facebook.com/plugins/video.php?height=315&amp;href=https%3A%2F%2Fwww.facebook.com%2Freel%2F2011698426372597%2F&amp;show_text=false&amp;width=560&amp;t=0" style="border:none; overflow:hidden; width:100%; height:auto; aspect-ratio: 16/9;" scrolling="no" frameborder="0" allowfullscreen="true" allow="autoplay; clipboard-write; encrypted-media; picture-in-picture; web-share"></iframe>
</div>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="has-text-color has-link-color has-medium-font-size wp-elements-08993cdf71a2eb963a6d95ebd3c9c118 wp-block-paragraph" style="color:#890000"><strong>Özdemir’den Yol TV’ye Festival Mesajı: &#8220;Çözüm Ortak Mücadelede</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Aylar öncesinden kurduğumuz tüm hayaller, planladığımız her şey bugün bu alanda gerçeğe dönüştü. Harika bir hava eşliğinde, Almanya’nın dört bir yanından gelen binlerce insan Köln’ü adeta bir dayanışma merkezine çevirdi. Üstelik bu kitle buraya sadece şarkı söylemeye gelmedi; günümüzün en can yakıcı, en can sıkıcı sorunlarına karşı ses yükseltti, taleplerini haykırdı. Bu yüzden gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, muazzam başarılı bir festivali geride bıraktık.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yılki buluşmamız çok güçlü bir mesaj içeriyordu çünkü katılım profili ezber bozdu. Ciddi bir Alman katılımı vardı, geleceğimiz olan genç kuşaklar buradaydı ve en önemlisi farklı uluslardan emekçiler omuz omuzaydı. Köln Tanzbrunnen alanında bu festivali tam beşinci kez düzenliyoruz ve buranın artık sınırları aşan, geleneksel bir kuruma dönüştüğünü görmek gurur verici. Daha festival bitmeden insanlar bize coşkuyla sormaya başladı: <em>&#8216;Bir dahaki buluşma ne zaman?&#8217;</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Buradan, Yol TV aracılığıyla şimdiden ilan ediyorum ve tarihi mühürlüyorum: <strong>10 Haziran 2028&#8217;de DİDF, daha da büyük bir güçle yeniden bu alanda olacak!</strong> Bugün aldığımız o muhteşem geri dönüşler, bize bu özgüveni veriyor. Alana ruhunu katan, bu coşkuya ortak olan herkese sonsuz teşekkürler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Herkes bilir ki, Köln Tanzbrunnen gibi devasa bir kültür alanında kısa sürede yer bulamazsınız. &#8216;Ben geldim, festival yapacağım&#8217; dediğinizde kapılar yüzünüze kapanır. Buralar yıllar öncesinden rezerve edilmek, milim milim planlanmak zorundadır. İşte DİDF’in kurumsal gücü ve tecrübesi burada devreye giriyor. Biz iki yıl sonrasını bugünden ilmek ilmek planlayabiliyoruz. Bu sarsılmaz tecrübeyle, iddia ediyorum ki 2028’deki festivalimiz bugünkünden çok daha güçlü ve çok daha kitlesel olacak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu büyük yürüyüşte bizi yalnız bırakmayan dostlarımız vardı. Alman Sendikalar Birliği (DGB) ve bağlı sendikalardan yönetici dostlarımız sahnedeydi; onlara selam olsun. Sesimizi kitlelere ulaştıran BirGün Gazetesi, Evrensel Gazetesi ve buraya zenginlik katan tüm demokratik kurumlar alandaydı. Onların varlığı, festivale sadece renk katmadı, asıl ihtiyacımız olan o sarsılmaz dayanışma köprüsünü kurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biz bu yola çıkarken bir söz söyledik; bu festivalin harcı &#8216;Birlik ve Dayanışma&#8217;dır. İçinden geçtiğimiz bu karanlık ve zorlu dönemde, her alanda birleşmeye ve kenetlenmeye her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Bu festival, ayrıştırmak isteyen her odağa verilmiş en net, en tok yanıttır. Bugün bir kez daha kanıtladık ki: <strong>Biz bir araya geldik mi, omuz omuza verdik mi sorunlarımız ne kadar büyük olursa olsun çözümsüz değildir!</strong> İleriye doğru devasa bir adım attık. Bu büyük başarıya omuz veren, gücümüze güç katan herkese yürekten teşekkür ediyorum.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/yucel-ozdemir-yol-tvye-konustu-birlikteysek-caresiz-degiliz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DİDF- Köln’de Binlerin Katılımıyla Güçlü Bir Dayanışma Köprüsü Kuruldu</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/didf-kolnde-binlerin-katilimiyla-guclu-bir-dayanisma-koprusu-kuruldu/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/didf-kolnde-binlerin-katilimiyla-guclu-bir-dayanisma-koprusu-kuruldu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Jun 2026 18:18:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9709</guid>

					<description><![CDATA[DİDF Festivali: Köln’de Binlerin Katılımıyla Güçlü Bir Dayanışma Köprüsü Kuruldu Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) tarafından iki yılda]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="768" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/festival2-1024x768.webp" alt="festival2" class="wp-image-9710" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/festival2-1024x768.webp 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/festival2-300x225.webp 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/festival2-768x576.webp 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/festival2-1536x1152.webp 1536w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/festival2.webp 2048w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="9710" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="has-text-color has-link-color has-large-font-size wp-elements-45d22ec6528d4930edb8779752687c17 wp-block-paragraph" style="color:#890000"><strong>DİDF Festivali: Köln’de Binlerin Katılımıyla Güçlü Bir Dayanışma Köprüsü Kuruldu</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) tarafından iki yılda bir geleneksel olarak düzenlenen Birlik ve Dayanışma Festivali, bu yıl da Köln Tanzbrunnen’de muazzam bir kalabalığı bir araya getirdi. Almanya’nın dört bir yanından gelen 7 binden fazla katılımcı; savaşa, sosyal hak gasplarına, ırkçılığa ve halkları ayrıştıran milliyetçi politikalara karşı tek ses oldu. Festival, adeta emeğin ve barışın sesinin yükseldiği ortak bir kürsüye dönüştü.</p>



<p class="has-text-color has-link-color has-large-font-size wp-elements-4aaab772eda4c74f44ec33c64728a823 wp-block-paragraph" style="color:#890000"><strong>Kültürün Estetiği ve Politikanın Sesi Aynı Sahnede</strong></p>



    <div 
    class="align wp-block-lbb-lightbox"        id="lbbLightBox-4"
        data-attributes='{&quot;lightboxType&quot;:&quot;gallery&quot;,&quot;items&quot;:[{&quot;id&quot;:9716,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/06\/fest-alev-bahadir.webp&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;G\u00f6rsel Kaynak : yenihayat.de&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/06\/fest-alev-bahadir.webp&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:9717,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/06\/fest-gaye-scaled-1.webp&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/06\/fest-gaye-scaled-1.webp&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:9718,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/06\/fest-seyit-aslan.webp&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/06\/fest-seyit-aslan.webp&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:9719,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/06\/festival.webp&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/06\/festival.webp&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:9720,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/06\/festival1.webp&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/06\/festival1.webp&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:9721,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/06\/festival2-1.webp&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/06\/festival2-1.webp&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true}],&quot;align&quot;:&quot;&quot;,&quot;cId&quot;:&quot;&quot;,&quot;audio&quot;:{&quot;player&quot;:&quot;&quot;,&quot;typo&quot;:{&quot;fontSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:16,&quot;tablet&quot;:15,&quot;mobile&quot;:14},&quot;fontWeight&quot;:500,&quot;lineHeight&quot;:&quot;135%&quot;}},&quot;layout&quot;:&quot;default&quot;,&quot;columns&quot;:{&quot;desktop&quot;:3,&quot;tablet&quot;:2,&quot;mobile&quot;:1},&quot;columnGap&quot;:&quot;10px&quot;,&quot;rowGap&quot;:&quot;10px&quot;,&quot;content&quot;:{&quot;caption&quot;:false,&quot;overlyColor&quot;:false,&quot;lightboxCaption&quot;:true},&quot;button&quot;:{&quot;icon&quot;:{&quot;class&quot;:&quot;fab fa-wordpress&quot;},&quot;text&quot;:&quot;Image&quot;},&quot;galleryIcon&quot;:true,&quot;popupOptions&quot;:{&quot;mixAllData&quot;:false},&quot;popupIconLeft&quot;:{&quot;infobar&quot;:true},&quot;popupIconMiddle&quot;:{&quot;zoomIn&quot;:true,&quot;zoomOut&quot;:true,&quot;toggle1to1&quot;:false,&quot;rotateCCW&quot;:false,&quot;rotateCW&quot;:false,&quot;flipX&quot;:false,&quot;flipY&quot;:false,&quot;fullscreen&quot;:true},&quot;popupIconRight&quot;:{&quot;twitter&quot;:false,&quot;facebook&quot;:false,&quot;download&quot;:false,&quot;slideshow&quot;:true,&quot;thumbs&quot;:true,&quot;close&quot;:true},&quot;thumb&quot;:{&quot;type&quot;:&quot;classic&quot;,&quot;showOnStart&quot;:true,&quot;minCount&quot;:2},&quot;slideShow&quot;:{&quot;playOnStart&quot;:false,&quot;timeout&quot;:3000},&quot;options&quot;:{&quot;wheel&quot;:&quot;zoom&quot;,&quot;transition&quot;:&quot;fade&quot;},&quot;controls&quot;:{&quot;play-large&quot;:true,&quot;restart&quot;:false,&quot;rewind&quot;:true,&quot;play&quot;:true,&quot;fast-forward&quot;:true,&quot;progress&quot;:true,&quot;current-time&quot;:false,&quot;duration&quot;:false,&quot;mute&quot;:false,&quot;volume&quot;:true,&quot;pip&quot;:false,&quot;airplay&quot;:false,&quot;settings&quot;:false,&quot;download&quot;:false,&quot;fullscreen&quot;:true,&quot;skipTime&quot;:5,&quot;isHeart&quot;:true,&quot;isPlaybackSpeed&quot;:true},&quot;playerColor&quot;:&quot;#03a5ed&quot;,&quot;overlyColor&quot;:&quot;#00000061&quot;,&quot;img&quot;:{&quot;animation&quot;:&quot;zoomIn&quot;,&quot;borderRadius&quot;:5,&quot;isHoverAnimation&quot;:true},&quot;image&quot;:{&quot;ratio&quot;:&quot;4:3&quot;},&quot;imgBorder&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#4527a4&quot;,&quot;style&quot;:&quot;solid&quot;,&quot;width&quot;:&quot;0px&quot;},&quot;caption&quot;:{&quot;position&quot;:&quot;overlyCenter&quot;},&quot;captionTypo&quot;:{&quot;fontSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:16,&quot;tablet&quot;:15,&quot;mobile&quot;:14},&quot;fontWeight&quot;:500,&quot;lineHeight&quot;:&quot;135%&quot;},&quot;captionColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#fff&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;#00000000&quot;},&quot;btnTypo&quot;:{&quot;fontSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:18,&quot;tablet&quot;:15,&quot;mobile&quot;:14},&quot;fontWeight&quot;:500,&quot;lineHeight&quot;:&quot;100%&quot;},&quot;btnWidth&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnHeight&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnAlign&quot;:&quot;left&quot;,&quot;btnType&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnStyle&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#4527a4&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;#fff&quot;},&quot;btnHovColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#333&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;#fff&quot;},&quot;btnPadding&quot;:{&quot;top&quot;:&quot;8px&quot;,&quot;right&quot;:&quot;15px&quot;,&quot;bottom&quot;:&quot;8px&quot;,&quot;left&quot;:&quot;15px&quot;},&quot;btnBorder&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#4527a4&quot;,&quot;style&quot;:&quot;solid&quot;,&quot;width&quot;:&quot;1px&quot;},&quot;btnRadius&quot;:{&quot;top&quot;:&quot;3px&quot;,&quot;right&quot;:&quot;3px&quot;,&quot;bottom&quot;:&quot;3px&quot;,&quot;left&quot;:&quot;3px&quot;},&quot;btnSpaceBetween&quot;:&quot;10px&quot;,&quot;styles&quot;:&quot;&quot;,&quot;sliderHeight&quot;:{&quot;desktop&quot;:&quot;550px&quot;,&quot;tablet&quot;:&quot;500px&quot;,&quot;mobile&quot;:&quot;400px&quot;},&quot;slider&quot;:{&quot;thumbs&quot;:&quot;classic&quot;,&quot;arrowColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#000&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;transparent&quot;}},&quot;popupTheme&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#000&quot;,&quot;size&quot;:{&quot;desktop&quot;:50,&quot;tablet&quot;:70,&quot;mobile&quot;:90},&quot;closeIconColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#fff&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;transparent&quot;},&quot;closeIconHColor&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#FF0000&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;transparent&quot;},&quot;closeIconSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:30,&quot;tablet&quot;:28,&quot;mobile&quot;:25}}}' data-content-indexs="[]"></div>

        
             
         


<p class="wp-block-paragraph">DİDF festivallerinin en özgün yanı olan &#8220;kültür ve politikanın iç içe geçmesi&#8221;, bu yıl da kendisini hissettirdi. Wuppertal DİDF’in halk oyunlarıyla enerjik bir başlangıç yapan sahne programı; Grup Kontrast, Kai Degenhardt, Junge Arbeiter, Mustafa Özarslan, Agire Jiyan, Gaye Su Akyol ve Moğollar gibi değerli isim ve grupları ağırladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkçe, Kürtçe ve Almanca ezgilerin yankılandığı alanda, her yaştan binlerce insan gün boyu halaylar çekti, şarkılara eşlik etti. Farklı kültürlerin ve dillerin bu sanatsal uyumu, festivalin birleştirici karakterini bir kez daha kanıtladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak sahne sadece müzikten ibaret değildi; sanatsal coşku, net siyasi mesajlarla tahkim edildi. Köln Belediye Başkan Yardımcısı Derya Karadağ da açılış konuşmasında bu köklü etkinliğin Köln kenti için büyük bir kültürel zenginlik olduğunu vurgulayarak başarı dileklerini iletti.</p>



<p class="has-text-color has-link-color has-large-font-size wp-elements-6e5353934b8555056db032ecf0caa23d wp-block-paragraph" style="color:#890000"><strong>İşçi Kürsüsü: Sendikalar ve Emekçiler Hakları İçin Ses Yükseltti</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Festival, Almanya’daki güncel işçi mücadelelerinin de kalbinin attığı yer oldu. Silahlanma ve savaş bütçelerine karşı inisiyatif alan VW işçileri ile Düsseldorf Uni Klinik&#8217;te hak arayan sağlık çalışanları, kürsüden taleplerini haykırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Almanya&#8217;nın güçlü sendikalarından IG Metall Genel Başkanı Christina Benner ve Verdi Genel Başkanı Frank Werneke gönderdikleri yazılı mesajlarla dayanışma duygularını ilettiler. IG Bau Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Carsten Burckhardt, UNI Europa Başkanı Zeynep Biçici ve IG Bau Köln Şube Başkanı Mehmet Perişan’ın da aralarında yer aldığı heyet ise sahneye çıkarak göçmen işçilerin yoğunlaştığı sektörlerdeki sorunlara dikkat çekti ve DİDF ile ortak mücadelenin önemini vurguladı. DGB Köln Başkanı Wittich Roßmann da sahneden emekçilere seslenen bir diğer önemli isim oldu.</p>



<p class="has-text-color has-link-color has-large-font-size wp-elements-e22a446cb9f3f9fa50b3e98a374bfca7 wp-block-paragraph" style="color:#890000"><strong>&#8220;Çaresiz Değiliz, Çözüm Birlikte Mücadelede&#8221;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünyanın ve Almanya’nın içinden geçtiği bu sancılı dönemde siyasi liderlerin ve gençlik temsilcilerinin mesajları netti. DİDF Genel Başkanı Alev Bahadır, YK üyesi Yücel Özdemir, EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, Avrupa Parlamentosu Milletvekili Özlem Alev Demirel ile gençlik örgütleri (DİDF Gençlik ve IJV) yaptıkları konuşmalarda sermaye odaklı hükümetlerin kemer sıkma ve savaş politikalarını eleştirdiler. Konuşmacıların ortaklaştığı en umut verici vurgu ise, <strong>&#8220;Sorunlarımız ne kadar büyük olursa olsun çaresiz değiliz; çözüm örgütlü mücadelede&#8221;</strong> mesajı oldu.</p>



<p class="has-large-font-size wp-block-paragraph"><strong>Alanın Rengi: Kitaplar, Sergiler ve Çocuk Köyü</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tanzbrunnen alanı, sahne dışındaki etkinlikleriyle de tam bir panayır ve kültür alanı havasındaydı. Sendika ve kitle örgütlerinin bilgilendirme stantlarının yanı sıra, yazarlar imza günlerinde okurlarıyla buluştu. Alanı gezenler resim sergilerini ve Birtat döner işçilerinin direnişini anlatan fotoğraf sergisini inceleme fırsatı buldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çocuklar için kurulan özel &#8220;çocuk köyü&#8221;, kukla tiyatrosu ve çeşitli oyun aktiviteleriyle minik misafirlere keyifli anlar yaşatırken, ebeveynlerin de festivalden rahatça keyif almasını sağladı. Zengin yiyecek-içecek stantlarıyla da tamamlanan bu renkli organizasyon, hafızalarda güçlü bir dayanışma izi bırakarak sona erdi.</p>



<p class="has-vivid-red-color has-text-color has-link-color wp-elements-f041d5908e16e9d47ebb19821c026fe5 wp-block-paragraph">Görseller Kaynak :  <a href="https://yenihayat.de/didf-acik-hava-festivali-binlerce-insan-birlik-ve-dayanisma-mesaji-verdi/?fbclid=IwY2xjawSbydtleHRuA2FlbQIxMQBzcnRjBmFwcF9pZBAyMjIwMzkxNzg4MjAwODkyAAEeyCFnDGgQIqiucEUkKjXY0lZqFVT3NfrswHwuzqyJe8MrtynuVkn6an2KYSQ_aem_KotlqAMHj7KFFYyIscK2IA" target="_blank" rel="noopener">yenihayat.de</a></p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/didf-kolnde-binlerin-katilimiyla-guclu-bir-dayanisma-koprusu-kuruldu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ali Şeker: Yaz Yaprağı Kitabı Üzerine Bir İnceleme &#8211; Süleyman Deveci</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/ali-seker-yaz-yapragi-incelemesi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/ali-seker-yaz-yapragi-incelemesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Jun 2026 07:30:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9685</guid>

					<description><![CDATA[✒️ Süleyman Deveci Ali Şeker: Yaz Yaprağı Şiir dünyası onu kalemi güçlü bir şair olarak tanıyor. Bizim okur]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1024" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/yaz-yapragi-1024x1024.jpg" alt="yaz yapragi" class="wp-image-9691" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/yaz-yapragi-1024x1024.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/yaz-yapragi-300x300.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/yaz-yapragi-150x150.jpg 150w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/yaz-yapragi-768x768.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/yaz-yapragi.jpg 1254w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="9691" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="has-large-font-size wp-block-paragraph">✒️ <strong>Süleyman Deveci</strong></p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Ali Şeker: Yaz Yaprağı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Şiir dünyası onu kalemi güçlü bir şair olarak tanıyor. Bizim okur çevresi ise şiirinin yanı sıra aynı zamanda edebi denemelerin ustası olarak biliyor. Çalışkan ve üretken kalemin yeni yapıtı şiirlerinden (aforizmalar) ve denemelerinden oluşuyor. Sonunda birkaç söyleşi de var. Şiir değerlendirmediğimi, dahası değerlendiremediğimi daha önce orada burada söylemiştim sanırım. Bunun şiire olan mükemmeliyetçi saplantımla ilgili olduğunu belirtmeliyim. O edebiyatın en tepesinde ve en zoru bence. Yazmayı ve eleştirmeyi kendi adıma zor bir uğraşı olarak değerlendiriyorum. Kimselere bu yüzden haksızlık yapmak istemem.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yazar ve şair Ali Şeker, bu son yapıtında yine biri diğerinden zengin satırlarıyla alıp bizleri bambaşka diyarlara götürüyor. Karanlık ve kötümser günlerin dünyanın en ücra köşesine kadar etkisini ve gücünü gösterdiği böylesi günlerde yazar ve şairin ürettikleriyle sonu gelmez yolculuklara çıkarız. Bu zihinsel seyahatlerde neler, kimler, hangi imgeler bize eşlik eder; şaşırır, sevinir, yer yer hüzünlenir, kızıp öfkelenir, binbir değişik ruh hallerine bulaşabilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yazarlar yazılarından öyle kolay kolay kopmazlar, kopamazlar. Oysa ustalığa giden yol aynen suya yazılan satırlar gibidir. İyilik yap denize at misali. Hacimli, çaplı, bir o kadar derin kitap birçok kalem erbabının yaptığı gibi “aman ha yazdıklarım boşa gitmesin” acemiliğini de çağrıştırmıyor değil. Zira üstat dahası kitaba sağda solda bulduğu her yazısını yapıta eklemiş gibi eğreti duruyor. Bu ve benzer anlayışların ufkumuzu daralttığını savunanlardanım. En güzel yapıt henüz yazılmamış olandır diyenler tam da bu yüzden baskın ve haklılar. Yazarın satırlarının bence hiçbir sorunu yok. Bu kaygısı yersiz zira hayatın birebir içerisinden, doğal gerçekliğinden gelen yazı damarıyla donanımlı kalem ustası yer yer emekli öğretmenler benzeri ders vermiyor değil. Çok boyutlu, sıkılmadan defalarca döne dolaşa okunacak satırlar her yeni konuda ayrı bir heyecan ve tat veriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karmaşık, karanlık ve zor süreçlerden geçiyoruz. Dönemin ruhu her ne kadar bilinmezlikler içerse de, tam da böylesi dönemlerde ihtiyaç duyulan güçlü ve parıltılı ışıklar en başta yazarlar ve şairler olmak üzere sanatçılardan gelir, gelmelidir. Bu anlamda hâlâ o biçim umut var. Şüphesiz insan hayatı inişli çıkışlı, anlaşılması zor tarifleri içerir. “Yaz Yaprağı” bu anlamda kavga, felsefe, isyan, bilgelik, sorup anlamaya çalışan, sorgulatan, en çok da aydınlatan, ısı ve ışık veren ifadelerle yüklü. Bu anlamda kişisel tavsiyem öyle hemen birden başlayıp bitireyim diyerek esere başlamayın. Her gün ayrı bir ilham, enerji, tat, kısaca keyif alabileceğinizi bilerek yudumlayın yapıtı derim. Pişman olmayacaksınız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nice değerin ayaklar altına alındığı böylesi dönemlerde şairlere bakın, yazarların kalemlerinden dökülenleri irdeleyin, inceleyin Ali Şeker gibi gönlü ve kalbi insan için, insanlık için atan aydınlara denk gelirsiniz. Hayat sorular, sorgulamalar üzerinde kurulup şekillenmiş değil mi? Bu soruları da entelektüeller sormayıp da kim soracak? Politikacılar mı, din adamları mı, para kazanma hırsıyla yanıp tutuşan iş dünyası mı? Çakma sanatçı bozuntuları mı?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yazar ve şair Ali Şeker’in “Yaz Yaprağı”, ne kadar amatör izler taşırsa taşısın bence ustanın olgunluk aşamasına tekabül ediyor. Bu anlamda satırların üzerimizde bıraktığı etkiler zengin içeriklerle dopdolu. Hayatı, insanı, çocuğu, doğayı, bilgiyi anlamak, anlatmak isteyenlerin ellerinden kolay kolay bırakamayacakları, öyle kolay kolay unutmayacakları zamanın ötesine sarkmaya aday nadir yapıtlardan biri.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Edebiyat karın doyurmaz diyenlerin ne kadar haklı veya haksız olduklarını bilmem ama bildiğim, ciddi ve nitelikli yapıtların zihinsel açlığımızı doyurmaya yettiği. Bunların içerisinde anı güzelleştirip şenlendiren olduğu kadar, aynen bu çalışmadaki gibi her daim döne dolaşa okunıp tat ve keyif alınacak nice nüveler yüklü, çok katmanlı ve boyutlu, hazmı kolay ve ani olmayan, soran ve sorgulatan tarzlar da mümkün. Hiç bitmesini istemeyeceğiniz türden nadir çalışmalardan biri. Sadece tavsiye edilir.</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Süleyman Deve</strong><strong>ci</strong></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/ali-seker-yaz-yapragi-incelemesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir Varto-Der’den IGNIS Enerji Önünde JES Protestosu</title>
		<link>https://vartoname.com/varto-haberler/izmir-varto-derden-ignis-enerji-onunde-jes-protestosu/</link>
					<comments>https://vartoname.com/varto-haberler/izmir-varto-derden-ignis-enerji-onunde-jes-protestosu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jun 2026 18:52:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Varto Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9644</guid>

					<description><![CDATA[Varto Sahipsiz Değildir: İzmir Varto-Der’den IGNIS Enerji Önünde JES Protestosu Varto coğrafyasında yapılması planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES)]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-full sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="906" height="513" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/varto-zmir-der.jpeg" alt="varto zmir der" class="wp-image-9648" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/varto-zmir-der.jpeg 906w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/varto-zmir-der-300x170.jpeg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/varto-zmir-der-768x435.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 906px) 100vw, 906px" data-mwl-img-id="9648" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Varto Sahipsiz Değildir: İzmir Varto-Der’den IGNIS Enerji Önünde JES Protestosu</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Varto coğrafyasında yapılması planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı yükselen toplumsal tepki, eylemlerle büyümeye devam ediyor. Son olarak İzmir Varto-Der, projenin yürütücüsü olan IGNIS Enerji’nin Urla’daki Türkiye ofisi önünde kitlesel bir basın açıklaması ve protesto eylemi gerçekleştirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğamızı, suyumuzu, tarım meralarımızı ve kadim yaşam alanlarımızı doğrudan tehdit eden bu projeye karşı Varto halkı ve demokratik kitle örgütleri sessiz kalmayacağını bir kez daha ilan etti. Varto’nun geleceğini, ekolojisini ve kültürel mirasını ilgilendiren bu kritik süreçte; masa başı projelerin değil, halkın iradesinin ve çevrenin korunmasının esas alınması gerektiği kararlılıkla vurgulandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Vartoname olarak, coğrafyamızın hafızasını ve kültürel değerlerini koruma sorumluluğumuzun yanı sıra, onun doğasını ve geleceğini savunan bu haklı çığlığı da kayıt altına almayı bir görev biliyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü biliyoruz ve haykırıyoruz: <strong>Varto sahipsiz değildir!</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Görsel Kaynak :f<a href="https://www.facebook.com/izmirvartoder" target="_blank" rel="noopener">acebook.com/izmirvartoder</a></p>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/varto-izmir-der.mp3"></audio></figure>
</div>
</div>



    <div 
    class="align wp-block-lbb-lightbox"        id="lbbLightBox-5"
        data-attributes='{&quot;lightboxType&quot;:&quot;gallery&quot;,&quot;items&quot;:[{&quot;id&quot;:9645,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/06\/izmir-der.jpeg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/06\/izmir-der.jpeg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:9648,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/06\/varto-zmir-der.jpeg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/06\/varto-zmir-der.jpeg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:9649,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/06\/vartoder.jpeg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/06\/vartoder.jpeg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true}],&quot;align&quot;:&quot;&quot;,&quot;cId&quot;:&quot;&quot;,&quot;audio&quot;:{&quot;player&quot;:&quot;&quot;,&quot;typo&quot;:{&quot;fontSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:16,&quot;tablet&quot;:15,&quot;mobile&quot;:14},&quot;fontWeight&quot;:500,&quot;lineHeight&quot;:&quot;135%&quot;}},&quot;layout&quot;:&quot;default&quot;,&quot;columns&quot;:{&quot;desktop&quot;:3,&quot;tablet&quot;:2,&quot;mobile&quot;:1},&quot;columnGap&quot;:&quot;10px&quot;,&quot;rowGap&quot;:&quot;10px&quot;,&quot;content&quot;:{&quot;caption&quot;:false,&quot;overlyColor&quot;:false,&quot;lightboxCaption&quot;:true},&quot;button&quot;:{&quot;icon&quot;:{&quot;class&quot;:&quot;fab fa-wordpress&quot;},&quot;text&quot;:&quot;Image&quot;},&quot;galleryIcon&quot;:true,&quot;popupOptions&quot;:{&quot;mixAllData&quot;:false},&quot;popupIconLeft&quot;:{&quot;infobar&quot;:true},&quot;popupIconMiddle&quot;:{&quot;zoomIn&quot;:true,&quot;zoomOut&quot;:true,&quot;toggle1to1&quot;:false,&quot;rotateCCW&quot;:false,&quot;rotateCW&quot;:false,&quot;flipX&quot;:false,&quot;flipY&quot;:false,&quot;fullscreen&quot;:true},&quot;popupIconRight&quot;:{&quot;twitter&quot;:false,&quot;facebook&quot;:false,&quot;download&quot;:false,&quot;slideshow&quot;:true,&quot;thumbs&quot;:true,&quot;close&quot;:true},&quot;thumb&quot;:{&quot;type&quot;:&quot;classic&quot;,&quot;showOnStart&quot;:true,&quot;minCount&quot;:2},&quot;slideShow&quot;:{&quot;playOnStart&quot;:false,&quot;timeout&quot;:3000},&quot;options&quot;:{&quot;wheel&quot;:&quot;zoom&quot;,&quot;transition&quot;:&quot;fade&quot;},&quot;controls&quot;:{&quot;play-large&quot;:true,&quot;restart&quot;:false,&quot;rewind&quot;:true,&quot;play&quot;:true,&quot;fast-forward&quot;:true,&quot;progress&quot;:true,&quot;current-time&quot;:false,&quot;duration&quot;:false,&quot;mute&quot;:false,&quot;volume&quot;:true,&quot;pip&quot;:false,&quot;airplay&quot;:false,&quot;settings&quot;:false,&quot;download&quot;:false,&quot;fullscreen&quot;:true,&quot;skipTime&quot;:5,&quot;isHeart&quot;:true,&quot;isPlaybackSpeed&quot;:true},&quot;playerColor&quot;:&quot;#03a5ed&quot;,&quot;overlyColor&quot;:&quot;#00000061&quot;,&quot;img&quot;:{&quot;animation&quot;:&quot;zoomIn&quot;,&quot;borderRadius&quot;:5,&quot;isHoverAnimation&quot;:true},&quot;image&quot;:{&quot;ratio&quot;:&quot;4:3&quot;},&quot;imgBorder&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#4527a4&quot;,&quot;style&quot;:&quot;solid&quot;,&quot;width&quot;:&quot;0px&quot;},&quot;caption&quot;:{&quot;position&quot;:&quot;overlyCenter&quot;},&quot;captionTypo&quot;:{&quot;fontSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:16,&quot;tablet&quot;:15,&quot;mobile&quot;:14},&quot;fontWeight&quot;:500,&quot;lineHeight&quot;:&quot;135%&quot;},&quot;captionColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#fff&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;#00000000&quot;},&quot;btnTypo&quot;:{&quot;fontSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:18,&quot;tablet&quot;:15,&quot;mobile&quot;:14},&quot;fontWeight&quot;:500,&quot;lineHeight&quot;:&quot;100%&quot;},&quot;btnWidth&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnHeight&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnAlign&quot;:&quot;left&quot;,&quot;btnType&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnStyle&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#4527a4&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;#fff&quot;},&quot;btnHovColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#333&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;#fff&quot;},&quot;btnPadding&quot;:{&quot;top&quot;:&quot;8px&quot;,&quot;right&quot;:&quot;15px&quot;,&quot;bottom&quot;:&quot;8px&quot;,&quot;left&quot;:&quot;15px&quot;},&quot;btnBorder&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#4527a4&quot;,&quot;style&quot;:&quot;solid&quot;,&quot;width&quot;:&quot;1px&quot;},&quot;btnRadius&quot;:{&quot;top&quot;:&quot;3px&quot;,&quot;right&quot;:&quot;3px&quot;,&quot;bottom&quot;:&quot;3px&quot;,&quot;left&quot;:&quot;3px&quot;},&quot;btnSpaceBetween&quot;:&quot;10px&quot;,&quot;styles&quot;:&quot;&quot;,&quot;sliderHeight&quot;:{&quot;desktop&quot;:&quot;550px&quot;,&quot;tablet&quot;:&quot;500px&quot;,&quot;mobile&quot;:&quot;400px&quot;},&quot;slider&quot;:{&quot;thumbs&quot;:&quot;classic&quot;,&quot;arrowColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#000&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;transparent&quot;}},&quot;popupTheme&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#000&quot;,&quot;size&quot;:{&quot;desktop&quot;:50,&quot;tablet&quot;:70,&quot;mobile&quot;:90},&quot;closeIconColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#fff&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;transparent&quot;},&quot;closeIconHColor&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#FF0000&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;transparent&quot;},&quot;closeIconSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:30,&quot;tablet&quot;:28,&quot;mobile&quot;:25}}}' data-content-indexs="[]"></div>

        
             
         ]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/varto-haberler/izmir-varto-derden-ignis-enerji-onunde-jes-protestosu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/varto-izmir-der.mp3" length="423216" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Herkesin Aklında Bir Yarını Vardı</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/herkesin-aklinda-bir-yarini-vardi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/herkesin-aklinda-bir-yarini-vardi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 17:50:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9576</guid>

					<description><![CDATA[🌅 Herkesin Aklında Bir Yarını Vardı &#8211; Ali Şeker Çevremizi saran büyük AVM &#8216; lerin cam vitrinlerine dağılmış,]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="819" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-1024x819.webp" alt="ali seker" class="wp-image-9578" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-1024x819.webp 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-300x240.webp 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker-768x615.webp 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ali-seker.webp 1402w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="9578" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph">🌅 <strong>Herkesin Aklında Bir Yarını Vardı &#8211; Ali Şeker</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Çevremizi saran büyük AVM &#8216; lerin cam vitrinlerine dağılmış, aç açıkta olan çocukların göz hakkını, şimdilik yüreğimin bir köşesine saklıyorum. Ve yüreğim bir kez daha çarpmaya başlıyor…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güneş tekrar doğmak üzereydi. Dışarıda, insanın acısıyla ilgilenmeyen, hınca hınç akan araba trafiği. Mavi gökyüzüne kanat çırpan birkaç beyaz güvercin, özgürlük yüklü. Uçtan uca gurultulu bir şekilde mavi de ötüşüyorlar, evrensel bir resim. Her yere ışık doluşuyor, her eşikten dışarıya açılan kapılar bir bir açılıyor. Sokaklar kanlı canlı canlanıyor. Eğer her gün birbirinin tekrarıysa, ne yazık. Alınan her bir solukta yaşam kendini yenileyebilmeli evrensel bir perspektifte&#8230; İşte ikinci bir gözünde yok sayıldığı somut bir gerçeklik ve karanlık, kapanmayan üçüncü bir göze ihtiyaç var. Evet, yaşamda doğum ve ölüm gerektiği gibi yürüyor&#8230; Ölüm doygun, rengi hiç değişmeyen kumların arasında, tek Tanrı &#8216; ya inanan Kenan ilinde ardılların birbirini boğazladığı, mağdur ve egemenlerin savaşı&#8230; Ateşin çaldığı ıslık kulaklarımızı sağır ediyor. Sakin, sakin bir mavi de özgürlük kokan bir hava. Kuşlar havalandığına göre insan güzel duygular içinde kendini yaşamın çok renkli seslerine bırakabilir. Bilimin çözemediği, açlık, eşitlik, ölüm girişimi çözülemeyen kör bir denklem olarak önümüzde duruyor. Aslında hepimiz zihninde olmasa da bir cevabı var, sınırsız- sınıfsız bir dünya, bir ütopya&#8230; Nasıl olsa gelecekte her şey milyonlarca kez yenilenecek, şu an içinde kendimizi avutabiliriz&#8230; Anayasaya mahkemesinin bireysel başvuruyu ötelediği, bir Türkiye gerçekliği beş senelik zaman dilimi. Ne de olsa insanız, hepimizin bir dayanma gücü var&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilimin ve insanlığın pratik sonucu: Mesela dünyada azda olsa var olan bir şeyi, &#8221; polisin silah taşımadığı, ordusu olmayan bir ülkeyi &#8221; düşlediğimizde onu yeniden yaratırız&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Düşüp, kalkmak, yok olan bir şeyi, yaşadığımız ülkede herkese hukuku yeteri kadar talep etmek de, çünkü henüz hiçbir şeyin bitmediğinin bir kanıtı, arzuladığımız bir yarındı&#8230; Tek adam otokratik bir sistemle yönetilen ülkemizde, Asgari hukuksal normların askıya alındığı bir ortamda, kara para aklayan aklayana. Altın tozlu kahvelerin kıkırdayarak içildiği, paraların kadın saçlarının üstüne rulo süslemeleriyle cansız çiçeklendiği bir bahçe, zorba &#8211; illegal türevlerini çoğaltıyordu. Ulusal servetin tam bir eşitlik içerisinde bölüşülmediği, bu şatafattan en gelişkin gün ışığı bile utanır. Hem bilgi, bilge insan olmak nedir ki? Cehaletin yanında&#8230; Bir yarayı bir muskayla iyileştirmediğimize göre, saplantı halinde bir başkasına inanç yoluyla, bir şeye körü körüne inanmasını beklemek de neyin nesi…</p>



<p class="wp-block-paragraph">İktidar gücü ellerinde olup da vesaire, sarayda orda burada rahatlık içinde kokuşanların yanı sıra, hiçbir şeyi olmayanların da dünyalık adına baştan çıkarıcı, biat ederek sürüleştiği bir kokuşmuşluktan dışarı çıkmıyorlar. Başı açık &#8211; kapalı, sıkma başlı, cepleri altın ve para yüklü, kalçalar zevkten kıkırdıyordu, başkasına verdiği en değerli öğüt ise başparmağını bile oynatmadan, çal çırp senin de olsun öğüdü&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güneş tekrar doğmak üzereydi&#8230; Yaşam nasıl da kendi doğal akışı üzerine üşüşüyor, yine en aşağıda karıncalar hevesle bir buğday harmanını alıp taşıyorlar. Besin zinciri içinde avcı olanların yasaları hiç değişmemiş, aynı ustalıkla devam ediyor…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, uçurumun kenarına geldiğimizde, karşıya geçmek için bir köprü, kanatlanıp uçamayacağımıza göre ortak bir akıl gerek&#8230; Doğa bir kez daha bizlere gerçeği kendi ritmik sesleriyle fısıldıyor. Bir koyunun diyalektiği: bir sürüde arka ayaklar hep ön ayakları takip eder diyor&#8230; Adalet, hukuk, özgürlük ve sosyal birey olmanın amacını kavramayanların, vicdan heybeleri boş boş bir emre ve tek akla zincirli. Boynuna altın takanların çokluğu, açlığı yokluğu vaat ediyordu. Bu kadar zenginliğin bol olduğu bir ülkede, okul kantinlerine, &#8221; utanç çetelesi &#8221; yokluktan kaynaklı yeni bir uygulama, askıda gevrek sofrasına bugün hangi çocuk oturacak?&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kim bilir&#8230;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplum dinamiklerinin birde besleyici metafizik duygusunun bıraktığı ağır giysilerde eklenince, bu uzun erimli suskun birliktelik tam yirmi iki seneliğe özgü bir sığınak olarak görülmeye başlanmıştı bile. Ve bu kokuşmuş vahşi &#8211; kapital bir zafer çığlığıyla bir arada yaşamak oldukça zor. Her nedense adaletin ağır basan, eşitlik terazisi hep toprağın altındaki huzuru, mertliği saklıyordu, herkese eşit bir şekilde…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Baştanbaşa özgür insan&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Acılarını karanlığın içinden açığa çıkarıp, güneş salkımlarının üzerine serpiştirdi. Ve korkmadan kalabalığa haykırdı, en güzeli dışarıda ya deli bir rüzgâr ya da kahraman bir bahar olmaktı. İşte bende aşağılarda bir yerdeyim, sabahın ak ışıkları içinde&#8230; Yeryüzünün rengârenk çiçeklerini bir düşünsenize, hangi insan bu kadar güzel giyinebilir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Işığın salkım salkım memeleri karanlıkta boğuşuyor, özgürlük vermeye yüz tutmuş barış kokuyordu bir yerlerde. Bizlere: Hayatta bu kadar da olmaz dedirtmeyen, sokağa karışan farklı insan kümeleri önümüzde duruyor. Evrensel dünyada kabul gören bir gerçekti. Tüm parçaların mükemmel bu denli bir arada oluşu, yaşamda farklı olmanın bir ödülü olsa gerek&#8230; Sen kendini tek adam, tek sembollerin esirgeciliğine bırakan insan, öteki dediğimiz, bütün acılar gün ışığında bir bir görülmeye başlıyor. Ben de yüreğim, birde özgür insanın söz geçiremediği bir yüreği var, birileri hâlâ gün ışığında çocuk kalplere kötülük ekiyor.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güneşli havada nadasa duran toprak kollarını açmış. Yeter ki, ekici tarlasını ekmeye gitsin, her bir tohumun besleyebildiği onlarca canlı varlık iç içeydi. Yine bir yerlerde tankı &#8211; topu &#8211; tüfeği olan beyaz insan, toprağı bil fiil canlı- cansız varlıkları katlede dursun. Ateş bir adım ötede gelip bizleri sarıyor.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun yanında bir el veriyor, öteki el alıyor, hayat devam ediyor. Azda olsa toprağı hem ekip hem de biçenler, kumaş dokuyan, ip eğiren eller, insanlığı emeğin görkemiyle giyindiriyor. Umutla toprağa bakan binlerce insan yüzleri, pırıl pırıl parlıyordu. Işıkta işleyen eller özgürlük ve açlığın sesini bir kez daha açığa çıkarıyor. Tüketici haberin olsun: Bir tohum daha toprağa düşmeyi bekliyor. Bakın! Kocaman ağız dolusu bir gün ağarıyor, yenilmez basit düşler her an aklımıza gelebilir. Mesela çocuklar için yürek yüreğe barış gerekli, gerçeğini hep birlikte yüksek sesle dillendirebiliriz…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zıttı olan her şeyin bir reçetesi var, mesela birbirini tamamlamak gibi… Sessizliğin içinde, hareketin düşleri bana çocuk sesi ve kuş cıvıltılarının olduğu ertesi güne yürümenin bir ön hazırlığıydı, yepyeni bir yaşama doğmak için…</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Ali Şeker&nbsp;</strong></p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/aliseker.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/herkesin-aklinda-bir-yarini-vardi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/aliseker.mp3" length="851904" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Ekoloji Aktivistlerinden Ignis Önünde Protesto</title>
		<link>https://vartoname.com/varto-haberler/ekoloji-aktivistlerinden-ignis-onunde-protesto/</link>
					<comments>https://vartoname.com/varto-haberler/ekoloji-aktivistlerinden-ignis-onunde-protesto/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jun 2026 19:41:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Varto Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9547</guid>

					<description><![CDATA[Ekoloji Aktivistlerinden Ignis Önünde Protesto: &#8220;JES Projeleri Yaşam Alanı Gaspıdır&#8221; Varto ve Bingöl`ün Karlıova ilçelerinde kurulması planlanan Jeotermal]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="591" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ignis-varto-e1781033203868-1024x591.jpg" alt="ignis varto e1781033203868" class="wp-image-9549" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ignis-varto-e1781033203868-1024x591.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ignis-varto-e1781033203868-300x173.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ignis-varto-e1781033203868-768x443.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/ignis-varto-e1781033203868.jpg 1326w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="9549" /></figure>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/Ekoloji-Aktivistlerinden-Ignis.-Emery-Listen-AI-online-audio-converter.com_.mp3"></audio></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Ekoloji Aktivistlerinden Ignis Önünde Protesto: &#8220;JES Projeleri Yaşam Alanı Gaspıdır&#8221;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"> <strong>Varto</strong> ve Bingöl`ün <strong>Karlıova</strong> ilçelerinde kurulması planlanan Jeotermal Elektrik Santrali (JES) projelerine karşı tepkiler büyüyor. İzmir Ekoloji Koordinasyonu, projeyi yürüten Ignis şirketinin Urla’daki Türkiye Ofisi önünde kitlesel bir basın açıklaması yaparak, yatırımların bir enerji hamlesi değil, doğrudan yaşam alanlarına yönelik bir gasp olduğunu vurguladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eylemde, “JES’e hayır, suyuma toprağıma dokunma” ve “Varto halkı JES istemiyor” yazılı pankartlar taşınırken; kitle sık sık “Havama, suyuma, toprağıma dokunma”, “Birleşe birleşe kazanacağız” ve “Susma, haykır, JES’lere hayır” sloganlarını attı. Yoğun katılımın gözlendiği protestoda ortak açıklamayı koordinasyon adına Eylem Koşar Bağiç seslendirdi.</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>&#8220;Bu Topraklar Ruhumuzdur, Haritadan Silinmesine İzin Vermeyeceğiz&#8221;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Hedefteki coğrafyanın sadece harita üzerindeki noktalardan ibaret olmadığını söyleyen Bağiç, JES projelerinin bölgedeki ekosistemi ve sosyal hayatı tehdit ettiğini belirtti. Şirkete ve projeye onay veren yetkililere seslenen Bağiç, şu ifadeleri kullandı:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Bu topraklar; bitki örtüsünden yaban hayatına kadar binbir canlının yuvası, yüzyıllardır burada kök salmış halkların hafızası ve emeğidir. Yapmak istediğiniz JES&#8217;ler teknik bir yatırım değil, açıkça bir yaşam alanı gaspıdır. Onlarca köyümüz haritadan silinme ve insansızlaştırılma riskiyle yüz yüze. İnsanları yurtlarından koparmak en büyük hak ihlalidir. Yer altındaki ağır metalleri ve kimyasalları yüzeye çıkararak doğayı geri dönülmez şekilde zehirleyeceksiniz. Tarım ve mera alanları kuruyacak, su kaynakları kirlenecek. Unutmayın ki bu topraklar sadece geçim kaynağımız değil, bizim ruhumuzdur.&#8221;</p>
</blockquote>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>&#8220;Şirketlerin Kâr Hırsına Karşı Geri Adım Atmayacağız&#8221;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bölgenin inanç merkezlerinin ve kültürel mirasının da tehdit altında olduğuna dikkat çeken Bağiç, yerel halkın iradesinin yok sayıldığını ifade etti. Projelere karşı direnişi kararlılıkla sürdüreceklerini belirterek konuşmasını şöyle tamamladı:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Halkın onayı olmadan, sadece ruhsatlara dayanarak bir coğrafyanın kaderiyle oynayamazsınız. Duymadığınız bu çığlık; evini, toprağını ve geleceğini korumak isteyen köylünün, annenin, gencin çığlığıdır. Varto ve Karlıova halkının, doğasının ve kültürünün yanındayız; asla geri adım atmayacağız. Şirketlerin kâr hırsı, halkın yaşam hakkından üstün olamaz. Ignis yöneticilerine çağrımızdır: Halkın iradesini çiğneyen, doğayı katleden bu projelerden vazgeçin, ruhsatları iptal edin ve elinizi topraklarımızdan çekin. Bu ses; nehirlerin, dağların ve bu toprakların geçmişi ile geleceğinin sesidir.&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Basın açıklaması, atılan sloganların ardından barışçıl bir şekilde sona erdi.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/varto-haberler/ekoloji-aktivistlerinden-ignis-onunde-protesto/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/Ekoloji-Aktivistlerinden-Ignis.-Emery-Listen-AI-online-audio-converter.com_.mp3" length="1520369" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>📢 İzmir Varto-Der ve Vadef Yönetim Kurulları Çağrısı</title>
		<link>https://vartoname.com/varto-haberler/%f0%9f%93%a2-izmir-varto-der-ve-vadef-yonetim-kurullari-cagrisi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/varto-haberler/%f0%9f%93%a2-izmir-varto-der-ve-vadef-yonetim-kurullari-cagrisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jun 2026 17:33:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Varto Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9531</guid>

					<description><![CDATA[📢&#160;Değerli İzmir Sivil Toplum Örgütleri, Çevre Dostları ve Kamuoyunun Dikkatine; Varto’nun eşsiz doğasına, can damarımız olan sularına, bereketli]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="683" height="1024" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/vadef-varto-izmir-683x1024.jpg" alt="vadef varto izmir" class="wp-image-9538" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/vadef-varto-izmir-683x1024.jpg 683w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/vadef-varto-izmir-200x300.jpg 200w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/vadef-varto-izmir-768x1152.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/vadef-varto-izmir.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 683px) 100vw, 683px" data-mwl-img-id="9538" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph">📢&nbsp;<strong>Değerli İzmir Sivil Toplum Örgütleri, Çevre Dostları ve Kamuoyunun Dikkatine;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Varto’nun eşsiz doğasına, can damarımız olan sularına, bereketli toprağına ve hepimizin ortak yarını olan geleceğine sahip çıkmak için sesimizi yükseltiyoruz!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Muş Varto’da yapılması planlanan ve çevre dengesini ciddi şekilde tehdit eden&nbsp;<strong>JES (Jeotermal Enerji Santrali)</strong>&nbsp;projesine karşı, tamamen yasal sınırlar içinde&nbsp;<strong>demokratik tepkimizi</strong>&nbsp;en gür sesle göstermek amacıyla bir araya geliyoruz. Yaşam alanlarımızın ticari çıkarlara kurban edilmesine sessiz kalmayacağımızı belirtmek için projenin arkasındaki yürütücü güç olan, İzmir Urla’da faaliyet gösteren&nbsp;<strong>İgnis Şirketi</strong>&nbsp;binası önüne giderek kitlesel bir protesto eylemi ve basın açıklaması gerçekleştireceğiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Doğamızı talan ettirmeyeceğiz”</em>,&nbsp;<em>“Sularımızı koruyoruz, geleceğimize sahip çıkıyoruz”</em>&nbsp;ve&nbsp;<em>“Varto’da JES’e Hayır!”</em>&nbsp;çığlığını büyütmek, doğanın talanına dur demek isteyen tüm sivil toplum kuruluşlarını, çevre aktivistlerini ve duyarlı halkımızı bu haklı mücadelede bizlerle omuz omuza olmaya, dayanışmayı büyütmeye davet ediyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">📅&nbsp;<strong>Eylem, Ulaşım ve Program Bilgileri:</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Tarih:</strong>&nbsp;11 Haziran 2026 Perşembe</li>



<li><strong>Saat:</strong>&nbsp;12:00 (Protesto başlangıç saati)</li>



<li><strong>Ulaşım ve Hareket Yeri:</strong>&nbsp;Eyleme katılacak tüm dostlarımız için&nbsp;<strong>Kaymakamlık karşısındaki tarladan</strong>&nbsp;araçlar kaldırılacaktır. Araç kalkış saatlerine uyulması önemle rica olunur.</li>



<li><strong>Protesto Yeri:</strong>&nbsp;Urla’da bulunan İgnis Şirketi Önü</li>
</ul>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Dayanışmayla, doğamızı ve geleceğimizi birlikte koruyalım!”</strong></p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/Degerli-Izmir-Sivil-Emery-Listen-AI-online-audio-converter.com_.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/varto-haberler/%f0%9f%93%a2-izmir-varto-der-ve-vadef-yonetim-kurullari-cagrisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/Degerli-Izmir-Sivil-Emery-Listen-AI-online-audio-converter.com_.mp3" length="824258" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Varto Dernekleri Federasyonu VADEF</title>
		<link>https://vartoname.com/varto-haberler/varto-dernekleri-federasyonu/</link>
					<comments>https://vartoname.com/varto-haberler/varto-dernekleri-federasyonu/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Jun 2026 15:57:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Varto Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9515</guid>

					<description><![CDATA[Varto Dernekleri Federasyonu (VADEF) 7. Olağan Genel Kurulu ve Görev Dağılımı Varto’muzun zengin kültürünü, köklü tarihini ve toplumsal]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/vadef1-1024x683.jpg" alt="vadef1" class="wp-image-9516" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/vadef1-1024x683.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/vadef1-300x200.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/vadef1-768x512.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/vadef1.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="9516" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Varto Dernekleri Federasyonu (VADEF) 7. Olağan Genel Kurulu ve Görev Dağılımı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Varto’muzun zengin kültürünü, köklü tarihini ve toplumsal değerlerini dijital dünyada yaşatmayı ve tüm dünyaya tanıtmayı gaye edinen <strong>Vartoname</strong> ailesi olarak, memleketimizin sivil toplum alanındaki en önemli çatı kurumlarından biri olan Varto Dernekleri Federasyonu’nun (VADEF) sürecini önemle takip ediyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Federasyonun büyük bir olgunluk ve dayanışma ruhuyla gerçekleştirdiği <strong>7. Olağan Genel Kurulu</strong> neticesinde yeni yönetim kurulu belirlenmiş ve kurumsal görev dağılımı tamamlanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Varto’muzun kültürel bağlarını güçlendirmek, coğrafyamızın sesini daha gür duyurmak ve hemşehrilerimiz arasında köprüler kurmak adına yeni dönemde sorumluluk üstlenen tüm yönetim kurulu üyelerini içtenlikle tebrik ediyoruz. Önceki dönemlerde emek vermiş tüm kurullara teşekkür ediyor; yeni yönetime bu onurlu ve sorumluluk gerektiren yolculukta <strong>Vartoname</strong> olarak sonsuz başarılar diliyoruz. Memleketimize, federasyonumuza ve tüm hemşehrilerimize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyoruz.</p>



<ol start="7" class="wp-block-list">
<li>Olağan Genel Kurul sonucunda şekillenen yeni yönetim listesini ve resmi görev dağılımını siz değerli okurlarımız ve kamuoyu ile paylaşıyoruz:</li>
</ol>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Genel Başkan</strong></p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Özgür Yetiş Aslan</strong></li>
</ul>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Yönetim Kurulu ve Görev Dağılımı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yıldırım Beyazgül:</strong> Ar-Ge Sorumlusu</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yılmaz Kırmızıgül:</strong> Genel Başkan Yardımcısı</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şenay Ekinci:</strong> Genel Başkan Yardımcısı</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ayten Gülsever:</strong> Genel Başkan Yardımcısı</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Turabi Doğan:</strong> Genel Başkan Yardımcısı</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Aşkın Yavuz:</strong> Genel Sekreter</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Habib Kılıç:</strong> Genel Sekreter Yardımcısı</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ertan Aktaş:</strong> Genel Sekreter Yardımcısı</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Vahap Bayar:</strong> Genel Sayman</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ayhan Baytekin:</strong> Hukuk İşleri Sorumlusu</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/varto-haberler/varto-dernekleri-federasyonu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Terörsüz Türkiye” Söylemi</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/terorsuz-turkiye-soylemi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/terorsuz-turkiye-soylemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2026 15:44:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Hüsamettin Turan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9510</guid>

					<description><![CDATA[“Terörsüz Türkiye” Söylemi&#160; ve Kürt Milletine Yönelik İnkâr-İmha Politikaları’nın Sürekliliği Türkiye’de son yıllarda devlet ve ona bağlı ideolojik]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/terorsuz-turkiye-1024x576.jpg" alt="terorsuz turkiye" class="wp-image-9512" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/terorsuz-turkiye-1024x576.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/terorsuz-turkiye-300x169.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/terorsuz-turkiye-768x432.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/terorsuz-turkiye-1536x864.jpg 1536w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/terorsuz-turkiye.jpg 1672w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="9512" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Terörsüz Türkiye” Söylemi&nbsp;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ve Kürt Milletine Yönelik </strong><strong><em>İnkâr-İmha Politikaları’nın</em></strong><strong> Sürekliliği</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Türkiye’de son yıllarda devlet ve ona bağlı ideolojik aygıtların yoğun biçimde kullandığı “Terörsüz Türkiye” söylemi, yüzeyde barış, güvenlik ve toplumsal huzur hedefi taşıyor gibi görünse de, derinlemesine incelendiğinde bunun yalnızca modern dönemde yeniden üretilmiş bir Pan-Türk/Osmanlıcı devlet stratejisinin güncel versiyonu olduğu görülmektedir. Bu stratejinin özünde, Kürt milletinin tarihsel, kültürel ve siyasal varlığını tanımak değil; aksine, onu Türk ulusal kimliği içinde eritmek, tüm kolektif hak taleplerini </em><strong><em>“terör”</em></strong><em> kategorisine indirgemek ve böylece ulusal özgürlük mücadelesini kriminalize etmek vardır.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Osmanlı’nın son döneminde Jön Türk hareketi ile kurumsal zemini atılan, Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte resmileşen bu devlet aklı, yüz yılı aşkın süredir farklı ideolojik kılıflar içinde fakat aynı özle uygulanmıştır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>1925 Şeyh Said İsyanı sonrası uygulanan sert bastırma politikaları, 1937-38 Dersim Tertelesi, 1980’lerin olağanüstü hal yılları, 1990’larda köy boşaltmaları ve zorla göç ettirmeler, bu sürekliliğin açık örnekleridir.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüzde “Terörsüz Türkiye” adıyla paketlenen siyaset, bu tarihsel zincirin son halkasıdır. Burada barış, uluslararası hukukta tanımlandığı gibi eşit taraflar arasında siyasi çözüm anlamına gelmez; devletin kendi varlık ve güvenlik tanımı ekseninde tek taraflı olarak belirlediği bir “suskunluk” halidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda PKK, DEM ve benzeri yapıların süreçteki pozisyonu özel olarak değerlendirilmelidir. Başlangıçta Kürt ulusal mücadelesi iddiasıyla ortaya çıkan bu hareketler, zamanla ideolojik dönüşüm ve siyasi pragmatizm yoluyla devletin belirlediği çerçevenin dışına çıkamayan aktörlere dönüşmüştür.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">2013-2015 “çözüm süreci” bu durumun en net örneğidir: sürecin sonunda Kürt milletinin kolektif hakları tanınmamış, anadil, özerklik, statü gibi temel talepler masadan kaldırılmış, yerine “bireysel haklar” ve “silahsızlanma” eksenli dar bir çerçeve getirilmiştir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu durum, Kürt ulusal davası açısından ikinci bir ihanet anlamına gelir: ilki, devletin inkâr ve imha politikası; ikincisi ise bu politikayı dolaylı yoldan meşrulaştıran örgütsel tavizlerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün “Terörsüz Türkiye” stratejisi, yalnızca askeri veya polisiye önlemlerle sınırlı değildir; kültürel asimilasyonu, ekonomik bağımlılığı ve politik temsiliyetin sıkı denetim altında tutulmasını kapsayan çok boyutlu bir projedir. Bu projede “barış masası” ise gerçek bir müzakere değil, kontrollü bir politik tiyatro işlevi görmektedir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devlet, masanın kurallarını, katılımcılarını ve konuşulacak başlıkları baştan belirlemekte; Kürt milletini <strong><em>özne</em></strong> değil, <strong><em>edilgen</em></strong> bir izleyici konumuna itmektedir. Bu şartlarda bu masadan çıkabilecek tek şey, yeni acılar, yeni ihanetler ve eski politikaların modern retorikle süslenmiş bir tekrarıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tabloyu anlamak için uluslararası örnekler önemli bir karşılaştırma zemini sunar.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Doğu Timor</em></strong>, Endonezya’nın uzun yıllar süren işgali ve şiddet politikaları sonrası 1999’da Birleşmiş Milletler gözetiminde yapılan referandumla bağımsızlığını ilan etti.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Güney Sudan</em></strong>, 2011’de Sudan hükümetiyle yürütülen müzakereler sonucunda kendi yazgısını belirleme hakkını kullanarak bağımsız devlet statüsünü kazandı.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kosova, 2008’de uluslararası hukuk ve halk iradesi temelinde bağımsızlığını ilan etti; bu süreçte Uluslararası Adalet Divanı, Kosova’nın bağımsızlık ilanının uluslararası hukuka aykırı olmadığını hükme bağladı.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu örneklerin ortak noktası, “barış”ın ancak eşit taraflar, tanınan ulusal kimlik ve halkın iradesi temelinde kalıcı olabileceğini göstermesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kürt milletine yönelik Türkiye merkezli “barış” söylemleri ise bu üç temel unsuru eşitlik, tanıma ve halkın iradesi sistematik olarak dışlamaktadır. Dolayısıyla, “Terörsüz Türkiye” kavramı, Kürtlerin silahlı direnişten ve siyasal taleplerden arındırılmış, kültürel varlığı törpülenmiş, politik temsil hakkı devlet gözetiminde sınırlandırılmış bir toplum modeli anlamına gelmektedir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Bu, barış değil; modernize edilmiş bir inkâr ve imha projesidir.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası hukuk, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. Madde’sinde halkların <strong><em>kendi yazgısını belirleme hakkını</em></strong> açıkça güvence altına alır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kürt milletinin bu hakkı, sadece tarihsel meşruiyetle değil, aynı zamanda günümüzün uluslararası normlarıyla da desteklenmektedir. Barış, ancak bu hakkın tanınmasıyla mümkün olabilir; aksi halde “Terörsüz Türkiye” söylemi, yalnızca eski asimilasyon politikalarının yeni bir adı olarak tarihe&nbsp;geçecektir.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/terorsuz-turkiye-soylemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hasan Dede &#8211; Terkediş!</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/hasan-dede-terkedis/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/hasan-dede-terkedis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 07 Jun 2026 18:57:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Hasan Dede]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9497</guid>

					<description><![CDATA[Terkediş! 💔 Bir aşkın sonu bazen büyük cümlelerle değil, insanın ömrü boyunca içinde yankılanacak birkaç kırık sözle gelir.&#160;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"></p>



<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="590" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/IMG_4903_Original-e1780858163244-1024x590.jpeg" alt="IMG 4903 Original e1780858163244" class="wp-image-9498" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/IMG_4903_Original-e1780858163244-1024x590.jpeg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/IMG_4903_Original-e1780858163244-300x173.jpeg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/IMG_4903_Original-e1780858163244-768x442.jpeg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/IMG_4903_Original-e1780858163244.jpeg 1302w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="9498" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Terkediş!</strong> 💔</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir aşkın sonu bazen büyük cümlelerle değil, insanın ömrü boyunca içinde yankılanacak birkaç kırık sözle gelir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onlar da öyle olmuştu…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir zamanlar birbirinin gözlerinde kendine yuva bulan iki insan, öfkenin karanlığında birbirlerine yabancılaşmıştı.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söyledikleri sözlerin ağırlığını o an ikisi de tam olarak bilmiyordu.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gurur, kırgınlık ve incinmişlik; sevgiyi sessizce boğmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrılırken ikisi de dönüp arkasına bakmadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanki bir daha hiç karşılaşmayacaklarına dair görünmez bir yemin etmiş gibiydiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kadın, suskunluğunu içine gömdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Erkek ise geceleri uzun uzun tavana bakıp kaybettiği şeyi anlamaya çalıştı.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama bazı hakikatler, insanın kalbine çok geç iner.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aradan çok zaman geçmedi…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir sabah, adamın ölüm haberi ulaştı kadına.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Duyduğu an dünya bir anlığına sustu.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İçinde yıllardır bastırdığı ne varsa tek bir acıda toplandı.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiç kimseye bir şey demeden kalktı ve cenazenin olduğu eve gitti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kapıda duranlara sadece şunu söyledi:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Dokunmayın ona…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onu ben yıkayacağım.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son yolculuğuna ben hazırlayacağım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evde derin bir sessizlik oldu.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kimse itiraz etmedi.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü o an herkes, bu hikâyenin hâlâ bitmediğini anlamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kadın, musalla taşına uzanan bedene baktığında gözleri titredi ama elleri titremedi.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü insan en çok sevdiğinin yüzünü ezberlerdi.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dualar eşliğinde başladı onu yıkamaya…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir zamanlar saçlarını okşadığı adam şimdi hareketsizdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kadın her su döküşte biraz daha geçmişe gidiyor, her duada biraz daha içinden çöküyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Orada bulunan herkes başını eğmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tek bir kelime çıkmıyordu ağızlardan.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam kefen sarılmış, son dua okunmuştu ki…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adam bir anda büyük bir çığlıkla doğruldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nefes nefeseydi…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözleri korkuyla açılmıştı.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Az önce gördüğü rüyanın etkisiyle elleri titriyordu.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ölümün kıyısından dönmüş gibi etrafına baktı.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve o an anladı…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaybettiği kadın, hayatında sahip olduğu en gerçek şeydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Dur!” diye bağırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Gitme…”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama oda boştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kadın çoktan çıkıp gitmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adam yatağında tek başına kalırken, hayat ona en acı gerçeği öğretmişti!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bazı insanlar ölünce değil…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geri dönmeyeceklerini anladığında kaybedilmiş olurdu.</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong><strong>Eğitimci&nbsp;Hasan Dede</strong></strong></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/hasan-dede-terkedis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mülteciler için ‘demir perde Avrupa’ dönemi</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/multeciler-icin-demir-perde-avrupa-donemi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/multeciler-icin-demir-perde-avrupa-donemi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Jun 2026 20:34:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Yücel Özdemir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9477</guid>

					<description><![CDATA[Mülteciler için ‘demir perde Avrupa’ dönemi Pazartesi günü Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler arasında üzerinde]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-full sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="700" height="350" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir.jpg" alt="yucelozdemir" class="wp-image-7803" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir.jpg 700w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir-300x150.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 700px) 100vw, 700px" data-mwl-img-id="7803" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mülteciler için ‘demir perde Avrupa’ dönemi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Pazartesi günü Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler arasında üzerinde anlaşmaya varılan Avrupa Ortak Sığınma Sistemi Paktı (GEAS), AB’de iltica hakkında vurulmuş en önemli darbelerden biri olma özelliği taşıyor. Anlaşmayla birlikte paktın 12 Haziran’da yürürlüğe girmesinin önündeki bütün engeller kalkmış oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pakt, bireysel iltica başvurularını incelemeksizin, gelen mültecilerin AB sınırlarında veya AB içindeki kamplarda tutulmasını öngörüyor. Yabancıların sınır dışı edilmesini hem hızlandırdığı gibi kitlesel bir boyut kazandırıyor. Bununla da kalınmıyor, mültecilerin sınır dışı cezaevlerinde uzun süre keyfi olarak tutulmasını, başka ülkelere geçişlerini engelleme adına pasaportlarına, nüfus cüzdanlarına el koymayı ve verilen asgari yardımların kesilmesini de içeriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir diğer önemli değişiklik ise üzerinde çok durulan “üçüncü ülke” kuralı. AB’ye iltica başvurusunda bulunan herhangi bir ülkenin vatandaşı doğrudan yurttaşı olduğu ülkeye değil, hiç tanımadığı “üçüncü ülkeye” gönderilebilecek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu düzenlemede, ilk giriş yapılan AB ülkesi öne çıkıyor. Örneğin Yunanistan üzerinden Almanya’ya gelen bir mülteci, tespit edildiğinde önce hapse atılacak sonra iltica başvurusu alınmadan hemen Yunanistan’a geri gönderilecek. Dublin II Anlaşması kapsamında daha önce de uygulanan bu durumun kapsamı genişletiliyor. Mülteciler sadece giriş yaptıkları ilk AB ülkesine gönderilmekle kalmayacak. Paktta kastedilen “üçüncü ülke”, mültecilerin daha önce hiç gitmediği, görmediği ülkeler&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mart sonunda, Avrupa Parlamentosundaki muhafazakar Avrupa Halk Partisi (EVP), aşırı sağcı gruplarla ittifak kurarak “Geri Gönderme Yönetmeliği” için çoğunluk sağlamıştı. Aşırı sağın birçok talebi kabul edildi. Yasa, üye ülkelere sınır dışı edilecek “üçüncü ülkeleri” seçme konusunda serbest bırakıyor. Çocuklu aileler de düzenlemenin kapsamına alındı. “Üçüncü ülkeler”de mültecilerin hangi haklara sahip olacakları veya hangi koşullarda kamplarda tutulacakları genel ifadelerle geçiştirildi. Yani, “Avrupa’dan uzaklaştıralım, ne olacaksa bizi ilgilendirmez” anlayışı kazandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıntılara bakıldığında AB’nin bu insanlık dışı mülteciler politikası birkaç açıdan önem kazanıyor:</p>



<p class="wp-block-paragraph">1- İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra temel insan hakları arasında yer alan “iltica hakkı” böylece resmen rafa kaldırılıyor. Hangi nedenle olursa olsun, iltica başvurularını AB sınır ülkelerinde kurulacak kamplarda yapması gerekiyor. Dolayısıyla, iltica başvurusu kabul edilene kadar mültecilerin sınırlarındaki kamplarda tutulma esas alınıyor. Avrupa ülkelerine ulaşmayı başaranlar ise bu kamplara geri gönderiliyor. Böylece örülen telden duvarlara, sınır kontrollerine rağmen Avrupa’nın ortasına kadar gitmenin hiçbir anlamı kalmayacak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2- “Üçüncü ülke” kuralında asıl hedef, mültecileri geldikleri ilk AB ülkesine göndermekten ziyade AB dışında kamplar kurmaktır. 2000’li yılların başından bu yana değişik aralıklarla gündeme getirilen Afrika’da mülteci kamplarının kurulması fikri gerçeğe dönüştürülüyor. Bu konuda ilk adımı İngiltere atmıştı. Ruanda ile 2022’de imzalanan anlaşmada mülteci kampları kurulması geniş tartışmalara ve tepkilere yol açmıştı. Anlaşma, bir taraftan Afrika’dan Avrupa’ya doğru yola çıkan mültecileri bu kamplara yönlendirirken, diğer tarafta İngiltere’ye ulaşan mültecilerin bu kamplara gönderilmesini öngörüyordu. 2024’te Başbakan Keir Starmer anlaşmayı “caydırıcı olmayan bir hile” olarak nitelendirerek yürürlüğe girmeden lağvetmişti. Bunun üzerine Ruanda, tek taraflı feshedilen anlaşma nedeniyle İngiltere’ye karşı hukuki süreç başlatmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Benzer bir anlaşmayı İtalya, Arnavutluk ile yapmıştı. Aşırı sağcı İtalya Başbakanı Meloni’nin girişimi sonucu, Arnavutluk’ta kurulan kamplara mültecilerin gönderilmesi daha sonra mahkemeler tarafından iptal edilmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu iki başarısız denemeye rağmen, AB de GEAS paktı ile bu yönde adımlar atmak istediğini açık olarak ilan etmiş bulunuyor. Almanya İçişleri Bakanı Dobrindt, bu yılın sonuna kadar mülteci kamplarının kurulacağı ülkelerle anlaşmaların imzalanacağını açıkladı. Kampların kurulacağı potansiyel ülkelerin Ruanda, Uganda, Libya, Mısır ve Etiyopya olduğu de şimdiden Alman basınında yer almaya başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pakt yürürlüğe girdikten sonra Türkiye’den Almanya’ya iltica etmek üzere gelen mülteciler kendilerini hiç tanımadıkları Ruanda, Uganda, Etiyopya ya da savaşın sürdüğü Libya’da bulabilirler. Bu, Avrupa’ya ilticayı imkansız hale getirmekten başka bir şey değil. AB sınırlarını koruma adına hazırlanan pakt, böylece insanların yurttaşı olduğu ülkelerde kalarak zulme uğramaya, hapse atılmaya, savaşta ölmeye devam etmesi anlamına geliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">3- İltica hakkını fiilen rafa kaldıran paktın yürürlüğe gireceği dönem ise dikkat çekici. Sınır dışılar rekor düzeye ulaşmış, iltica başvuruları alınan önlemlerden ötürü minimuma düşmüş durumda. Avrupa Komisyonu verilerine göre, 2025’te AB’den ayrılması gereken mültecilerin yüzde 28’i sınır dışı edildi. Bu arada AB’de sığınma başvurusu rekor düzeyde düştü. Almanya’ya iltica başvuruları geçtiğimiz mayıs ayında 2020’den bu yana en düşük seviyeye geriledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">12 Haziran’da yürürlüğe girecek Avrupa Ortak Sığınma Paktı’nın savunucuları bunun “Düzensiz göçü azaltacağını” ileri sürse de gelişmeler, asıl maksadın insanlığın tarihsel bir kazanımı olan hümanist iltica hakkını yok etmek olduğunu gösteriyor. Avrupa gericiliği, kazanılmış hakları, mültecileri hedef göstererek gasbetmek istiyor. Bunu yaparken, kendi devletlerinin de eseri olan savaşlar, sömürü ve otoriter rejimlerden kaçmayı imkansız hale getirerek yeni bir barbarlık sayfası açıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.evrensel.net/yazi/99394/multeciler-icin-demir-perde-avrupa-donemi" target="_blank" rel="noopener">Kaynak : Evrensel  Gazetesi &#8211; Yücel Özdemir</a></p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/multeciler-icin-demir-perde-avrupa-donemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ekoloji Platformu ve Avrupa’daki Vartolulardan Ortak Tepki</title>
		<link>https://vartoname.com/varto-haberler/varto-haberler-akman-gedik-varto-jeotermal-mucadelesi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/varto-haberler/varto-haberler-akman-gedik-varto-jeotermal-mucadelesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2026 10:15:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Varto Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Akman Gedik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9178</guid>

					<description><![CDATA[Akman Gedik’in Gözüyle: Doğanın Talanı ve Daimi Kötülüğün İzi Vartolu Yazar Akman Gedik, yapılmak istenen jeotermal projesini &#8220;doğanın]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube sabit-foto wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe loading="lazy" title="Avrupa’daki Vartolulardan JES tepkisi: Varto’nun doğasına sahip çıkacağız" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/_C5DuQv4lGg?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Akman Gedik’in Gözüyle: Doğanın Talanı ve Daimi Kötülüğün İzi</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph">Vartolu Yazar Akman Gedik, yapılmak istenen jeotermal projesini &#8220;doğanın talanına karşı bir duruş&#8221; olarak tanımlamaktadır. Projenin 16 köyü etkilediğini, hattın Karlıova&#8217;dan Kiğı&#8217;ya kadar uzandığını ifade eden Gedik, bu girişimi &#8220;daimi bir kötülüğün parçası&#8221; olarak nitelendirmektedir.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>Gedik’in ifadeleri, ekolojik yıkımın sadece toprağı değil, toplumsal hafızayı ve kadim bir kültürel dokuyu da hedef aldığını; bu mücadelenin aslında nesillerdir süregelen bir &#8220;iyilik ve kötülük&#8221; savaşının bugünkü yansıması olduğunu bizlere hatırlatıyor.</strong></li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hatay Yılmaz (Varto Ekoloji Platformu Avrupa Temsilciliği):</strong> Frankfurt&#8217;ta yaşayan Hatay Yılmaz, projenin Varto&#8217;nun doğasına, havasına ve suyuna zarar verdiğini belirtmektedir. 18 köyü ve Bingöl&#8217;ün Karlıova ilçesine bağlı bazı köyleri kapsayan bu projeye karşı; Varto&#8217;daki yerel halkın, Türkiye metropollerinde yaşayan Vartoluların ve Avrupa&#8217;daki Vartoluların el birliğiyle mücadele etmesi gerektiğini ifade etmektedir. Yılmaz, bölgenin Ehl-i Hak düşüncesinin yoğun olduğu bir coğrafya olduğunu ve projenin insanları göçe zorladığını vurgulayarak, Avrupa&#8217;daki Vartoluların yereldeki halkla dayanışma içinde olduğunu belirtmektedir.</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Video Kaynak :</strong> <a href="https://www.youtube.com/watch?v=_C5DuQv4lGg" target="_blank" rel="noopener">Youtube @pirhaber</a><br></p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/varto-haberler/varto-haberler-akman-gedik-varto-jeotermal-mucadelesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İki Kaşının Arasına Güneş Oturmuş</title>
		<link>https://vartoname.com/yazar-ali-seker/iki-kasinin-arasina-gunes-oturmus/</link>
					<comments>https://vartoname.com/yazar-ali-seker/iki-kasinin-arasina-gunes-oturmus/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2026 09:24:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9168</guid>

					<description><![CDATA[İki Kaşının Arasına Güneş Oturmuş Bir yanımız güneşin alnındaki fakirliğe oturmuş. Diğer yanımızsa karanlıkta birbirini görmeyen tarafına gömülmüştü,]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-full sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1022" height="497" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/yanlizlik-varo-ali-e1780477953278.jpeg" alt="yanlizlik varo ali e1780477953278" class="wp-image-9169" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/yanlizlik-varo-ali-e1780477953278.jpeg 1022w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/yanlizlik-varo-ali-e1780477953278-300x146.jpeg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/yanlizlik-varo-ali-e1780477953278-768x373.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 1022px) 100vw, 1022px" data-mwl-img-id="9169" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="has-text-color has-link-color has-medium-font-size wp-elements-e0cb73fe49f122523a108682aab0eb14 wp-block-paragraph" style="color:#052117"><strong>İki Kaşının Arasına Güneş Oturmuş</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir yanımız güneşin alnındaki fakirliğe oturmuş. Diğer yanımızsa karanlıkta birbirini görmeyen tarafına gömülmüştü, yaralarımızdan bir haberdik. Hiç bir zaman elde olan birle yetinmeyen insanoğlunun aç gözlülüğün yanında, birde yazmak isteğimizin ne bir şeyleri yenen ne de yenilen tek kişilik dayanılmaz dürtüsünün, gördüğü her şeyle her gün işbirliğinin yazı yoluyla gercekleşmesiydi. Yoksa tek &#8211; tek kalemle giderek tekleşen bir arzunun otoriterleşmesi hiç değil, etten kemikten, insana doğru giden terin, toprağın kokusunu taşımaktı. İşte yine savaş, sevinç, acı, ve umut çığlığı önümüzde yükseliyor. Elle dokunabildiğimiz siyah beyaz sayfalar arasında kendi sınırlarını aşan bir mürekkep. Kendine yetemeyen yaşam benliğimiz üç &#8211; dört, beş kitap derken, yazın- düşün amacıma ağır adımlarla yürüyordum. Yaşam, sağlık, sıhhat ve için için bedenin yıpranmışlığı var bir tarafta, zaman sonsuzluğu orta yaşlarda kulağıma yavaş yavaş fısıldamaya başlamıştı. Altmış beş yaşıma yeni adım atarken, sokakta yürüyen bütün insanların kalp atışlarını duyuyorum. Bu kadar varlığın içinde, hepsi yönetenlerin dayattığı bir yoksulluk ve açlıkta birleşiyordu. Ama sokaktaki insan eksiksiz birbirinden ayrışmış, haksızlık, hukuksuzluk, hizmet partizanca tek merkeze bağlanmış, sanki ilahi bir Kelam. Bak çevrene azınlıkta olan her şey bir bir kaybolmak üzere, onları yazmak yazarın görevi olmalı. Öğrenmek, yazdıklarıyla geleceğe düşmek, öyle her yazanın düşemeyeceği, dahiyane ve bir o kadar da erimli evrenin güzel bir düşüydü. İçi buğday taneleriyle dolu başağın boyun eğmesi anlaşılır bir şey, gelecekte un olmak, ekmek olmak gibi bir yükü, bir derdi var. Ya sen, görünürde herhangi bir yük taşımıyorken neden boynun bükük. Yoksa bütün acıları yüreğinin içine kabul ettiğin için mi boynun bükük be evlat. Her gündoğumu: topraktan, ağaçlardan ve sokağa karışan insanlardan sabah mırıltıları yükseliyor. İki kaşının arasına güneş oturmuş, yenilmez çok basit düşleri aklına getir. Gerçekleşmesini istediğin bir şeyi etinle, kemiğinle iste isteki o düşün gerçekleşsin. Bazen güneş ne kadar saklanmaya başlasada, hafif bulutlu, ağız dolu yeni bir gün doğmaya başlıyor. Toprak capcanlı, bereketli onlarca canlı açılıp kapanıyor. Doğa bir doku gibi üzerindeki tüm canlıları beslemeye başladı, ne kadar güçlü olursan ol, besin zinciri içinde stoka yer yoktu. Ve doğa bu küçük çıglığını biz insanlara saklıyor, kulağımıza küpe olsun diye. Ya sen en aşağıdaki insan, kendi ellerinle seçimini yaptığın bir başkası seni yoksuluğun içine sürüklüyor. Ve bu hiç adil değil, kişi gerektiğinde iradesini babasına bile vermemeli, çözümlenmiş böyle bir matematik silsilesi de önümüzde duruyor. Hayatın yaşam felsefesi yere düşüp kalkmasını bilen insandan bir cümlede olsa bir şeyler öğrenmekti. Sen de yere düştüğünde başka toprak parçalarını beklemeden, kendin kalkmasını ögrenmelisin. Ne kadar açılıp kapansa da, insan yüreği gibi direnen mücadele eden ışığa bir daha bak. Anlaşılan o ki, insanın tekrar yüreğinin titreyip ayağa kalkmasını sağlayacak, dayanılmaz bir isteğinin olması gerekiyor. Kendini ortaya koyan ortak aklın deneyimi, bize gösteriyor ki, insanın kendi eksiğini itiraf etmeside bir şeyleri başarmanın en doğru biçimidir….</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph">✍ <strong>Yazar Ali Şeker</strong></p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/yazar-ali-seker/iki-kasinin-arasina-gunes-oturmus/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Arap Milliyetçiliğinin Gölgesinde İki Kadim Millet</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/arap-milliyetciliginin-golgesinde-iki-kadim-millet/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/arap-milliyetciliginin-golgesinde-iki-kadim-millet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 16:51:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Hüsamettin Turan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9123</guid>

					<description><![CDATA[Arap Milliyetçiliğinin Gölgesinde İki Kadim Millet:&#160; Kürtler ve Yahudiler Ortadoğu siyasal tarihinin en belirleyici ideolojik öğelerinden biri olan]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/Arap-Milliyetciliginin-Golgesinde-_-1024x683.jpg" alt="Arap Milliyetciliginin Golgesinde" class="wp-image-9124" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/Arap-Milliyetciliginin-Golgesinde-_-1024x683.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/Arap-Milliyetciliginin-Golgesinde-_-300x200.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/Arap-Milliyetciliginin-Golgesinde-_-768x512.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/06/Arap-Milliyetciliginin-Golgesinde-_.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="9124" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Arap Milliyetçiliğinin Gölgesinde İki Kadim Millet:&nbsp;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kürtler ve Yahudiler</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Ortadoğu siyasal tarihinin en belirleyici ideolojik öğelerinden biri olan Arap milliyetçiliği, yalnızca uluslararası dengeleri değil; bölgedeki kadim halkların varoluş koşullarını da belirlemiştir. Bu ideoloji, tarih boyunca iki millete sistematik biçimde ağır bedeller ödetmiştir: </em><strong><em>Kürtler</em></strong><em> ve </em><strong><em>Yahudiler</em></strong><em>.&nbsp;</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Her iki millet de Arap ulus-devlet projelerinin genişleme ve dışlama eksenli politikalarının hedefi olmuş; toprak, kimlik ve siyasal irade üzerinden yürütülen tahakküm süreçleriyle yüz-yüze bırakılmıştır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filistin’in modern tarihindeki parçalanma süreci, yalnızca bir İsrail-Filistin çatışmasının değil, Arap devletlerinin bölgesel rekabetinin de sonucudur. Filistin coğrafyası üç parçaya ayrılmış; bir bölümü Ürdün’ün, bir bölümü Suriye’nin egemenlik alanına dahil edilmiştir. Bu bölünmeler Filistinlilerin iradesiyle değil, Arap milliyetçi çıkarların ihtiyaçları doğrultusunda gerçekleşmiştir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">1949 yılında Ürdün yönetimi yüz binlerce Filistinliyi katlederek veya zorla yerinden ederek nüfusu kendi topraklarından uzaklaştırmıştır. Bu büyük felakete rağmen İslam dünyasının sesi kısık kalmış, kardeşlik söylemleri pratikte yok hükmünde bırakılmıştır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">1970’li yılların başında Suriye devletinin Filistinlilere yönelik uygulamaları benzer bir zorunlu göç döngüsünü doğurmuş, yüz binlerce kişi Lübnan kamplarına sığınmak zorunda kalmıştır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">1975’te Tal el-Za’tar ve Cisr el-Paşa kamplarında gerçekleştirilen toplu katliamlar, Filistinlilerin yalnızca İsrail ile değil; Arap devletleri ve onların vekalet milisleriyle de yıkıcı bir çatışmanın öznesi haline getirildiğini göstermiştir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu süreç aynı zamanda Hizbullah’ın Lübnan’da yerleşikliğini pekiştiren stratejik dönüşümü hazırlamıştır. Ancak bütün bu dönem boyunca Müslüman devletler nezdinde derin bir sessizlik hâkim olmuş, politik konfor, ahlaki sorumluluğun önüne geçmiştir. Buna karşın aynı devletlerin İsrail ile geliştirdikleri ilişkiler, diplomatik davetler ve iyi komşuluk temasları, Arap milliyetçiliğinin söylem ile eylem arasındaki çifte standardını açığa çıkarmaktadır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kamuoyu önünde Yahudi karşıtlığı üzerinden siyasal meşruiyet üretmeye çalışan aktörler, sahne arkasında jeopolitik çıkar hesabını sürdürmüşlerdir. Suriye ve İran’ın yönlendirdiği Hamas’ın sivillere yönelik saldırıları uluslararası hukuk açısından açık ve ağır ihlallerle doludur. Buna rağmen büyük bir kitle, Yahudilere karşı işlenen suçları görmezden gelme refleksi geliştirmiş, dini retorik bir savunma mekanizmasına dönüştürülmüştür.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysa &#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Saldırıya uğrayanların çoğu zaman sivil insanlar, katledilenlerin savunmasız halk kesimleri, kaçırılanların kadınlar ve çocuklar olduğu açıktır.&nbsp;</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Müslümanlık adına duyarlılık iddiasında bulunanların sessizliği, vicdani zeminde ciddi bir sorgulamayı zorunlu kılmaktadır. İnanç adına yürütülen siyasetin, adalet ve merhamet iddiasıyla olan çelişkisi bu noktada en çıplak haliyle görünür olur.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kadim topraklar konusunda da benzer bir ikiyüzlülük tarihsel olarak tekrarlanmıştır. Yahudiler, tarihsel tefsirlerden beslenen bir hak iddiasıyla, Arap hâkimiyetine geçmiş topraklarını yeniden ele geçirerek devletleşmişlerdir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Arap devletleri ise bu coğrafyanın mutlak surette Arap toprağı olduğunu ileri sürmüş, Filistinlilerin kolektif iradesini yer yer kendi iktidar siyasetlerinin aracı haline getirmiştir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tutumun Kürt meselesiyle gösterdiği paralellik göz ardı edilemez. Kürt coğrafyası da benzer biçimde herhangi bir ulusal irade gözetilmeksizin bölünmüş, fetvalar, ümmet söylemleri ve milliyetçi dogmalar üzerinden toprakları gaspedilmiştir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kürt milleti, 14 asır boyunca aynı baskı döngüsünü defalarca yaşamış; inkâr, asimilasyon, sürgün ve katliam politikalarının başlıca mağduru olmuştur. Ortadoğu’da kimlik siyasetinin temel işleyişi, çoğu zaman mağduriyet üretme kapasitesi üzerine kuruludur.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yahudiler ve Kürtler, Arap milliyetçiliğinin dışlayıcı politikalarının en ağır sonuçlarına maruz kalan iki millet olarak tarihsel hafızaya kazınmıştır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İsrail karşıtlığı çoğu zaman antisemitik duygularla bütünleşmekte, Filistin davası Arap devletlerinin gerçek dışı ideolojik vitrini olarak kullanılmaktadır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kürtlerin özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı ise benzer gerekçelerle sistematik biçimde bastırılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Bu coğrafyada ahlaki tutarlılık, yalnızca kendisine benzeyene değil; her halkın acısına duyarlılığı gerektirir. Aksi hâlde tarih sürekli aynı sahneyi tekrarlar: güçlünün haklı, mağdurun ise suçlu ilan edildiği karanlık bir döngü.</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Yazar Husamettin Turan</strong></p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/arap-milliyetciliginin-golgesinde-iki-kadim-millet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nurhak&#8217;ta Ölümsüzleşen Üç Yürek</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/nurhakta-olumsuzlesen-uc-yurek/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/nurhakta-olumsuzlesen-uc-yurek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 May 2026 08:46:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9084</guid>

					<description><![CDATA[Nurhak’ın Solmayan Düşleri 31 Mayıs 1971, Türkiye devrimci hareketinin hafızasında derin ve unutulmaz bir acının, aynı zamanda tarihe]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="601" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nurhak-1024x601.jpg" alt="nurhak" class="wp-image-9085" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nurhak-1024x601.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nurhak-300x176.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nurhak-768x450.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nurhak-1536x901.jpg 1536w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nurhak.jpg 1637w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="9085" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Nurhak’ın Solmayan Düşleri</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>31 Mayıs 1971</strong>, Türkiye devrimci hareketinin hafızasında derin ve unutulmaz bir acının, aynı zamanda tarihe kazınan kararlı bir duruşun simgeleştiği tarihtir. O sabah Nurhak&#8217;ın taşlarına yalnız üç genç beden düşmedi; bir memleketin vicdanı düştü, bir kuşağın düşleri düştü, yarım bırakılmış en güzel türküler düştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarını engellemek ve halkın bağımsızlık mücadelesini büyütmek amacıyla Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesindeki Nurhak Dağları&#8217;nda (İnekli Köyü civarında) bulunan Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) kır gerillaları kuşatıldığında takvimler Mayıs&#8217;ın son gününü gösteriyordu. Çıkan çatışma sonucunda Mustafa Yalçıner ağır yaralı, Hacı Tonak ise sağ olarak yakalanırken; dönemin gençlik hareketinin en bilinçli, kararlı ve entelektüel önderlerinden üçü ölümsüzleşti: <strong>Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan ve Kadir Manga.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Onlar; rahat bir hayatın, parlak kariyerlerin, makamların ve konforlu bir sessizliğin kapısını ellerinin tersiyle kapatıp halkın acısına omuz veren gencecik insanlardı. ODTÜ Mimarlık Fakültesi&#8217;nin parlak zekası Sinan&#8217;ın, Ege&#8217;nin sarsılmaz ve fedakar yüreği Alpaslan&#8217;ın, Erzurum Atatürk Üniversitesi&#8217;nden halkın kurtuluşuna koşan Kadir&#8217;in cebinde servetleri, arkalarında sarayları yoktu; yalnızca inandıkları özgür ve adil bir ülkenin özlemi vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O gün Nurhak&#8217;ta patlayan kurşunlarla susturulmak istenen şey üç insan hayatından çok daha fazlasıydı. Susturulmak istenen; &#8220;eşitlik&#8221; diyen bir avaz, &#8220;adalet&#8221; isteyen bir haykırış, memleketin yoksul ve kimsesiz çocuklarını unutmayan asil bir sesti. Fakat tarih gösterdi ki bazı sesler toprağa düşse de asla susmaz. Rüzgâra karışır, dağlara karışır, halkın vicdanına ve ortak hafızasına yerleşir; aradan onlarca yıl geçse bile aynı tazelikle yankılanmaya devam eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün aradan geçen onca zamana rağmen Nurhak denildiğinde akla yalnız bir coğrafya, bir dağ sırası gelmiyor. Gençliğini halkına korkusuzca adayanların cesareti, kendi yarınlarını değil memleketin yarınlarını düşünenlerin onuru geliyor. Çünkü bazı insanlar uzun yaşadıkları için değil, uğruna ömürlerini adadıkları değerlerin büyüklüğü nedeniyle unutulmaz olurlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ey Nurhak&#8217;ın taşları! Siz şahitsiniz. O çocuklar korkunun değil, sarsılmaz bir inancın yolundan yürüdüler. Kendileri için hiçbir şey istemediler; yalnızca halkın ekmeğini, emekçinin alın terini, işçinin hakkını ve yoksulun onurunu düşündüler. Bu yüzden adları, zamanın ve yılların asla aşındıramadığı birer anıta dönüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün hâlâ Nurhak dağlarında rüzgâr sert esiyorsa, hâlâ geceler hüzün kokuyorsa, bilin ki o zirvelerde yarım kalmış düşlerin sesi dolaşıyor. Sinan&#8217;ın sesi dolaşıyor patikalarda; Kadir&#8217;in sesi çınlıyor kayalıklarda; Alpaslan&#8217;ın sesi yankılanıyor yamaçlarda&#8230; Ve her bahar doğa yeniden uyanırken toprağa düşen tohumlar gibi hatırlatıyor: İnsan ömrü sınırlıdır ama halkın yüreğine yazılan isimler kolay kolay silinmez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Halk ozanlarının tellerinden dökülen ve kulaklarda çınlayan o meşhur ağıt, bugünün nesillerine bir köprü kuruyor.Dört bir yana haber salsam / Öldü desem inanır mı / Dağlar bana geri verin / Kadir&#8217;imi, Sinan&#8217;ımı / Alpaslan&#8217;ı, Sinan&#8217;ımı</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biz bugün hâlâ Verin bize Kadir&#8217;imizi, Sinan&#8217;ımızı, Alpaslan&#8217;ımızı&#8230;diyorsak; bu geçmişe takılıp kalan bir geri dönüş çağrısı değil, geleceğe tutulan onurlu bir hatırlayıştır. Çünkü onlar artık yalnızca kendi ailelerinin evlatları değil; bu ülkenin, bu halkın solmayan hafızasında sonsuza dek yaşayacak üç genç, üç çarpan yürektir. Saygıyla, minnetle ve unutulmayan düşleriyle&#8230;</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/nurhakta-olumsuzlesen-uc-yurek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye, Avrupa ve otoriter rejimlerin normalleşmesi</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/turkiye-avrupa-ve-otoriter-rejimlerin-normallesmesi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/turkiye-avrupa-ve-otoriter-rejimlerin-normallesmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 May 2026 11:32:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Yücel Özdemir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=9031</guid>

					<description><![CDATA[Son bir haftadır Avrupa basını ve kamuoyu, Türkiye’de muhalefet üzerindeki baskıları büyük bir hayret ve ilgiyle izliyor. 18]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-full sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="700" height="350" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir.jpg" alt="yucelozdemir" class="wp-image-7803" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir.jpg 700w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir-300x150.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 700px) 100vw, 700px" data-mwl-img-id="7803" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph">Son bir haftadır Avrupa basını ve kamuoyu, Türkiye’de muhalefet üzerindeki baskıları büyük bir hayret ve ilgiyle izliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">18 Mayıs’ta 12 yıl aradan sonra toplanan “stratejik diyalog mekanizması” toplantıları kapsamında Türk-Alman ilişkilerini canlandırmak üzerine verilen mesajların arka planında, değişen dünya koşullarında iki ülkenin birbirine duyduğu ihtiyaç vardı. Almanya, Ortadoğu’da sadık bir müttefike, Erdoğan kendisine ekonomik ve siyasi destek veren Almanya’ya ihtiyaç duyuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kapsamda, Almanya Dışişleri Bakanı Wadephul, uzun bir süredir yüksek sesle ifade edilmeyen Türkiye’nin AB üyeliği meselesini gündeme getirmiş ve açıktan yeşil ışık yakmıştı. Ve aynen şöyle demişti: “Eğer Türkiye AB’ye katılmak istiyorsa, Almanya’da dostane ve güvenilir bir ortak bulacaktır.” (zeit.de, 19.05.2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu, Dışişleri Bakanı Fidan ve Türkiye yönetiminin son yıllarda Avrupa cephesinden duyduğu ve duyabileceği en olumlu mesajlardan biriydi. Ne de olsa, siyasi iktidarın temel hak ve özgürlüklere saldırılarına yönelik eleştirilerin yerini, otoriter rejimi normalleştiren bir yaklaşım almıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu görüşmeden üç gün sonra CHP’ye yönelik başlatılan kayyım operasyonunu yorumlayan muhafazakar Frankfurter Allgemeine gazetesinden Friederika Böge, olup bitenleri “Son uyarı mı?” başlığı altında toparladığı yazısında, operasyonun hedeflerini sıralarken, “Uluslararası ortamın Erdoğan’ın Türk demokrasisinin son dayanaklarını yıkmasına uygun” olduğuna işaret ediyor. Bunu, Erdoğan’ın Trump ile kurduğu “iyi ilişki”yle açıklıyor. Ancak, bu sadece Trump ile sınırlı değil. Erdoğan, Avrupa’daki “dostlarından” da sert tepkilerin gelmeyeceğini biliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AB kurumları ve ülkelerinden gelen formalite tepkiler de bunu gösterdi. Batı’dan Erdoğan’a verilen uluslararası destek, 7-8 Temmuz’daki NATO zirvesinde bir kez daha, hem de görülür şekilde yenilenecek. Rejimin otoriter karakteri görmezden gelinmeye devam edilecek, bölgesel çıkarların ve iş birliklerinin altı çizilecek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna rağmen basın, Türkiye’yi, “otoriter rejimler” arasında saymaya devam ediyor. Daha önce birçok analizde, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması, iktidardaki partinin ömrünü uzatma konusunda Türkiye ile Macaristan ve Rusya arasında benzerlikler kuruluyordu. Macaristan’da 16 yıl boyunca iktidarda kalan aşırı sağcı Orban, 12 Nisan’da yapılan seçimleri kaybetti ve iktidarı rakibine teslim etti. Böylece, “Seçimi kaybetse de iktidarı bırakmaz” söylemini boşa çıkardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Haftalık Die Zeit Gazetesinin Yazarı Michael Thumann da Erdoğan’a otoriter rejimler arasında yer ararken, Rusya ve Mısır örneklerini öne çıkarıyor. Liderin siyasi ömrünü uzatma konusunda Putin Rusya’sı, örneği az olan ülkelerden biri. 2000 yılından bu yana Putin değişmeyen lider konumunu koruyor ve rakiplerini devreden çıkararak, kendisine uygun muhalefet yaratarak iktidarda kalmayı başarıyor. Bir süre daha Rusya’nın başında kalacak gibi görünüyor. Thumann, Erdoğan ile Putin arasında paralellikleri “Çökmekte olan ekonomiyi ya da devletteki kayırmacılığı değil, muhalefeti yeniden yapılandırma” olarak özetliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Thumann’ın Türkiye’de oluşan rejimi kıyasladığı bir diğer ülke Mısır. Seçimle işbaşına gelen ve Erdoğan’ın da sahip çıkarak iç politikada kullandığı Müslüman Kardeşleri darbeyle görevden uzaklaştıran, liderlerini katleden General Abdülfettah Sisi, kendi iktidarı için tehlike oluşturmayacak bir “yapıcı muhalefet” oluşturdu. Müslüman Kardeşler ise terör örgütü ilan edilerek yasaklandı. Böylece, 72 yaşındaki Sisi’nin uzun bir süre iktidarda kalmasının önü de açılmış oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Thumann’ın yazısında Alman tarihiyle paralellik kurarak, “İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Doğu Almanya’da SPD ve KPD’nin Sovyetlerin isteği üzerine zorunlu birleşmesi”yle başlayan “otoriter sistem” anlatısı ise ne bugünkü Türkiye’de olanlara benziyor ne de tarihsel gerçeklikle örtüşüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğer, bugün Türkiye’de olanlara Alman tarihinde bir yer aranıyorsa, o da 27 Şubat 1933’teki Reichstag yangını komplosu ve ardından siyasi partilerden başlayarak siyasi ve toplumsal muhalefeti yok etmeye başlayan baskı dönemidir. Faşist Hitler rejimine karşı çıkan partiler ve sendikalar yasaklanırken, siyasetçiler tutuklanmış, meclisler devre dışı bırakılmıştı. Ağustos 1934’te Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg öldükten sonra, cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık yetkileri birleştirilmiş, ardından tek adam ve tek parti dönemi başlamıştı. Paralellikler bulunmakla birlikte Türkiye henüz o aşamada da değil.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Canlı ve güçlü bir toplumsal muhalefet devam ediyor. Avrupa’nın görmediği ya da görmek istemediği temel gerçeklerden biri de bu. Egemen siyasetin ise görmeye niyeti de yok. Çünkü mevcut olandan memnun. Bu nedenle var olan toplumsal muhalefeti gösterme görevi Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenlilere düşüyor&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaynak : <a href="https://www.evrensel.net/yazi/99348/turkiye-avrupa-ve-otoriter-rejimlerin-normallesmesi" target="_blank" rel="noopener">Evrensel Gazetesi</a></p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Yazar Yücel Özdemir</strong></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/turkiye-avrupa-ve-otoriter-rejimlerin-normallesmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toprağın Altında Kalan Ağıt</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/topragin-altinda-kalan-agit/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/topragin-altinda-kalan-agit/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 May 2026 16:42:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Nuray Aslan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8970</guid>

					<description><![CDATA[Toprağın Altında Kalan Ağıt Varto Depremi, 19 Ağustos 1966 O sabah da her sabah gibi başlamıştı; tandır yakılacak,]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-full sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="557" height="640" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nuray-vartoname.jpeg" alt="nuray vartoname" class="wp-image-8971" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nuray-vartoname.jpeg 557w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nuray-vartoname-261x300.jpeg 261w" sizes="auto, (max-width: 557px) 100vw, 557px" data-mwl-img-id="8971" /></figure>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nuray-aslan-varto-depremi.mp3"></audio></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Toprağın Altında Kalan Ağıt</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Varto Depremi, 19 Ağustos 1966</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">O sabah da her sabah gibi başlamıştı; tandır yakılacak, hamur yoğrulacak, çocuklar kapı önünde birbirine seslenecekti. Yoksulluğun içinde bile hayatın küçük bir nizamı vardı; bir tas suyun sesi, bir çocuğun gülüşü, tandıra atılan ilk odun, dünyanın hâlâ yerinde durduğuna inandırıyordu insanı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evin erkekleri tek beyaz gömleklerini son düğmesine kadar ilikleyip ceketlerini omuzlarına alarak çarşının yoluna karışıyordu. Sararmış parmaklarının arasında Bitlis tütününe sarılmış sigaralar ağır ağır yanıyor, dumanları sabahın serinliğine siniyordu. Yüzlerinin açıkta kalan yerleri, o büyük memleket elleri, toprağın koyu tenine benziyordu; sanki yıllardır aynı rüzgârın, aynı yoksulluğun, aynı ekmeğin içinden geçerek sertleşmişlerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Az konuşan, yere bakan, çok çalışan bir kuşaktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Annem tandırın başında, ateşin ağzına eğilmiş, ekmek kokusunu avlunun taşlarına usulca dağıtıyordu. Hamurun üstüne örtülen bez sabahın serinliğiyle hafifçe kabarıyor, tandırdan yükselen sıcaklık evin duvarlarına yayılıyordu. Her şey yerli yerindeydi; su, ateş, hamur, taş… Dünya, o sabah da eski düzenini sürdürecekmiş gibi akıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çocukların dünyasında evler yıkılmazdı; anneler tandırın başından eksilmez, kapılar akşama kadar açık kalırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Sonra yer, içinden kırıldı.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Önce tandırın ateşi delirdi; alev, ağzından dışarı fırlayacak gibi kabardı. Duvarın gölgesi kendi yerini unuttu, taşlar birbirine vurdu, kapı artık hiçbir yere açılmıyordu. Gökyüzü geri çekildi. Ağır bir toz sabahın üstüne kapandı. Çocuk sesi, taş sesi, ateş sesi, toprağın kör sesinde birbirine dolandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toprak ikiye ayrıldı; yer yarıldı, altında bekleyen korku evlerin içine sızdı. Annemin arkasında devrilen tandır, dökülen su, kırılan kapı kaldı; kollarında ise hayata tutunmaya çalışan iki nefeslik sıcaklık. Bir ağıt, eksilen nefeslerin arasından usulca yükseldi; kapı aralarından, yıkılmış duvar diplerinden, tandırların külüne sinmiş sabahlardan geçerek bütün köye yayıldı. Toz, dilin üstüne çöktü; insanın içindeki söz ağırlaştı. Sesler boğaza varmadan toprağın karanlığına karıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Hayat, o gün toprağın altında sustu</em></strong><strong>.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Rüzgâr yıkılan taşların arasında soluksuz kaldı. Tandırın ağzına kül dolmuştu. Su çoktan toprağa karışmıştı. Hamurun üstündeki bez kıyılarını aşmış, kenarlarından sessizce yayılmıştı. Ev, yıkıntının içinde bile o sabahı bırakmamıştı; suyun izi, hamurun taşan kenarı, külün suskunluğu olduğu yerde duruyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Varto o gün, yaşanmamış hayatlardan eksildi.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Biz yokluğa alışkındık; açlığa, yorgunluğa, kedere&#8230; Ama hiçbir yokluk, eksilen bir nefes kadar yakıcı; bir annenin kollarında ağırlaşan o boşluk kadar derin değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonra toprağın içinden küçük bir kumaş ucunun gölgesi göründü&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Bir çocuk evin sabahından eksildiğinde, bütün köy onu kalbinde taşır.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">O günden sonra ateş de başka yanmaya başladı. Annem odunları artık acele etmeden dizdi; alev yükselmeden uzun uzun içine bakar, elindeki ince dalı sessizce ateşin ortasına bırakırdı. Annem o günden sonra hiçbir şeyi tek başına yapmadı; hamuru yoğururken de, suyu taşırırken de, ateşe bakarken de ablam onun içinde bir yerde duruyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ev onunla birlikte susar; ateş bile eksilen sesleri külün içinden geri çağırmaya çalışırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bazı sabahlar çeşmenin suyunu taşırırdı. Toprağın üstünde ince bir yol açılır, ev bir anlığına susardı. Su akıp kaybolurken yarım bir isim belirir, ablamın adı o ince yolda usulca beklerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geceleri annem tandırın sönmüş ağzına bakar, sanki göğsünün altında küçük, karanlık bir mezar taşırdı. Sonra içinden yarım bir ses yükselirdi…</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“Daye… anam… bu topraklar öldürecek beni.”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Zaman ağır geçti. Duvarlar yeniden örüldü, çatılar kapandı, kalan çocuklar büyüdü. Ama eşikte kalan çocuklar hâlâ orada oturur; akşamla birlikte içeri girer, tandırın başında sessizce ekmeğin kokusunu beklerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Varto’da acı, her kapının önündeki çocuk ayakkabısına sindi; bir avluda yarım kalan tas suya, duvarda asılı eleğe, bir başka evin önünde sahibini bekleyen bastona yerleşti. Sahipsiz eşyalarda acının resmi kaldı. Tamamlanmamış sabahlar kaldı; pişmeyen ekmekler, söylenmeyen sözler, dönülmeyen eşikler&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">O günden sonra köy, insanlardan çok eşyalarla hatırladı kendini; kapı önlerinde kalan ayakkabılarla, duvara yaslanmış küreklerle, su yolunda yarım bırakılmış bakır taslarla. Her şey birinin yokluğunu taşıdı; hiçbir şey yalnızca eşya olarak kalmadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Deprem yalnız evleri yıkmadı; her evin içinde kimsenin dokunamadığı karanlık bir boşluk bıraktı. Eşiklerde sahipsiz ayakkabılar kaldı. O küçük seslerin yerinde sessizlik konuştu; annelerin içinde usulca büyüyen özlem, rüzgârla sokaklara dağıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kimse gitmedi. Yoksulluk bizi köklerine çekti. Gidenleri toprağa değil, hayatımızın içine koyduk. Yoksulluğumuz sessizce derinleşti. Tandırdan çıkan katıksız ekmek, avuçta sertleşmiş bir yokluk gibiydi; yine de bölüşür, yine de yerdik. Doymak için değil, bir gün daha dayanmak için.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her lokmanın bir sessiz payı vardı: biri kalanlara, biri toprağın belleğinde kalanlara.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Herkes aynı yerden kırılmış, aynı yerden eksilmişti. Evler yeniden kuruldu; duvarlar örüldü, damlar kapandı. Ama hayat bir daha bize tutunmadı. Yıkılan yalnız taşlar değildi; içimizde yerinden eksilenler bir daha yerine dönemedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Köyün dili değişti. İnsanlar susarak konuşuyordu artık; yere bakarak, sanki kaybolanı toprağın içinden geri alabilecekmiş gibi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiç kimse bir daha eskisi gibi ağlayamadı. Gözleri toprağa dönmüştü. Kimse acıyı uzun uzun anlatmazdı; yarayı içine yerleştirir, onunla sessizce yaşamaya devam ederdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Hayat eksik kalmıştı.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Vedasız, acılı bir insan kalabalığı kalmıştı geriye.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Çünkü bazen ölmemek, ölmekten daha zordur.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarlanın ortasında ölüler yan yana duruyordu; güneşin altında, isimli isimsiz, büyük küçük, açık bir yaranın içine bırakılmış gibi. Kiminin yüzünde yarım kalmış bir sabah, kiminin avucunda toprağın soğukluğu vardı. Artık hepsi aynı geri dönülmezliğin içindeydi; bir daha ayağa kalkmayacak, bir daha adları çağrıldığında dönüp bakmayacaklardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O gün tarla, bir köyün belleğine serilmiş, bir daha toparlanmayan bir yığın anıya dönüşmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıllar bile o yerin yanından geçerken sesini kısar, adımlarını yavaşlatırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hayat yine tandırın başına, tarlanın yoluna, çocukların ayak seslerine döndü. Ama hiçbir şey eskisi gibi akmadı; toprağın altında kalan sesler, köyün üstünden hiç eksilmedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her ağustos rüzgârı geldiğinde köyün üstüne ince bir serinlik iner; eksilen çocukların sesi, evlerin içinde yeniden yer arardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonra tepenin başında taşlardan bir köy kuruldu; ölülerin suskunluğu orada birbirine komşu oldu. Ne kapısı vardı, ne penceresi; ama her evin yolu sonunda oraya çıkıyordu. Taşlar çoğaldıkça yukarıdaki boşluk genişledi. Geceleri aşağıda kalanlar birbirine ses verir, rüzgâr o sesleri alıp evlerin damlarına bırakırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ekmek kokusu bile bazen tandırdan değil, mezar taşlarının arasından yükselir gibi köye iner; geceye, bir ağıtla bir ninni arasında ince bir klam bırakırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tepenin başında sessizlik önce birkaç taşa tutundu. Sonra yollar açıldı, isimler taşların üstünde birbirine komşu oldu; aynı aileden bedenler aynı toprağın içinde birbirine yaklaştı. Köyün üst tarafı tenhalaştıkça tepedeki taş köy büyüdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her ailenin orada bir taşı, bir ismi, yarım kalmış bir sabahı vardı. Bazı taşların altında çocuklar vardı; bazı taşların altında çocuklarının ardından fazla yaşayamayan anneler. Anneler önce kapı eşiklerinde beklediler. Akşamları uzaklara baktılar, geceleri uykunun kıyısında çocuklarının isimlerini yokladılar; sonra beklemek de yoruldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ziyaretler başladı. Beyaz tülbentler, avuç içinde taşınan dualar, mezar taşlarının dibine bırakılan su kapları&#8230; Önce ölüler toprağa bırakıldı; sonra yaşayanlar, o toprağın başında durmayı öğrendi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıdaki köy yaşar gibi görünürken, tepedeki taş köy içimizde büyümeye devam etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ölülerimiz her akşam sofraya bizimle oturur, her sabah tandırın başında sessizce beklerdi. İnsan zamanla acıyla konuşmayı öğreniyormuş. Annemin elleri hamura değdiğinde, eksilenlerin sesi avlunun duvarlarına değer; hamur kabardıkça evin içindeki yokluk da usulca yerinden doğrulurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Köyün yaşlıları depremden sonra gökyüzüne başka bakmaya başladı. Yağmur yağdığında içine çekilir, rüzgâr sert estiğinde kapı eşiklerinde uzun uzun beklerlerdi. Çünkü bir kez yerinden oynayan dünya, insanın içindeki güveni de beraberinde götürürmüş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biz büyüdük; ama çocukluğumuz o yıkılan evlerin altında kaldı. Bir taş yerinden oynadığında, gece ansızın bir ses yükseldiğinde, herkes aynı korkuya geri dönerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Acı, yıllar geçse de bedenden çıkmadı; içeride bize yerleşti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşamak, özleme rağmen aynı ateşi yakmak, aynı ekmeği bölmek, aynı ismi sessizce tekrar etmektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bazı çocuklar zamanın içinde büyür; bazıları bir sabahın içinde kalır. Köyün üstünden yıllar geçtikçe onlar o sabahın içinde kaldı; yoklukları içimizde derinleşti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>“Ölü çocuklar büyümez.”</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ablam hâlâ orada, dört yaşında.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O avluda, Kürdî tülbentin altında, küçük elleriyle evcilik oynuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İçimde büyüyen ablam&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Gülçıray…</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve ben ne zaman Varto’yu düşünsem, önce o tülbentin ucuna dokunurum; içimde kapanmayan bir sabah hâlâ oradan esiyor.</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Yazar Nuray Aslan</strong></p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/topragin-altinda-kalan-agit/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nuray-aslan-varto-depremi.mp3" length="5349740" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Toprak Hiç Seçici Değildi</title>
		<link>https://vartoname.com/yazar-ali-seker/toprak-hic-secici-degildi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/yazar-ali-seker/toprak-hic-secici-degildi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2026 17:22:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8918</guid>

					<description><![CDATA[Toprak hiç seçici değildi, mükemmelliğe bakmaksızın, gülüyle &#8211; dikeniyle her şeyi bir bütün olarak bağrına basıyor. Evet, erdemli]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ali-seker-toprak-1024x683.jpg" alt="ali seker toprak" class="wp-image-8919" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ali-seker-toprak-1024x683.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ali-seker-toprak-300x200.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ali-seker-toprak-768x512.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ali-seker-toprak.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="8919" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">Toprak hiç seçici değildi, mükemmelliğe bakmaksızın, gülüyle &#8211; dikeniyle her şeyi bir bütün olarak bağrına basıyor. Evet, erdemli olan insanın varlık nedeni de seçici olmak değildi, hep eksik, kusurlu oluşunu sever. Yeni bir günde, düştüğü yerden tekrar kalkmak için, gördüğü bu çoklu pencerede sevecek birilerini, umut edecek bir şeylere sarılır. Yaşam koşullarından ötürü, yaşadığımız yerleri hiçbirimizin seçemediği de, işin bir başka boyutu. Nerede olursa olsun, bir mezar yeri seçmediğimiz de doğrudur. Bir yaprağın dalından düşmesi de bize doğanın bir parçası olduğumuzu hatırlatır. Kısa ömürlü oluşu ne kadar da gerçekçi, doğrudan doğruya dört mevsimin bir parçası. Tıpkı yerden biten bir otun hava aldığı her koşulda, her yerden bitmesi ne kadar da geçici. İşte her gün üzerinden yürüdüğün kaldırım taşlarında boy vermiş yemyeşil. En altta bir karıncanın tek başına buğday tanesini taşıması, kolektif güçten bir haber, topraktaki telaşı da yalnız ve güzel. İnsan eliyle mevsim normalleri üzerinde seyreden beş on derecelik artı bir sıcaklık: birkaç tane kedi yavrusu, varoluşların kapı önlerine konan, plastik su kaplarına kafalara daldırıp çıkarıyorlar. Yapılacak bir şeyler her zaman vardı, kanatları olsa mutluluktan uçacaklar, var olana biraz saygı yeterli. Onlar farkında olmazsa da, günü birlik bu pratiği yapanların, gözlerindeki mutluluk adeta okunuyor. Mili ve yerli semboller kadar, açlığın hiçbir zaman insanları bir araya getirmediğini bu kapitalist sistemde, her gün yeniden öğreniyoruz. Mili ve yerli semboller kadar, açlığın hiçbir zaman insanları bir araya getirmediğini bu kapitalist sistemde, her gün yeniden öğreniyoruz. Paylaşmak, dokunmak zor bir mesel olsa da, güzelliğin ve sevdiğimiz şeylerin bir anlamı vardı. Gerçek yaşamın taa kendisi, ne kadar da bize benziyor değil mi? Toprağı bir soluk havalandıran solucanın taşla olan dostluğu da orada, ayrık otlarıyla boy vermiş, yağmur sonrası yaşam belirtisiyle bir kez daha havalanıyor. İşte görebilirsen bir taşın, bir solucanın varlığı da orada duruyor, dokunabilirsin. Körü körüne bir şeye inanmaya gerek yok, kendi acı ve sevincimizle doğanın bir bileşeniydik&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, bu kaçıncı iç sızlayışlarım. 1966 Varto depreminden sonra her aileden olmasa da, okuma yazması olan insanlarımızın büyük bir bölümü 1968 yılında Almanya’ya işçi olarak gönderildi. Dördüncü kuşağımız olan anne ve babalarımız doğduğumuz toprakların birkaç göz uzağında, ikinci doğa dediğimiz herhangi bir toprakta, ebedi mekânlarda toprağa emanet edilmesini evrensel bir kompozisyon içerisinde görmek de doğru bir gözlem olarak önümüzde duruyor. Hayatın akışı içerisinde, doğarken doğduğumuz topraklara, burada kalacağımıza dair bir sözümüz de yok. Yoksulluktan ötürü, dünyada adım atmadığımız çok az yer var. Çünkü annelerimiz ve babalarımızın da birçoğunun öleceği yeri biz ardıllarının belirlediğinden haberleri yoktu. Eksik bir tarafımız, kusurlu ama oldukça güzel. Yine parçası olduğumuz doğal bir dünyada, farklı coğrafyalarda yeni şeyler görmeye devam ederiz. Ve başka yerlere gittiğimiz sürece, zihnimizi meşgul eden var olma nedenimizle hep burada kalırız. İkinci doğa biraz daha bekleyebilir&#8230;</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Ali Şeker </strong></p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/yazar-ali-seker/toprak-hic-secici-degildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Varto &#8211; Direnişin ve Umudun 24. Günü</title>
		<link>https://vartoname.com/varto-haberler/varo-direnisin-ve-umudun-24-gunu/</link>
					<comments>https://vartoname.com/varto-haberler/varo-direnisin-ve-umudun-24-gunu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 May 2026 17:05:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Varto Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8904</guid>

					<description><![CDATA[Direnişin ve Umudun 24. Günü: Varto Toprağını Sermayeye Teslim Etmiyor! Muş’un Varto (Gimgim) ilçesinde kurulması planlanan Jeotermal Enerji]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="1024" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/varto-jes-vadef-1024x1024.jpeg" alt="varto jes vadef" class="wp-image-8905" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/varto-jes-vadef-1024x1024.jpeg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/varto-jes-vadef-300x300.jpeg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/varto-jes-vadef-150x150.jpeg 150w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/varto-jes-vadef-768x768.jpeg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/varto-jes-vadef.jpeg 1440w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="8905" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Direnişin ve Umudun 24. Günü: Varto Toprağını Sermayeye Teslim Etmiyor!</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Muş’un Varto (Gimgim) ilçesinde kurulması planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı yükselen toplumsal çığlık, bugün itibarıyla tam 24 gündür kurulan direniş çadırında yankılanmaya devam ediyor. Çalıdere köyü merkezli yürütülen ve bölgedeki yaşam alanlarını doğrudan tehdit eden bu doğa talanına karşı Varto halkı, ilk günden beri geri adım atmayacağını kararlılıkla gösteriyor. Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerinde yer alan bu kadim coğrafyanın suyunu, toprağını ve meralarını korumak için gece gündüz nöbet tutan köylüler, doğanın bir rant alanı değil, yaşamın kendisi olduğunu tüm dünyaya hatırlatıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">24 gündür her türlü zorluğa rağmen iradesini koruyan direniş alanı, sadece bir nöbet yeri değil, aynı zamanda muazzam bir dayanışma meydanına dönüşmüş durumda. Kolektif emeğin ilmek ilmek örüldüğü bu alana, bugün çok anlamlı bir destek ziyareti de gerçekleşti. Amed Ekoloji Meclisi aktivistleri, doğa katliamlarına karşı farkındalık yaratmak amacıyla Diyarbakır’dan Varto’ya pedal çevirerek direniş çadırına ulaştı. Bisikletleriyle kilometreleri aşarak halkın haklı mücadelesine omuz veren ekoloji savunucuları, Varto halkıyla yan yana durarak mücadelenin ortak sesini harladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu onurlu direniş, sınırları çoktan aşarak metropollerin ve Avrupa’nın da ana gündemi haline geldi. Geçtiğimiz haftalarda Gimgim sokaklarını hıncahınç dolduran tarihi 24 Nisan mitingi, ardından Berlin Alevi Toplumu Cemevi’nde düzenlenen uluslararası dayanışma konseri ve İzmir&#8217;den yükselen kitlesel sesler, Varto’nun yalnız olmadığını açıkça kanıtladı. Akbelen’den Kazdağları’na kadar uzanan çevre hareketleriyle aynı damardan beslenen bu duruş, yerel halkın rızası olmadan hiçbir projenin geçemeyeceğinin en net resmi oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sahne arkasında ve önünde büyük emek veren, &#8220;cesaret bulaşıcıdır&#8221; diyerek omuz omuza duran tüm yaşam savunucularının tek bir ortak sözü var: Bu talana, bu yağmaya geçit vermeyeceğiz; Varto’nun doğası ve geleceği mutlaka kazanacak! <strong>Görsel Kaynak : Facebook Dost Sayfalar</strong></p>
</div>
</div>



    <div 
    class="align wp-block-lbb-lightbox"        id="lbbLightBox-6"
        data-attributes='{&quot;lightboxType&quot;:&quot;gallery&quot;,&quot;items&quot;:[{&quot;id&quot;:8908,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/varto-jes-1.jpeg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/varto-jes-1.jpeg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true,&quot;importCaption&quot;:false},{&quot;id&quot;:8909,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/varto-jes-2.jpeg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/varto-jes-2.jpeg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:8910,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/varto-jes-3.jpeg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/varto-jes-3.jpeg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:8911,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/varto-jes-tatan.jpeg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/varto-jes-tatan.jpeg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:8912,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/varto-jes-vadef-1.jpeg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/varto-jes-vadef-1.jpeg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:8913,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/varto-jes.jpeg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/varto-jes.jpeg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true}],&quot;columns&quot;:{&quot;desktop&quot;:4,&quot;tablet&quot;:2,&quot;mobile&quot;:1},&quot;columnGap&quot;:&quot;5px&quot;,&quot;rowGap&quot;:&quot;5px&quot;,&quot;imgBorder&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#0d0d0d&quot;,&quot;style&quot;:&quot;solid&quot;,&quot;width&quot;:&quot;1px&quot;},&quot;popupTheme&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#000&quot;,&quot;size&quot;:{&quot;desktop&quot;:50,&quot;tablet&quot;:70,&quot;mobile&quot;:90},&quot;closeIconColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#fff&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;transparent&quot;},&quot;closeIconHColor&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#FF0000&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;transparent&quot;},&quot;closeIconSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:10,&quot;tablet&quot;:28,&quot;mobile&quot;:25}},&quot;align&quot;:&quot;&quot;,&quot;cId&quot;:&quot;&quot;,&quot;audio&quot;:{&quot;player&quot;:&quot;&quot;,&quot;typo&quot;:{&quot;fontSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:16,&quot;tablet&quot;:15,&quot;mobile&quot;:14},&quot;fontWeight&quot;:500,&quot;lineHeight&quot;:&quot;135%&quot;}},&quot;layout&quot;:&quot;default&quot;,&quot;content&quot;:{&quot;caption&quot;:false,&quot;overlyColor&quot;:false,&quot;lightboxCaption&quot;:true},&quot;button&quot;:{&quot;icon&quot;:{&quot;class&quot;:&quot;fab fa-wordpress&quot;},&quot;text&quot;:&quot;Image&quot;},&quot;galleryIcon&quot;:true,&quot;popupOptions&quot;:{&quot;mixAllData&quot;:false},&quot;popupIconLeft&quot;:{&quot;infobar&quot;:true},&quot;popupIconMiddle&quot;:{&quot;zoomIn&quot;:true,&quot;zoomOut&quot;:true,&quot;toggle1to1&quot;:false,&quot;rotateCCW&quot;:false,&quot;rotateCW&quot;:false,&quot;flipX&quot;:false,&quot;flipY&quot;:false,&quot;fullscreen&quot;:true},&quot;popupIconRight&quot;:{&quot;twitter&quot;:false,&quot;facebook&quot;:false,&quot;download&quot;:false,&quot;slideshow&quot;:true,&quot;thumbs&quot;:true,&quot;close&quot;:true},&quot;thumb&quot;:{&quot;type&quot;:&quot;classic&quot;,&quot;showOnStart&quot;:true,&quot;minCount&quot;:2},&quot;slideShow&quot;:{&quot;playOnStart&quot;:false,&quot;timeout&quot;:3000},&quot;options&quot;:{&quot;wheel&quot;:&quot;zoom&quot;,&quot;transition&quot;:&quot;fade&quot;},&quot;controls&quot;:{&quot;play-large&quot;:true,&quot;restart&quot;:false,&quot;rewind&quot;:true,&quot;play&quot;:true,&quot;fast-forward&quot;:true,&quot;progress&quot;:true,&quot;current-time&quot;:false,&quot;duration&quot;:false,&quot;mute&quot;:false,&quot;volume&quot;:true,&quot;pip&quot;:false,&quot;airplay&quot;:false,&quot;settings&quot;:false,&quot;download&quot;:false,&quot;fullscreen&quot;:true,&quot;skipTime&quot;:5,&quot;isHeart&quot;:true,&quot;isPlaybackSpeed&quot;:true},&quot;playerColor&quot;:&quot;#03a5ed&quot;,&quot;overlyColor&quot;:&quot;#00000061&quot;,&quot;img&quot;:{&quot;animation&quot;:&quot;zoomIn&quot;,&quot;borderRadius&quot;:5,&quot;isHoverAnimation&quot;:true},&quot;image&quot;:{&quot;ratio&quot;:&quot;4:3&quot;},&quot;caption&quot;:{&quot;position&quot;:&quot;overlyCenter&quot;},&quot;captionTypo&quot;:{&quot;fontSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:16,&quot;tablet&quot;:15,&quot;mobile&quot;:14},&quot;fontWeight&quot;:500,&quot;lineHeight&quot;:&quot;135%&quot;},&quot;captionColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#fff&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;#00000000&quot;},&quot;btnTypo&quot;:{&quot;fontSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:18,&quot;tablet&quot;:15,&quot;mobile&quot;:14},&quot;fontWeight&quot;:500,&quot;lineHeight&quot;:&quot;100%&quot;},&quot;btnWidth&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnHeight&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnAlign&quot;:&quot;left&quot;,&quot;btnType&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnStyle&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#4527a4&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;#fff&quot;},&quot;btnHovColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#333&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;#fff&quot;},&quot;btnPadding&quot;:{&quot;top&quot;:&quot;8px&quot;,&quot;right&quot;:&quot;15px&quot;,&quot;bottom&quot;:&quot;8px&quot;,&quot;left&quot;:&quot;15px&quot;},&quot;btnBorder&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#4527a4&quot;,&quot;style&quot;:&quot;solid&quot;,&quot;width&quot;:&quot;1px&quot;},&quot;btnRadius&quot;:{&quot;top&quot;:&quot;3px&quot;,&quot;right&quot;:&quot;3px&quot;,&quot;bottom&quot;:&quot;3px&quot;,&quot;left&quot;:&quot;3px&quot;},&quot;btnSpaceBetween&quot;:&quot;10px&quot;,&quot;styles&quot;:&quot;&quot;,&quot;sliderHeight&quot;:{&quot;desktop&quot;:&quot;550px&quot;,&quot;tablet&quot;:&quot;500px&quot;,&quot;mobile&quot;:&quot;400px&quot;},&quot;slider&quot;:{&quot;thumbs&quot;:&quot;classic&quot;,&quot;arrowColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#000&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;transparent&quot;}}}' data-content-indexs="[]"></div>

        
             
         ]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/varto-haberler/varo-direnisin-ve-umudun-24-gunu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Devletin İç Düşmanı Kürdler</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/devletin-ic-dusmani-kurdler/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/devletin-ic-dusmani-kurdler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 May 2026 17:20:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Hüsamettin Turan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8847</guid>

					<description><![CDATA[Devletin İç Düşmanı Kürdler Cumhuriyet tarihi boyunca devletin Kürtlere dair ürettiği belgeler, yalnızca güvenlik bürokrasisinin değil, aynı zamanda]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="725" height="1024" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/kurtler-725x1024.jpg" alt="kurtler" class="wp-image-8848" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/kurtler-725x1024.jpg 725w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/kurtler-212x300.jpg 212w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/kurtler-768x1085.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/kurtler-1024x1447.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/kurtler.jpg 1055w" sizes="auto, (max-width: 725px) 100vw, 725px" data-mwl-img-id="8848" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Devletin İç Düşmanı Kürdler</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Cumhuriyet tarihi boyunca devletin Kürtlere dair ürettiği belgeler, yalnızca güvenlik bürokrasisinin değil, aynı zamanda ideolojik aygıtların da temel dayanaklarını oluşturmuştur. Bu belgeler arasında yer alan Jandarma Genel Komutanlığı’nın hazırladığı </em><strong><em>Kürt Raporu</em></strong><em>, niteliği itibarıyla </em><strong><em>1925 Şark Islahat Planı’ndan</em></strong><em> sonra en önemli dönüm noktalarından biri olarak kabul edilmelidir.&nbsp;</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Raporun gün yüzüne çıkartılması, sıradan bir akademik çaba değil, uzun soluklu bir hukuk mücadelesinin sonucudur. Bu bağlamda Ruşen Arslan’ın katkısı, devletin <strong><em>Kürt Meselesi’ne</em></strong> dair hafızasında yer alan 42 bin sayfalık bir arşivin açığa çıkmasıyla sınırlı kalmamış, aynı zamanda bu arşivin siyasal-toplumsal anlamını çözümlemeye dönük bir entelektüel çaba ile birleşmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kitap, ilk olarak 1969’da kurulan <strong>Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO)</strong> hareketini merkeze alarak Türkiye’deki Kürt gençliğinin siyasal taleplerinin neden ayrı bir örgütlenme ihtiyacı doğurduğunu açıklamaktadır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sol hareketlerin <strong><em>Kürt Meselesi’ne</em></strong> bakışındaki sınırlılıklar, Kürtlerin kendi ulusal örgütlenmelerini inşa etmelerinin gerekçelerinden biri olmuştur. Ayrıca DDKO davalarında kullanılan yargı pratiği “kişiden delile ulaşma” yöntemi devletin Kürtlere karşı uyguladığı hukuk dışı mekanizmaların erken örneklerinden biridir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu durum, işkenceden iftiraya uzanan geniş bir repertuvarın “hukuki delil” üretme adına meşrulaştırıldığını göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Arslan, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e devredilen ideolojik sürekliliği üç aşamada ele alır:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em><strong>Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük.</strong></em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em><strong>Osmanlıcılık </strong></em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Çok uluslu imparatorluğun farklı unsurlarını kapsamak üzere geliştirilen bir formül olmakla birlikte, Tanzimat (1839) ve Islahat Fermanı (1856) ile eşitlik ilkeleri tanınmış olsa da pratikte <strong><em>milleti hâkime</em></strong> ve <strong><em>milleti mahkume</em></strong> ayrımı devam etmiştir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">II. Abdülhamit döneminde ön plana çıkan İslamcılık, Kürt beyleriyle kurulan geleneksel ittifakı bozmuş, Hamidiye Alayları ve Aşiret Mektepleri aracılığıyla Kürt toplumsal yapısının devlet denetimi altına alınmasını hedeflemiştir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nihayet İttihat ve Terakki döneminde Türkçülük ideolojisi hegemonik hale gelmiş, bu ideoloji yalnızca bir asimilasyon programı değil, aynı zamanda <strong><em>etnik mühendislik</em></strong> projesi olarak pratiğe geçirilmiştir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mevlanzade Rıfat’ın aktarımlarına dayanarak Dr. Nazım’ın sözleri:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Biz bu ihtilali bu toprakların Türk yurdu olması için yaptık, benim dinim Turandır”</em> bu zihniyetin radikal boyutunu gözler önüne sermektedir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cumhuriyet hükümetleri, bu çizgiyi devralarak devlet-toplum ilişkilerinde Kürtleri <strong><em>asimile edilecek Müslüman unsur</em></strong> kategorisi altında tanımlamış, buna uygun politika araçları geliştirmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>JGK raporunda devletin aşiret liderlerine yönelik yaklaşımı dikkat çekicidir. Devlet yanlısı aşiretlerin dahi sürgün gerekçeleri, devletin Kürt toplumuna karşı güvensizlik siyasetini gözler önüne sermektedir. Bu durum, </em><strong><em>dost</em></strong><em> kabul edilen aşiretlerin bile her an potansiyel tehdit olarak algılandığını göstermektedir.&nbsp;</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Raporda yer alan su kaynakları, petrol, uranyum gibi doğal zenginliklerin vurgulanması ise Kürdistan coğrafyasının jeopolitik öneminin, siyasal baskı politikalarının arka planında belirleyici bir faktör olduğunu açığa çıkarır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Arslan, eserinde yalnızca rapor metinleriyle yetinmemiş, Barış Ünlü’nün “Türklük Sözleşmesi” kavramını ve İsmail Beşikçi’nin bu sözleşmeye yönelik muhalefetini de tartışmaya dahil etmiştir. Bu bağlamda, Beşikçi’nin entelektüel mirasıyla birlikte Arslan’ın hukuki mücadelesi, devletin resmi ideolojisine karşı geliştirilen alternatif bilgi üretimlerinin sürekliliğini temsil etmektedir. Kitap, sadece bir arşiv çalışması değil, aynı zamanda devletin Kürt meselesini algılama biçiminin tarihsel sürekliliğini gözler önüne seren <strong><em>bir siyasi analizdir.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Son tahlilde, <strong><em>Devletin İç Düşmanı Kürtler</em></strong> adlı eser, devletin Kürtlere dair ürettiği gizli belgelerin açığa çıkartılmasıyla yetinmeyip, bu belgelerin tarihsel, ideolojik ve politik bağlamını ele alan bütünlüklü bir çalışma olarak değerlendirilebilir. Bu yönüyle hem Türkiye’de <strong><em>Kürt Meselesi’ne</em></strong> dair literatürün önemli bir boşluğunu doldurmakta, hem de devletin <strong><em>derin dehlizlerinde</em></strong> saklanan belgelerin toplumsal hafıza açısından taşıdığı önemi ortaya koymaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynaklar</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Arslan, Ruşen. Devletin İç Düşmanı Kürtler. İstanbul: Belge Yayınları, 2020.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beşikçi, İsmail. Bilim Yöntemi: Türkiye’de Kürtler. Ankara: Yurt Yayınları, 1991.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ünlü, Barış. Türklük Sözleşmesi: Oluşumu, İşleyişi ve Krizi. Ankara: Dipnot Yayınları, 2018.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rıfat, Mevlanzade. Tarih-i Fırka-i İttihad ve Terakki. İstanbul: İletişim Yayınları, 2004.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zürcher, Erik Jan. Modernleşen Türkiye’nin Tarihi. İstanbul: İletişim Yayınları, 2019.</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Hüsamettin Turan</strong></p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/devletin-ic-dusmani-kurdler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Berlin’den Varto’ya Ekoloji ve Dayanışma Köprüsü</title>
		<link>https://vartoname.com/varto-haberler/berlinden-vartoya-ekoloji-ve-dayanisma-koprusu/</link>
					<comments>https://vartoname.com/varto-haberler/berlinden-vartoya-ekoloji-ve-dayanisma-koprusu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 May 2026 09:11:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Varto Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8793</guid>

					<description><![CDATA[Tarayıcınız video etiketini desteklemiyor. Berlin’den Varto’ya Ekoloji ve Dayanışma Köprüsü: Sol Parti Milletvekili Ferat Koçak’tan JES Projelerine Karşı]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<div style="position: relative; width: 600px; height: 400px; max-width: 100%; margin: 0 auto; background-color: #000000; border-radius: 8px; overflow: hidden; box-shadow: 0 4px 15px rgba(0,0,0,0.15);">
  <video style="position: absolute; top: 0; left: 0; width: 100%; height: 100%; object-fit: contain;" controls preload="none" controlsList="nodownload" poster="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/dayanisma.jpeg">
    <source src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/varto-dayanisma.mp4" type="video/mp4">
    Tarayıcınız video etiketini desteklemiyor.
  </video>
</div>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Berlin’den Varto’ya Ekoloji ve Dayanışma Köprüsü: Sol Parti Milletvekili Ferat Koçak’tan JES Projelerine Karşı Net Duruş</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Almanya Federal Parlamentosu Sol Parti (Die Linke) Milletvekili Ferat Koçak, Muş’un Varto ilçesinde yapılması planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projelerine karşı geliştirilen demokratik tepkilere çok güçlü bir destek verdi. Berlin’de çalışmalarını sürdüren Berlin Varto Der ve Berlin Omcalı Der temsilcileriyle bir araya gelerek çevrim içi bir canlı görüşme gerçekleştiren Koçak, Varto’da sürdürülen meşru direnişin yalnızca yerel bir çevre problemi olarak görülemeyeceğini, bunun doğrudan halkın yaşam alanlarını, kadim doğasını, suyunu ve kültürel miras değerlerini koruma mücadelesi olduğunu önemle vurguladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görüşme sırasında Varto halkının çevre hakkı konusundaki iradesinin ve anayasal hak arayışının sonuna kadar yanında olacağını açıkça ilan eden Milletvekili Ferat Koçak, konunun uluslararası düzeyde de takipçisi olacağını belirtti. Bu doğrultuda, Varto’daki ekolojik tehditleri ve halkın taleplerini Almanya Federal Parlamentosu’nun da gündemine taşıyacağını ve oradaki yasal zeminlerde sürecin takip edilmesini sağlayacağını ifade etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Koçak yaptığı değerlendirmelerde, sermaye odaklı jeotermal projelerin bölgede yaşayan insanların açık rızası ve onayı alınmadan asla hayata geçirilmemesi gerektiğinin altını çizdi. Bu tür girişimlerin bölgenin hassas ekolojik dengesi, hayati su kaynakları, tarım arazileri, hayvancılık faaliyetleri ve doğrudan halk sağlığı üzerinde yaratabileceği geri dönülemez olumsuz etkilerin çok büyük bir dikkatle ve bilimsel raporlarla ele alınması gerektiği çağrısında bulundu. Ayrıca kendi partisi olan Die Linke bünyesinde birlikte görev yaptığı diğer parlamenter arkadaşlarını da Varto&#8217;daki bu çevre hakkı ihlaline karşı duyarlı olmaya, demokratik kamuoyunun haklı sesine kulak vermeye ve ortak bir duruş sergilemeye davet edeceğini sözlerine ekledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Varto halkının doğayı korumak adına sergilediği meşru ve barışçıl mücadelenin her aşamasında üzerine düşen her türlü siyasi ve toplumsal sorumluluğu üstlenmeye hazır olduğunu belirten Ferat Koçak, tüm dünyaya dayanışma mesajı verdi. Berlin Varto Der ve Berlin Omcalı Der de Varto&#8217;nun doğasını ve geleceğini korumak adına yürütülen bu haklı mücadeleyi hem Avrupa&#8217;da hem de her platformda kararlılıkla desteklemeye devam edeceklerini yinelediler.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/varto-haberler/berlinden-vartoya-ekoloji-ve-dayanisma-koprusu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/varto-dayanisma.mp4" length="18884254" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>Ali Şeker Yorumuyla Kirmanckî  (Zazakî &#8211; Dimilî) Şiirler</title>
		<link>https://vartoname.com/siirler/ali-seker-yorumuyla-kirmancki-zazaki-dimili-siirler/</link>
					<comments>https://vartoname.com/siirler/ali-seker-yorumuyla-kirmancki-zazaki-dimili-siirler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 May 2026 07:01:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şiirler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8769</guid>

					<description><![CDATA[Ali Şeker Yorumuyla Kirmanckî (Zazakî &#8211; Dimilî) Şiirler Yazar ve şair Ali Şeker, zaman içinde seslendirdiği Kirmanckî &#8211;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-video sabit-foto"><video height="224" style="aspect-ratio: 400 / 224;" width="400" controls poster="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/Zazaki-Dimili.jpg" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ali-seker-video.mp4"></video></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Ali Şeker Yorumuyla Kirmanckî  (Zazakî &#8211; Dimilî) Şiirler</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yazar ve şair Ali Şeker, zaman içinde seslendirdiği Kirmanckî &#8211; Zazakî &#8211; Dimilî şiirleri tek bir videoda bir araya getirdi. Videoda sırasıyla Bedriye Topaç&#8217;ın &#8220;Ey Yar&#8221;, İhsan Espar&#8217;ın &#8220;Ez To Pawena&#8221; ve Akman Gedik&#8217;in &#8220;Şilîye&#8221; adlı eserleri yer alıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Goştariye şîîran zonê ma de zî weş a&#8230;&#8221; diyerek şiirleri kendi dilimizde dinlemenin güzelliğini vurgulayan Ali Şeker, çalışmasını şu derin düşünceyle taçlandırıyor:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Ve bir noktadan sonra: Sevilen değil, bilfiil insan ve doğanın bütünselliği seven biri olarak yaşamak masumiyetin kendisi&#8230;&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yüreğine ve sesine sağlık. Keyifli dinlemeler.</p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/siirler/ali-seker-yorumuyla-kirmancki-zazaki-dimili-siirler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ali-seker-video.mp4" length="3586904" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>Varto’nun Doğasına ve Yaşamına Dokunma!</title>
		<link>https://vartoname.com/varto-haberler/vartonun-dogasina-ve-yasamina-dokunma/</link>
					<comments>https://vartoname.com/varto-haberler/vartonun-dogasina-ve-yasamina-dokunma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 May 2026 08:22:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Varto Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Hasan Dede]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8750</guid>

					<description><![CDATA[Varto’nun Doğasına ve Yaşamına Dokunma! Doğanın cömertliği, biz ona değer verdiğimiz ve gölgesine saygı duyduğumuz sürece artarak devam]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<div class="ozel-video-kutusu" style="width: 100%; max-width: 480px; margin: 0 auto; display: block; overflow: hidden;">
    <video controls="" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/hasandede-video.mp4" style="width: 100%; height: auto; display: block; aspect-ratio: 16 / 9; object-fit: cover;"></video>
</div>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Varto’nun Doğasına ve Yaşamına Dokunma!</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğanın cömertliği, biz ona değer verdiğimiz ve gölgesine saygı duyduğumuz sürece artarak devam eder. Ekolojik dengenin o muazzam birliği; sağlıklı bir yaşamın da, mutlu bir geleceğin de yegane teminatıdır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte bu yüzden, insanın mekanikleşen dünyadan ve yapaylıktan uzaklaşıp doğal yaşamı korumak için elini taşın altına koyması, artık kaçınılmaz bir zorunluluktur.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Unutulmamalıdır ki, doğanın kalbine saplanacak her hançere, çevreye zarar verme olasılığı taşıyan her projeye karşı durmak; hepimiz için insani ve vicdani bir ödevdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün bu sözleri söylememin, bu çığlığı büyütmemin çok somut ve can yakıcı bir sebebi var: Varto’nun el değmemiş doğasına, suyuna ve havasına göz diken Amerika menşeli bir şirketin, sözümona “temiz enerji” adı altında jeotermal projelerle bu topraklara getirmek istediği eziyettir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birileri fildişi kulelerinden bakıp, “Varto’da hayvancılık mı kaldı? Köylüler mi var orada? Yok öyle bir şey…” diyerek buraları insansız, sahipsiz ve çorak birer arazi gibi göstermeye çalışıyor.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Varto daki hayvancılık, işte o iddiaların arkasına saklanıp doğayı talan etmek isteyenlerin yüzüne çarpacak bir gerçektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bakın, buradayız! Köylülerimiz de burada, yüzlerce yıllık kadim kültürümüz de… Koyunlar kuzularıyla, doğanın o eşsiz cömertliğinden payını alabilmek için bu meralarda yayılıyor.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Varto halkı, sadece kendi toprağını değil; Türkiye’nin ve dünyanın neresinde olursa olsun ekolojik dengeyi bozacak her türlü girişime karşı sesini yükseltecek bilince ve kararlılığa sahiptir. Bu haklı tepki, dalga dalga büyüyerek artmaya devam edecek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gelin, bu köklü ekolojik dengeye, bu toprağın gerçek sahiplerine hep birlikte sahip çıkalım.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Jeotermal maskeli bu ranta geçit vermeyelim ki; koyunlar kuzularıyla bu topraklarda mutlu yaşasın, Varto’nun doğası özgürce nefes almaya devam etsin.</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Eğitimci Hasan Dede</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/varto-haberler/vartonun-dogasina-ve-yasamina-dokunma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/hasandede-video.mp4" length="63209984" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>Yazar Yusuf Sağlam &#8211; Yelkenli</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/yazar-yusuf-saglam-yelkenli/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/yazar-yusuf-saglam-yelkenli/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 May 2026 07:53:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Yusuf Sağlam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8745</guid>

					<description><![CDATA[YELKENLİ&#160; Yusuf SAĞLAM Kavuşmamız, günler sonrasının yeni ayrılığını da aklıma düşürüyor. Ne yaman çelişki kavuşmamızın içindeki ayrılık! Daimi]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="559" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yelkenli-1024x559.jpg" alt="yelkenli" class="wp-image-8746" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yelkenli-1024x559.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yelkenli-300x164.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yelkenli-768x419.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yelkenli.jpg 1408w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="8746" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>YELKENLİ&nbsp;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong></strong><strong> </strong><strong></strong><strong> </strong><strong></strong><strong> </strong><strong></strong><strong> </strong><strong></strong><strong><em>Yusuf SAĞLAM</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kavuşmamız, günler sonrasının yeni ayrılığını da aklıma düşürüyor. Ne yaman çelişki kavuşmamızın içindeki ayrılık! Daimi birlikteliğimize kapı açamıyorum bir türlü. Çözümsüzlüğüm; yöntem bilememem sorunsalı! Yoksa istemez miyim seninle baş başa gün geçirmeyi? Seni başköşeye koyup hayatımın parçası yapmaktan bahtiyar olacağımı bilmeni isterim, ama yakalayamıyor ve olduramıyorum o fırsatı. Kahretsin, olmuyor işte! Birlikteliğimizin sonlanmaması adına ayrılığımıza bulduğum tek çözüm; seni oğluma emanet oldurmaktı. Ancak ona da yük olmaya başladın, dolaysıyla bana da! Her taşınmasında kendine yar değilken seni öncelemesi, yüküne yük demek oluyor. Buranın ev bulamama, bulduğunun da aylar indinde taşınmayı yüklemesi; çıldırtan sorunsal!&nbsp; Tabii o biçareliğinde sıkıntısını bana kusuyor! Durduk yerde baba oğul arasındaki limoniliğe sebep sen olunca; aklımıza, seninle olan aramızdaki bağı koparsak mı düşüncesi büyüyor! Oğlum da, ben de şaşıp kalıyoruz bu çözümsüzlük ile seni bir kenara bırakamama çaresizliğimize!&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geçici ayrılığımızın sebebi; farklı ülkelere çakılı oluşumuzdur ki, bunu biliyorsun. Oğluma gelmelerimde seninle olan hasretliğim bitiyor. Burada, yani ait olduğun ülkede yaşasaydım, inan ki, senden bir an bile ayrı kalmayı aklımın ucundan geçirmezdim. Baş başa olacak birlikteliğimizi sevda kanadında yaşardık. Geldiğimiz bu günde, aklım, seni burada birine emanet etmeyi işaret ediyor, ancak yüreğim buna razı değil. Ya başına bir şey gelirse, ya hepten kaybedersem? Seni, ülkeme götüremememdeki ayrılıkta acı yaşıyorken, burada birine emanet etmekteki daimi ayrılığa nasıl dayanırım? İnan, söylediğimden çok samimiyim! Sonra, buradaki ayrılığını göze alınca; bu sefer de, ya teslim ettiğim kişi çaresizlik çıkmazında, ne bileyim bir esereklik halinde seni bir kaldırım köşesine bırakır da giderse ne olur halin? Olur mu olur, olmaz değil! Böyle bir olguda seni bilmek; yüreğimi hiçe saymak, vicdanıma kara çalmaktaki kahrım olur. Demem şu ki, bir hatıra olarak ortada varken, nasıl yüzüstü bırakırım o hatırayı da, seni emanet ederim başkasına? Seni burada yüzüstü bırakmak; anıları unutayazmak olur benim için. Oysa anılar yaşam kaynağımdır, yarına bağlayan umudum ve güvencemdir. Umut var olmayı, yaşama direncini ruha işleyen yürekteki açacak goncadır anılar. Ben, böyle bildiğim düşüncemden kendimi nasıl soyutlarım? Anlayacağın, her halükarda kopmaz bir parçam oldun sen benim. Ancak bilmeni isterim ki, seninle birlikte olmanın beni köşeye sıkıştıran kötü tarafı da var. Senin kültürüne yabancıyım her şeyden önce! Sana nasıl davranacağımın, sevip okşayacağımın gelgitleri içindeyim başbaşalığımızda! Nereden esti bu eserikliğin deme; ben Anadolu’nun uca dağlarının insanıyım, sense, Avrupalılığın yetmezmiş gibi deniz insanı kültürüsün ve o insanlardan birinin gönülden emanetisin bana. Bu farklılığımız nasıl içselleşip durulacak sancıları içindeyim ilk günden beri. Evet, mürekkep yalamış biri olarak hayatımda yer edinmediğinin bilincindeyim, ancak seninle bir kerecik bile hemhal olmasam da, sen hakkında düşündüklerim, bildiklerim, hislerim var. Okuduklarımdan, dinlediklerimden, sinemadan, izlediğim ve görsel tanıtım fragmanlardan tanışıklığımın olduğu gerçeğindeyim. İfade etmeye çalıştığım; yaşanmışlıkla hayatımın odağında olmadığındır, ancak bu yabancılığa karşın, yakın düşün hissettiklerim var senin hakkında!&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Seni bana teslim eden elin geçmişinde sen kültürü vardı ki, evinin başköşesindeydin. Anılarını, sen merkeziyle yâd etmenin yoluydu belki de bu seçimi. İnsan aklına kıymetiyle yer etmeyen bir figür ya da bilmediği, tanımadığı, yabancısı olduğu nesneyi niçin hatırlatma objesi olarak başköşeye konsun ki? İnancım o ki, o insanın hayallerinin başında, denizlere, daha ötesi okyanusa pupa yelkenle açılmak vardı. Ancak o şişinmiş yelkenler; sonsuzluğa açılan özgürlüğü absorbe etmek miydi, yoksa hasreti ortadan kaldıran kavuşmanın ya da sömürü emtiası taşımanın biricik araçsallığı mıydı, bilmiyorum! Belki de o yol almadaki ölüm kalım duyumsamasının yaşanıyor olmasıydı onun için! Ya da kim bilir mendireğin dalgalarla buluştu, buluşuyor olmada duyulan adrenaline ihtiyaç duymaydı işin esası? Yelken açmanın tehlikeli olduğu o dev dalgalardaki çırpınış mı korkutucuydu, yoksa o halin, deryada küçük bir saman çöpüymüş anımsatması yapan hiçliğin mi? Bunu bilmenin ve heyecanının hangi duygulara yol açtığının uzağındayım. Dedim ya, ben deniz kıyıları uzağı karaların insanıyım. Seni bana teslim eden o elin heyecanlarının sebebinde; denizler, okyanuslar ötesi ülkeleri yakın etmek işlerliği mi vardı ya da masumane balıkçı avcılığının peşindeki rızık koşturması mı vardı? Bilmiyorum! Ancak bu deniz hayatının görünür kılınmasında; her şeyin o pupa yelkenlere borçlu olduğunu göz önüne seren prototipe bir vefa göstergesi olarak başköşeye konması, açıklayıcı belirti olsa gerekti! O insanın mutluluğunun, anı tazelemekten geldiğini ve seni görmenin buna araçsallık olduğu kuşkusuzdur! Masumane ve bilindik bu kurgu davranışına sözüm olmaz. İnsan yaşlandıkça anılarıyla yaşama umudunu tazeler ve ona tutunduğu içindir ki, unutup yitmesini istemez. Onların hayatı içinde capcanlı yer almasını esas bilir. İşte sen, o çağrışımların anahtarı olmayla kıymetliydin ki başköşedeydin. Seni bana teslim etmek; senden kurtulmak ya da önemini kaybettiğin, geçmişte kaldığını anımsatan olmanla elden çıkarma gibi bir derdinin olduğunu sanmıyorum. Onunkisi, zorunlu bir mecburiyettin eylem davranışıydı bana göre. Belki de, kendine göre senin için en masumane çözümüydü bu. Bunu yapmaktan huzurlu ve çok mu akıl güdüsüyle hareket etmişti? Hiç sanmıyorum! Ne senden, ne de diğer taraftan kendinin parçası bildiği unsurlardan ayrılması kolaydı o insan için. Seni bana teslim etmesi; insani yardımıma müteşekkir kalmanın vicdan arınma eylemiydi bana göre. Çünkü kendisi için hayati bir dokunuşta bulunduğumun inancındaydı. Seni bana getiren şans kapısının yüzüme nasıl açıldığını bilmiyorsun tabii! Onu anlatacak olmam; şahit olmuş olduklarımı anımsamak yanında, o günleri, o insanı yâd etmek olmuş olacak benim içi. Belki de bu anlatımımla o gün için bilmediğim, düşünmediğim, aklım ve hayalime gelmeyen eksiklerimin tamamlanma olma olasılığını da elde etmiş olacağım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Senin memleketin Hollanda’ya, oğluma, misafirliğe gelmiştim. Bir akşamüstü evin ziline acı acı basıldı. Emekli memur tabiatı bu ya, pencereden başımı uzattım, üst komşunun küçük kızı tüm zillere birden basıyor ve imdat diye bağırarak, merdivenlerde oluşacak hareketliliği gözlüyordu. Bir ara annesi telaşla balkonun duldasından çıktı, merdivenlere göz attı ve kayboldu. Takipte kalmamdaki görme açımı değiştirdim, annesi, alt komşumuz ihtiyar adamı yerden kaldırmaya çabalıyordu. Anladım ki acil yardım ikazıydı bu kapı zili çalımı! Ayağımda ev terlikleriyle evden fırladım ve yanlarında bittim. Oğlum bir hafta önce taşınmıştı ve o, komşularıyla yüzleşmeden ben yüzleşiyordum. Çocuk vesveseli halde mızırdanıyor, annesi sakin olmasını salık veriyordu. Kadın, yaşlı adamın kendisiyle konuşurken aniden ağırlaşıp yığıldığını, cebinde bulduğu anahtarıyla kapısını açtığını, hemen evine taşınması gerektiğini söyledi. Yaşlı adamın kafasını göğsüme alarak, kabanın kol altlarından tutum, kadın, benim davranışımla ayaklarında tutu ve zorlana zorlana evine, yatağının üstüne uzattık. Yaşlı adam baygındı ve kadın, nefes alacak şekilde konumlamasına özen gösterdi. Bu tutumu ancak ilk yardım eğitimi alan birisi önceleyebilirdi ki, her müdahale aşamasında bu özeni gözden kaçmıyordu. Ambülans servisine haber verdiğini, neredeyse geleceklerini söylerken; yardımcı olduğum için teşekkür etti. Kadın, yaşanan durum karşısındaki şaşkınlığıyla ne olduğunu anlamaya çalışırken; kızının mızırdanmasının önüne geçmek için tembih ve telkinlerde bulunuyordu.&nbsp; İlgimin üzerinde olduğunu görünce, kızının, yaşlı komşuyu çok sevdiğini, her apartmana girişte kapısını çalıp halini hatırını sorduğunu, şu an gelişen olumsuz durumun ne olduğunu kavramaya çalıştığı için huzursuzlandığı açıklamasını yaptı. Tekrar teşekkür ederken; ilk adım attığımdan beri, taşıma esnasında ve sonrasında bu kaçıncı teşekkürdü saymadım. Yaptığımın, abartılacak tarafının olmadığını söyleyince; hiç de öyle düşünmememi, apartmanda başkalarının da olduğunu, büyük ihtimal gördüklerini, ancak hiç kimsenin inmediğini, benim yaptığımın büyük nezaket ve yardımseverlik olduğuyla cevap verdi. Bu esnada gözlem ve zihnimle ilk adım attığım Hollandalının evinde keşfe çıkmıştım. Ancak bir yanımla da, kendimin bu garip yanını yargılıyordum. Neyse! Yaşlı adamın evindeki ağır koku, karmakarışıklık, bulaşıkların ve yerin kirli hali ile duvarlarında tablolar ve en başköşede de senin varlığın ilk dikkatimi çekendi. O acil durum telaşında bu kadar ayrıntıya nasıl oldu da dikkat kesildim dersen; tabii ki seni başköşeye koyan ev sahibinin ön açmışlığıydı! Apartmana girip çıkarken, yaşlı adamın penceresine yapıştırdığı fareli afiş ve üzerine yazdığı uyarı dikkatimi ilk günden çekmişti. Bu uyarıda; pencere önü kaldırıma yiyecek ve çöp konmamasını, aksi halde bunun farelere davet olacağını belirtmişti. Temelde temizliği önceleyen bu uyarı, içeriyi yadsıyor olmaktan ötürü çelişkiydi. Fareler, evdeki bu kokunun kılavuzluğunda haydi haydi duvarı delebilirlerdi! Yaşlı adam, nedenlerinden dolayı evine eğilmiyor olabilirdi, ancak uzanan yakın bir el yok muydu? Kaldı ki, belediyenin bu içerikten hizmetinin olduğunu duymuşluğum vardı! Bu arada ambülans ekibi geldi ve hastanın acil müdahalesi sonrasında, aile doktoruna haber verildiğini, tansiyon yükselmesine bağlı düşme ve baygınlığın gerçekleştiği, geçmişe dönük verilerden rutin doktor kontrollerini aksattığı, hastaneye kaldıracaklarını, aile doktorunun da hastaneye geçeceğinin açıklamasını yapıp, yaşlı adamı alıp gittiler. Yukarı, evlerimize çıkarken küçük kız rahatlasın diye adını ve okula gidip gitmediğini sordum. Anaokuluna gittiğini, İngilizce öğrenmeye başladığını, annesiyle İngilizcesini ilerletmek için evde sadece İngilizce konuşmak istediğini söyledi. Oturduğum birinci kata gelmişken, kadın, bir kamu kurumunda çalıştığını, mesai saatleri dışında; yaşlılara yardım konusunda bir hayır kurumuna gittiğini söylerken, tekrar teşekkür etti. O an zihnimde bir şimşek çakımı oldu. Karşı ve apartman komşularımın varlık, yokluklarından hala haberdar değilken, kadın komşumun, her gördüğünde yaşlı adamla ilgilenmesi, yardıma ihtiyacının olup olmamasını sorması; bende anlamını bulmuştu. Evet, batı geçesinin genel işleyişinde; mesai saatleri dışında sosyal etkinlik kapsamında gönüllü çalışmalarda bulunmak; karşı karşıya kalınan iş seçimde, pozitif ayırımcılığın etkeniydi. Bunu hanelerine yazdırmakta mahir olanlar çoktu ve bir yerde zorunluluk haliydi! Yani bu, sadece iyilik timsalinde içten doğuşla ortaya çıkan, <em>Balık bilmezse halik bilir!</em> karşılıksızlık üzerine kurulu hayırlılık davranışı olmayıp, aynı zamanda bir yararlılık çalışmasıydı! İyi dilekler diledik ve ayrıldık.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşlı adamı iki gün sonra evden çıkarken görünce selamlaştık, nasıl olduğunu sordum, İngilizce bilmediğini anlatmaya çalıştı ve ayrıldı. Tesadüf bu ya, aynı günün akşamına doğru kadın komşumla tramvay durağında karşılaştık. Ben, tramvaydan inmiş, o da kızını okuldan almış eve gidiyordu. Birlikte yürürken, hal hatır sonrası küçük kıza takıldım. Küçük kız, annesinin, kendi sözünü dinlediğini, evde hep İngilizce konuştuklarını bu sayede grubun en iyi İngilizce konuşanı olduğunu söyledi. Çocuk sevinciyle çok mutluydu. Bu arada yaşlı adamı sordum, hiç iyi olmadığıyla söze başladı. Ciddi bir tansiyon yüksekliği sorununun baş gösterdiğini, gözetim altında takip edilmesi gerektiğini söyledi. Rahatsızlığına, yaşlılığının kaynaklık etiği ifadesinde bulunsa da, hareketsizlik ve beslenme özensizliğinin, tetikleyen sebepler olduğunu söyledi. Oysa kendisine defalarca, yürümesi gerektiği, sokak başındaki markete giderken tekerlekli sandalyeyle –Akülü tek kişilik araç.- gitmesinin doğru olmadığı ikazında bulunulduğu da söylenmiş. Hatta aile ve hastane doktorunun köpek beslemesi tavsiyesinde bulunduklarını; köpeğin ihtiyacını karşılamak ve enerjisini tüketmek için eşlik etmek zorunda kalacağı mecburiyetiyle, kendiliğinden bir hareketlenmenin hayata geçeceği anlatımında bulunduklarını da söyledi. Ancak yaşlı adamın, birçok yaşlının severek yerine getirdiği bu uygulamaları yerine getirmede beis görmediği gibi, duymazdan geldiğini konuşmalarına ekledi. Tedavisinin nasıl olacağını sorduğumda; kendisi için hiç de iyi olmayan, kabul etmesinin zor olduğu bir uygulamayla karşı karşıya kaldığını söyledi. Anlamaya çalışmak için açmasını istedim. Kadın, Hollanda’da uygulanan bir izleği anlatacağını söyledi. Öncelikle doktor kontrolündeki yaşlılar yerleşkesine yerleştirileceğiyle söze başladı. Uygulanacak tedavi orada daha yakından izlenecek. Gerekli görürlerse hastaneye yatırılması da söz konusu olabilecek. Dayanamadım, bunu yaşlılar yerleşkesine yerleştirilmeden, evden de takip edebileceklerini söyledim. Bunu söylememdeki nedenim; komşumun anlatmaya çalıştığı sağlık sistemlerinin arka planının hiç de öyle pürü pak olmadığına şahitliklerimin olmasıydı. Hastane ile ilaca ulaşımda ve tanı konmada ne kadar ağır ve yetersiz olduklarını, bitkisel çay ve alternatif tıp vitaminleriyle tedavi uyguladıklarını, bu sebepten yakınlarımın kayıplarından biliyordum. Sokak şahitliklerimdeki ortopedi sakatlıklarının çokluğunu bisiklet kazalarına yorarken, bunların giderilemeyen arazlara dönüşmesini; bu konudaki tedavi başarısızlığının aynası olarak görüyordum. Hatta sağlık sisteminin sigorta şirketlerinin elinden zar ağladığını, özgür davranamadıkları konusunda çoklu öykü duymuşluğum da vardı. Bilgim dâhilimde olanları o an söylemenin yersiz kaçacağı düşüncesindeyken, komşum, yaşlılar yerleşkesine yerleştirmemenin bu saatten sonra olası olmadığını söyledi. Hemen arkasından da, bunun izole bir mekâna bağlı kapatmak olmadığı, dışarı çıkmak, gezip dolaşmak serbestisine sahip olduğu, yaşlı adamdan evini kısa sürede boşaltmasını istediklerini sözlerine ekledi. Anlayamadığımı, şaşkınlığımdan anlamıştı komşum. Bu gibi hallerde ev kendi mülkü de olsa boşaltmak zorunda olduğunu söyledi! Yine şaşkındım! Komşum, mülkü de olsa, kiracı da olsa evini kapatmak zorumda olduğunu, çünkü bu aşamadan sonra tek başına yaşamasına izin verilmeyeceğini sözlerine ekledi. Varislerinin yanında yaşamasına izin verilip verilmediğinden emin olmadığını, ancak bunun olasılık dışında, olsa bile çok zor ve şartlarının ağır olabileceği açıklamasında bulundu. Yani, yaşlı adam; sağlık sorunundan ötürü tek başına kalmasının sakıncalı görülmesiyle evini kapatmak ve yaşlılar bakım yurduna taşınmayla karşı karşıyaydı! Bu, bir anlık seslendirilişte kulağı tırmalamasa da, yaşlılığa adım atmış biri olarak ne kadar kabul edilmez, incitici olabileceğinin hesabına girdim. Hastalığını ve durumunu kabul etmiş yaşlıların, yaşlı bakım yurduna taşınması bir kenara, ancak yaşlılığa bağlı istisnayı hastalık hastalarının ev içindeki düzenlerinin, uyku yerlerinin, oturdukları yerlerinin yönlerini, kullandıkları alet ve edevat ile ilaç yerlerinin değiştirmesi bile sağlıkları açısından sakıncalı olacağını; uzmanların ikazından bilgimdi. Evveliyatında ikazları kulak arkası etmiş yaşlı adamın karşı karşıya kaldığı prosedür karşısında bir yönüyle şaşkın idiysem de, ülkenin, vatandaşına sahip olması yönüyle memnunluk içindeydim. Şaşkınlığım; yaşlı adama bir süreç tanınmadan, kabul edeceğinin onayı alınmadan uygulamayla karşı karşıya bırakılmasının sakıncasıydı. Yaşanmayanı evvelinden düşünüp, olabilecekler konusunda öngörüde bulunmak ve bunu hayırsızlığa yormak; benim havadan nem kapmak ya da vesveseliğim miydi, yoksa geleneksel yapının tabiatıma işlediği evhamlılık damarımın kabarması mıydı? İşin içinden çıkmak zordu. Kendi kendime kötü düşünmenin yersiz olduğunu ve birçok şeyde olduğu gibi bunu da zamanın akışına bırakmanın uygun olacağı düşüncesiyle frenlemeye çalıştım. Ancak, yüreğim, düşündüklerimi kökten onaylamıyordu. Söz konusu olan sağlık başatsa da, yaşlılık ve yalnızlık ondan azade değildi. Yaşlı adamın gideceği yer, kendi akranları ve yaşayacaklarıyla birbirlerini en iyi anlayanlar kümesi görünse de, kendi yalnızlarını içlerinde yaşayanlar kalabalığı ortamıydı aynı zamanda. Kalabalıklar içindeki yalnızlıktansa, yaşam ortamı içindeki yalnızlık tercihi yeğdir insana!&nbsp; Çünkü markete, çarşıya, pazara, eşine dostuna gitme külfeti sırtından kalkarken; sokaktaki iki selam, üç kelam sıcaklığı da ortadan kalkan olacaktır. İhtiyacını karşılamaktaki birçok işi son bulacağı rahatlığıyla zihin, meşguliyeti yalnızlığa odaklanacaktır. Komşu kızın cıvıldaşan çocuk sesleniş ve hatır sormaları bitecek, ona duyulan özlem yoksunluğu, derdi olacaktır. Varislerinin; <em>Evin altında ne oldu?</em> kaygısı ortadan kalkacak, <em>Nasılsa bakımı, kontrolleri yapılmakta, akranlarıyla da rahat, keyifli ortamındadır!</em> boş vermişliğiyle, ayakları kesilecek, kimsesizlik, sahip olunmama düşüncesine saplanacaktır. Bu ve bu düşüncelerin çokluğu öngörüsünde bulunmak, insan için bir ihsan değildir. Bakıp gördüğünü algılamak yeten ve artandır insan olan insan için! Yaşlılık dedim de, yalnızlık yaşlılığın kardeşidir! At başı koşma birliktelikleri vardır. Burada, her yerde yaşlılar görüyorum kendi sorunlarıyla baş edebilme derdine düşmüş halleriyle. Bu, bizim oralardaki yaşlıların elinin eteğinin her şeyden çektirilmesinden, rahata ersinler diye eve hapsedilmelerinden yeğdir! Ancak bizdeki yaşlıların kahir ekseriyeti yakın ve yakınlarına tabii oldukları için, hiç değilse yalnızlık kasvetini yaşamıyorlar. Buradaki yaşlılar, yaşlılıklarından daha ağır kardeşi olan yalnızlık pençesinde kıvranıyorlar. Bir selama, iki cümleye muhtaçlıklarını bakış ve edalarıyla anlatma derdi içindeler. Toplu taşımada birine sözün ucunu açmayı gör, zincirlerini kırmış olarak sohbetin belini katlıyor ve geçmişe yönelik kalabalıklarını özlemli olarak anekdotlarına ulamlıyorlar. Bu öyle sıradan, sözün gelişinde yer bulan ifadeler aczi değil, bilinçlice, musallat olan yalnızlıkla baş edememe sızısındaki dışa vurmalarıdır. Kalabalıklar içinde ve kendi tercihi dışında yalnızlığa düşmek, sıkıntı ve kahreden açmazdır. Kahır, sürüp giden bir yürek gamlanmasıdır ki, bu, insan için kendini yiyen kurdunu üretmesidir! Atalarımız, durumu ifadeye çalıştığımı; <em>Duvarı nem, insanı gam yıkar! </em>sözüyle arılaştırmışlar. Gamın kökenindeki yalnızlığın yaşlılıkla kolkolalığı ve bununla da baş edememenin kahra yol açtığı, döngünün müsilajı olduğunu bilmek gerek.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşlı adamın eve dönüşü sonrasında, günlük hareketliliğinde bir koşuşturma içinde olduğunu gözlemledim. O eski sakinliği ve dinginliği gitmiş, yerini tedirgin ve bir şeylere yetişme, bitirme uğraşısı almıştı. Günde üç veya dört defa, apartmanın hemen dibindeki kanalda bağlı bulunan, eski büyük bir tekne bozması ya da yük taşıma botu diye de adlandırabilecek deniz aracını uzaktan uzağa gözetleme davranışı da, işin başka yanıydı. Ayakaltından izole edilmiş bu bot mekânında; dokuz adet kano ve dört adet deniz bisikleti de vardı. Bu araçların sahibi yaşlı adam mıydı, yoksa bir başkası adına göz kulan mı oluyordu, soramadım! Çünkü Hollanda da, hatta Avrupa’nın genel ekseriyetinde özele dair üstüne vazife olmayanın sorulmasının büyük ayıp olduğu gibi gerektiğinde suça dönüşebildiğini öğrenmiştim! Yaşlı adamın o eski deniz araçlarıyla bağını: çocukların ızgara demirlerini kasıp, kanoyu dışarı geçirmeye çalışmalarındaki pervasızlıklarında; evden çıkıp bağırmalarından, sonradan gidip yerli yerine koymasına şahitliklerimden çıkardım. Sadece bununla da değil, bir müdahale istenciyle tatmin olmayı yaşamak ister hallerinde, tekerlekli sandalyesini yolun kanala en yakın yerinde durdurur, ölçer biçer gibi onlarca dakika izlemeye koyulur, yarasına bunun merhem olmayacağı davranışıyla, tekerlekli sandalyesini köprüye sürer ve oradan gözlemeye başlaması da tuhaflıkları arasındaydı! Bu esnada aradığına ulaşma tez canlılığıyla yük botu ile kano ve deniz bisikletlerin hapsedildiği demir çitin kapısını açar, bota yanaşır, tekerlekli sandalyesinden zor bela iner, aksaya tutuna botun üstünde dolaşmaya başlar, güverte dairesinden kaybolunca, iç kısımda yanan ışıkların camdan aksettirmesi ile iç kısmı teftiş ettiği ortaya çıkardı. Dakikalar sonra botun üstünden kontroller yapar gibi gezinir, aynı özenle tekerlekli sandalyesine binip kapıdan çıkar çıkmaz kilitler ve döne döne bakarak uzaklaşırken; ani bir hareketle karşı yoldan demir çitin arka tarafına geçer ve başlar oradan incelemesini sürdürmeye. Eylemleri bir şeylerin hesap duruluğundayken, bir şeylerin de üstesinden gelememe sancılarındaydı sanki! Eşyaların etrafında gezinmesi, günlerin rutin eylemine evrilirken, haftayı buldu bulmadı müşteri gözüyle dolananlara eşlikçi oldu yaşlı adam. O eşlikçilikte; bir şeyler anlatıyor da anlatıyor ve gösteriyordu. Günler sonra bir pompa yardımıyla botun içindeki suyun tahliye edildiği ve güverte kapısı başta olmak üzere birkaç aksamın boyanmaya başlama işinin başında yaşlı adam vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beni, işi gücü bırakmış, pencere kenarına kurulmuş emekli insan olarak yermek; sağlıklı bir çıkarım değil! Tutumumu, aksiyon karşısında kendiliğinden gelişen doğal davranış olarak değerlendirmek doğru olandır. Yani, evin konumu dışarıyı görmeyi sergen ediyorsa, gözümü ondan almaya çaba sarf edemem ki! Düşünün ki, site ufak çaplı bir ada üzerine konumlu ve yaya ile araç trafiğine ait köprülerle diğer kara parçalarına bağlı. Sitenin üç bir tarafı suyolu kanalı, bir yanı ise deniz trafiğinin işlediği büyük ırmakla çevrili. Dolayısıyla, site ile karşı geçedeki siteler arası mesafe; Amsterdam yapılaşmasının hayli üstünde. Bu boşluktaki herhangi bir trafik; sıradan olmayan davranış olarak göze takılıyor ve ilgi odağı oluyor. İşte böyle bir odaklanmayı da, birkaç gün sonrasındaki öğlen üzeri yaşadım. Sesin uyarı yönlendirme hareketliliğinde, sokakta, üç otomobilin arka arkaya sağa yanaşmış haliyle karşılaştım. Kaldırımda üç orta yaş erkek ayaküstü sohbet ederken yanlarında da iki erkek çocuk vardı. Otomobillerden birinin arkasına römork bağlıydı. Biraz sonra yaşlı adam bu üçlüye katılınca, bu insanların evi taşımaya geldiklerinin kanaatine vardım. Yaşlı adamın eşya olarak nesi olabilirdi ki? Üç kişi birer koldan el atarsalar kısa sürede hal olur diye düşündüm. Bir römorku dolduracak özel eşyaları olurdu enikonu, o da getirilmişti! Sonra, sohbeti kesip eve geçtiler. Alt katta yükseldi konuşmalar ve eşliğinde eşya çekme itme ile sökme işlemleri. Tamam, benim düşündüğüm gibiymiş haklılığından kendime övgü biçtim. Yarım saati geçti geçmedi dışarı çıkarlarken; bu topraklara ait olmayan orta sehpa ile iki heykelcik, iki etajer, kutu şeklinde koliler ve üç yağlıboya tabloyu taşıyıp lalettayin römorka koydular. İki erkek, evden ikişer kutu koliyi daha getirip otomobillerinin bagajına koydu. Sonra o üç tabloyu paylaşır gibi her biri birini alıp otomobillerinin içine yerleştirdi. Römorktaki eşyaları düzenlediler, muşambayla kapatıp özel iple bağladılar. Bana göre bu durumdan bir yanlış vardı! Yaşlı adamın beyaz eşyası, ne bileyim yatak yorganı, kap kacağı yoktu ortada. Az sonra anladım ki, bu gerçek anlamda bir taşınma değildi. Çünkü evden çıkan çocukların kucaklarında birer yelkenli maketi vardı. O yelkenliler, yaşlı adamın geçmişinde gemicilik işi yapmış olma olasılığını gözümde tekrar canlandırdı. Çocukların arkasından yaşlı adam gruba katılınca; o kişilerin yaşlı adamın yakın akrabaları ya da yakın tanış olduklarına yordum. Belki de bu çocuklar yaşlı adamın torunlarıydı? Bir vedanın an zamanı olmasa günün bu saatinde çocukların ne işi vardı burada? Bu düşüncelerle; yaşlı adamın çok yakınlarına, belki de oğullarına kıymet verdiği eşyalarını pay ettiği düşüncesi uyanmaya başladı bende. Onlarla bir şeyler konuşurken gözü hep camda beni gözetleme derdindeydi sanki. Yaşlı adam çocuklara bir şeyler söylerken, onlar kucaklarındaki yelkenlilere bakıp cevaplar veriyorlar, şakalaşır gibi davranışlarda bulunuyorlardı. Çocuklarla kısa süreliğine olan bu sohbet, otomobillerine geçmeyle noktalandı. Erkekler de yaşlı adamla vedalaşır gibi kısa bir konuşma sonrasında otomobillerine geçip, çalıştırıp ve uzaklaştılar. Yaşlı adam, arkalarında, öyle olduğu yerde kala kaldı ve elini göğüs hizasına kadar kaldırdı ve salladı. Bir vedanın arkasında uzanan, dönüşü olmayanı işaretleyen el sallayışıydı. Bu hal beni etkilemiş olacak ki, pencere köşesinden sıyrılmışım ve cama yapışmışım. Yaşlı adamın geri dönüşüyle göz göze kaldık. Eliyle yanaklarına dökülen gözyaşını silerken, bir taraftan da aşağı inmemin işaretini yaptı. İndim, kapıda elinde başköşeye koyduğu sen vardın. Titreyen elleri, ayrılması zor, ancak mecbur kalmanın çaresizliğinde seni bana uzattı. Gözleri yaşlıydı! Bir şeyler söyledi Felemenkçe, ne söylediğini bilmesem de, teşekkürlerini ifade ettiği açık seçikti. Ellerini müteşekkir ifadesiyle göğüs hizasında birletirdi. Bir arınma mıydı, yoksa dar zamanda yardım etmiş olmamın borçlu olduğu enerjiye şükranlığı mıydı, bilemedim. Ancak o yardımıma karşılık teşekkür babında seni bana sunduğu aşikârdı. Ellerinden bir kutsalı alır gibi aldım, başım gözüm üzere ifadesiyle baş üstüme kadar kaldırdım ve başımı öne eğdim. Yaşlı adam ifademi ne içerikte anladı bilemem, ama gözyaşları boşaldı. Tekrar başımı eğince, biraz önce sokakta el sallar gibi el salladı ve kapısını kapadı. İşte sen, vermeye kıyamadığı, ayrılmak istemediği, ancak ayrılmaya da mecbur oldu bir zorunluluğun emanetiydin o günden sonra benim için.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Seni bana teslim eden o yaşlı adamın evinin önüne iki gün sonra bir nakliye aracı yanaştı ve şirket elemanları iki saati bulmayan sürede evi boşalttılar. Yaşlı adam bu süre zarfında bir ayrılık şarkısı söyler gibi hüzünlü dolanıp durdu taşıyıcıların arasında. Onu öyle yerleştirmeyin, onu oraya koymayın türünden emirler mi veriyordu, ricalarda mı bulunuyordu anlayamadım. Nakliye aracının arkasından bakınırken; ben onun yerine hüzünlendim ve el salladım. Sonra tekerlekli sandalyesiyle ters yönde çekip gitti. İnsan dediğin böyle bir şeydi işte! Bir varsın, günün, saatin, dakikan gelip çattığında, çekip gidiyorsun! Geçmiş on yıllarca yaşamışlıklardan, birlikte yaşadığın sevdiklerinden, mekândan, sahip olduğun varlıklardan an olarak sıyrılıp ayrılıyorsun. Tıpkı benim, yaşlı adamın o an itibarıyla nereye çekip gittiğini bilmediğim gibi. Ancak insan bir bilinmeze gidince; arkasından, kişiden kişiye değişebilen beyaz boşluklar bırakır. Kişiler, gideni anlamlandırmada beyaz boşluğa kendi dağarlarındakini yazarlar. Bu değişken ve görecelidir! Ben çok da tanımadığım yaşlı adam hakkında ne yazacağım o beyaz boşluğa? Her gün olmasa da, karşılaşıp selamlaştığım, an itibariyle belki de bir daha yüz yüze gelmeyeceğim bir insanla oluşmuş komşuluk boşluğu; yeten ve artan değil miydi benim için? İnsanın insandan ayrılmasına sebep olan yokluk boşluğundan daha önemli ne olabilir ki? Bu boşluk değil mi ki, tüm bu anıları bana sıralatan? Belki de kendi adıma beyaz boşluğu bu yönüyle dolduruyorum farkında olmadan!</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;İnsan, gidenin arkasından, hep onun konumlandığı noktaya odaklanır. Çıkıp gelecek gibi bir beklentiye saplanır ya! Benim de saplantım; yaşlı adamın market yolu, kapıdan zor bela tekerlekli sandalyesini içeri alma uğraşısının gürültü hayali ve kapalı kapısındaki sökülmüş isimlik iziydi. İster istemez göz odaklanıyor, us hayelliyor, ancak ten dokunmaktan uzak kalıyor ayrılıkta. Düşünmeye başlıyorum; ne yapıyor acaba yaşlı adam! Alışabildi mi acaba, gittiğine iyi mi etti acaba, ev yokluğunu nasıl yaşıyordur acaba? Acabalar us’ta dönüp dolanırken gidişinin üçüncü günüydü markete giderken sokakta karşılaştık. Selamlaştık, nasıl olduğunu sordum,&nbsp; iki kelimeyle iyi olduğunun cevabını verdi. Bence hiç iyi değildi, çünkü iyi görünümü yoktu. Sicim gibi yağmurda, şemsiye altında insan ıslanırken, yaşlı adam sırılsıklam su içinde ve bunun umursamazlığında, iyiyim diyorsa, durum hiç de iç açıcı değildir demek! Evet, yağmuru umursadığı yoktu, bu sırılsıklam olmayı yağmuru sevdiğine mi yorumlamalı mı, yoksa Hollandalıların bisiklet üzerinde olmalarıyla alıştıkları durum muydu ya da mevsimden kaynaklı çaresizlik halleri miydi? Bilmiyor ve anlayabilmiş değilim! Marketten alış verişimi yaptım eve dönüyorum, yaşlı adam, karşı geçede, demir çitin etrafında ilerleye dura o enkazı izleyip duruyordu. Bir, <em>Eyvah ey!</em> koptu içimden. Doğal şartı, mecburiyeti, hatta sağlığı bile kopartamamıştı o mekânla bağını. Gözden kaybolduğunun dakikalar sonrasında, karşı otoparkta evini uzun uzun izlediğiyle karşılaştım. Yağmur yağıyordu sicim gibi ve yürüyen tekerlekli sandalyesinden su akıyordu. Uzun atkuyruğu saçları kafasına yapışmış, kumandada olmayan eliyle yüzünden, çenesinden akan yağmuru sıyırıp duruyordu. Hava ılık olsa da, mevsim kış olmayla zatürre olacak korkusu bende depreşirken, yaşlı adamın bunu umursadığı ya da hastalanacağı korkusu yoktu herhalde! Öyle miydi yoksa yaşlı adamın ipi mi kopmuştu? O yağmur altında evini, kanalda terk edilmiş emtiayı izlerken ne düşünüyordu, hangi anılarını tazeliyordu, hangi geçmişine yolculuk ediyordu? Benim için bir bilinmez olsa da, yaşlı adamın farklı bir boyutta olduğu ve bildiğini yaşadığıydı muhakkaktı. Düşündükleri, anımsamaya çalıştıkları ya da kurguladığı hikâye ve hikâyeler uzun zaman sonra bitmiş olacak ki, arkaya döne dura çekip gitti. Yaşlı adamın bu izlence programına ardışık günlerde olmasa da, günlerce şahitlik ettim. Bu halleri; köküyle başka bir toprağa tayin edilmiş ağacın, ilk kök gürbüzlüğünde derine kol salamamasını bana çağrıştırıyordu! Cılga kökle toprağa tutunan ağaç, nereye kadar hayatı sürdürebilirdi ki?&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gün geçti günler geçti, yurduma dönmek zorunda olduğum için seni beraberimde götüreceğimin altından kalkamadım. Aklıma gelen her fikir provası, yerini hüsrana bırakıyordu. Sen kocaman bir yelkenli gemi maketiydin! Valize sığdıramıyor, el bagajı olarak taşınamıyor, bir yere terk etmeye gönlüm razı olmuyor, ötesi, götürmede yasal bir mevzuatın olup olmadığını da bilmiyordum. Şu an bile bunun açmazındayım. Olacak çareyi bulamayınca; oğlum, bir sonraki sefer için götürmemin yollarını araştırma konusunda fikir verince, seni ona emanet etmek, o an için çare oldu. Ancak burada ev bulma şartları ağır ve oğlum evden eve taşınmak zorunda kaldığı için, yük gelmeye başlasan da, seni korudu kolladı ve bugün bana teslim etti. Şimdi seninle ikinci buluşmadayız! Ne yapacağım şimdi seninle? Dilin yok ki, belki iler tutar bir fikir söyler yol açarsın bana! İş başa düştü ve beraberliğimizi sürdürmek için bir çözüm yolu bulmayla karşı karşıyayım. Umarım bu beni yasal bir zorunlulukla karşı karşı getirmez ve bir uçak koltuğu alımıyla hal olan mesele olur. Soramıyorsun, ben biliyorum sormak isterdin, ama ben söyleyeyim! Tesadüf bu ya, oğlum, yaşlı adama yardım eden kadın komşusuyla merkezde karşılaşmış. Söz dönmüş dolaşmış yaşlı adama gelmiş. Kadın, yaşlı adamın ayrılığının ikinci ayın ilk günlerinde tutulduğu zatürreye ve onunla gelişen çoklu organ yetmezliğini atlatamamasıyla noktayı koymuş. Yaşlı adam varken; hani tümden ümitlerimi kaybedersem, seni ona geri götüreceğimi düşünürdüm. Onun yokluğu; o zahir ışığımı da söndürdü. Durum bu kertede olunca; artık eğreti bir sahiplenme değil de, esaslı sahiplenmedeki çözümle, evimin başköşesine taşımam şart oldu seni.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">08.01.2025 Amsterdam&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">(*) Turnalar, Uluslararası Türk Dili, Edebiyat ve Çeviri Dergisi, Sayı: 98, Nisan, Mayıs, Haziran, 2025</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Yazar Yusuf Sağlam</strong></p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/yazar-yusuf-saglam-yelkenli/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emperyalist diplomasideki trafik neyi ifade ediyor?</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/emperyalist-diplomasideki-trafik-neyi-ifade-ediyor/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/emperyalist-diplomasideki-trafik-neyi-ifade-ediyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 18:27:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Yücel Özdemir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8738</guid>

					<description><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump’ın 14-15 Mayıs’ta Çin’e yaptığı ziyaret uzun süre daha uluslararası diplomasinin tartışma konusu olmaya devam]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-full has-custom-border sabit-foto" style="margin-top:0;margin-bottom:0"><img loading="lazy" decoding="async" width="700" height="350" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir.jpg" alt="yucelozdemir" class="wp-image-7803" style="border-style:none;border-width:0px;aspect-ratio:1;object-fit:cover" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir.jpg 700w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir-300x150.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 700px) 100vw, 700px" data-mwl-img-id="7803" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph">ABD Başkanı Donald Trump’ın 14-15 Mayıs’ta Çin’e yaptığı ziyaret uzun süre daha uluslararası diplomasinin tartışma konusu olmaya devam edecek.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan hafta başında son yılların yükselen gücü Hindistan’ın Başbakanı Narendra Modi de, Birleşik Arap Emirlikleri, Hollanda, İsveç, Norveç ve İtalya’yı kapsayan bir tura çıktı. Çok fazla dikkat çekmeyen ve üzerinde durulmayan Modi’nin Avrupa temasları, aynı zamanda yeni ortaklar arayışını ifade ediyor. Son durak olan İtalya’yı 26 yıl aradan sonra ziyaret eden ilk Hindistan başbakanı da Modi oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ve tabii ki, Trump’tan bir hafta sonra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 19-20 Mayıs’ta Çin’e yaptığı ziyaret de tartışılıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası basında üzerinde en fazla durulan elbette Trump ve Putin’in Pekin ziyaretleri oldu. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez iki ülkenin lideri bu denli kısa aralıklarla Çin’i ziyaret etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplamda bakıldığında Pekin’den Trump’ın elinin boş, Putin’in dolu döndüğü söylenebilir. Her iki ülkenin, yükselen güç Çin ile yakın gelecekte nasıl bir ilişki içerisinde olacağı emperyalist paylaşım mücadelesindeki saflaşma bakımından büyük bir önem arz ediyor. ABD’nin temel stratejisi Çin’in yükselişini durdurmak olurken, Rusya; Ukrayna savaşıyla birlikte içine düştüğü yalnızlığı aşmak, paylaşımdaki iddiasını sürdürebilmek için Çin’e ihtiyaç duyuyor. Çin’in de Rus petrolüne, doğal gazına ve pazarına ihtiyacı var. Rusya-Çin ticareti 2021’den bu yana iki katına çıktı. Ortak askeri tatbikatların sayısı da artıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şi’nin Trump’ın ziyareti sırasında verdiği mesajlarda da görülebileceği gibi Çin, ABD ile askeri olarak karşı karşıya gelmeyi mümkün olduğu kadar ertelemeyi tercih ederken, ihtiyaç duyduğu enerjiyi Rusya’dan temin etmeyi, ABD ve Avrupa’ya büyük ölçüde kapalı Rusya pazarını da kullanarak gücüne güç katmanın planlarını yapıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İktidarda bulunduğu süre zarfında 25 kez Çin’i ziyaret eden Putin, enerji başta olmak üzere değişik alanlarda imzaladığı anlaşmalarla Moskova’ya dönerken, ABD ve Avrupa’nın yaptırımları karşısında elini güçlendirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Denilebilir ki; emperyalist paylaşım mücadelesinde Çin’in diplomasi trafiğinin önemli duraklarından biri haline gelmesinin başlıca nedeni, rakiplerin, yani ABD, AB ve Rusya’nın zorlu bir dönemden geçmesi. Ekonomilerindeki daralma, savaşlar ve çelişkiler Çin’in elini güçlendirmiş görünüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Emperyalist rekabetteki bloklaşmanın bir tarafında ABD, diğer tarafında Çin’in olduğu da, son diplomasi trafiğiyle daha belirginleşti. Bu nedenle bir süredir sıkça dile getirilen “çok kutupluluk” olup bitenleri tam olarak ifade etmiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD ve Çin merkezli bloklaşmada hangi tarafın ağırlık ya da üstünlük kazanacağı ise Avrupa, Rusya ve Hindistan ile kuracakları ittifaklarla bağlı. Bu üç güç merkezinin dışında kalan Kanada ve Japonya belirleyici olmasa da kısmi bir rol oynayabilir. Bugünkü veriler üzerinden baktığımızda, Rusya’nın Çin’e, Avrupa’nın ABD’ye yakın olduğu, Hindistan’ın ise denge gözeterek ilişkileri geliştirmeyi esas aldığı söylenebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu nedenle Alman basını da özellikle ABD ve Çin arasındaki rekabette Avrupa’nın durumunun ne olacağı üzerinde duruyor. Örneğin Die Zeit’ten Johan Roth kaleme aldığı yazıda şunları ifade ediyor: “Avrupa yalnız olabilir, ancak güçsüz değil. Çıkarlarını, özellikle Çin’e karşı, daha kararlı ve öz güvenli savunmaktan başka bir seçeneği yoktur. Trump-Şi zirvesi ve değişen güç dengesi, bunun en son kanıtıdır.” (zeit.de)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tam da bu dönemde, AB uzun bir süredir rafta beklettiği ABD ile ticaret anlaşmasını kabul etti. ABD’nin koyduğu yüzde 15’lik gümrük vergisine karşılık, AB başta sanayi ürünleri olmak üzere ABD mallarından gümrük vergisi almayacak. Buna karşılık Çin mallarına yeni vergilerin getirilmesi planlanıyor. ABD, saflaşmayı netleştirmek için önümüzdeki dönem Avrupa-Çin ticaret savaşını kızıştırabilir. Avrupa içinde şimdiden Tayvan sorunu ve insan hakları üzerinden Çin ile ilişkilerin minimalize edilmesini isteyenler var. Almanya ve Fransa’nın Çin pazarını kaybetmemek için dengeli bir hat izlenmesinden yana olduğu da biliniyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama aynı zamanda Avrupa, Hindistan’ın Asya’daki en önemli ticaret ortağı olması yönünde adımlar da atılıyor. 2024’te imzalanan Hindistan-Avrupa Ticaret Koridoru bir gelecek vizyonu olarak sunulmuştu. Modi’nin Avrupa ziyaretinin İsveç ayağında konuşan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, bu yılın sonunda yürürlüğe girmesi planlanan Hindistan-AB Ticaret Anlaşmasını “anlaşmaların anası” ilan ederek, Avrupa ile Hindistan arasında “yeni bir devrin” başladığını söyledi. Anlaşmaya göre, Hindistan, AB’den alınan malların yüzde 96.6’sına, AB de yedi yıl içinde Hint mallarının yüzde 99.5’ine uygulanan gümrük vergilerini kaldırmayı planlıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gelişmeler, Avrupa’nın Çin’den uzaklaşarak Hindistan’a yakınlaşma eğilimi içinde olduğunu gösteriyor. Bu durumda Hindistan’ın, AB ile birlikte genel olarak ABD’nin merkezinde olduğu bloka daha yakın durarak, bölgede Çin’in en önemli rakibi olmaya aday olmak istediği söylenebilir. Olup olmayacağını ise zaman gösterecek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son bir hafta içinde gerçekleşen diplomasi trafiği, her emperyalist gücün kendi çıkarlarını korumak ve geliştirmek istediğini bir kez daha gösteriyor. ABD ve Rusya İran ve Ukrayna savaşıyla öncesine göre güç ve itibar kaybederken, Çin güç kazanmış görünüyor. Bu nedenle öncesine göre daha öz güvenli. AB ve Hindistan ise emperyalist paylaşım mücadelesinde belirleyici olmamakla birlikte önemli bir yere sahip.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Artan enerji, pazar, nadir element ihtiyacı emperyalist devletler arasındaki çelişkilerin derinleşerek saflaşmanın hızlanmasına yol açıyor. Her yeni gerilim, savaş ve çatışmaları içinde taşıyan bir süreç olarak ilerliyor. Bunlar emperyalizmin kaçınılmaz sonuçları&#8230; Tam da bu nedenle emperyalizme karşı mücadele de kaçınılmaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaynak : <a href="https://www.evrensel.net/yazi/99309/emperyalist-diplomasideki-trafik-neyi-ifade-ediyor" target="_blank" rel="noopener">https://www.evrensel.net/yazi/99309/emperyalist-diplomasideki-trafik-neyi-ifade-ediyor</a></p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/emperyalist-diplomasideki-trafik-neyi-ifade-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CHP’nin Geleceği ve Yeni Dünya Düzeni Tartışması</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/chpnin-gelecegi-ve-yeni-dunya-duzeni-tartismasi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/chpnin-gelecegi-ve-yeni-dunya-duzeni-tartismasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 16:00:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Cafer Sürmeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8726</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’nin Yol ayrımı CHP&#8217;nin geleceği…. Cumhuriyet ile CHP aynı yaşta. Cumhuriyet ile CHP&#8217;nin kaderi birdir. Sanırım dünyada chp&#8217;nin]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/chp-1024x683.jpg" alt="chp" class="wp-image-8728" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/chp-1024x683.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/chp-300x200.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/chp-768x512.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/chp.jpg 1536w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="8728" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Türkiye’nin Yol ayrımı</strong></p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>CHP&#8217;nin geleceği….</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Cumhuriyet ile CHP aynı yaşta. Cumhuriyet ile CHP&#8217;nin kaderi birdir. Sanırım dünyada chp&#8217;nin yaşında başka bir parti daha yoktur aktif siyasette devam eden.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Savaş ve silahların gölgesinde kurulan bu parti, elbette o dönemin bütün karakter özelliklerini bağrında taşıyor. Zaman içinde çeşitli revizyonlara uğrasa da temel karakterini devam ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Demokratik modern bir yapıya ulaşmadığı gibi, tarih sahnesinden de çekilmiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devletin kurucu partisi olma sebebiyle, kendini ev sahibi, diğer bütün farklı anlayışları da kiracı gibi görme eğilimini devam ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">M. Kemal altında uzun yıllar uyguladıkları sistem, tek parti diktatörlüğüdür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkinci dünya paylaşım savasından sonra, değişen dünya dengeleri nedeniyle iktidarını kaybetmiş olmasına rağmen, derin devlet özelliği ve ordu desteğiyle iki binli yıllara kadar türkiyede gizliden de olsa egemenliğnini yürütmüştür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunu nereden biliyoruz, bunu Türkiyenin demokratikleşememesinden, ulusal demokratik bir devrimi gerçekleştirememesinden, azınlık sorunlarını çözememesinden, çalışma ve örgütlenme haklarının garanti altına alamamasından, toplumun farklı dini eğilimlerinin eşit temelde yaşamasının garantilenmemesinden, (sözde laiklik ilkelerinden bahs edilmesine rağmen, sunni islamın tek ve egemen din olarak dayatılması gibi..)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün bunlar bugünkü yeni dünya düzeni içinde göz önünde tutulduğunda, bu partinin artık bu zamanda bu düzene bir yük olduğunu gösteriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeni dünya düzeni, Türkiye’ye yeni bir yol dayatıyor. Ya modern demokrasi, yada ortadoğu gericiliği. Maalesef bu topraklar demokrasiye yabancı olduğu için, ikinci şık olan, ortadoğu destpotizmi daha yakın bir yol gibi görünüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun bütün belirtileri fazlasıyla mevcuttur halihazırda.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hukukun arapsaçına çevrildiği bu dönemde CHP ye uygulanan bu son Butlan kararı, bütün hukuksuzluklara tüy dikmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Perşembenin gelişi, çarşambadan bellidir, sözünde anlatıldığı gibi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">CHP&#8217;nin de geleceği bellidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin de geleceği iyice belli olmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ortadoğu batağı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her tür gelişmeye kapalı sunni islam yolu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu anlamda gerek, CHP ve gerekse Dem partinin de bu yeni yöne evrilmesi gerekecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">DEM bu bu yola gönüllü girmiş durumda iken, CHP hala kurucu parti olmanın narsizmiyle buna ayak diretmeye çalışmaya çalışıyor daha.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hala rejimin değişmiş olduğunu itiraf etme cesaretinini gösteremediği için, demokrasicilik oyununa devam ediyor, M Kemal tek parti döneminde olduğu gibi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Cafer Sürmeli.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/chpnin-gelecegi-ve-yeni-dunya-duzeni-tartismasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>8 mayıs 1945 tarihinden çıkarılacak dersler</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/8-mayis-1945-tarihinden-cikarilacak-dersler/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/8-mayis-1945-tarihinden-cikarilacak-dersler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 May 2026 15:26:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Azad Ronî]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8719</guid>

					<description><![CDATA[✍ Azad Ronî Yazdı: Faşizmin Çöküşü, Kapitalizmin Güçlenmesi, Militarizmin Sürekliliği ve Emperyalist Savaşlar Üzerine Tarihsel Bir İnceleme GİRİŞ]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-full sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="850" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/azat-roni-e1779463458662.jpeg" alt="azat roni e1779463458662" class="wp-image-8723" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/azat-roni-e1779463458662.jpeg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/azat-roni-e1779463458662-300x249.jpeg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/azat-roni-e1779463458662-768x638.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="8723" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>✍ Azad Ronî Yazdı:</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Faşizmin Çöküşü, Kapitalizmin Güçlenmesi, Militarizmin Sürekliliği ve Emperyalist Savaşlar Üzerine Tarihsel Bir İnceleme</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>GİRİŞ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu araştırmada, 8 Mayıs 1945’in tarihsel önemini ele almakta; Nazi Almanya’sının çöküşünü, savaş sonrası Avrupa’daki dönüşümü, soykırımları vekalet savaşçılarına yaptıran uygarlık güçlerin uzun vadeli planları, Nazi liderlerini yargılayan Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi neden Hitlere ilham kaynağı olan ve aynı suçları işleyen İttihat ve Terakki liderlerini yargılamadığı ve günümüzde yeniden yükselen militarist eğilimleri tarihsel-siyasal bağlam içinde incelemektedir. Ayrıca kapitalist-emperyalist sistem ile savaşlar arasındaki yapısal ilişki tartışılarak, modern dünya siyasetinde savaş olgusunun sürekliliği değerlendirilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>ALMANYA BAŞBAKANI WİLLY BRANDT ÖZÜR DİLİYOR</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">8 Mayıs 1945, Nazi Almanya’sının koşulsuz teslimiyetiyle birlikte Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’nın resmen sona erdiği tarih olarak dünya tarihine geçmiştir. Bu tarih yalnızca askeri bir yenilgiyi değil, aynı zamanda toplumsal yıkım, ekolojik komünal köy yaşamı için mücadele veren ve kapitalizmi istemeyen milyonlarca insanı öldürerek yol temizliği görevini yaparak Avrupa’yı iki bölmüş faşizmin Avrupa’da siyasal ve ideolojik çöküşünü de simgelemektedir. Hiçbir zaman aklı dengesi yerinde olmayan Hitler gibi bir adamın iktidara gelmemesi gerekirken, uygarlık güçleri Avrupa’da faşizmi organize edip Sovyetler Birliği’n üzerine saldırtıp sosyalizmi yıkmak, Yahudilere soykırım felaketi yaşatarak onları Avrupa’dan göçe zorlamak ve Filistin’de İsrail ulus-devletini kurmak gibi tarihsel planlarını Nazi Almanya’sı eliyle pratiğe uygularken Avrupa’nın büyük bölümünü yıkıma uğrattıkları savaşın ardından artık milyonlarca insanların temel beklentisi, benzer felaketlerin bir daha yaşanmamasıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İyi, güzel insanlar ve sosyalistler benzer felaketlerin yaşanmaması için bütün imkanlarını ortaya koyarak çalıştıkları o faşizmin yıkıldığı zafer günlerinde; uygarlık güçleri insanlığı karanlığa, dünyanın başına yeni felaketler getirecek plan ve projelerini devreye koymuştu bile. Savaşlardan önce uygarlık güçleri (dünyanın 300 zengin aileleri) sermayelerini okyanusun öbür tarafına götürerek güçlendirdikleri Amerika ordusu eliyle savaşlarda yıktıkları Avrupa’yı, Batı Avrupa (kapitalist sistem) ve Doğu Avrupa (Sosyalist sistem) diye (Almanya ve Berlin’i) ikiye bölmüşlerdi. Batı Avrupa ülkelerinde askerlerini ve gizli örgütlerini bulunduran Amerika, sadece Batı Avrupa’ya ‘Marshall Planı’ ile ekonomik destek ve büyük yatırımlar yaparak yıkılan şehirler üzerinde kapitalizmin restorasyonunu sağlamaya uğraşırken ve öbür yanda geri kalmış ülkelerde üst üste daha önceden planlanmış askeri cuntaları getirip sosyalist ülkelerin çoğalması önünde engel olurken; Doğu Avrupa’da oluşan ‘Sovyet Bloku’ ise kapitalizm ile mücadele, kendi tarafına kazandıracağı sosyalist ülkelerin çoğalması, işçi ve emekçi cephesinin genişlemesi için çalışıyordu. Her iki blok da, NATO ve Varşova Paktı Avrupa’da var olan iki sistemden birisinin kazanması için mücadele veriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kızıl Ordu’nun sosyalizmin bayrağını 8 Mayıs 1945 günü Alman faşizmin burçlarına dikerek kesin zaferlerini ilan etmesi üzerine 20 Kasım 1945 tarihinde Müttefik Devletler (SSCB, ABD, İngiltere, Fransa) Almanya’da Uluslararası Nürnberg Askeri Ceza Mahkemesi’ni kurmak zorunda kaldılar. Hitler fare gibi saklandığı yer altıdaki sığınağın çalışma odasında 30 Nisan 1945 tarihinde intihar ettiği için mahkemede yargılanmadı. Hermann Göring, Joachim von Ribbentrop gibi Nazi Almanya’sının 21 üst düzey liderini sanık sandalyesine oturtarak adalet önüne çıkardılar. Uluslararası Nürnberg Mahkemesi, Hitler Almanya’sının önde gelen liderlerini insanlığa karşı işlenen suçlar, savaş suçları ve barışa karşı suçlardan yargılandılar. Yargılanan 21 sanıktan 12 üst düzey lider idam cezasına çarptırıldı. 6 sanık çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı. 3 kişi beraat etti. Yargılamalarla birlikte Alman politikacıları insanlık suçu işlediklerini kabul ederek bütün dünya halklarından özür dilediler. 25 yıl sonra, 7 Aralık 1970 tarihinde Polonya’da Varşova Gettosu Kahramanları Anıtı önünde diz çöken Batı Almanya Başbakanı Willy Brandt, Nazi rejiminin işlediği suçlardan dolayı büyük tarihi bir özür diledi. Almanya bu yıkım ve soykırımlarla adım adım yüzleşti. Yüzleştiği için ileriye doğru hızlı adım atarak gelişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>BATI HUKUKU İTTİHATÇILARIN FAŞİZMİ İLE YÜZLEŞMEMİŞTİR!</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ne yazık ki Osmanlı’nın son yıllarında, Alman generallerin Osmanlı askerlerin başında bulundukları Birinci Dünya Savaşı’nda Ermeni, Pontus Rum ve Süryani soykırımlarını yaparak aynı savaş ve insanlık suçlarını işleyen, bütün dünya faşizmine, Hitler’e ve Nazi subaylarına ilham kaynağı olan ırkçı İttihat Terakkiciler ve Kürtlere Koçgiri, Bingöl-Amed, Ağrı-Zilan ve Dêrsim’de tarihin en büyük soykırımlarını yapan ırkçı İttihat Terakki üyeleri Uluslararası mahkemelerde -Ortadoğu’da vekalet savaşçıları olarak kullanmaya devam ettikleri için- hiçbir zaman yargılanmadılar! Batılıların vekalet savaşçıları olarak kullandıkları O İttihat Terakki üyeleri yüz yıldır yerli halklara ve özellikle Kürtlere katliam ve soykırımlar yapmaya devam ediyorlar. İttihatçı zihniyete sahip Türk toplumu hiçbir zaman dünyada en çok soykırımları yapan bir toplum olarak bu büyük soykırımlarıyla yüzleşmediler. Bu, dünya için büyük bir eksiklikti. Bir bölgede faşizmle yüzleşeceksiniz, onu yargılayacaksınız; bir başka bölgede O’nu kullanmak için yasatacaksınız. Böyle bir şey olamaz. Bu durum Ortadoğu’da savaşların sürekli sürmesini beraberinde getirecekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nitekim uygarlık güçlerin Birinci Dünya Savaşı’nda kendilerine Ortadoğu’da enerji kaynakların güvenliği ve göç akınların bekçileri olarak kurdukları faşist Türkiye rejiminden sonra ikinci bir ileri karakol olarak Siyonist İsrail ulus-devletini kurma plan ve projeleri doğrultusunda siyasi çalışmalarını yürütmek için Hitler Almanya‘sında Uluslararası Nürnberg Mahkemesi’ni kurdular. NATO ve her NATO’ya bağlı ülkelerde devrimcileri, aydınları gizlice öldüren NATO-Gladio’sunu kurdular. Uzun vadeli Soğuk Savaş projeleriyle sosyalizmi abluka altına aldıkları aynı dönemde, 20 yıl boyunca Küba ve Doğu Avrupa’daki gibi sosyalist ülkeler çoğalmasın, ‘Sovyet Bloku’ büyümesin’ diye bütün Latin Amerika ülkelerinde, Ortadoğu’da, Türkiye ve Yunanistan’da Amerika’nın arkasında olduğu askeri cuntaları üst üste getirerek bu ülkelerin sosyalizme geçmesini engellediler. En değerli yüzbinlerce aydınlarını, devrimcilerini, yazarlarını bilim insanlarını öldürdükleri. “Yeşil Kuşak Projesi” ile İslam ülkelerine ‘kendi ülkenizde İslam propagandası yapın’ diye finanse ettiler. Türkiye’de askeri darbe yapan başta Selanikli Kenan Evren olmak üzere, ABD Başkan Franklin D. Roosevelt’in, Küba’da Amerika’nın yetiştirdiği Çavuş Batista için söylediği, “Batista bir orospu çocuğudur ama o bizim orospu çocuğumuzdur!” diye bütün cuntacılar ve kanlı diktatörler için söylediği deyimle “Amerika’nın orospu çocukları” olan bu Türk generalleri Alevi köylerine bile cami yaparak İslami propaganda yaptılar. Türkiye, 1971 askeri muhtıra ve 12 Eylül Askeri Darbeler sürecinde Amerikan emperyalizmi ile mücadele eden Geniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan gibi toplam 50 yurtsever aydın ve devrimciyi idam etmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD’nin “Yeşil Kuşak Projesi” ve devletin İslam propagandası sonucu ülkenin siyasetini, eğitimini, kültürünü şekillendirecek olan İslam partilerini öne çıkardılar. Önce Milli Selamet Partisi (MSP), sonra o partinin üyelerinden Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) kurularak Türkiye’de siyasal İslam’ı iktidara getirdiler. CIA, Soğuk Savaş döneminde cihatçı İslamcılardan El-kaide terör örgütünü kurmuştu. Sonra bu terör örgütün üyelerini finanse ettikleri Türkiye, Libya, Tunus, Suriye ve Suudi Arabistan gibi İslam ülkelerinden cihatçı İslamcıları toplayarak Afganistan’da -tıpkı ikinci Hitler saldırısı gibi- Sovyetler Birliği’ne karşı savaştırdıkları daha sonraları çok iyi anlaşıldı. Yani Hitler faşizmiyle yıkamadıkları sosyalizmi Soğuk Savaş dönemindeki uzun vadeli “Yeşil Kuşak Projesi” ve Sovyetler Birliği’nin hatalarını da ekleyerek yıktılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İNGİLİZLER GIYABINDA İDAM KARARI VERİLEN SUÇLU İTTİHATÇIYI ANADOLU’DA İKTİDARA GETİRİP KULLANDILAR</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">“Yeşil Kuşak Projesi” ile yetiştirdikleri El-Kaide, IŞİD, El-Nusra gibi cihatçı terör örgütlerini Ortadoğu’da Kobanê ve Rojava’da olduğu gibi özgürlük mücadelesi veren Kürtlere karşı kullanmaya devam ettiler. Ve Amerika hapisten çıkarıp yetiştirdikleri El Kaide, IŞİD üyesi Ebu Muhammed el-Colani’yi Suriye’de iktidara getirerek hâlâ kullanmaya devam ediyorlar. Böyle olmamış olsaydı ve ciddi bir şekilde bütün dünyada faşizmle yüzleşmiş olsalardı; Nazi önderlerinden önce İttihat Terakki ve tıpkı bugün Suriye’de iktidara taşıdıkları el-Colani gibi İngilizlerin Osmanlı mirasını devredip iktidara getirdikleri İttihat Terakki üyesi Mustafa Kemal ve onunla birlikte Kürt soykırımlarını yapan Kemalist-İttihatçılar Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi’nde yargılanmış olacaklardı. Bunların hiçbirisi olmadı. Olmadığı için Avrupa’da bir zaman için savaş durdu. Rusya-Ukrayna savaşıyla savaş tekrar Avrupa’ya döndü. Demek ki ders alınmamıştır! Daha sonraki politikaları pratiğe uygulansın diye Hitler faşizmle yüzleşmişler. İttihatçıların faşizmi ile yüzleşmemişlerdir. İttihatçı üyesi, Hitler ve Mussolini’nin öğretmeni Mustafa Kemal’in faşizm ile yüzleşmemişlerdir. Mussolini faşizm ile yüzleşmemişlerdir. Franco faşizm ile yüzleşmemişlerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Düşünün, Avrupa politik çıkarları gereği Hitler faşizm ile yüzleşiyor; ama Koçgiri, Bingöl-Amed, Ağrı-Zilan ve Dêrsim’de Kürtlere tarihin en büyük soykırımlarını yapan Hitlerin öğretmeni Mustafa Kemal için bilinçli olarak Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi’ni kurup yargılamıyorlar. Tam tersine, İngilizlerin İstanbul’u işgal ettikten sonra, savaş suçluları ve Ermenilere yaptıkları katliamlardan dolayı aranan İttihat Terakki üyelerini Malta’ya sürgün etti. İngilizlerin elindeki aranan İttihatçılar listesinde üçünde sırada yer alan Mustafa Kemal’e görev verileceği için bilerek tutuklanıp Malta’ya gönderilmedi. Osmanlı Hükümeti tarafından kurulan İstanbul Harp Mahkemesi İttihat ve Terakki’nin önde gelen liderleri Enver Paşa, Talât Paşa, Cemal Paşa olmak üzere yurt dışına kaçan ve yurt içinde bulunan Mustafa Kemal gıyabında idam kararları verdi. Fakat bu kararların hiçbirisi pratiğe uygulanmadı. Çünkü İngilizler aranan İttihatçılar listesinde üçüncü sırada yer alan ve gıyabında idam cezası bulunan suçlu İttihat Terakki üyesi Mustafa Kemal’i Anadolu valisi olarak kullanmak istiyorlardı. Kullanmak istedikleri Mustafa Kemal’in imajını değiştirip, Tanzimat’tan beri topluma aşılanmak istenen Batı kültürüyle şapka, harf, Latin Alfabesine geçiş gibi devrim yapan çok iyi bir lider olarak gösterildi. Oysa İngilizlerin elini verdikleri Batı-kapitalist sistemine ve kültürüne geçiş programlarını -tıpkı İran’da Rıza Şah Pehlevi’nin (1878-1944) eline verip uyguladığı programlar gibi- bire bir pratiğe uygulayan bir diktatördü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İNGİLİZLER KENDİ ANADOLU VALİLERİ HAKKINDA LORD KİNROSS’A KİTAP YAZDIRIYORLAR</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Anadolu ve Kürdistan halkların başına bela edilen bu diktatörü İngilizler, Batı basını ve ırkçı İttihatçı zihniyetindeki Türk basını, Hitler’in öğretmeni ve Türk olmayan Selanikli Mustafa Kemal’i devşirme Türklerin atası, önderi ve ‘7 düvele karşı savaşarak ülkeyi emperyalistlerden kurtaran kahraman’ olarak homojen topluma, 7’den 70’se kabul ettirip inandırlar. Böylece toplumsal mühendislik çalışmalarıyla yerli halklarla sürekli savaşacak olan devşirme Türk vekalet savaşçılarının hafızalarını bu şekilde oluşturmuş oldular. Daha sonra onun kurduğu CHP partisi içindeki Kemalistler devamlı onlar için parasız asker olarak çalışsınlar diye İngilizler, Anadolu’ya atadıkları kendi ajanları ve valisi hakkında güzel şeyler yazsın, önder olduğunu, halifeyi kaldırdığını, büyük devrimler yaptığını halka anlatsın diye İskoç asıllı İngiliz yazarı Lord Kinross’u 1952’de Türkiye gönderdiler. Neden? Avrupalılar Amerika’nın yerli halkları olan Maya ve Aztekleri 300 yıl boyunca Avrupa kıtasından paralı asker götürerek katlettiklerinden dolayı bilim insanlarından çok laf işitmişlerdi ve uygar insan olduklarına leke sürmüşlerdi. Bu yüzden Doğu’daki halkları katliam ve soykırımlardan geçirmek için paralı Avrupa askerleri yerine, Avrupa merkezci Türk milliyetçiliği ideolojisiyle yetiştirip iktidara getirdikleri İttihatçı vekalet savaşçıları eliyle yapmayı planlamışlardı. Osmanlı yıkılmadan 50 yıl önceden yapılan bu plan ve askeri projeler hâlâ devam ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden İngilizlerin ırkçılık aşısıyla aşılan İttihatçı zihniyet var olduğu sürece Türkiye’de Kürt sorunu çözülmez! Aslında, Anadolu’da “Kürt anasını görmesin!” zihniyetiyle Kürt katliam ve soykırımlarını yapan ırkçı ve aptal İttihatçılar, İngiliz askerlerinin görevini yerine getirdiklerinin farkında değiller.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mustafa Kemal hakkında Ismarlama bir kitap yazan İngiliz yazar Lord Kinross, 1952 yılında bizzat İngiltere hükümetinin özel görevlendirmesiyle Atatürk hakkında İttihatçı kaynaklarda güya araştırmalar yapmak üzere Türkiye gönderilmiştir. Hiç kuşkusuz İngilizler bu yazarı gelecek kuşaklara İttihatçı zihniyeti daha fazla aşılamak için göndermişlerdi? İngilizlerin Avrupa merkezci Türk ırkçılığı ile yetiştirdikleri ittihatçıların tahrip edilmiş, yalana dayalı kaynaklarını beş yıl boyunca inceleyen Kinross, İttihatçı zihniyet çerçevesinde Batı okuyucusu ve devşirme Türkleri herkesi Türkleştiren bu diktatörün çok iyi işler yaptığına ve Batı kültürünü İslam toplumuna kabul ettiren bir dâhi olduğuna inandırmak için “Atatürk: The Rebirth of a Nation” (Atatürk: Bir Milletin Yeniden Doğuşu) adlı propaganda kitabını yazmıştır. İngilizlerin Lord Kinross’un kaleminden ısmarlayıp parayla yazdırdıkları bu kitap, birkaç cümle dışında sanki Teşkilâtı Mahsusa Başkanı Hüsamettin Ertürk ya da bir MİT başkanı tarafından yazılmış bir propaganda kitabıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir İngiliz ajanı ve valisi olarak Türkiye ekonomisini ve siyasetini dış güçlerin çıkarları çerçevesinde dizayn eden, kendi iktidarını ayakta tutmak için her tür cinayeti isleyen, yerli halklara yaptığı katliam ve soykırımları “eşkıya karşı savaşıyoruz” diye meşrulaştıran M. Kemal o ülkeye verdiği zararların haddi hesabı yoktur! Hitler gibi tarihin en kanlı sayfalarına yazılacağı yerde, İngiliz yazar Lord Kinross tarafında yazılan kitap, Hitler’in öğretmeni M. Kemal’in savaş ve insanlık suçları görmemezlikten gelerek temize çıkarılmış, onu büyük devrimler yapan, yeni Türklüğü icat eden Türklerin önderi olarak dünyaya tanıttığı için bugün tıpkı onun gibi bir diktatör ülkeyi rahatça yönetmeye devam ediyor. Ve sultanlarına, padişahlarına, diktatörlerine biat eden homojen toplum öylesine derin bir çıkmaza sokulmuş, çürümüş toplumun yaşamını ırkçılık ve yobaz dincilikle öylesine zehirlenmişler ki, toplumda insanlık ve vicdan adına bir şey bırakmamışlar, demokrasi, adalet, hukuk, özgürlük, eşitlik hak getire.<br>Böylesine bir toplumu Batı istediği gibi yönlendirip yönetebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>AVRUPA FAŞİZM İLE YÜZLEŞMİŞTİR AMA ANLAMAMIŞTIR!</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kapitalist sistem, Hitler faşizmin yenilgisinden sonra uygarlığın merkezi olan Avrupa’da savaşlara ara verdi. Ama Ortadoğu’da kurduğu iki ileri Ulus-devlet karakolu üzerinden savaşlarını sürdürmeyi devam ettirdiler. İleri karakolları Türkiye Batı ülkelerinden aldığı savaş silahları, tank, panzer, savaş uçakları ve zehirli gazlarla Kürtleri katliam ve soykırımlardan geçirmeye deva etti. Ortadoğu’da Batı ülkelerin kurduğu İsrail ulus-devleti ne yapıyordu? Hitler Almanya’sı Yahudilere nasıl katliam ve soykırım yaptıysa; Hitler soykırımından kaçıp Filistin‘de İsrail Ulus-devletini kuran Siyonistler aynı katliamları Filistin‘in yerli halklarına yapmaya başladılar. Bundan üzüntü duyan Yahudi halkı hiçbir zaman Siyonistlerin önderlik yaptığı ve yönetimde olduğu İsrail ulus-devletinden memnun değillerdi ve sürekli komşularına saldırıp topraklarını genişletmek istedikleri savaş hali ortamında rahat da etmiyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Osmanlı döneminde Filistin’de yaşayan 35 bin Yahudi yerli halklarla birlikte hiçbir sorun yaşamadan barış içinde yaşayıp gidiyorlardı. Ne zaman ki, İsrail ulus-devleti kuruldu. Halklar birbirine düşman edildi. Savaşlar başlatıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde kendi siyasi politikaları için Yahudilerin mağdur gösterilmesi, onlara bir devlet statüsü tanınması Yahudi halkını düşündükleri için değildi. Elbette Yahudi halkın da bir devleti olmalıydı. Ama kapitalist sistemin doğudaki güvenliğini koruyacak şekilde kurgulanmış bir Siyonist devlet olmamalıydı. Yahudilerin mağduriyeti üzerinden gerçekten mazlum Yahudi halkına değil, Ortadoğu’yu yeniden kapitalist sistemin çıkarları doğrultusunda dizayn ederken bölgede Siyonistler eliyle kendilerine çalışacak bir ileri karakol kurma projeleriydi asıl mesele. Alman halkın başına bela ettikleri Hitler eliyle faşizmi bu yüzden organize etmişlerdi. Bu ileri karakolun finansmanı da, Yahudi soykırımında kullanıp 8 Mayıs 1945, koşulsuz teslimiyet dayatılan Nazi Almanya’sı tarafından karşılanacaktı. İki yüzlü Batı hukuku bu yüzden Hitler faşizmiyle yüzleşti. Hitler faşizmi dışındaki faşist rejimlerin işledikleri katliam ve soykırımlar onu ilgilendirmiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ömürlerini doldurmuş imparatorlukların dağıtılıp parçalanarak ulus-devletlere bölüneceği, 24 ulus-devlete bölünecek olan Osmanlı topraklarında bir İsrail ulus-devletin kurulacağı gibi plan ve projeler yüzyıl önceden çok iyi düşünülmüş, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nda pratiğe uygulanmıştı. Her iki savaşta Avrupa kıtasında kapitalist sistemi istemeyen, ona karşı mücadele eden 120 milyondan fazla insan bu savaşlarda öldürülmüş, Karl Max’ın Kapital kitabıyla meşruiyet kazandırdıkları kapitalist sistem adeta şahlandırılmıştır. Avrupa’da kapitalist sistemi şahlandıran faşizmin belirli bir noktada durdurulması gerektiği ve onun soykırımdan geçirip mağdur ettikleri Yahudi toplumu üzerinden sadece Ortadoğu’daki siyasi projelerini pratiğe uygulayabilmek için Hitler faşizmi ile yüzleştiler ve Uluslararası Nürnberg Askeri Ceza Mahkemesi’nde yargılandılar. Yüzleştiler ama anlamadılar. Yüzleşmek başkadır, dersine çalışarak bilinçli bir şekilde anlamak başkadır. Anlamadıkları için Avrupa dışında faşist rejimleri kullanmaya, finanse etmeye ve savaş silahlarını satmaya devam ettiler. O faşist rejimleri destekleyip finanse ettikleri savaşlar tekrar Avrupa’ya geleceği günü bekliyor. Parayı tanrı olarak gören kapitalist Avrupalı artık bunun hesabını yapmıyor. Dünyanın her yerinde devam eden savaşlar, ekolojik kırım savaşları, gelişen uluslararası siyasal süreçler, Soğuk Savaş dönemi, militarizmin ve emperyalist rekabetin tamamen ortadan kalkmadığını göstermiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>”ÖZGÜRLÜĞÜ SEVEN HERKES KIZIL ORDU’YA ASLA ÖDEMEYECEĞİ KADAR BORÇLUDUR!”</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ulus-devlet çağında Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nda Alman politikacılarını ve gizli örgütlerini çok iyi kullanan uygarlık güçlerin nihai amacı Hitler eliyle organize ettikleri faşizmle Batı ve Doğu Avrupa’da yıkımları gerçekleştirdikten sonra -ki bu yıkımlar kapitalist sistemin yerli yerine oturması ve gelişmesi için şartı- yöneldikleri Sovyetler Birliği’nde sosyalizmi yıkmaktı. Nazi Almanya’sı Doğu Cephesi’nden Stalingrad’a kadar ilerlerken 15 büyük şehir, 710 küçük şehir, 7 bin köyü işgal etmiş; 23 milyondan fazla Sovyet insanı yaşamını yitirmişti. Tam sosyalizmi bitirecekleri noktada Kızıl Ordu yenilmez efsanevi bir direnişle 2 Şubat 1943’te Mareşal Friedrich Paulus komutasındaki Alman kuvvetlerini insanlık adına büyük bir yenilgiye uğrattı. Yazar Ernest Hemingway, ”Özgürlüğü seven herkes Kızıl Ordu’ya asla ödemeyeceği kadar borçludur!” diyordu. Stalingrad yenilgisinden sonra faşizm gün be gün geriledi. Ve Kızıl Ordu’nun o kahraman savaşçıları sosyalizmin bayrağını 8 Mayıs 1945 günü Alman faşizmin burçlarına dikerek kesin zaferlerini ilan ettiler. Faşizmin bu gerilemesini gözleyen ve savaşla, silahla, parayla işçi ve emekçilerin büyük ideali olan sosyalizmin yıkılmayacağını gören uygarlık güçleri, ABD, İngiltere ve Fransa onu içine alıp entegrasyon çalışmalarıyla dağıtmayı planladılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün dünya kapitalini sadece Amerika ve Batı Avrupa’ya yatırdılar; orada işçi ve emekçilerin ücretlerini bilinçli bir şekilde yükseltiler ki, sosyalizmi istemesinler. Hatta “Eğer sosyalizmi istiyorsanız, onu da biz getireceğiz size!” şiarıyla kasıtlı olarak Batı Avrupa ülkelerinde sosyal devleti inşa ettiler; Doğu Avrupa ülkeleri ve Sovyetler Birliği’ne karşı. Böylece Batı devletleri Marshall Planı ile bilinçli olarak ülkelerinde sosyal devleti inşa edip demokrasi ve özgürlükleri genişletip ekonomiyi ileriye götürürken; Sovyetler Birliği ise kendi halkını kapitalizm korkusuyla korkutarak işçi sınıfı adına kurulan partiler, farklı halkların tarihi zenginliklerini, kültürlerini, inançlarını, dinamiklerini, aydın insanlarını acımasızca harcarken, özgürlüğü, demokrasiyi ve ekonomiyi ilerletmemeleri için hep mazeretleri vardı: “kapitalizme karşı savaşıyoruz.” Yanlış anlayış ve uygarlık güçlerin uzun vadeli planlarını anlayamadıkları için kapitalizm ile savaşlarında yenilip dağılıp gittiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>“NİE WİEDER!” SLOGANI ANLAŞILMAMIŞTIR!</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ulus-devlet çağı olan 20. yüzyıl, insanlık tarihinin en yıkıcı savaşlarına sahne olmuştur. Bu yüzyılın en büyük kırılma noktalarından biri kuşkusuz 8 Mayıs 1945 tarihidir. Nazi Almanya’sının Berlin-Karlshorst’ta müttefik kuvvetlere kayıtsız şartsız teslim oluşu, yalnızca askeri bir yenilgiyi değil; aynı zamanda Avrupa’da Nazi Almanya’sı yayılmacılığın sonunu ifade etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkinci Dünya Savaşı boyunca, tıpkı Birinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi milyonlarca insan yaşamını yitirmiş, kentler yok edilmiş, ekonomik ve toplumsal yapılar ağır biçimde tahrip olmuştur. Özellikle kapitalizm öncesi dönemde Arabistan merkezci Hristiyanlığı Avrupa’ya Museviliğin bir ekolü olarak yayan Semitik tüccarların Avrupa kralların saraylarına girip onları içten fethetmesi, Batı’daki zengin aileleri 300’ler Komitesi’nde örgütleyerek, bu zengin aileleri kendi tarihsel projeleri çerçevesinde yönlendirmeleri sonucu oluşan ulus-devlet çağında sanayi ve endüstri kartellerin de destekleyip iktidara getirdikleri Hitler rejiminin uyguladığı sistematik şiddet, toplama kampları ve etnik imha politikaları insanlık tarihinde derin izler bırakmıştır. Bu nedenle savaş sonrasında Avrupa toplumlarında “Nie wieder!” (Bir daha asla!) sloganı güçlü bir tarihsel bilinç haline gelmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak savaş sonrası dünya düzeni incelendiğinde, yukarda izah ettiğimiz nedenlerden dolayı militarizmin ve büyük güç rekabetinin tamamen sona ermediği görülmektedir. Soğuk Savaş döneminden günümüze kadar uzanan süreçte devletlerarası çatışmalar, faşist ve molla rejimlerin desteklenmesi, silahlanma yarışları ve bölgesel savaşlar devam etmiştir. Bu durum, savaşların yalnızca ideolojik değil, aynı zamanda ekonomik, jeopolitik dinamiklerle bağlantılı olduğunu ve kendi halkını kandırıp aldatan Batı politikacıların ikiyüzlülüğünü göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>SONUÇ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">8 Mayıs 1945 yalnızca bir savaşın sona erdiği tarih değildir; aynı zamanda insanlığın faşizm, militarizm ve savaş üzerine düşünmek zorunda kaldığı tarihsel bir dönüm noktasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nazi Almanya’sının yenilgisi, faşizmin askeri olarak mağlup edilebileceğini göstermiştir. Gönül isterdi ki, dünya faşizmine öncülük eden İttihat ve Terakki üyeleri de Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi’nde yargılansaydı. Türkiye de İttihatçıların yaptığı soykırımlarla yüzleşseydi. Yüzleşseydi hâlâ o ülkede süren kurumsal faşizm bu kadar katliamları, soykırımları devam ettirme cesaretinde olmayacaktı! Ancak savaş sonrası Batı’nın Türkiye’yi o bölgede Sovyetler Birliği’ne karşı ileri karakol olarak kullanması, Soğuk savaş dönemi, yeni dünya düzeni, militarizmin ve emperyalist rekabetin farklı biçimlerde devam ettiğini ortaya koymuştur. Bunun nedeni çoğu bilim insanları savaşları önceden planlayan uygarlık güçlerini iyi tanımamaları, toplumların bu konuda bilinçsiz olmalarıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün küresel ölçekte artan silahlanma politikaları, bölgesel savaşlar ve büyük güç rekabeti, 8 Mayıs 1945’in tarihsel derslerinin hâlâ güncelliğini koruduğunu göstermektedir. Özür dilemek tek başına yeterli değildir. Özür üzerinde çalışarak anlamak gerekir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu nedenle kalıcı barışın sağlanabilmesi yalnızca dünyanın bir bölgesinde savaşların sona erdirilmesiyle değil; bütün dünyada savaşların sona ermesi ve savaşları üreten ekonomik, siyasal ve ideolojik yapıların sorgulanmasıyla mümkündür. 8 Mayıs’ın tarihsel anlamı da tam olarak burada yatmaktadır: İnsanlığın geçmişin yıkımlarından ders çıkararak daha adil, adaletli ve barışçıl bir dünya kurma sorumluluğu.</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>12 Mayıs 2026<br>Azad Roni</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaynaklar:<br>1.Dr. John Colemann, 300 Komitesi, Destek Yayınları, İstanbul 2017<br>2. Stanford Shaw, From Empire to Republic, The Turkish War of National Liberation, cild 1.<br>3. Mehmet Hasan Bulut, İngiliz Derviş, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul 2020.<br>4. Lord Kinross, Atatürk: The Rebirth of a Nation.<br>5. Eric Hobsbawm, Aşırılıklar Çağı: Kısa 20. Yüzyıl 1914–1991. İstanbul: Everest Yayınları.<br>6. Hannah Arendt, Totalitarizmin Kaynakları. İstanbul: İletişim Yayınları.<br>7. Antony Beevor, Berlin 1945: The Downfall. London: Penguin Books.<br>8. Tony Judt, Postwar: A History of Europe Since 1945. New York: Penguin Press.<br>9. Deutsches Historisches Museum Arşivleri.<br>10. Soviet Military Archives on the Battle of Berlin.Archives on the Battle of Berlin.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/8-mayis-1945-tarihinden-cikarilacak-dersler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yazar Hüsamettin Turan-Sykes, Picot’tan Zihinsel Bölünmeye: Kürdistan’da Dil, Coğrafya ve Ulusal Süreklilik</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/sykes-picottan-zihinsel-bolunmeye-kurdistanda-dil-cografya-ve-ulusal-sureklilik/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/sykes-picottan-zihinsel-bolunmeye-kurdistanda-dil-cografya-ve-ulusal-sureklilik/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 May 2026 19:54:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Hüsamettin Turan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8689</guid>

					<description><![CDATA[1916 tarihli Sykes, Picot Anlaşması, Ortadoğu’nun emperyal harita mühendisliğinin en çıplak örneklerinden biri olarak yalnızca sınırları değil, ulusların]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-full sabit-foto"><img decoding="async" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/husametin.jpeg" alt="husametin" class="wp-image-8690" data-mwl-img-id="8690"></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph">1916 tarihli Sykes, Picot Anlaşması, Ortadoğu’nun emperyal harita mühendisliğinin en çıplak örneklerinden biri olarak yalnızca sınırları değil, ulusların kader algısını da belirledi. Biz Kürtler açısından bu anlaşma, tarihsel coğrafyamız olan Kürdistan’ın yapay çizgilerle parçalanmasının başlangıcıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu parçalanma yalnızca teritoryal değildir; siyasal, sosyolojik ve zamanla zihinsel bir bölünmenin de önünü açmıştır. Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük tehlike, sınırlarla bölünmüş bir milletin, bu bölünmeyi içselleştirerek kendi zihninde yeniden üretmesidir. Bu gerçekleştiğinde, ortaya çıkacak yıkımın onarılması neredeyse imkânsızdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sykes, Picot’un Kürdistan coğrafyasında yarattığı sonuçları yalnızca diplomatik bir metnin sonucu olarak ele almak eksik kalır. Bu anlaşma, daha sonra Lozan’la pekiştirilen bir statüsüzlük rejiminin ideolojik ve jeopolitik temelini oluşturdu. Kürt milleti, dört ayrı devletin egemenlik alanına bölünerek her birinde farklı asimilasyon, inkâr ve bastırma politikalarına maruz bırakıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de inkâr ve zorla Türkleştirme, İran’da kontrollü kültürel bastırma, Irak’ta dönemsel soykırım ve Araplaştırma, Suriye’de ise vatandaşlıktan düşürme ve kimliksizleştirme politikaları; aynı milletin farklı parçalarına uygulanan ama aynı amaca hizmet eden stratejilerdi: Kürtleri tarihsel bir özne olmaktan çıkarmak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu süreçte dil, en merkezi saldırı alanlarından biri haline geldi. Kürtçe bilinçli bir şekilde “işlevsiz”, “geri”, “eğitime ve bilime elverişsiz” bir dil olarak sunuldu. Oysa Kürtçe, tarihsel derinliği, lehçe zenginliği ve sözlü, yazılı kültürüyle bir milletin bütün toplumsal ihtiyaçlarını karşılayabilecek yetkinliğe sahiptir. Dilin işlevsizliği değil, bilakis devlet eliyle işlevsizleştirilmesi söz konusudur. Anadilde eğitimin yasaklanması, kamusal alandan dışlanması ve kuşaklar arası aktarımın kesintiye uğratılması, Kürtçeyi değil Kürt milletini hedef alan bir politik tercihtir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir milleti bir arada tutan temel unsurlar dil, kültür, tarih ve toprak bilincidir. Bu unsurlar birbirinden koparıldığında, millet olma hali aşınır ve yerini dağınık topluluklara bırakır. Biz Kürtler, tam da bu koparılma sürecinin sistematik olarak işletildiği bir yüzyılı geride bıraktık. Tarihimiz ya yok sayıldı ya da başkalarının tarih anlatılarına eklemlendi. Kültürümüz folklorik bir vitrin malzemesine indirgenirken, siyasal ve felsefi derinliğinden arındırıldı. Toprak bilincimiz ise sınırlar üzerinden kriminalize edilerek “bölücülük” söylemiyle bastırıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu noktada sıkça kullanılan “coğrafya kaderdir” ifadesi, yüzeysel bir determinizm olarak okunmamalıdır. Coğrafya, yalnızca üzerinde yaşanan bir alan değil; hafızanın, üretimin, dilin ve kültürün somutlaştığı tarihsel bir zemindir. Kürdistan coğrafyası, bizim için yalnızca bir teritoryal talep değil, varoluşsal bir sürekliliğin adıdır. Bu coğrafyadan koparılan her parça, Kürt sosyolojisinde bir travma alanı yaratmış; bu travmalar kuşaktan kuşağa aktarılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün Avrupa’da yaşayan Kürtler, bu tarihsel parçalanmanın farklı bir boyutunu temsil etmektedir. Dört parça Kürdistan’dan koparak Avrupa metropollerinde bir araya gelen Kürtler, fiziki olarak sürgünde olsalar da zihinsel olarak yeniden birleşme potansiyeli taşımaktadır. Avrupa’daki Kürt diasporası, sınırların belirleyiciliğini aşan bir dil, kültür ve tarih bilinci geliştirme imkânına sahiptir. Ancak bu imkân kendiliğinden gerçekleşmez. Anadilin gündelik yaşamda, eğitimde ve kültürel üretimde merkezi bir yer edinmediği bir diaspora, uzun vadede asimilasyonun yeni bir biçimiyle karşı karşıya kalır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dil ve kültür bağları, yalnızca duygusal aidiyetlerle değil, kurumsal mekanizmalarla korunur ve geliştirilir. Anadilde eğitim, bu mekanizmaların en temelidir. Anadilde eğitimden yoksun bırakılmış bir Kürt kuşağı, kendi tarihini başkalarının kavramlarıyla öğrenmek zorunda kalır. Bu durum, epistemolojik bir yabancılaşma yaratır. Kendi kavramlarını üretemeyen bir toplum, başkalarının siyasal ve kültürel projelerine eklemlenmeye mahkûm olur. Kültürel özerklik talebi, bu nedenle lüks ya da tali bir mesele değil, ulusal varoluşun asgari şartıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Devletsiz bir ulus olmak başlı başına kırılgan bir durumdur. Ancak devletsiz bir ulustan dilini ve kültürünü de aldığınızda, geriye yalnızca biyolojik bir kalabalık kalır. Tarih, bu şekilde yok edilmiş ya da silikleştirilmiş pek çok halkın örneğiyle doludur. Kürt milleti, henüz bu noktaya gelmemiştir; ancak risk her zamankinden daha somuttur. Özellikle son yıllarda Kürtler arasında derinleşen siyasal kutuplaşmalar, lehçe ve parça temelli ayrışmalar, ortak ulusal bilincin aşınmasına yol açmaktadır. Bu aşınma, dış müdahaleler kadar içsel zaaflarla da beslenmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada altını çizmem gereken nokta şudur: Zihinsel bölünme, fiziki bölünmeden daha tehlikelidir. Sınırlar değişebilir, rejimler yıkılabilir; ancak zihinde kurulan duvarlar çok daha kalıcıdır. Bir Kürdün kendisini yalnızca bulunduğu devletin vatandaşı olarak tanımlayıp, diğer parçalardaki Kürtlerle tarihsel ve kültürel bağını ikincilleştirmesi, Sykes, Picot’un yüz yıl sonra bile işleyen bir mirasıdır. Bu mirası aşmanın yolu, romantik sloganlardan değil, somut dil, eğitim ve kültür politikalarından geçer.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biz Kürtler, kendi geleceğimizi başkalarının jeopolitik hesaplarına havale edemeyiz. Ulusal süreklilik, ancak bilinçli bir toplumsal çabayla mümkündür. Dilimizi kamusal alanda, akademide, sanatta ve günlük yaşamda yeniden merkezileştirmek zorundayız. Tarihimizi, başkalarının izin verdiği kadarıyla değil, kendi kaynaklarımız ve eleştirel aklımızla yeniden yazmalıyız. Kültürümüzizi donmuş bir folklor değil, yaşayan ve dönüşen bir değerler bütünü olarak ele almalıyız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu metni bir gözlemci ya da dışarıdan bir akademisyen olarak değil, bu tarihin ve bu coğrafyanın parçası olan bir Kürt olarak yazıyorum. Çünkü Kürt meselesi, nesnel bir araştırma konusu olmanın ötesinde, varoluşsal bir hakikat alanıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sykes, Picot ile başlayan parçalanma süreci, bugün zihinsel bir bölünmeye evrilme riski taşımaktadır. Buna karşı en güçlü cevabımız, dilimize, kültürümüze, tarihimize ve coğrafyamıza sahip çıkmak; bunları birbirinden kopmaz bir bütün olarak savunmaktır. Aksi halde, sınırlarla bölünmüş bir millet olmaktan, kendini inkâr eden bir kalabalığa dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kalırız.</p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/sykes-picottan-zihinsel-bolunmeye-kurdistanda-dil-cografya-ve-ulusal-sureklilik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yazar Ali Şeker &#8211; Düş Gören Yazar</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/yazar-ali-seker-dus-goren-yazar/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/yazar-ali-seker-dus-goren-yazar/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2026 15:16:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8624</guid>

					<description><![CDATA[Düş Gören Yazar Bil fiil her şeye her yere baktım hiçbir şeyi ayırmadan, her şey bir arada. Ama]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-full sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1022" height="502" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/aligunes-varto-e1779290068364.jpeg" alt="aligunes varto e1779290068364" class="wp-image-8625" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/aligunes-varto-e1779290068364.jpeg 1022w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/aligunes-varto-e1779290068364-300x147.jpeg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/aligunes-varto-e1779290068364-768x377.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 1022px) 100vw, 1022px" data-mwl-img-id="8625" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Düş Gören Yazar</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bil fiil her şeye her yere baktım hiçbir şeyi ayırmadan, her şey bir arada. Ama insanın insana ne kadar uzak ne kadar da yakın olduğunu gördüm…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Baharın çiçekleri beklediği gibi bende düşünce gerektiren yalnızlık duygusuyla, kafamın içindeki düşüncelerden olsa gerek, bazen pazar günleri evden dışarı çıkmıyorum. Tutsak olmak sadece dört duvar arasında olmakla ilintili bir şey değil. Kapalı bir yerde olsa, insan kendini orada özgür hissedebilir. Dışarıda olmanın bizlere verdiği bir pratik&#8230; Eğer her şey birbirinin tekrarıysa ne kadar yazık değil mi? İnsan özgürlüğü daha iyi anlamak için, bazen kendini kendi karanlık yanına bırakabilmeli. Evet, bugün günlerden yine pazar Eylül ayının ortaları; kapı eşiğinden dışarı adım atmıyorum. Bırakın da kalabalığın içine kötü enerji yayan insanlarla aynı sokakta yürümeyi bilerek isteyerek erteliyorum. Genelde gün ışığında, yaşamın somut hallerine dokunan seslerle sokağa çıkmayı daha uygun görüyorum. Çağımızın hastalığı olan tüketim araçlarından bir nebzede olsa, bir kaç saatliğine uzaklaşıyorum. Evet, doğal güzellikler arasında buda benim doğal kusurum olsun. Aynı gün, aynı mevsim, aynı tekrar, masalımızdaki ben &#8216; ler giderayak dedemin yaşında, özgürlüklerden yoksun, düşüncenin üstesinden gelemeyen gençler büyüyor memlekette, işte memleketten terki diyar&#8230; Tek tipleşen zaman boşluğunda hâlâ sadakatle bana bir ekmek hünkârım değip zaman harcayanların sayısı giderek bir bir artıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gün daha biz yerimizden kalkıp, ona ağız dolusu bir gülümsemeyle dokunmadan, ona beyaz insanın yüklediği küçük bir iyilik &#8211; onca kötülükten sonra, patlayan bombalar eşliğinde &#8211; gerçeğin tek rengi olan kanlı &#8211; canlı giysileriyle gün kendi yatağına çekilir. Her bir günün siyah mı, beyaz mı, ya da gri olduğunu, ürkek bir şekilde adlandırmaya çekinen egemen vicdanlarda suskun. Yerküre üzerindeki dünya insanı, kendi kapısının önünü süpürürken, insan ve doğadaki tüm canlıların eko sistemin nasıl topyekûn katledildiğini, bir günün kötü haberlerle nasıl dolu olduğunu görüyor ve sonrası yok o kadar. Yerdeki kumların kalelerine çocukların gözyaşları, beton binaların saçaklarından nasıl aşağıya doğru dökülüyor. Biz daha bir günü anlamadan gün yine bitiyor&#8230;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Para ve zamanın eş değerde olduğu bir dünyada, hiç bir şeyin etkileri güçten bağımsız değil. Böyle bir günde tüketimden uzak, kendimi kendi yalnızlığıma bırakıyorum ve her yer tüm aydın&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şiirden uzaklaştıkça sokaktaki insan manzaralarının hallerini daha çok dert edinmeye başladım. Çünkü hâlâ orada burada inleyen insan mırıltıları arasından çıkıp çıkmayacağım belli değil. Sokağın kıyısında iliklerine kadar ıslanmış bir çocuğu, sokak köpeklerinin altmış ikiye nazire eden cezbedici rahatlığı, kaldırımda çiçeklenen canlı hayvan ağacı. Market zincirlerin sokağa taşan reyonlarında etiket yoklayan insanların cep titizliği, bu birbirine uymayan seslere birde araba trafiğindeki korna seslerinin inişli çıkışlı tiz sesleri. Bütün bu bağırış çağrışmalar havaya direngenlik ve kendine güven veriyordu. Yazınsal bir fıkrada tekrar tekrar tekrara düşmekten öyle korkarız ki, bu korkumuz daha önce yazdığımız edebi bir metinin ya bir üst seviyesini yakalamak için, ya da istediğimizin çok gerisine de düşebiliriz. Bir yerde olgun, usta olmanın, kendi beninin en derin sesi olmanın da hata yapıp bir konuyu savsaklayabileceğini veya istemediği bir biçime insan bürünebilir. Yazdığımız düzyazı ustaca bir metin olarak bizi sarıp sarmalayabilir o kadar. İnsan bazen insan kümeleriyle örtülü sokakları, kenti, kırı, en güzeli dışarıda kanat çırpan martıları ve denizi görmeyebilir. Bir başka yazıda gördüğümüz veya göremediğimiz şeyleri farklı bir anlatımla tekrar tekrar karşılaşabiliriz.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Düş görmek bedava olduğuna göre zihnimize gem vuran herhangi bir el, herhangi bir fakanda yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, &#8221; her sanat dalının kendine göre bir düşü vardır. Mesela: Tek renk olan gökyüzü ve denizin mavisine sen &#8211; ben âşık olabiliriz. Düş kurmaya herhangi bir disiplinde gerekmiyor, sadece zihnimizin bir talebini yerine getiririz. Herkesin zihninde, her yerde tek renk olan gökyüzü farklı &#8211; farklı çağrışımlar yapabilir. Oysa yeryüzünde özgürlük ve mutluluk hakkında ne kadar az sözcük vardı zihnimizde. Özgürlük dokuyan bir kuşun kanadında, sınırsız bir dünyaya adım atarken de özgürlüğün farklı bir boyutunu tadarız. Ağırlık, boy uzunluğu, bir insan boyu gölgemiz, cep &#8211; cepken şişkinliği ve yer kaplama hacimlerimizin farklı farklı olduğunu görür ve hiçbir koşulda eşit olmadığımızı anlarız, bu çok iyi. Albert Einstein dediği gibi &#8221; Hayal gücü bilgiden daha önemlidir.&#8221; Bizler sokağa karışırken de bir beden ve üzerine giydiğimiz giysiler dışında ağırlık yapan payandalarımız da yoktur. Gökyüzü hafif bulutlu, farksız ışık kırıntıları bulutların arasından başkaldırıyor, tek yenilmez. Ağaçlarda kalan son yapraklarda hüzünlü toprağa düşmek üzere, inip düşeceği yere ölmesini bekliyor. İyi bir gün: yalnız başımızayken boş bir sokakta ana dilde ıslık çalarak yürüyebiliriz. Açık alanda kendimizi insansı, çoklu bir fikir dünyası içinde görebiliriz. Dolayısıyla evrensel bir kompozisyon içerisinde, en aşağıda ayak bastığımız toprak parçası, adım attığımız her yer bizimdir, düşünü düşlemekte hiç bir sakınca yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğanın, stok, aç gözlülüğe ve egoya besin zinciri dışında izin vermediği, gerçeğini bulup çıkarmamıza vesile olduğu için kendimizi o an içinde toprağı seven biri olarak görüp mutlu olabiliriz. Evet, bu, hayatın akışı içinde her şey öylesine doğal ki gelişi güzel, bir taşın dostluğu gibi gördüğümüz her şey, aha şurada. Nasıl olsa maddi anlamda bizden çok şey isteyen fazlalıklarımız zaten hiç olmadılar. Ve bence bu düşü görmek de ne bir yasak, ne de bir kelepçe vardır. Yine de, yaşamın içine bakarak kötü, adaletsiz, hukuksuz olan düşüncelerimize, bugünden nokta koymanın zararı yok. İşte bu gerçekleşmesi zor olan bir ütopyada, yazılan &#8211; çizilen her şey yazarın kendi beni&#8217; dir. Yazar yazarken de görmek istediği birçok düşünü kaleme alabilir. Elbette düş gören yazarında bir bildiği var. Değil mi?</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Yazar Ali Şeker&nbsp;</strong></p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/yazar-ali-seker-dus-goren-yazar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yazar Akman Gedik &#8211; Mektuplar</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/yazar-akman-gedil-mektuplar/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/yazar-akman-gedil-mektuplar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 May 2026 15:03:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Akman Gedik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8617</guid>

					<description><![CDATA[Mektuplar Özlemimizi, derdimizi, sevgimizi mektupla hâl ettiğimiz yıllardı. Sevdiklerimize mektuplar yazardık. Her bir kelimesi hasret, cümlesi güzellik kokardı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-full sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1022" height="500" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/mektuplar-e1779289195253.jpeg" alt="mektuplar e1779289195253" class="wp-image-8618" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/mektuplar-e1779289195253.jpeg 1022w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/mektuplar-e1779289195253-300x147.jpeg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/mektuplar-e1779289195253-768x376.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 1022px) 100vw, 1022px" data-mwl-img-id="8618" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Mektuplar</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Özlemimizi, derdimizi, sevgimizi mektupla hâl ettiğimiz yıllardı. Sevdiklerimize mektuplar yazardık. Her bir kelimesi hasret, cümlesi güzellik kokardı. Ara sıra da arasına kurutulmuş çiçek koyardık. O mektuplara dokunabiliyor, kaç kere açıp açıp tekrardan okuyabiliyorduk. Mektup sadece mektup değildi hani. Sevenlerin ucu yanık mektupları desem yeter mi? Sevdiklerimiz ile aramızdaki iletişimdi mektup . Kim bilir özenle saklayan kaç kişi vardır. Sanal ortam öyle mi? Kaç kişi birbirinin yazdıklarından keyif alıyor ya da diğersi gün kaç söz belleklerde yer tutuyor, bilinmez. Buza yazmak gibi bir şey şu sanal ortam&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çoğu şey gibi mektup dönemi de kapandı gibi&#8230;Kim bilir kaç kişimizin mektup hikayesi vardır, anlatılmayan&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlkokul üçüncü sınıfta iken, annem akşam üzeri bana, &#8220;gel otur yanıma almanya&#8217;ya mektup yaz&#8221; derdi. Babam almanya&#8217;daydı. Ta yedi dağın ardındaymış Almanya meğerse&#8230; Çocukken öyle sanıyorduk. Okuma yazması yoktu annemin. O söyler ben yazardım, ben yazardım o tekrar sorardı bunu da yazdın mı diye. Kestane kebap acele cevap satırlarıyla sonlandırırdık&#8230;Bir de dayım uğrardı bize akşamları. Her gün akşamları gelirdi mutlaka. Bana resim çizerdi, tek bildiği başı geriye dönük bir kuş. Kuş dediğim güvercini andırıyordu biraz, güvercin miydi bilemiyorum? Uçuyor muydu, geriye mi bakıyordu kuş anlayamıyordum. Geçmiş gündür ne desem &#8216;hikâye&#8217;&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir de philips marka bir teybi vardı dayımın.Biz pili pis diye bellerdik o zamanlar. Madem pili pis ise, ne diye satıyorlardı aklım almıyordu o zamanlar. Almanya&#8217;da ki diğer büyük dayım getirmişti ona. Teybi ile gelince annem efkârlanırdı, hele bir kaset/bant koyda &#8216;dinleyek&#8217; derdi o masalsı mistik zazacası ile. Dayım bir teybin düğmesine basar, bir kapatırdı. Bir şarkıyı tam olarak dinlediğimizi anımsamıyorum. Annem kızsa da, &#8216;abla pilleri erken bitmesin&#8217; derdi dayım. Teybin pil ile çalıştığı yıllar, bitince sobanın yakınına, hatta ısınsın diye üzerine bırakıldığı yıllardı. Pil dolsun derlerdi. Doluyor muydu, bir umut muydu valla bilemiyorum. Annem söyler ben yazardım. Sonrası da küçük kardeşimin elini alıp mektuba çizerdim. Birkaç yıl sonrası kaset/bant doldurma şeyi/modası çıktı. Annem bizi etrafına toplar, &#8216;haydi sırası ile konuşun bu teyp sesinizi kaydediyor. Ve bu kaset/bant Almanya&#8217;ya babanıza gidecek&#8217; derdi. Utanırdım. Konuşmaz, dilim damağım kururdu adeta. O birkaç dakikalık konuşma ne uzun zamandı, bir bilseniz&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bazen alıp diğer oda da başımdan savar gibi bir tavırla hızlı hızlı birkaç kelime söyler, aynı hızla geri dönerdim.Nihayetinde vazifesini yerine getirmenin mutluluğu ile geri dönerdim. Ne mektupları koruyabildik ne de kasetleri. Kim bilir içinde ne hikâyeler vardı. Ne sesler zamanın akışında yitti gitti, kim bilir. Geriye dönüp bakınca ne tarifsiz hikâyelere bilmeden şahid olmuşuz. Hayıflandıkça, ruhumuzdan kopan o anılara düşer yolum&#8230; geri getiremeyeceğimiz o anılara, hayatlara&#8230; insanlar arasındaki o mektupların kara yazısı düşer aklıma.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kederlenirim&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">O büyüsü olan mektuplara olan özlemimle, derde deva mektupların aşkına diyeyim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mektubun güzelliğiyle kalın&#8230;</p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/akman-mektuplar.mp3"></audio></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/yazar-akman-gedil-mektuplar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/akman-mektuplar.mp3" length="1709496" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Berlin’de Tarihi Adım: Dünyanın İlk Resmi Dersim Arşivi Açılıyor</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/berlinde-tarihi-adim-dunyanin-ilk-resmi-dersim-arsivi-aciliyor/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/berlinde-tarihi-adim-dunyanin-ilk-resmi-dersim-arsivi-aciliyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 May 2026 19:36:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8609</guid>

					<description><![CDATA[Berlin’de Tarihi Adım: Dünyanın İlk Resmi Dersim Arşivi Açılıyor Almanya&#8217;nın başkenti Berlin, yakın tarihin en derin iz bırakan]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-full sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="622" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/dersim.webp" alt="dersim" class="wp-image-8610" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/dersim.webp 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/dersim-300x182.webp 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/dersim-768x467.webp 768w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="8610" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Berlin’de Tarihi Adım: Dünyanın İlk Resmi Dersim Arşivi Açılıyor</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Almanya&#8217;nın başkenti Berlin, yakın tarihin en derin iz bırakan olaylarından Dersim 1937-38 Tertelesi’ne odaklanan devasa bir hafıza merkezine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Dersim Tarih ve Kültür Merkezi tarafından yürütülen ve 18 yıllık yoğun bir emeğin ürünü olan dünyanın ilk resmi Dersim Arşivi, 21-22 Mayıs günlerinde kamuoyunun erişimine sunuluyor. Dokümantasyon Merkezi: Kaçış, Sürgün, Uzlaşma çatısı altında gerçekleştirilecek Anlatılan Dersim 1937/38: Hayatta Kalmanın Tanıklıkları adlı etkinlik, toplumsal belleği uluslararası arenaya taşımayı hedefliyor.</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>18 Yıllık Mücadele: Dijital Belleğin İnşası</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Temelleri 2008 senesinde Son tanıklar göçmeden uzat elini çağrısıyla atılan bu çalışma, zamana karşı yarışarak bugünkü kapsamlı hâline ulaştı. Proje sürecinde Türkiye, Almanya, Avusturya ve Norveç&#8217;in de aralarında bulunduğu 7 farklı ülkedeki 42 kentte, olayların bilincinde olan yaklaşık 400 tanıkla görüşmeler yapıldı. Uluslararası standartlar gözetilerek hazırlanan bu arşiv, toplamda 9 bin dakikayı bulan görüntülü kayıtlardan oluşuyor. Aslı Kırmancki dilinde olan bu mülakatların tamamı yazıya döküldü; araştırmacılar ile ilgililer için Türkçe ve Almanca altyazı seçenekleriyle hazır hâle getirildi.</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Resmi Destekler ve Akademik Ortaklıklar</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sivil bir adım olarak başlayan bu girişim, zamanla güçlü bir akademik tabana oturtuldu. Dersim Tarih ve Kültür Merkezi, Ruhr Üniversitesi Bochum ve Berlin Hür Üniversitesi iş birliğiyle yürütülen 30 aylık yoğun çalışma dönemi, eski Almanya Kültür Bakanı Claudia Roth döneminde resmi destek almaya hak kazandı. Hazırlanan arşiv, Berlin Hür Üniversitesi bünyesindeki seçkin dijital sistem olan Oral History Digital platformu üzerinden kullanıma açılacak. Almanya’daki vakıf ve müzelerin de tercih ettiği bu kurumsal altyapı sayesinde Dersim’e dair toplumsal hafıza, bilimsel yöntemlerle koruma altına alınmış olacak.</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Geleceğe Kalan Vefa ve Sessizliğin Sonu</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Dersim Tarih ve Kültür Merkezi, bu projenin yalnızca belge toplamaktan ibaret olmadığını, aynı zamanda tarihsel bir vefa borcu anlamı taşıdığını ifade etti. Yaşadıkları ağır travmaları uzun yıllar boyunca kendi evlatlarına dahi aktaramayan tanıklara geçmişte verilen Bu kayıtlar dünya arşivlerinde yerini alacak sözünün tutulmuş olmasının önemi vurgulanırken; bu açılışın bir varış noktası değil, yeni bir dönemin başlangıcı olduğu aktarıldı. Girişim; Türkiye’deki devlet arşivlerinin sınırlı erişilebilirliğine ve kapalı tutulan vesikalara karşı, sivil ve akademik bir alternatif oluşturuyor.</p>



<p class="sabit-foto has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Avrupa Dersim Toplumu Adına Tarihi Eşik</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bundan 60 yıl önce Almanya’ya işçi göçüyle gelen Dersimlilerin tarihsel gerçekliklerinin bugün Alman üniversitelerinde yer bulması, sosyolojik açıdan büyük bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Arşivin, Avrupa coğrafyasında yaşamını sürdüren Dersim toplumunun kimlik bağlarını pekiştirmesi öngörülüyor. Etkinlik programında bilimsel sunumların yanı sıra Maviş Güneşer ve Çağlasu Aslan’ın seslendireceği tarihi ağıtlar da yer alacak. 22 Mayıs günü yapılacak resmi açılış programında ise Dr. Nils Köhler, Dr. Robin Mishra, Hüseyin Aydın ve akademisyen Hans-Lukas Kieser gibi isimler Dersim hafızasının küresel boyuttaki yerini irdeleyecek.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/berlinde-tarihi-adim-dunyanin-ilk-resmi-dersim-arsivi-aciliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Merdin Suyu MERDO</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/merdin-suyu-merdo/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/merdin-suyu-merdo/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2026 16:59:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Nuray Aslan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8545</guid>

					<description><![CDATA[Merdin Suyu MERDO kusurda çoğalırsın Merdin Suyu MERDO kusurda çoğalırsın Dağ köylerindeki uzaklık, iki evin mesafesiyle ölçülmezdi; bazen]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="682" height="1024" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nuray-682x1024.jpeg" alt="nuray" class="wp-image-8546" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nuray-682x1024.jpeg 682w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nuray-200x300.jpeg 200w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nuray-768x1154.jpeg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nuray.jpeg 1023w" sizes="auto, (max-width: 682px) 100vw, 682px" data-mwl-img-id="8546" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Merdin Suyu </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>MERDO</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em><strong>kusurda çoğalırsın</strong></em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Merdin Suyu MERDO kusurda çoğalırsın</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Dağ köylerindeki uzaklık, iki evin mesafesiyle ölçülmezdi; bazen iki kapı yan yana durur, aralarından bir ömür geçerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bazen bir dere insanın içinden geçerdi; bazen bir köprü, iki yakayı birbirine bağlamış görünür, yine de insanı insana yetiştirmezdi. Taşlar karşılıklı dururdu, su akardı, öte taraf el uzatınca değecek kadar yakın görünürdü; ama aradaki mesafe gözle değil, içimizde kalan uzaklıkla ölçülürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü araya yalnız su girmezdi; babaların öfkesi, anaların içlerine çöreklenen korkusu, kapı önlerinde yarım bırakılmış sözler, evlerin duvarlarına asılmış eski bakışlar, adını kimsenin tam koymadığı adetler girerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sular akar, taşları inceltirdi; eski yasalar kalır, insanın göğsünde ağırlaşarak taş kesilirdi. İnsan çoğu zaman derede değil, içine çöken o suskun ağırlıkta boğulurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O köprü iki köyün arasında dururdu; bazen susarak, çoğu zaman altından geçen suyun uğultusunu taşlarının içine alarak. Bir yanı güneşi erken alan yamaca, diğer yanı gölgenin içine geç sığınan taş evlere bakardı. Yaz güneşi bile oralara varınca ölümle yaşamın arasına saklanırdı. Öğle vakti taşlar ısınır, su soğuk kalırdı. İnsan bazen alıştığı iklimi kader sanırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Köprüden yalnız insanlar geçmezdi; sular geçerdi, childluklar geçerdi, kadınların sırtında odunla birlikte kendi yorgunlukları geçerdi. Koyun sürüleri, düğün alayları, cenaze sessizlikleri aynı taşların üzerinden geçerdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama bazı hayaller geçemezdi. Suyun üstünde unutulmayan isimler, yaralı bakışlar, kimsenin yüksek sesle anamadığı sevdalar köprünün ortasında dururdu. O erişilmez sevdalar, insanın ağzında eski bir keder gibi yarım kalırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Onu önce su tanırdı.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Köy bilmeden, ev bilmeden, babasının öfkesi adını kapı eşiğine çivilemeden önce, onu su bilirdi. Sabahın erken saatlerinde dereye indiğinde taşlar ayak sesini tanır, yosunlar kıpırdamadan onu beklerdi. Testisini doldurmak için eğildiğinde yalnızca yüzü suya düşmezdi; arkasındaki dağlar, üstünden geçen bulutlar, içinden geçemediği bütün yollar da onunla birlikte suya eğilirdi. Su, onun yüzünde içine bırakılmış uzaklığı görürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yürürken omuzlarını içeri çekerdi kız; gövdesinde ona bakan bütün gözleri taşıyordu. Yazmasının altından nefes almak ister gibi görünen saçları rüzgârla oynar, rüzgârla birlikte yeniden kaybolurdu. Elleri hamurun, suyun, odunun ve toprağın erken sertleştirdiği ellerdi. Kendisiyle birlikte, üstüne çöken köyünün yüzünü taşırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Güzeldi.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama güzelliği yüzünde duran bir imge değildi; geride bıraktığı tozda, bakarken kendini saklayan gözlerinde, suyu içmeden önce koklayan avuçlarında saklıydı. Toprağın tadı dilinin altında kalmıştı. Az konuşurdu; sesi çıkmadan önce uzun süre içinde yürürdü. Cümleleri, kayadan sızan su gibi geç karışırdı insana.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Bizim köyün kızları erken büyürdü. Bedenlerinden önce sessizlikleri büyürdü.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha çocukken kapı önünde nasıl duracaklarını, suya giderken hangi yoldan yürüyeceklerini, sevinçlerini ağızlarının hangi köşesinde saklayacaklarını öğrenirlerdi. Saçlarının rüzgârda ne kadar dağılabileceğini, bir bakışın nereye kadar gideceğini, bir erkeğin adı içlerinden geçerken yüzlerinin nasıl taş kesilmesi gerektiğini bilmeden kadın olmazlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Az konuşulan evlerin duvarlarında yaşarlardı. Annelerinin elinden aldıkları işleri sessizce tamamlar, tandırın başında hamur yoğururken bile elleri başka bir şeyi yokluyor gibi dururdu. Unun içinde suyu, suyun içinde yolu, yolun içinde karşı köyü ararlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Çayın kokusuna yenik düşerdi hayat. Bazı evlerde çay bile şekersiz içilirdi.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir kızın güzelliği dağ köylerinde yalnız kendisine ait olmazdı. Önce evin namusu olurdu, sonra babanın gölgesi, sonra ananın korkusu, sonra kapı aralıklarında büyüyen sözlerin yükü. Kız aynaya baksa bile, yüzünden önce köyün gözünü görürdü. Babası çok konuşmazdı; anası, çayı karıştırırken bile kaşığı bardağın kenarına değdirmemeye çalışır, korkusunu varlığında taşırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Güzelliği hafif değildi; suda taşınan bir yük gibiydi.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Merdo, suyun karşı tarafında duran ve adı söylenmeden büyüyen bir gölgeydi. Karşı yamacın köyündendi. Omuzlarında dağ tozu, yüzünde erken büyüyen çocukların yorgunluğu dururdu. Vücudu yay gibi gergin, gözlerinde yolların gölgesi vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama uzaklık birkaç ev, birkaç taş yol, birkaç dut ağacı değildi; kızın içinden geçemediği bütün yolların başladığı yerdi. O tarafa baktığında yalnızca karşı köyü değil, kendi içinde büyüyen yokluğu görürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onu ilk gördüğünde yaz güneşi ölümle yaşam arasına saklanmıştı. Dere her zamankinden daha soğuktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kız testisini doldurduğunda su, avuçlarından göğsünün içindeki boşluğa dolmuştu. Başını kaldırdığında Merdo köprünün başındaydı. Ne yaklaşmıştı ne de seslenmişti. Sadece durmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kız Merdo’yu ilk kez görmüyordu; yıllardır içinde büyüyen boşluk, onun yüzünde kendine bir kıyı bulmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Su onları gördü. Taşlar gördü. Yosun, kıpırdamadan gördü.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir genç adamın köprü başında bir an fazla beklemesi, bir kızın testisini doldurduktan sonra hemen dönmemesi, rüzgârın yazmanın ucunu biraz daha uzun tutması; bütün bunlar köyün diline düşmeden önce suyun belleğine yazılırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Merdo köprü başına geçmeseydi, belki kız evine döner, tandırın başındaki hamuru yoğurur, çayın şekersizliğine, duvarların az konuşan gölgesine alışırdı. Belki gözleri bu kadar uzağı görmezdi. Ama Merdo gelmişti; kızın içinde yıllardır eksik duran kıyıya varmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O günden sonra köprü, kızın içinde duran, ne geçilebilen ne de yıkılabilen bir yere dönüşmüştü. Bir yanı çocukluğuna bakıyordu, bir yanı adını bilmediği karanlık bir şehre açılıyordu. Yedi tepenin karanlık şehri, o günden sonra onun içinde yer değiştirmişti; artık uzak şehirler haritada değil, insanın göğsünde kurulurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Köprü artık dışarıda değildi.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kız nereye gitse, taşlarını içinde taşıyordu. Evin içinde yürürken, tandırın başında eğilirken, suyu bakır taslara boşaltırken, geceleri yatağında gözlerini tavana dikerken o köprü içinden geçerdi. Bir yanı Merdo’ya varmak isterdi, diğer yanı köyün eski yasalarına takılı kalırdı. Kız Merdo’yu düşündükçe, her cümle ağzına varmadan suyun taşına çarpıp dağılırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Zaten dağ köylerinde sorular da susarak sorulurdu.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir kızın testisini geç doldurması, akşamüstleri kapı eşiğinde biraz daha uzun durması, çayın buğusuna bakarken yüzünün birden uzaklaşması herkesin bildiği ama kimsenin söylemediği bir dile dönüşürdü. Babalar öfkelerini kapıların önüne bırakır, analar korkularını içlerine çekerdi; ev kendi içine daralırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kız bazen, rengi solmuş duvarların içinde kendi resmini görürdü. Gözleri oradaydı, dudakları oradaydı, ama sesi yoktu. Dağ yamacında kan kırmızısı bir gelincik gibi duruyordu; kökü toprakta, gövdesi rüzgârda, sesi içinde kalmıştı. Bir çığlığın içinden yürür gibiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Ama ateş nedensiz yanmazdı.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Kız bunu bilirdi. Su da bilirdi. Köprü de bilirdi.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir gün köprü başında karşılaştılar. Güneş yoktu. Dere her zamanki gibi akıyordu ama sesi o gün daha derinden geliyordu. Kızın elinde testi vardı; Merdo’nun yüzünde geç kalmış bir yol.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Konuşmadılar.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Söylenen her şeyden vazgeçmiş bir sessizlik vardı aralarında. Merdo’nun yüzünde yol vardı, yıl vardı, yokluk vardı. Gizli gizli yolları yoklayan, yılları yoklayan, sonra kendi içine çekilen bir bakıştı bu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kız o bakışın içinde, ömrüne yerleşecek gölgeyi gördü. Babasının öfkesi, anasının korkusu, kapı önlerinde bekleyen kadınların gözleri, tandır dumanı, kanı kuruymuş eski hikâyeler, kimin kime verileceğini belirleyen sözler, “el ne der” diye başlayan bütün karanlıklar o anın içinde birikti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em><strong>Köprü daraldı.</strong></em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Köprü onu Merdo’ya değil, kendi çaresizliğinin eşiğine getiriyordu. Bazı hikâyeler cümlesizlikte biterdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dere akıyordu. Bütün köy susmuş, yalnız su konuşuyordu. Ama suyun dilini herkes anlamazdı; taşlara çarpar, yosunların arasından geçer, köprünün altından karanlık bir haber gibi süzülürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kız testinin kulpunu daha sıkı tuttu. Avuçları üşürken suya eğildi. Testisini doldurdu. Suyun yüzünde kendi yüzünü gördü; şaşkın, küskün, kendinden biraz daha uzaklaşmış bir yüzdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Kızın içinde uzaklık çoğalmıştı.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Eve döndüğünde testiyi yerine koydu. Bakır taslara su boşalttı. Köprüden getirdiği sessizlik evin içine dağıldı. Duvarlar biraz daha soldu, tandırın külü biraz daha ağırlaştı. Çayın şekersizliği dilinde değil, kalbinde kaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O geceden sonra Merdo’nun adı köyde hiç anılmadı; ama adı kızın içinde, suya değmiş bir kök gibi derine indi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O günden sonra kızın bakışı kimsenin yüzünde uzun kalmadı. Gözleri vardı ama köprüde nöbetteydi. Evde anasından önce yoruldu, babasından önce sustu; yüzüne eski bir kadın gölgesi düştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Merdo da o günden sonra artık aynı adımlarıyla yürümüyordu. Köy onun suskunluğunu gurur sandı; ama o içinden geçemediği suyun sesine yenilmişti. Kıza baksa köprü çökecek, bakmasa içindeki yol kapanacaktı. Merdo’nun yüzündeki yıllar, köprünün gölgesiyle birlikte büyüdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Köy, suyun bildiğini duvarlara taşır, duvarların sakladığını insanların yüzünde dolaşan gölgeye bırakırdı. Bir kızın su yolundan biraz geç dönmesini, bir erkeğin köprü başında sebepsiz yere oyalanmasını, iki insanların birbirine bakmadan birbirinden haberdar olmasını bilirdi. Adını koyamadığının etrafında daha kalın duvarlar örerdi. Kadınlar kapı aralıklarından bakar, erkekler seslerini biraz daha sertleştirirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kız o günden sonra tandırın önünde eğilirken, bakır tasları dizerken, kapı eşiğini süpürürken bir yanı hep suyun sesinde kalırdı. Anası kendi kırılmasını hatırlardı onun yüzünde.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Kızın suskunluğu, evin içinde yeni bir oda açmıştı.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Zamanla kızın gözleri başka yerlere bakmayı unuttu; köprüde nöbette kaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dağ köylerinde zaman, takvim yapraklarıyla değil, taşların biraz daha yosun tutmasıyla, kadınların biraz daha yaşlanmasıyla, erkeklerin suskunluğunun biraz daha kalınlaşmasıyla anlaşılırdı. Çocuklar büyür, koyun yolları değişir, dut ağaçları bir yıl meyve verir, bir yıl vermezdi. Toprak yerini değiştirmezdi; köprü aynı yerde durur, su aynı yerden geçer, insanın içinde kalan uzaklık aynı yerden sızlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kızın yüzündeki gençlik yavaş yavaş geçmişe çekildi. Taşlara çarpan ses değişmezdi ama kızın içindeki mesafeleri büyütürdü. Testisini doldururken karşı kıyıda eksilmeden duran gölgesini görürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Merdo zamanla yüzünü kaybetti; uzaklığa, yola, suyun taş altında sakladığı sese karıştı. Sessizlikte daha derine inen bir yokluk gibiydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Yıllar böyle geçti.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Duvarlar az konuşurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kızın içinde Merdo zamanla karanlık, serin, kapısı içeriden kapanmış bir yere dönüştü. Onu içinde bir ev gibi taşıdı; odası aydınlık olmazdı, penceresi suya, kapısı köprüye açılırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir sabah, daha kendine bile haber vermeden kalktı. Ev sessizdi. Tandırın külü soğumuş, bakır taslar duvar dibinde solgun durmuştu. Çayın kokusu yoktu henüz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıllardır içinden geçemediği bütün yollar, o sabah ayaklarının altında çözülmüş bir düğüm gibi uzanıyordu. Dağlar karanlığın son parçasını omuzlarında taşıyordu. Dere uzaktan duyuluyordu. Su, gece boyunca biriktirdiği sesi sabaha doğru inceltmişti. Dut ağaçları kıpırdamadı, köpekler havlamadı; köy, kendi uykusunun içinde onu görmemeyi seçmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Köprüye vardığında güneş daha doğmamıştı. Taşlar soğuktu, su daha soğuktu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Merdo orada duruyordu.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Babasının öfkesi, anasının korkusu, köyün eski hükmü, kapı önlerinde büyüyen sözler, çayın şekersizliği, duvarların solgun resmi, testinin kulpunda kalan soğuk ve Merdo’nun bakışı aynı suyun üstünde toplandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Hepsi oradaydı.</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kız suya baktı ve o sabah kendi yüzünü göremedi; suyun üstünde Merdo’nun söylenmemiş adı, anasının kırılmış gençliği, babasının kapı eşiğinde büyüyen gölgesi vardı. Onu çağıran köprü değildi, suyun kendisiydi; geçmek için değil, çözülmek için.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Merdo konuşmadı. Dere akıyordu. Suyun dilini herkes anlamazdı; ama o sabah su, bütün taşlara çarparak Merdo’nun adını tekrarlıyordu. Yosunlar kıpırdamadan bekledi, köprü sustu, dağlar karanlığın son parçasını biraz daha omuzlarında tuttu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kız bir adım attı. Ne köprü yıkıldı ne köy uyandı; yalnızca içinde yıllardır taş kesilen eski yasalar yerinden oynadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Babasının öfkesi, anasının korkusu, kapı önlerinde büyüyen sözler, çayın şekersizliği, duvarların solgun resmi bir anlığına suyun üstünde dağıldı. Merdo hâlâ oradaydı. Kendinden çözülerek, adını, bedenini, ona öğretilmiş bütün korkuları geride bıraktı; köprüden geçmedi, suya bıraktı kendini.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kız köprünün soğuk taşına son kez dokundu; soğuk, ona ölüm gibi değil, yıllardır taşların altında bekleyen eski bir çağrı gibi içinde çözülmeye başladı. Su konuştu; kız eğildi, önce yazmasının ucu suya değdi, sonra elleri, sonra göğsünde yıllardır düğümlenen o karanlık suyun serinliğine karıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendini suyun diline bıraktığında bağırmadı; içinde yıllardır bağıran ne varsa suya değince susmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Su onu kucakladı; önce saçlarını, sonra ellerini, sonra göğsünde yıllardır taş kesilen eski yasaları içine aldı. Kızın içinden köy geçti, ev geçti, anasının kırılmış gençliği, babasının kapı eşiğinde büyüyen gölgesi geçti. Sonra hepsi sustu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kız su oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Köprü yerinde durdu, köy yerinde durdu; babaların öfkesi, anaların korkusu, kapı önlerinde bekleyen eski sözler oldukları yerde kaldı. Su, onu Merdo’nun kıyılarına bırakırken geride kalan dünya kımıldamadı. Kıyıda eksilmeden bekleyen bir gölge hâlâ oradaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Su, eksik bırakılmış insanları daha uzun yaşatırdı.</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Yazar Nuray Aslan</strong></p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/merdin-suyu.mp3"></audio></figure>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/merdin-suyu-merdo/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>5</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/merdin-suyu.mp3" length="7835343" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Ali Sürmeli Kimdir? Hayatı ve Biyografisi</title>
		<link>https://vartoname.com/varto-sanat/ali-surmeli-kimdir-hayati-ve-biyografisi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/varto-sanat/ali-surmeli-kimdir-hayati-ve-biyografisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 May 2026 17:25:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Varto Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8511</guid>

					<description><![CDATA[Ali Sürmeli Hayatı ve Biyografisi Ali Sürmeli, 7 Nisan 1959 tarihinde Bingöl’ün Solhan ilçesinde dünyaya gelmiştir. Babasının postacı]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-full sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="750" height="422" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/alisurmeli.webp" alt="alisurmeli" class="wp-image-8512" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/alisurmeli.webp 750w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/alisurmeli-300x169.webp 300w" sizes="auto, (max-width: 750px) 100vw, 750px" data-mwl-img-id="8512" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Ali Sürmeli  Hayatı ve Biyografisi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali Sürmeli, 7 Nisan 1959 tarihinde Bingöl’ün Solhan ilçesinde dünyaya gelmiştir. Babasının postacı olması nedeniyle çocukluğu Solhan, Karlıova, Elazığ, Palu, Diyarbakır ve Bursa gibi Anadolu’nun farklı şehirlerinde geçmiştir. Aslen Muş’un Varto ilçesine bağlı Onpınar köyünden olan usta sanatçı, Zaza kökenlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğitim hayatını sanat üzerine şekillendiren Sürmeli, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nden 1985 yılında mezun olmuştur. Mezuniyetinin ardından Sokak Tiyatrosu, Dostlar Tiyatrosu ve Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü bünyesinde çok sayıda önemli tiyatro oyununda sahne almıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sinema ve Televizyon Kariyeri</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sinema dünyasına 1988 yapımı &#8220;Dönüş&#8221; filmiyle adım atan Ali Sürmeli, ilk başrolünü 1995 yılında &#8220;Düş, Gerçek, Bir de Sinema&#8221; filminde üstlenmiştir. Aynı yıl &#8220;Sokaktaki Adam&#8221; filmindeki başarılı performansıyla Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) tarafından &#8220;En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu&#8221; ödülüne layık görülmüş, 1996 yılında ise 8. Ankara Ulusal Film Yarışması’nda ödül almıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Televizyon dünyasında geniş kitlelerce tanınması ise kült dizilerdeki performanslarıyla olmuştur. &#8220;Deli Yürek&#8221; dizisindeki Turgut Atacan karakteriyle dikkat çeken oyuncu, özellikle &#8220;Kurtlar Vadisi Pusu&#8221; dizisinde canlandırdığı &#8220;Zaza Dayı&#8221; karakteriyle Türk televizyon tarihinin unutulmaz simaları arasına girmiştir. Kariyeri boyunca Beyaz Gelincik, Çarpışma, Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz, Adım Farah ve Kuruluş Osman gibi reyting rekortmeni projelerde önemli roller üstlenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Usta oyuncu, günümüzde yoğun set temposundan uzaklaştığı zamanlarda Çanakkale Assos’taki evinde doğayla iç içe bir yaşam sürmektedir.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/varto-sanat/ali-surmeli-kimdir-hayati-ve-biyografisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Varto’da Doğa ve Gelecek Nöbeti</title>
		<link>https://vartoname.com/varto-haberler/vartoda-doga-ve-gelecek-nobeti-koylulerin-jes-direnisi-buyuyor/</link>
					<comments>https://vartoname.com/varto-haberler/vartoda-doga-ve-gelecek-nobeti-koylulerin-jes-direnisi-buyuyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 19:01:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Varto Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8443</guid>

					<description><![CDATA[Varto’da Doğa Nöbeti Muş’un Varto ilçesinde, yaşam alanlarını, su kaynaklarını ve tarım arazilerini tehdit eden Jeotermal Enerji Santrali]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-full sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="816" height="544" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nobet1.jpg" alt="nobet1" class="wp-image-8444" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nobet1.jpg 816w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nobet1-300x200.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nobet1-768x512.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 816px) 100vw, 816px" data-mwl-img-id="8444" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Varto’da Doğa Nöbeti</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Muş’un Varto ilçesinde, yaşam alanlarını, su kaynaklarını ve tarım arazilerini tehdit eden Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı başlatılan direniş, köylerin dayanışmasıyla çadır nöbetine dönüştü. Varto Ekoloji Platformu Gençlik Meclisi öncülüğünde Mayıs ayının başında başlatılan çadır nöbeti, bölge halkının kararlı duruşuyla her geçen gün güçleniyor.</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>16 Köy, Tek Bir İrade</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sondaj çalışmalarının vurulması planlanan alanlarda kurulan direniş çadırları, sadece birer bekleyiş noktası değil, aynı zamanda kültürel bir savunma alanına dönüştü. Projeden doğrudan etkilenen en az 16 köy, 25 Mayıs’a kadar sürecek olan &#8220;Dönüşümlü Nöbet Listesi&#8221; oluşturdu. Her gün iki veya üç köy nöbeti devralarak direnişin sürekliliğini sağlıyor. Qasima, Canêsera, Kuzik,Rakasan ve Çorsan gibi köyler nöbetlerini devralırken, dayanışma ziyaretleriyle nöbet alanı her gün yüzlerce kişiyi ağırlıyor.</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Burası Atalarımızın Mirasıdır</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"> Sosyal medyada yayılan görüntülerde ve haber ajanslarına yansıyan beyanlarda, köylülerin ana mesajı net: &#8220;No hard mîrasê kal û bavikan o. Bavokê ameyoxî yo, JES newazenîme&#8221; (Bu topraklar atalarımızın mirası, geleceğimizin babasıdır; JES istemiyoruz). Nöbet alanına asılan &#8220;Emeği sömürme, doğayı tüketme&#8221; pankartları ve çekilen halaylar, direnişin sadece öfke değil, bir yaşam savunması olduğunu gösteriyor.</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Kadınların ve Gençlerin Önceliği</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph">Direnişin kalbinde özellikle kadınlar ve gençler yer alıyor. JES’e Karşı Vartolu Kadınlar İnisiyatifi, Kürdistan doğasına yönelik tahribata dikkat çekerek yaşam alanlarına dokunulmaması gerektiğini vurguluyor. Gençler ise sismik hareketleri tetikleyebilecek ve deprem riskini artırabilecek sondaj çalışmalarına karşı ilk nöbeti tutarak fitili ateşlediler.</p>



<p class="has-medium-font-size wp-block-paragraph"><strong>Hukuki Süreç ve Gelecek</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph">Varto Ekoloji Platformu, projenin doğa, tarım ve su kaynakları üzerinde &#8220;telafisi güç zararlar&#8221; yaratacağı gerekçesiyle yürütmeyi durdurma davası açtı. Şirketin sismik hareketlere dair uyarıları dikkate almadığı belirtilirken, halk 20 Mayıs&#8217;ta yapılması planlanan ilk sondaj çalışmasına izin vermeyeceğini kararlılıkla ifade ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Varto&#8217;nun doğasını ve kültürel dokusunu koruma adına yürütülen bu onurlu mücadeleyi dijital arşivimizde belgelemeye devam edeceğiz. Topraklarımızın belleği, bizim geleceğimizdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Resimler : Facebook dost sayfalar</strong></p>
</div>
</div>



    <div 
    class="align wp-block-lbb-lightbox"        id="lbbLightBox-7"
        data-attributes='{&quot;lightboxType&quot;:&quot;gallery&quot;,&quot;items&quot;:[{&quot;id&quot;:8456,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/cadir-nobet.jpg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/cadir-nobet.jpg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:8457,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/cadir-varto.jpg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/cadir-varto.jpg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:8458,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/cadirim-nobet.jpg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/cadirim-nobet.jpg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:8459,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/cadirnobet.jpg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/cadirnobet.jpg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:8460,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/cadirvarto.webp&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/cadirvarto.webp&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:8461,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/nobet-cadir.jpg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/nobet-cadir.jpg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:8462,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/nobet1-1.jpg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/nobet1-1.jpg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:8463,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/varto-cadir.jpg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/varto-cadir.jpg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true}],&quot;columns&quot;:{&quot;desktop&quot;:4,&quot;tablet&quot;:2,&quot;mobile&quot;:1},&quot;columnGap&quot;:&quot;10px&quot;,&quot;rowGap&quot;:&quot;10px&quot;,&quot;imgBorder&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#080808&quot;,&quot;style&quot;:&quot;solid&quot;,&quot;width&quot;:&quot;1px&quot;},&quot;align&quot;:&quot;&quot;,&quot;cId&quot;:&quot;&quot;,&quot;audio&quot;:{&quot;player&quot;:&quot;&quot;,&quot;typo&quot;:{&quot;fontSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:16,&quot;tablet&quot;:15,&quot;mobile&quot;:14},&quot;fontWeight&quot;:500,&quot;lineHeight&quot;:&quot;135%&quot;}},&quot;layout&quot;:&quot;default&quot;,&quot;content&quot;:{&quot;caption&quot;:false,&quot;overlyColor&quot;:false,&quot;lightboxCaption&quot;:true},&quot;button&quot;:{&quot;icon&quot;:{&quot;class&quot;:&quot;fab fa-wordpress&quot;},&quot;text&quot;:&quot;Image&quot;},&quot;galleryIcon&quot;:true,&quot;popupOptions&quot;:{&quot;mixAllData&quot;:false},&quot;popupIconLeft&quot;:{&quot;infobar&quot;:true},&quot;popupIconMiddle&quot;:{&quot;zoomIn&quot;:true,&quot;zoomOut&quot;:true,&quot;toggle1to1&quot;:false,&quot;rotateCCW&quot;:false,&quot;rotateCW&quot;:false,&quot;flipX&quot;:false,&quot;flipY&quot;:false,&quot;fullscreen&quot;:true},&quot;popupIconRight&quot;:{&quot;twitter&quot;:false,&quot;facebook&quot;:false,&quot;download&quot;:false,&quot;slideshow&quot;:true,&quot;thumbs&quot;:true,&quot;close&quot;:true},&quot;thumb&quot;:{&quot;type&quot;:&quot;classic&quot;,&quot;showOnStart&quot;:true,&quot;minCount&quot;:2},&quot;slideShow&quot;:{&quot;playOnStart&quot;:false,&quot;timeout&quot;:3000},&quot;options&quot;:{&quot;wheel&quot;:&quot;zoom&quot;,&quot;transition&quot;:&quot;fade&quot;},&quot;controls&quot;:{&quot;play-large&quot;:true,&quot;restart&quot;:false,&quot;rewind&quot;:true,&quot;play&quot;:true,&quot;fast-forward&quot;:true,&quot;progress&quot;:true,&quot;current-time&quot;:false,&quot;duration&quot;:false,&quot;mute&quot;:false,&quot;volume&quot;:true,&quot;pip&quot;:false,&quot;airplay&quot;:false,&quot;settings&quot;:false,&quot;download&quot;:false,&quot;fullscreen&quot;:true,&quot;skipTime&quot;:5,&quot;isHeart&quot;:true,&quot;isPlaybackSpeed&quot;:true},&quot;playerColor&quot;:&quot;#03a5ed&quot;,&quot;overlyColor&quot;:&quot;#00000061&quot;,&quot;img&quot;:{&quot;animation&quot;:&quot;zoomIn&quot;,&quot;borderRadius&quot;:5,&quot;isHoverAnimation&quot;:true},&quot;image&quot;:{&quot;ratio&quot;:&quot;4:3&quot;},&quot;caption&quot;:{&quot;position&quot;:&quot;overlyCenter&quot;},&quot;captionTypo&quot;:{&quot;fontSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:16,&quot;tablet&quot;:15,&quot;mobile&quot;:14},&quot;fontWeight&quot;:500,&quot;lineHeight&quot;:&quot;135%&quot;},&quot;captionColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#fff&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;#00000000&quot;},&quot;btnTypo&quot;:{&quot;fontSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:18,&quot;tablet&quot;:15,&quot;mobile&quot;:14},&quot;fontWeight&quot;:500,&quot;lineHeight&quot;:&quot;100%&quot;},&quot;btnWidth&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnHeight&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnAlign&quot;:&quot;left&quot;,&quot;btnType&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnStyle&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#4527a4&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;#fff&quot;},&quot;btnHovColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#333&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;#fff&quot;},&quot;btnPadding&quot;:{&quot;top&quot;:&quot;8px&quot;,&quot;right&quot;:&quot;15px&quot;,&quot;bottom&quot;:&quot;8px&quot;,&quot;left&quot;:&quot;15px&quot;},&quot;btnBorder&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#4527a4&quot;,&quot;style&quot;:&quot;solid&quot;,&quot;width&quot;:&quot;1px&quot;},&quot;btnRadius&quot;:{&quot;top&quot;:&quot;3px&quot;,&quot;right&quot;:&quot;3px&quot;,&quot;bottom&quot;:&quot;3px&quot;,&quot;left&quot;:&quot;3px&quot;},&quot;btnSpaceBetween&quot;:&quot;10px&quot;,&quot;styles&quot;:&quot;&quot;,&quot;sliderHeight&quot;:{&quot;desktop&quot;:&quot;550px&quot;,&quot;tablet&quot;:&quot;500px&quot;,&quot;mobile&quot;:&quot;400px&quot;},&quot;slider&quot;:{&quot;thumbs&quot;:&quot;classic&quot;,&quot;arrowColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#000&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;transparent&quot;}},&quot;popupTheme&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#000&quot;,&quot;size&quot;:{&quot;desktop&quot;:50,&quot;tablet&quot;:70,&quot;mobile&quot;:90},&quot;closeIconColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#fff&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;transparent&quot;},&quot;closeIconHColor&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#FF0000&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;transparent&quot;},&quot;closeIconSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:30,&quot;tablet&quot;:28,&quot;mobile&quot;:25}}}' data-content-indexs="[]"></div>

        
             
         


<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/varto-haberler/vartoda-doga-ve-gelecek-nobeti-koylulerin-jes-direnisi-buyuyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trump’ın Çin ziyareti ve Tukidides tuzağı</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/trumpin-cin-ziyareti-ve-tukidides-tuzagi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/trumpin-cin-ziyareti-ve-tukidides-tuzagi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 May 2026 16:07:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Yücel Özdemir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8432</guid>

					<description><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump’ın bugün sona erecek Çin ziyareti dünya kamuoyunda yakından takip ediliyor. İki büyük emperyalist ülkenin]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-full sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="700" height="350" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir.jpg" alt="yucelozdemir" class="wp-image-7803" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir.jpg 700w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir-300x150.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 700px) 100vw, 700px" data-mwl-img-id="7803" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph">ABD Başkanı Donald Trump’ın bugün sona erecek Çin ziyareti dünya kamuoyunda yakından takip ediliyor. İki büyük emperyalist ülkenin liderinin bir araya geldiği görüşmede alacakları kararlar, yapacakları açıklamalar, verecekleri mesajlar elbette dünyanın gidişatı, paylaşım hesapları açısından büyük bir önem taşıyor. 2017’den bu yana ilk kez bir devlet başkanı Çin’i ziyaret ediyor. Son ziyaretçi de Trump olmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dün sabah başlayan görüşmelerde, Trump birçok lider için sarf ettiği ikiyüzlü övgü sözlerini Çin Devlet Başkanı Şi Jinping için de tekrarladı. Şi’nin “Olağanüstü bir lider” olduğunu ifade ettikten sonra, “Bazen insanlar bunu söylediğimde hoşlanmayabilir, ama bu gerçek olduğu için yine de söylüyorum” dedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünyanın bir yol ayrımında olduğunu, her iki ülkenin iyi ilişkiler sürdürmesi gerektiğini ifade eden Şi ise, iki büyük güç olan Çin ve ABD’nin “yeni bir ilişkiler modelini” bulması gerektiğini ifade ederken, Antik Yunan tarihindeki “Tukidides Tuzağı”na dikkat çekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">5. yüzyıldaki Peloponez Savaşı’nı inceleyen Tarihçi Tukidides, savaşın asıl nedeninin yükseliş içinde olan Atina’nın Sparta’yı korkutması olduğu, bu nedenle savaşın kaçınılmaz hale geldiğini tespit ediyor. Tukidides’in tespitleri siyasal bilgilerde ve uluslararası ilişkilerde “Tukidides Tuzağı” olarak tanımlanıyor. Günümüzde ise ABD’li Siyaset Bilimci Graham Allison de bu kavramı ABD-Çin ilişkileri için kullanıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yükselen güç Çin ile gücünü korumaya çalışan ABD arasındaki rekabetin nereye varacağı günümüzde en çok merak edilenler arasında. Son 500 yılda benzer 16 durumu inceleyen Allison, bunların 12’sinin savaşla sonuçlandığını, dördünün savaşa dönüşmediğini aktarıyor. Dönüşmeyenlere örnek ABD’nin İngiltere’ye, SSCB’nin ABD’ye karşı yükselişi gösteriliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şi’nin bu önemli ziyarette Trump’a “Tukidides Tuzağı”nı hatırlatması ve “İlişkilerde yeni bir model önermesi” emperyalist devletlerin barış içerisinde bir arada yaşayabileceği tezinin tekrarından ibaret görünüyor. Ancak, her iki ülke arasındaki ilişkiler ve maddi koşullar, barış içinde bir arada yaşamanın imkansız olduğunu gösteriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ziyaret öncesinde bir değerlendirme yazısı yayımlayan Alman Handelsblatt gazetesi, son ziyaretten bu yana Trump’ın kendisine daha fazla güvenen Şi ile karşılaşacağını yazıyor. Zira aradan geçen dokuz yıllık sürede Çin’in ekonomik ve askeri gücü büyüyerek, ABD’ye birkaç adım daha yaklaştı. Gazetenin yazdığına göre “ABD hükümetindeki Çin uzmanları aylardır bu görüşmeden endişeli. Trump’ın bir avuç soya fasulyesi karşılığında Amerikan çıkarlarını Şi’ye satması ve basit manşetler uğruna kötü bir anlaşmaya razı olduğunu söylüyor.” (Handelsblatt, 13.05.2026)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Trump’ın “manşetlik açıklamalar” yapmayı sevdiği doğru. Ancak bu uğurda ABD’nin çıkarlarını bir yana bırakarak, hem de bir tüccar olarak, “kötü anlaşmaya” imza atma olasılığı zayıf. Trump, ticaretin ABD lehine dönmesi durumunda ilişkilerin sürmesinden yana. Heyette aralarında çok sayıda tekel yöneticisinin olması, küresel rekabete rağmen ABD’nin gözünün devasa Çin pazarında, ucuz emeğinde ve nadir elementlerinde olduğunu gösteriyor. Şi’nin, Trump’ın iştahını kabartan bir anlaşmayla 500 Boeing uçağı almak istediği, muhtemelen bu ziyaret sırasında imzaların atılabileceği de ileri sürülüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Denilebilir ki, Trump’ın ikinci başkanlık dönemi adeta yükseliş içinde olan Çin’i geriletme stratejisi üzerinden yürüyor. Bunların başında gümrük vergileri geliyor. Trump-Şi görüşmesinin arka fonunda asıl olarak emperyalist paylaşımdaki rekabet bulunuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yılın başında önce Venezuela, sonra İran’a yapılan müdahalelerin aslında Çin’in petrol vanalarını kapatmaya yönelik hamleler olarak okunması gerekiyor. Her ne kadar Çin son yıllarda güneş ve rüzgar enerjisi üretimine hız verse de fosil enerjiye bağımlılığı güçlü bir şekilde devam ediyor. Dahası, Trump’ın hamleleri sadece Pekin’in ihtiyaç duyduğu fosil enerji kaynaklarına çökme değil, daha önemlisi pazar alanlarını daraltmak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD’nin Çin’in yükselişini durdurmak için attığı ya da atmayı planladığı adımlar az çok biliniyor. Peki Çin bunlara karşı sessiz kalıp, kabul ediyor mu? Enerjide dışa bağımlılığı azaltmak için devlet eliyle sürekli güneş, rüzgar ve nükleer enerji alanlarına yatırımlar yapılırken, sahip olduğu nadir elementler avantajıyla elektrikli araç pazarında Çin’in payı sürekli büyüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çin, yeni pazarlara sahip olmak için gümrük vergilerini ise düşürüyor. Trump’ın Pekin ziyareti öncesinde Afrika kıtasındaki 54 ülkeden 53’üne sıfır gümrük vergisi dönemi başlattı. Afrika’nın en büyük 20 ülkesine iki yıl boyunca Çin pazarına gümrüksüz erişim yolu açıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tayvan ve Güney Çin Denizi başta olmak üzere, değişik alanlar üzerinde ABD ile Çin arasındaki rekabet ise bu ziyarette hangi mesajların verileceğinden bağımsız olarak sertleşecek. ABD’nin Asya’daki müttefikleriyle birlikte Çin’in mevcut egemenlik alanlarını daraltma tuzakları hiç eksik olmadı, bundan sonra da olmayacak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ekonomik gücünü artıran, pazar alanlarını genişleten Çin’in ABD’ye karşı günümüzde en zayıf yanı askeri güç ve silah üretimi. Öncesine kıyasla önemli hamleler yapılsa da, henüz ABD ile karşı karşıya gelebilecek güçte ve düzeyde değil. Bu nedenle, askeri olarak karşı karşıya gelmeyi, olanaklar el verdikçe erteleyerek zaman kazanmaya devam edecek. Bu nedenle Trump’ın sert çıkışlarına karşı yumuşak mesajlar vermeye devam edecek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Genel çerçevede bakıldığında ABD’nin emperyalist paylaşımda, tıpkı Sparta gibi lider kalmak için yoğun bir çaba gösterdiğini, Çin’in de Atina gibi yükseldiği görülebiliyor. Dokuz yıl öncesiyle kıyaslandığında, Çin’in güç topladığı, ABD’nin ise müttefikleriyle ilişkilerinin sarsılmasıyla güç kaybettiği söylenebilir.</p>



<p class="sabit-foto wp-block-paragraph">Her iki ülke arasında küresel düzeyde süren rekabetin kilit noktasının Tayvan olacağı söylenebilir. Çin’i, Tayvan üzerinden bölge ülkelerinin de dahil olduğu bölgesel bir savaşa çekerek güçten düşürme Washington’un planları arasında. Ancak, masa başındaki hesabın sahada tutmama olasılığı yüksek. Çin’in kazanacağı bir savaş, ABD’nin “dünya liderliği”nin sonu anlamına gelecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaynak : <a href="http://evrensel.net/yazi/99266/trump-in-cin-ziyareti-ve-tukidides-tuzagi" target="_blank" rel="noopener">https://www.evrensel.net/yazi/99266/trump-in-cin-ziyareti-ve-tukidides-tuzagi</a></p>
</div>
</div>



<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex"></div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/trumpin-cin-ziyareti-ve-tukidides-tuzagi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzmir’de Varto Rüzgarı: 17. Geleneksel Bahar Şenliği’nde Binler Buluştu</title>
		<link>https://vartoname.com/varto-haberler/izmirde-varto-ruzgari-17-geleneksel-bahar-senliginde-binler-bulustu/</link>
					<comments>https://vartoname.com/varto-haberler/izmirde-varto-ruzgari-17-geleneksel-bahar-senliginde-binler-bulustu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 18:26:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Varto Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8349</guid>

					<description><![CDATA[İzmir’de yaşayan Vartolu hemşerilerimiz, İzmir Varto-Der ev sahipliğinde düzenlenen 17. Vartolular Geleneksel Bahar Şenliği’nde bir araya geldiler. Yaklaşık]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="576" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ozgur-1024x576.jpg" alt="ozgur" class="wp-image-8354" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ozgur-1024x576.jpg 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ozgur-300x169.jpg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ozgur-768x432.jpg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ozgur-1536x864.jpg 1536w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ozgur.jpg 2040w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="8354" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">İzmir’de yaşayan Vartolu hemşerilerimiz, İzmir Varto-Der ev sahipliğinde düzenlenen 17. Vartolular Geleneksel Bahar Şenliği’nde bir araya geldiler. Yaklaşık 5000 kişinin katıldığı bu büyük buluşma, sabahın erken saatlerinden akşam saatlerine kadar süren halaylar, halk oyunları gösterileri ve konserlerle büyük bir coşku içinde tamamlandı. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Yoğun katılımın gözlendiği şenliğe VADEF Genel Başkanı Özgür Yetiş Aslan, önceki dönem genel başkanı Nurettin Gömek, İzmir Varto Derneği önceki dönem başkanı Musa Han, Didim Varto Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Şenay Ekinci ve yönetim kurulu, Çerkezköy Varto Kültür ve Dayanışma Derneği Başkan Yardımcısı ve VADEF Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Kırmızıgül, Ankara Varto Derneği Başkanı Ercan Bingöl, VADEF önceki dönem Genel Sekreteri Ercan Sağlam, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Arslan, Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız, Sofyan Köy Derneği başta olmak üzere Varto köy dernekleri, siyasi parti temsilcileri, belediye meclis üyeleri ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri katılım sağladı. Şenliğin açılış konuşmasını yapan İzmir Varto-Der Başkanı Av. Ayhan Baytekin ve söz alan VADEF Genel Başkanı Özgür Yetiş Aslan, Varto’da yapılması planlanan jeotermal tesis projelerine karşı sert tepkilerini dile getirdiler. Konuşmacılar, Varto’daki JES projelerine itiraz ederek doğanın, kültürel mirasın ve kutsal alanların korunması gerektiğini, bölgedeki doğa mücadelesinin kararlılıkla devam edeceğini belirttiler. Bu mücadelenin dedelerimizin alın teri, babalarımızın ayak izleri ve analarımızın duaları olduğunu vurgulayarak kutsalların işgal edilmesine asla izin vermeyeceklerini ifade ettiler. Konuşmalar sırasında sık sık “Her yer Varto, her yer direniş”, “Siz orada biz burada direnişe devam” ve “Varto’da direnişe selam” sloganları atıldı. Sanatçıların sahne almasıyla devam eden bu başarılı organizasyon için Varto Dernekler Federasyonu Genel Merkezi olarak İzmir Varto-Der başkan ve yönetimine, piknik komisyonuna ve tüm emektarlara teşekkür ederiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Resimler Varto Dernekler Federasyonu (VADEF)&nbsp;</p>
</div>
</div>



    <div 
    class="align wp-block-lbb-lightbox"        id="lbbLightBox-8"
        data-attributes='{&quot;lightboxType&quot;:&quot;gallery&quot;,&quot;items&quot;:[{&quot;id&quot;:8365,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/vartoder.jpg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/vartoder.jpg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:8364,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/vartomder.jpg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/vartomder.jpg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:8363,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/vartoluder.jpg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/vartoluder.jpg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:8362,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/gimdimlider.jpg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/gimdimlider.jpg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:8361,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/varto.jpg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/varto.jpg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:8350,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/vartolu.jpg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/vartolu.jpg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:8354,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/ozgur.jpg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/ozgur.jpg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:8357,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/gimgim.jpg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;varto-der&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/gimgim.jpg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true},{&quot;id&quot;:8360,&quot;content&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/vartolu-1.jpg&quot;,&quot;alt&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;altText&quot;:&quot;&quot;,&quot;artist&quot;:&quot;&quot;,&quot;type&quot;:&quot;image&quot;,&quot;thumbnail&quot;:&quot;https:\/\/vartoname.com\/wp-content\/uploads\/2026\/05\/vartolu-1.jpg&quot;,&quot;isAudioThumbnails&quot;:true}],&quot;columns&quot;:{&quot;desktop&quot;:4,&quot;tablet&quot;:2,&quot;mobile&quot;:1},&quot;columnGap&quot;:&quot;10px&quot;,&quot;rowGap&quot;:&quot;10px&quot;,&quot;imgBorder&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#0f0d15&quot;,&quot;style&quot;:&quot;solid&quot;,&quot;width&quot;:&quot;1px&quot;},&quot;align&quot;:&quot;&quot;,&quot;cId&quot;:&quot;&quot;,&quot;audio&quot;:{&quot;player&quot;:&quot;&quot;,&quot;typo&quot;:{&quot;fontSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:16,&quot;tablet&quot;:15,&quot;mobile&quot;:14},&quot;fontWeight&quot;:500,&quot;lineHeight&quot;:&quot;135%&quot;}},&quot;layout&quot;:&quot;default&quot;,&quot;content&quot;:{&quot;caption&quot;:false,&quot;overlyColor&quot;:false,&quot;lightboxCaption&quot;:true},&quot;button&quot;:{&quot;icon&quot;:{&quot;class&quot;:&quot;fab fa-wordpress&quot;},&quot;text&quot;:&quot;Image&quot;},&quot;galleryIcon&quot;:true,&quot;popupOptions&quot;:{&quot;mixAllData&quot;:false},&quot;popupIconLeft&quot;:{&quot;infobar&quot;:true},&quot;popupIconMiddle&quot;:{&quot;zoomIn&quot;:true,&quot;zoomOut&quot;:true,&quot;toggle1to1&quot;:false,&quot;rotateCCW&quot;:false,&quot;rotateCW&quot;:false,&quot;flipX&quot;:false,&quot;flipY&quot;:false,&quot;fullscreen&quot;:true},&quot;popupIconRight&quot;:{&quot;twitter&quot;:false,&quot;facebook&quot;:false,&quot;download&quot;:false,&quot;slideshow&quot;:true,&quot;thumbs&quot;:true,&quot;close&quot;:true},&quot;thumb&quot;:{&quot;type&quot;:&quot;classic&quot;,&quot;showOnStart&quot;:true,&quot;minCount&quot;:2},&quot;slideShow&quot;:{&quot;playOnStart&quot;:false,&quot;timeout&quot;:3000},&quot;options&quot;:{&quot;wheel&quot;:&quot;zoom&quot;,&quot;transition&quot;:&quot;fade&quot;},&quot;controls&quot;:{&quot;play-large&quot;:true,&quot;restart&quot;:false,&quot;rewind&quot;:true,&quot;play&quot;:true,&quot;fast-forward&quot;:true,&quot;progress&quot;:true,&quot;current-time&quot;:false,&quot;duration&quot;:false,&quot;mute&quot;:false,&quot;volume&quot;:true,&quot;pip&quot;:false,&quot;airplay&quot;:false,&quot;settings&quot;:false,&quot;download&quot;:false,&quot;fullscreen&quot;:true,&quot;skipTime&quot;:5,&quot;isHeart&quot;:true,&quot;isPlaybackSpeed&quot;:true},&quot;playerColor&quot;:&quot;#03a5ed&quot;,&quot;overlyColor&quot;:&quot;#00000061&quot;,&quot;img&quot;:{&quot;animation&quot;:&quot;zoomIn&quot;,&quot;borderRadius&quot;:5,&quot;isHoverAnimation&quot;:true},&quot;image&quot;:{&quot;ratio&quot;:&quot;4:3&quot;},&quot;caption&quot;:{&quot;position&quot;:&quot;overlyCenter&quot;},&quot;captionTypo&quot;:{&quot;fontSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:16,&quot;tablet&quot;:15,&quot;mobile&quot;:14},&quot;fontWeight&quot;:500,&quot;lineHeight&quot;:&quot;135%&quot;},&quot;captionColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#fff&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;#00000000&quot;},&quot;btnTypo&quot;:{&quot;fontSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:18,&quot;tablet&quot;:15,&quot;mobile&quot;:14},&quot;fontWeight&quot;:500,&quot;lineHeight&quot;:&quot;100%&quot;},&quot;btnWidth&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnHeight&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnAlign&quot;:&quot;left&quot;,&quot;btnType&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnStyle&quot;:&quot;&quot;,&quot;btnColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#4527a4&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;#fff&quot;},&quot;btnHovColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#333&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;#fff&quot;},&quot;btnPadding&quot;:{&quot;top&quot;:&quot;8px&quot;,&quot;right&quot;:&quot;15px&quot;,&quot;bottom&quot;:&quot;8px&quot;,&quot;left&quot;:&quot;15px&quot;},&quot;btnBorder&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#4527a4&quot;,&quot;style&quot;:&quot;solid&quot;,&quot;width&quot;:&quot;1px&quot;},&quot;btnRadius&quot;:{&quot;top&quot;:&quot;3px&quot;,&quot;right&quot;:&quot;3px&quot;,&quot;bottom&quot;:&quot;3px&quot;,&quot;left&quot;:&quot;3px&quot;},&quot;btnSpaceBetween&quot;:&quot;10px&quot;,&quot;styles&quot;:&quot;&quot;,&quot;sliderHeight&quot;:{&quot;desktop&quot;:&quot;550px&quot;,&quot;tablet&quot;:&quot;500px&quot;,&quot;mobile&quot;:&quot;400px&quot;},&quot;slider&quot;:{&quot;thumbs&quot;:&quot;classic&quot;,&quot;arrowColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#000&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;transparent&quot;}},&quot;popupTheme&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#000&quot;,&quot;size&quot;:{&quot;desktop&quot;:50,&quot;tablet&quot;:70,&quot;mobile&quot;:90},&quot;closeIconColors&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#fff&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;transparent&quot;},&quot;closeIconHColor&quot;:{&quot;color&quot;:&quot;#FF0000&quot;,&quot;bg&quot;:&quot;transparent&quot;},&quot;closeIconSize&quot;:{&quot;desktop&quot;:30,&quot;tablet&quot;:28,&quot;mobile&quot;:25}}}' data-content-indexs="[]"></div>

        
             
         ]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/varto-haberler/izmirde-varto-ruzgari-17-geleneksel-bahar-senliginde-binler-bulustu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öyle hazırlıksız ki, besbelli toprağa ayak hiç basmamış</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/oyle-hazirliksiz-ki-besbelli-topraga-ayak-hic-basmamis/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/oyle-hazirliksiz-ki-besbelli-topraga-ayak-hic-basmamis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 15:55:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8342</guid>

					<description><![CDATA[Hayatımızın hareketi her zamanki normal akışında akmaya devam etmez. En sevdiğimiz deneme kitabının sayfaları arasına bu sıcakta karışmak]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="683" height="1024" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/varto-aliseker-683x1024.png" alt="varto aliseker" class="wp-image-8345" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/varto-aliseker-683x1024.png 683w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/varto-aliseker-200x300.png 200w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/varto-aliseker-768x1152.png 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/varto-aliseker.png 1024w" sizes="auto, (max-width: 683px) 100vw, 683px" data-mwl-img-id="8345" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph">Hayatımızın hareketi her zamanki normal akışında akmaya devam etmez. En sevdiğimiz deneme kitabının sayfaları arasına bu sıcakta karışmak &#8211; okumak, benim için güzel olan bir alışkanlığı yarına ertelemekti. Bir yerden sonra başlamak, yerinde oturup hiçbir şey yapmamaktan çok daha iyidir. Tabii ki, yaşam içerisinde eksik yanlarımız hep olacaktır. İnsan aklı, İnsanoğlunun bencilliği, açgözlülüğü ne kadar istese de, bütün olan bir şeyleri, elde etmek, yakalamak hiç bir zaman gerçekleşmez. Her şey benim olsun mantığı, kendi egosuna yenik düşmekle yetinir o kadar. Doğru olanda, yaşamın kendi diyalektiği içerisinde olması gerekende budur. Doğa ve gerçeklik, hiçbir şeyi bir bütün halinde, hiçbir canlı varlığa ya da bir toplum yönetimine, bedel ödemeden, &#8221; ölmesini bilen özgürlüğü tadar &#8221; emeksiz sunmaz. Eğer bunun aksi olsaydı yaşamın hiç bir anlamı olmazdı. Bu da bizi hayata bağlayan, temel etmenlerden başından gelen bir matematiktir…”&nbsp;&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşamak için kapı eşiğinden dışarı adım atmak ve sokağa karışmak gerekiyor. İsteyerek bilerek bir konu hakkında, dayanışmak, ortak payda da buluşmak, kolektif bir çalışmayla bir araya gelmek de başarmanın yarısıdır. Hiçbir şey emek &#8211; çaba sarf etmeden, işte ben buradayım benim meyve ağacımdan bir dal koparıp alabilirsiniz, demeyeceğine göre, bir zahmet kendi başımıza kolları sıvamak gerek. İhtiyacımız olan insani bir şey, öyle kolay kolay gelip ellerimizin arasında, bir nesneye, bir kâğıt parçasına veya bir düşünceye hemen dönüşmez. Ama her bilgiyi, her ağırlığı kaldırmak, her insanın taşıyabileceği bir şey değil. İşte tüm yetkiyi elinde toplayan tek adam otokratik sistemin kaldıramadığı bir ağırlığın altında ezilmesi gibi bu da unutulmamalı. Dokunmatik nesnelere dokunan çocukların madeni iniltisi, yıkıntılar arasında öyle tek düze öyle hazırlıksız ki, besbelli toprağa ayak hiç basmamış. Herkesin kendi rengini bulmaya çalıştığı bir dünyada, yaşam ve zaman herkes için farklı akıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2023 &#8216; ün Temmuz ve ağustos aylarında, sıcaktan iyice bunalmış olsan da, yaşamın güneşte hareketsiz kaldığı bir mevsimdi. Sanki suç en gelişkin silah olan güneşteymiş gibi hayatına yeni suç seçenekleri giriyor. Bilirsin; Hayatın hızını ifade eden sıcaklık, öylesine sebepsiz gelişi güzel hayatımıza girmedi ki&#8230; İçimde günlerdir dokunamadığım birçok gerçeğim vardı herkes gibi. Mesela okumaktan uzak kaldığım bir alışkanlığımda, bu senenin sıcaklarına karışmak istercesine zihnimi oyalayıp duruyor orta yerde. Eğer insanın yüreğinde taşıyamadığı bir yarası varsa ki, onu bilimsel anlamda tedavi etmesi gerekiyor. İki kere iki dört eder gibi somut bir gerçeklik önümüzde duruyor. Her insanın içinde tamamlayamadığı birbirinden ayrılmaz bir heykeltıraşın yontusuna ses veren madde ve ruh hali, her haliyle devam eden bir yapım süreci diyalektiği vardı. Havalar sıcak olsa da, sabah sabah güneşte yıkanmış çocuk yüzlerine, şimdilik kendimi bırakabilirim. Çünkü çelişkileriyle birlikte bizi yepyeni bir gün bekliyor. Ve daima şu anın hareketiyle eksik yanlarımızı tamamlamaya çalışırız. Bitmek bilmez tüm farklılıklarımıza karşın, her onurlu insanın bir gayesi vardı o da inadına yaşama tutunmaktı. Bunun dışında kalanlarsa, &#8221; senin olan bir çulun senindir, benim olan çok katlı servetim benimdir, &#8221; anlayışında bal tutan parmaklarını yalayıp duruyor milyonlarca bedenden, kibir &#8211; üstenci bir dil aşağı sarkıyor. Sizin değerler dediğiniz şey sadece çoğunluğun inancı içinde benim inancımı eritmekse, ben buna itiraz ediyorum. Ve ben yalnız başıma bir taşın varlığına değer veriyorum ve de inanıyor…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeryüzü ve gökyüzü arasında canlı &#8211; cansız tüm varlıklara yetebilen her şeyi, bugünden ne olacağını bilemediğimiz geleceğe bırakmak ne güzel bir matematik. Her insan kendini tüketirken bunu düşünmekle yükümlü olsa, dünya daha da yaşanabilir bir yer olurdu. Her şeyi tüketmek ne kadar kolay ve zahmetsiz. Ama olması gereken zorluklara karşı çıkmak, bu çok insani farklı bir boyut. Yaşamda her ne kadar aşılamaz sınırlar, ayrımcılık, keskin yasalarla önümüzde duvar olsa da, yazın &#8211; düşün sanatında tüm bu sınırları ve ayrımcılığı yazarın beniyle kitap sayfaları arasında aşabiliriz. Sıcaklar, küresel iklim değişikliği beni bu alışkanlığımdan git git uzaklaştırıyor. Uzaktan sadece kitap kapaklarına bakıp günü geçiştiriyorum. Bir yazarın metafizik yönüyle kitap sayfaları arasına isteyerek karışmak, çok istesem de bu sıcaklarda bu isteğime şu an set çekiyorum&#8230; Şimdilik beni mutlu eden bir şeyler bekleyebilir. Elektrik lambasının ışığını dinlendirip, karanlık ev ortamında zihnimi oyalayan bir filmi seyretmek fikri orta yerde duruyordu. Ama bir kitap okusaydım, yazarın herhangi bir konu hakkındaki tamlamasına kafayı takıp, bütün gün o tamlamayla cebelleşip bir günü tamamlamaya çalışırdım. Sonbaharda yaprak döken bir ağacın, her gün bedeninden bir şeyler eksilirken, kendini yenilemeye bırakması, iyi ve kötünün çok ötesinde artı ve eksinin mevsimsel bir gereğiydi. Mevsimsel bir gereğiydi. İşte kitap okumak da benim için bir dinginlik, zihni diri tutan tarifsiz bir mutluluktu. Ve şunu çok iyi biliyorum ki, nereye gitsem içimdeki kitap okuma boşlukları da benimle birlikte gelmekte. En azından kitap okurken hiç kimse beni kandırmıyor adeta dinleniyorum. Ve nihayet anlıyorum içimde taşıdığım okumalar, kelimeler gelip geçici bir heyecan değildi, benim için…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güneş yana yana dizilmiş tek katlı evleri, toprak rengi kokan yolları aydınlatıyordu. Küçük çocuklar bakışlarında, buğday tanelerini zar kanatlı kollarıyla, gün ışığına taşıyan karıncaları görüyordu&#8230; Gökyüzü penceresi sonuna kadar açıktı; açık alanda başaklar filizlenmiş, bir buğday tarlası başaklardan taçlar taşıyordu güneşe. Nesli tükenen, dinozorlara inat! Karıncalar bir daha ölmeyecekmiş gibi beşinci boyut boşluktan toprağa doğru ölümsüzlüğe yürüyorlar. Ve bireysel gücün tiranlığına bulaşmadan, yeryüzünde küçük zar kanatlılar olarak kalması ne mükemmellik&#8230; Ve somut olarak gördüğümüz bir şey, tek mavi renk, tek çatısı olan bir dünya&#8230; Barutun kokmadığı yerlerde, gökyüzü, güvercinler sürüsü geçmiş gibi, buğusu üzerinde insan sevgisi, kendini yeniden yaratıyor. Bazı coğrafya ve kimliklere karşı ise kalpsizdi, yıkıntılar arasında yalnız kendi acısına kraldı. Her halükarda güneşte yıkanmış kanatlar ve püsküller özgürlük kokuyordu tek mavinin içinde. Anlaşılan o ki, tüm dünyada arzulamadığımız tek şey barıştı…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali Şeker&nbsp;</p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/oyle-hazirliksiz-ki-besbelli-topraga-ayak-hic-basmamis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TARIXÊ ZAZAA DE ŞİİRE</title>
		<link>https://vartoname.com/kirmancki-zazaki/tarixe-zazaa-de-siire/</link>
					<comments>https://vartoname.com/kirmancki-zazaki/tarixe-zazaa-de-siire/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 May 2026 19:29:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kirmanckî-Zazakî]]></category>
		<category><![CDATA[Niviskar Kemal Akay Xamırpêt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8263</guid>

					<description><![CDATA[1. QESÊ VERİ Şair Kemal AKAY Xamırpêt* Şiire, eke çelê zımıstani de, pukeleka Xızıri de dest &#8211; paê]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-full sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="571" height="679" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/Screenshot-2026-05-10-21.08.00.png" alt="Screenshot 2026 05 10 21.08.00" class="wp-image-8264" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/Screenshot-2026-05-10-21.08.00.png 571w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/Screenshot-2026-05-10-21.08.00-252x300.png 252w" sizes="auto, (max-width: 571px) 100vw, 571px" data-mwl-img-id="8264" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>1. QESÊ VERİ</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şair Kemal AKAY Xamırpêt*</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Şiire, eke çelê zımıstani de, pukeleka Xızıri de dest &#8211; paê to cemediyê, bêçıkê nınganê to cemed gureto, xo şanena soba, koliya ver kena germın. Ma, eke zeria to bıcemediyo? Şiire ki çiyê de nianêna. Şiire goranê her kesi çiyê vana, her beni isani ra şiire çiyê vejena, isani xo rê çiyê vejenê, nêvejenê; ê zanenê. Şiire gorê mı, isan çiyo ke xo tede vêneno, can u ro tede vêneno. Zê ju lawıka ke vajina, vano, ez awa. Şiire a be xuya. Şiir u şiwaranê Dêrsımi de, weşiya xo biyaene çinêbiyaene sero dewam kerda. Edebiyatê xo vatene de u goş be goşa ra arda hatani roja ewroy. Qalê Sılêmanê Qıci ken. Şairê ma Sılêmano Qıc şair u hostaê nê kario. Ez no tebliğê xo de, Tarıxê mao ke sed serra niamo nüstene, huner u şiiranê şairê mao ke raa ma kena roşti, ina şıma rê ana re zon.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2.TARİXÊ ZAZAA DE ŞİİRE</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarıx ebe serra, ebe sed serra, ebe hazar serra isan şikino sero vındero. Arêkerdoğêni bıkero. Tarıxê isantêni çı hêf ke şer, ceng, goni koletêni, dışmentêni, koçberêni, surgın, xaintêni u ebe zulım u zordarêni amo vıraştene. Tarıxê isantêni phonc qırna de, phonc sistema de anê re zon tenê Tarıxwani u tenê ilmdari. Qomo komunal, koletêni, feodal, kapitalist u ebe qomê soayalistêni tarif kenê. Nê ilmdara, isana ebe hazar serra qoma weşiya xo se viyarna ra, kemera sero, mığara u cao ke weşiya xo dewam kerda, ebe kamci çiya pê kar u gure kerdo, arêkerdoği vanê; no ê fılan waxtio, isana ebe nê aleti şiyo neçir.Ebe nê alêti pê kar kerdo. Kemer u zınara sero resm u şıklê ke vıraştê u.ç.b. Hama eke nüste vejiya, endê verê coy isana ebe çınay se weşiya xo viyarna ra, dina ra ma rê çı mendo? Kamci alet, kamci qılafet nê, saiya nüsti de, endê qomi isani çı fıkrinê, çı wazenê, saiya nüsti de / nüsnaiş de ma nina ki zaneme / museme. Endê qoma ki kulturanê dina ki rüyê hardi de çı esto, çı çino, isani nina ki musay. Se ke imparatoriya dewleta Osmaniya şeşse u hirıs serre hukmê xo se dewam kerdo. Ma uja de nia dame u zaneme ke, zor u zulmo ke, qoma sero kerdo, Zazaa, Kurda, Elewiya, Hermeniya u qomanê bina sero. Mêraso ke cumurêtê Tırka Tarıx ra gureto, o zulm, neheqêni talan surgın u kindarêni hatani roja ewroy dewam kena. Hirıs serra peyêne de qom u kulturê zerê sindoranê Tırkiya de, nina seba kamiya/kimlik u kulturê xo biarê zon, owo ke niamê sarê nê qom u mıleti, nêmend. Çewres hazar isan ame kiştene, zon ame menkerdene, namê isana, namê dewa, koa, namê deyşta u namê isana menkerdi . Hirêhazar dewi terefê dewlete ra amay vêşnaene, hirê milyon isan ebe zor surgın kerd. Ma zaneme ke qomê Zazaa ki nina pêrine ra nesibê xo guret. Ez ebe hirêsê ya ki çarsê sere, imkananê ewroy de Tarıxê Zazaa sero nêşkin arêkerdoğêni bıkeri. Çıqa ke van, Tarıxê Zazaa, Ez Tarıxwan niya. „Tarıxwan, çiyê ke biyê, raştiya dina sero vındeno; şair; gere se bıbo, mecburiyeta weşiye nina nüsneno“ fıkrê xo vajo. Ez nê tebliğê xo de sed serre sero vınden. Şahadê ma Şair Sılêmano Qıco, serrê xo newa u newê.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>ŞİİRE ÇIKA</strong></li>
</ol>



<p class="wp-block-paragraph">Şiira Zazaa nüsnayış, Tarıx de zaf khan niya. Eke esta ki, ma hona nêzaneme. Çımke arşiv u wedardene u dezgê xoyê khani çinê. Weşiya xo vatene de dewam kerda ebe qese, itha qesê biyo, o qese feka ra biyo vıla. Goş be goşa ra biya vıla. Caê de bin de amo vatene, sero amo qesêkerdene, a qesa u a muculaiye uja nêmenda, feka ra biya vıla, wertê mıletê ma de caê xo gureto. Çı hêf ke niamo nüsnaene, kıtab, pêseroke (dergi, mecmua) de neşr nêbiyo. Goş be goşa ra biyo vıla. Pira, raybera, isanê ke qese u sêncê xo qomê xo sero esto. Ebe o şıkl dewam kerdo. Tarıxo nüste ma dest de çino. Ma şikime sed serra peyêne sero vınderime. Zazaa çınay sero şiire nüsna. Şiira Zazaa çınay ra tesir gureto, şairê xo kamê, ebe kamci zon nüsno. Kami sero nüsno, Nêmo zafêri çınay sero şiirê xo nüsnê? Tesirê kamci şairi Zazaa sero, şiira Zazaa sero ca gureto? Şiire se ke biya, ama naskerdene, dinya ra biya vıla, her qomi gorê xo name no pıra. Hatani roja ewroy, şair ra hunerbenda, ilm u zanıtene her kesi ju name no pıra. Zazaa de, zon, zagon, Tarıx, weşiye, huner u hunerbend. Şair u hozan kamo? Ez wazen Tarıx de filozof u Tarıxwana, şiire se tarıf kerda. Şiire se ke her kes zaneno henêna ya ki dügel u qomanê bina se veta werte. Tenê ina qal keme, hona bêrime şiira ma ser.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dınya de en zêde Aristotoles (384 – 322) şiir u şaira sero vındeto, sare dajno. Xêlê çiy vatê, nê filozofê Yunana „<em>Şair huner u hunerbend, muzik her çi teğlit ra kuno kar, teğlitê jubini kenê.</em><strong><em>“ </em></strong>Hatani roja ewroy ki, no fıkır hona sero êno mışewre kerdene u qesêkerdene. Aritotoles nê çiya defêna keno hira u vano ke: „<em>Epos (destan) tragedya (trajik), komediya (komedi) Flut u gitare (muzik); nê huneri nêmo zafêri teğlidê. Feqet nê hirê çi jubini ra hirê tenê raya de benê ciya. Nina ebe çiyo ke pê teğlit kerdo, ebe çınay teğliti vıraştê, ebe senê şıkıl teğlit kerdo.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Nêtê mı çino, şıma rê felsefê Yunana sero filozofanê Yunana sero qal keri. Labelê gorê mı şair u şiire emeg u kulturê ê waxtio. Gorê mı, ma ewro şiir u şair de nia dame, kıtabanê dina waneme, tiyatro wendiş u huneranê dina de nia dame, o waxt Aristotolesi zaf çiyê de xırab u şaş nêvato. Çımke Aritotolesi verê hazar u şeşsê u vist u heyşt seri ravê no fıkrê xo ardo re zon. Ewro ki zaf zaf çiy nêvuriyê. O waxt Aristotolesi şairi kerdê dı nıvşi; <em>„Ju: Tenê (taê) şaira şa padişa u saltanatê dina sero, ê goynê ebe çımanê dina nüsno. Dıde: Tenê şaira ki, isananê feqira, belangaza u desttenga sero şiirê xo nüsnê. Tenê şaira ki, şiira xo hatani nıka se biyo, nae ra tepiya se beno, her çi heni nê? ‚Gere nia bo, zê mı bo‘ vano. Ya ki şairê ke qom de biyê meşur, ênê naskerdene, mılet cı ra hes keno, teğlidê dina keno</em>.“<sup><a id="post-8263-footnote-ref-4" href="#post-8263-footnote-4">[</a></sup>Şair u hunerbendi nia tarif kerdê verê hazar u şeşsê sere. Helbet no ju sistemo, ju kulturo, ju weşiya, ju qurdişano. No sistemo nianên ki gırêdaê weşiyo, qomio, dewleto. Ê mektebio, domantêni, piltênio, itıqat din u şexsiyetio. Nê çiyê ferzi ke amay têlewe, benê kamiye, benê şexs, zat, exlaq-moral. Cao hop-hazır de exlaq-moral nêbeno. Şair u huneri ki niaro, o ki zerê ê qomi dero. Şair u şiire eke nê çiyê ke ma cor kerdi derg, ya nina qebul keno inam beno, ya ki, heni nê gere no çi, na raye, no sistem bıvuriyo. Goranê dae emeg u kar keno. Ebe şiire, ebe huner, ebe roştberêni ebe muzik u.ç.b.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3.1 Edebiyat de çand qeydê şiire esta</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ma cor tenê qalê şiire kerd. Şiire çıka, kami nüsna, kami sero, çınay sero nüsna. Çı waxt nüsna. Şiire se êna nüstiş, kam wayirê na şiire veciyo, kamirê biya mal. Qom de caê xo çıqa esto? Faydê xo qom rê çıko? Tesirê xo kam sero biyo? Qomê Zazaa de çı waxt kami şiire nüsna?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şiire her qom, her dewlete, her dügel de, hukm u caê xo ju niyo. Qom, sistemo ke tede weşiya xo rameno, edet u zagonê xo senêno, şiire ki gore nê edet u zoni şiya. Hona ke isana rüyê hardi de, imparatori, dewleti, qomi jubini nas nêkerdi bi, şiire zerê ê sindora de hepıs bi bi, mend bi. Eke imparatori, dewleti rıjiyai, sindorê werte dügela vuriyay, o waxt şiire teyna nê zon, zagon, edet u torey ki jubini sero hukmê xo vejiyay u bi vıla. İsani dewleti, qomi jubini ra zaf çiya musay. Weşiya xo heni ramıte. Karê huneri ki nia bi. Muzik, din, siyaset, moral u exlaq goranê kami raşt bi. Kam qerar bıdo cı? Kamci rındo, kamci xırabıno, zordar, zulmkar, wayirê saltanati kamo? No qey niaro, goranê hondae edeta kamci rayşto? İsana endê zaf çiya ra xebera xo biyê, şanıtêne têver u sero mucılaiye kerdêne. Ebe no qeyde her çi her cara bi vıla. Huner hunerbendêni, şair şiire u teknik, her çi endê rew biyêne vıla. Qomi bınê tesirê jubini de mendêne her hetê ra. Gere endê şiire ki ju name, qalıb, nıvş, sistem bıguretêne. Şiire hatani nıka ebe senê qalıba ra nas bena. Nê qalıbê kılasiki sindorê xo hatani kotirê?</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>
<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Pême u qalıbê şiire kamciyê, dügela de senêna? </strong></li>
</ol>
</li>



<li><strong>Epik</strong>, şiira epike; zonê Yunana de êna manê ‚destan’e‚‘epos‘ ra êna, hona ke nüste nüsnaiş çinêbiyo, o waxt ama vatene. Rolê de gırs wertê dügela u ejnebiya de gureto. No qalıb u şıklê qehremanêni egitêni, şer ceng u welat heskerdoğêni cêna zerê xo.</li>



<li><strong>Lirik</strong>, şiira lirike; şair fıkr u ğeyalanê zerê xo, ebe zonê de kêf u heyecan ano re zon, dina ra vajina. “Liyr” enstrumentê muzikio, Yunana verênde waxto ke şiire wende ya ki vajiyê, ebe nê enstrumenti cınıtêne (dênê pıro), coka no qalıb ebe namê nê enstrumanti êno zanıtene.</li>



<li><strong>Dramatik</strong>, şiira dramatike; weşiya isana de çı vêrdo ra, heskerdene, waştene, ters, xofê xo çıko, ebe raştiye sero vındena, payjo ana ra zon. Zulm u weşiye de çı vêrdo ra, ina zê şanıke, şair ano re zon. Tenê fıkri vanê, şiira dramatike şiira epike ra pêda biya, zerê dae ra veciya.</li>



<li><strong>Didaktik</strong>, şiira didaktike; huner, felsefe, exlaq u nê çiya musnenê qomê xo. Hozan u şairê ke na şiire nüsna, (Tarıx de) qomê xo de zanıtene, tecrube u zê mordemê ke roşti kenê vıla, zane u roştber say biyêne.</li>



<li><strong>Pastoral</strong>, şiira pastorale; rüyê hardi de rındekbuna tabiati, reng u rengê çoli &#8211; deyşta, koa, çhema, ebe zonê de şirin u weş êna nüsnaene, heskerdene tabiati kena zerê isana.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3.3 Şairê Zazaa gıraniye ebe kamci qalıb, kamci pême nüsnê?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Şairê Zazaa u şiirê Zaza welat de, caê de hira u mıqerem cênê. Zafêri hetê Dêrsımi de Şairanê ma wertê qomê ma de nam do. Eke ma qalê Dêrsımi keme, sindor u cao ke mıletê ma verênde tede weşiya xo ramıta u uja de hukm kerdo, uja êno isani viri. „Hetê de xo şaneno Erzurım, hetê de xo şaneno Sêvaz, hetê de Gumışxane u Erzıngan, heto bin de xo resneno, Gerger u Semsur“. Eke qalê lawıkanê Dêrsımi bıkeme nê sindori cême vera çımanê xo. Hatani cumurêtê Tırka awan nêbi bi, zerê nê sindori de hukmê mıletê ma bi. Helbet nê tebliği de nêşkin çıqa şiira Zazaa esta, sero vınderi. Şair u hozanê namdari u êyê ke namê xo qomê ma de caê xo gureto, dina ra jukeki sero vınden: No Şair u hozanê mao namdar, Sılêmano Qızo (Sılo Qız). Serrê xo 99ê. Mı dest de Tarıxê Zazaanê sed serre nüsnaiş çino. Hama Sılêmano Qız kuno sed serre. Şahadê ê waxtio. Ma verênde goş bıdime şairê ma.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3.4. Şairê Welati Sılêmano Qıc</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Sar vano, Sılo Qızo<br>Halbuke, aqıl ra dengızo<br>Taê vanê, Mılızo<br>Thamare ra xaso, Khurêsızo<br>Zerrno İngilizo”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Ez Mılo de amo dina. 1913 de, feqet nufıs de ‚Süleyman Doğan (1937)‘. Ğelet nüsno. Ez 1937 de defa dıdine zeweciyo. Ez o waxt des u phonc serre biyo. Wayirê domonu biyo… Waxto ke piyê mı merd, ez des u hirê serre biya… Namê piyê mı ki Sılêman biyo, Sıleman lacê Heseni biyo. Namê maa mı Saxanıma, çêna Uşênê İbraimia, İbrahim lacê Uşênê Ana İsme biyo. Cısnê Khurêsunê, wayirê kıremete biye.. İno tüyê xerrepiyai bile kerdê wes. Tü çıkê, yanê&#8230; Mordemo ke khul tey veciyo, mordemo ke alancuğe veciya, têde kerdê wes. Kemane ver dero, khalıkê mı cınıto, piyê mı cınıtêne, ez ki inu ra mıso. Dêka dêka ma pina, usar ke ame, asma Marte 21ine de ke dar u ber sızdê hardi bi, sona, çita ho erzena dare ser, cı ra mırod wazena, vana: Mırodê mı uwo ke, az u uzê mı sair bo. Mırodê ho yeno hurendi, piyê mı, apê mı i têde benê sair. Piyê mı, lazê apê mı şiwari vatêne, dina vêsnêne. Ez hona domon biyo, piyê mı ez berdune veyvu ro fetelnêne. Hona phonc-ses serri de biyo, mı dest fit cı, gıran gıran cınıt. Piyê mı rew merd, ez hona des serri de nêbiyo, ez berdu veyvu, mı veyvu de cınıt. A taw dawule-mawule çinê biye, veyvê ma eve kemane cınıtêne, ebe lawıku vatêne, citi viyarnêne ra. Ez berdêne veyvu, mıleti zof hewes kerdêne, gos nêne ra mı ser, mı ki cınıtêne, vatêne. Têw.. verva mıleti şiyêne.. Çıko, to heni vana&#8230; Vengê mıno verên biyêne, sıma bıdiyêne, kokımine xıravıniya piyê mı. Mı ke “Guliye” vatêne, mılet veciyêne hermunê zubini ser. Mı neqesnêne, vatêne, têwww…</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Şairê ma Sılêmano Qıc tertelê Dêrsımi 38 de ez des u phonc serre biya. Her çi zê ana sate êno mı viri. Dewlete u eskera zulmo ke ard ma ser de, kesi niard ma ser de. Aşiri verday pê, wertê isananê ma de, xaintêni vete. Aşiri gureti lewê xo perê dina ra kerdi vıla. Aşiri kerdi dışmenê jubini. Qeweta mıletetê ma kerde lete-lete. Pê mıletê ma xapıt. Nia dê, şairê ma ê roja se ano xo viri;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Hew. Ma çae nêro mı viri.. Mılet qırr kerd. 38 ame, ordi ame.. Mı hermeta huya rametiye a taw remnê. Mı leçegi eşti sare ke pırd ro bıvışni bover, esker zofo, nia vêreno têver ra. A feqira mı ki nia tersu ra tıkena, endi sewe biya lete. Jü eskeri mı ra pers kerd, va ke: ‘Na kama, to nae itha ro bena koti?’ Sukri onbaşi bi, ey ez nas kerdêne. Mı i eskeri ra va: ‘To so, veng de Sukri onbaşi, bêro!’ O cenderme şi, Sukri onbaşi veciya, ame. Cığara pişte têra, dê ve mı, mı horê sımıte. Ez şiyo lewê Qoçoğli , Qoçoğli ifadê mı guret. Uza jüyo de Zaza bi, Qoçoğli veng da i Zazay, Zaza ame. O Zaza Palo ra bi, namê ho Mursa bi, eskeri ho de ardi bi. Tenzbaneci (tercuman) bi, ma zon nêzanêne, i Mursay ma rê tenzbanecêni kerdêne. Qoçoğli ma ra pers kerd, ma ra ifade guret, bado Qoçoğli Mursaê Zazay ra vat: ‘Na hermete bere, çê sıma de hewn fiye, sodır ra sıpêde ra hata bonanê çê Ali Babay tey so, raviyarne, horê şêrê.” Ma a sewe çê Mursay de mendime. Bi sodır, Mursay ine ma viyarnayme ra, ma şiyme çê. Rocê eskero ez fişto ra ho ver, berdo Mamekiye. Dewıcunê ma qumandari ra vato ke, ‘Dewa Mılo dewrê verêni de yê ma Mılu biye, Alu zor kerdo, ma ra gureta. Nıka ki dewrê hokmatio, ma dewa ho peyser wazeme.’ Alu ra ki jüyê ma rê gerre kerdo ke, ni mordemeki eskeri qırr kenê. Ez berdo qereqol, eskeru kerd ke mı bıkısê. Ovacığe ra Sukri Çawus bi, jüyo de zımêlexişto beznebari.. To hewesê cı mendêne. Ey ez nas kerdo, nêverda. Cendermu ez berdo, gırê do dare ra ke mı bıkısê, o Sukri ame, vat: ‘Ney raverdê, Qocoğli kamo, Qocoğli se ni mordemi dano kıstene, no mordemê mıno! No sairo, kemane cıneno.’ Roca Haqi mı kemane guretêne cınıtêne, inu ki reqeşi kerdêne, çêfê ho dêne ardene, endi tersunê qumandani ra keşi mı ra thowa nêvatêne. Ez berdêne Ejiz Avdel, berdêne Jêle, ca ve ca, elaiye ve elaiye fetelnêne. Mı Tırki, Kırmancki (Zazaki) lawıki vatêne, kerdêne tıra, kemane cınıtêne, eskeri kotêne reqes.. En jêde inanê ke Kırdaski zanıtêne, na hetê Meletiye ra, zu ki Zazaunê Paloy mı ra has kerdêne, mı sero merdêne.” </em>Şairê ma Sılêmano Qıc saiya kemani de weşiya xo xelesna ra. <em>“Ez saa kemani ra xeleşiyo ra, eke heni nêbiyêne, eskeru ez kıstêne. Rocê cendermê mı rê heqaret kerd, vat ‘non to ra, to geber ken’, ez urzno ra ke mı ro do. Yüzbaşi ame, perrna ser, vat ‘no mordemê elay qumandariyo, nıka ke pêheşiyo, n… moa to!’ Yaaa! A non u sola pi u khalıkê sıma bo.. Ez saiya kemani ra xeleşiyo ra.. Heni nêbiyêne, ez ki</em> <em>kıstêne..</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Weşiya Sılêmanê Qıci mı tenê derg gurete, taêna nas bone. Wertê qomê Zazaa de, Sılo Qız, Sılo Qıc êno vatene. Ma ebe name dê vajime, Sılêmano Qıc. Ma qalê huner u hozanênia dê bıkeme.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sılêmanê Qıci şiirê xo, lawıkê xo, şiwarê xo zafê. Reportajê xo de vano “hirêsey lawıki sarê mı derê.’ Helbet pêro niamê nüsnaene. Waxtê Tertelê Dêrsımi de des u phonc serre biyo. No tertele ra tepia şiwarê xo zafêri, şer (qewğa) kiştene, vêşnaena, qetlkerdena Dêrsımıja sero vatê. Hemı ki ebe kemanê xo cınıtê.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ju Şiware; Welatheskerdoğêni sero, şiira İmam Heseni:</p>



<p class="wp-block-paragraph">İMAM HESEN </p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Ax Setero, Setero </em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>İmam Hesenê mı cade yeno ko ra</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Mae qedaê lazê jê to bıjêro, bıko</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Goni ken be semtêni u sefkanênia to ra</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Qomo, hala reyê bêrê,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Şine ke des u dı mordemu lajê mı merredno ra</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Kardi na ro vıle, sare bırrno tiji vera</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Dest u bojiyê İmam Hesenê mı cıra kerdê</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Ebe weşêni kerdê be cendegi vera</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Wel u kemerê dinalıği do arê</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Kerdo cendegê şêrê mı sera</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Meytê lazê mı letê bınê wele dero</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Letê verdo tijia amnoni ver, wiiy.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Şairi itha de zaf kuno re xo ver. Mordemê zê İmam Heseni ebe bêbextêni, eskeri vera çımanê isana ebe zor berê bıdê kiştene, qe mecela xo çina. ‚Şıma nê zulmi se qebul kenê?‘, veng keno re qomê xo („<em>Qomo, qomo; hala reyê bêrê</em>!“), ‚şıma nae se qebul kenê?!‘ Sero na şiire şaneno pê, mıqam vırazenê u keno şiware. Xêlê şaira de hisiyatê nianêni estê. Coka ez van, Sılêmano Qıc verênde welatheskerdoğo. Goşê xo, khezeba xo welat u isananê xo serowa.</p>



<p class="wp-block-paragraph">MİRE MİRE, BÊBEXTO MİRO</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Mire Mire, bêbexto Miro</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bêbextêni meke, dışmenê to Xızıro</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Kam ke be kıneno, xain gıneno pıro</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Ala urzê, Memê İlaşi çheki guretê</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Kıstena Xelil Begê mı rê fit cêrino</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bego, dik veng dano</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Mirê mı nao sodıro</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Miri xapıto</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Xelil Begê mı qan kerdo</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Berdo Bağıre, tey sond werdo</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Way Mire, way Mire, Heq to rê nêverdo</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>To Xelil Begê mı do kıstene</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Çêveri, odi u qonağê Fême de zerze kerdo.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Na lawıke ki Sılêmani Qıci wertê aşira de, fasadêni, çımesurêni, bêbextêni sero xêlê aşiranê Dêrsımi jubini telef kerdo. Şair u hozanê dina ki bêveng nêmaneno. Wertê aşira de a dışmentêni herç ke şona, bena xori. Şairi ki ebe o qeyde fıkr u vatena xo vano. Na lawıka dê werte de cigerê ke vêşenê, çêyê ke bêwayir manenê, isanê ke vejinê koa, hunerê xo de ano re zon. Mesaj dano qomê xo, nê çı buglatê şıma vejenê. Eke tı bêbextêni bıkerê, Xızır neyarê tüyo. Çımê xo qom isananê xo seroê. U vatena xo ki ebe no qeyde resneno qomê xo. Heto bin ra ki neheqêni qebul nêkeno, zawtê Xızıri dano pıro. Şair u hozanê ma vera dewlete, vera Celal Bayari vata.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ÇUXURE </p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Wayi wayi wayi, Süli Ağaê mı, wayi</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>De wayi wayi wayi, Hesen Ağaê mı, wayi</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Hequ tala bıvêsno çê Celal Pasayi</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Hequtala bırızno, bero çê zalım Celal Pasayi</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Ağlerê Çuxure xanım u ağay pêro gırê dayi</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Fist re rae, rusnay ap u ded, beg u bırazayi</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Berdi verê kertê Mazgerdi de</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Hata son tijia amnani vera</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Xanım u ağay vındarnay</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Celal Bayari emır do</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Ağır makiney ardê, gırê dê</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Zalımi ver ra nay be ma ra.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Şiware, şiire lawıke bena derg, şona. Eke şair u hozanê ma namê Celal Bayari medêne, namê dewlete medêne, çand kesa zanıtêne, rolê C.Bayari? Tarıxê Zazaa o waxt kami nüsno? Hirıs u heyşt de kami isanê ma bırnê, namê ju be ju zanê. Sılêmano Qıc ki şahadê ê waxtio. Arşiva rojê ma rê ra nêkena dewlete. Nae ma rınd zaneme. Şairê ma 99 serriyo, waxtê tertelê 38i de des u phonc serre biyo. Her çi zano. Ebe çımanê xo diyo. Na şiwara hozanê ma her ca de êna vatene. Ez vist u şeş serre biyane, mı Estamol de kasetê Hüseyin Doğanay guret, o waxt mı na şiwara Çuxure heşnê, mı nêzanıtêne, şiwara Sılêmanê Qıcia. Tabi Hüseyin Doğanay u tenê lawıkwananê bina ki, ferqli varyanta de vata.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hüseyin Doğanay, nia vatêne kasetê xo de:</p>



<p class="wp-block-paragraph">ÇUXURE </p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“de wayi wayi wayi</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>de wayi wayi wayi</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>de, Mısto, lo gavano</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>de, tı eşmo se kena,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Celal Bayar amo</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>eşmo ma rê meymano,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Non sola ma nêweno</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Ma de xain nia dano,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Tam zerrê mı terseno</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Eşmo Dêrsım qır keno</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>de, wayi wayi wayi,</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>de, wayi wayi wayi</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>va ke, zalım, rew ma ra ne</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>domanê ma vêşayi.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Waxto ke mı goş nêne na şiware ser, zerê mı ez werdêne. Celal Bayar endê mı rê dışmenê de pil bi. Mı no kaset ard, ma u piyê mı ki çê de goş na re ser, mı piyê xo de nia dêne, to vatê, sêl amo ser de, ju qesa fekê dê ra nêvejiyêne. Maa mı va ke, rayberê ma Nazmiya ra her serre ênê wertê talıbanê xo, ina ki ma rê eyni na şiwara Çuxure vatêne. Piyê mı bêveng mendêne. Nêwaştêne na dawa sero qesê kero (Teğmin ken, piyê mı malım bi, coka nêwaştêne C. Bayari reisê cumuri sero qesê kero!)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şair u hozanê ma lawıkê eşqi ki sero xêlê nüsnê. Lawıka heskerdene Guliye, lawıkê de derga, ez şıma rê dı çekuyanê Guliye sero vınderi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">GULİYE</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Namê to Güliye<br>Sağa peyêne, xetama qesê vace, tesela ma bıfiye<br>Gılanga ho mı de, berji ho vıle, şêri verê asma newiye<br>To dıma di-rê serri fetelino, hondê ho mırdiye<br>Dama şiaê mı de nêmenda, munıta, biya sıpiye<br>Hirê seferi kerdo sıleci, no ro textıkonê gemiye<br>Ondêr bımano, dina bosa bêfaydiye<br>Heqo, bojiyê fızılo bıcê, berze peyniya Qaf Dağiye<br>Heq mırodê ma bıkero, to biyaro, Hesenqajiye<br>Kunime tê vırandi zê zama u veyvıka newiye<br>To mekuma, raa ho hukmatu ra fiye<br>Hukmatu dest de neler bego gırê de, era ho ver mekuye<br>Di-rê roci xorti dewa ma de biyê kemi, dewe biya xan u xırabiye<br>To ke bêrê dewa ma, esq u çêf kuno cı, bena veyviye<br><br>Cêni estê, aqıl u famê to gırano<br>Cerez koun ra zofo, sermiyanê ho fidano<br>Çheki jêvegu de estê, süsliyê ho Alemano<br>Çısm u buriyê to rındekê, yajiyê serê qezentu &#8211; kıtabano<br>Xoce u hekim bıbo, na derse roniso, bıwano<br>Can polat bıbo ke, vera lıngunê to pay bımano<br>Xoji ve mordemê hewli bo, gırê dano, feqir baxa-bax nia dano<br>Lewê nan liska to ra, sisiko zê thomê gostê qırbanono<br>Bezna to cüanıke rındeka, zê Martin u Alamano<br>Raşti vace, kamo, jê sairê to ni qeydo imis keno, vano<br>Qedaê Sılê ho bıcêri, çıçegê cematano</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><br>Gorê vatenanê Şairê ma hirısê lawık u şiirê xo estê, pêro viri derê. Pêro ê dê mebê ki, hirêsê lawıke zano. Helbet ê şairanê bina zano, ina tey hesab keno. Bê dae ki, hona kes tam rınd nêzano, çand lawık, şiir u şiwarê Sılêmanê Qıci estê. Qey nêzanê? Çımke zafêri niamê nüsnaene, kıtab u dergi mecmua de niamê nustiş. Se ke ma va, fek be goş be goşa ra biyê vıla. Cem cemat, mıslet de amê qesêkerdene vatene. Heni weş mendê.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şiwari, lawıki, şiiri, heway, çekuy, mılqi, şanıki, beyti, deyişi, qesê verêna, qesê khalıku u pirıka, itıqat u.ç.b. nina sero Dêrsım zê ğezna kulturê mao. Hirê ornagê ke mı cor dê, şairê ma Sılêmanê Qıci de:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ju : Welatheskerdoğêni sero</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dıde : Qomê Dêrsımi sero çı zulm esto, ebe hunerê xo vera cı veciyo</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hirê : Wertê qomê xo de ihtılafê ke estê, zonê de weş vera cı vejiyo</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çar : Kêf u eşqê mıletê xo nêeyşto peyê çımanê xo, cı rê thamur cınıto, vato.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Phonc : İtıqat u raya mıletê xo çıka, a rae cı rê kerda zalal, bêomıd nêvırdê</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şeş : Mıslet cem &#8211; cematanê qomê xo de amo diyaene, cı ra düri nêkewto.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hawt : Wenden u nüsnaena xo çina, qomê xo bêşiwar, bêlawıka u bêşiire nêvırdê.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Heyşt : Bêomıd u bêqudım nêkweto, hatani şan nêberbo</p>



<p class="wp-block-paragraph">New : Şair u hunerbendanê bina ra ki qewete gureta, teyna nêmendo.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Des : Tertelê hirıs u heyşt de welat ra nêvejiyo, nınga xo welatê xo ra nêbırna.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Goranê qırnê ê waxti, nêzibo, omıdê xo nêbırno, çetıniye rê teslim nêbiyo&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3.5 Şiiranê Sılêman’i Qıc’i de kamci qalıb u pême estê.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Cor ornagê şiira de mı Awropa de u tenê dügelanê bina de, zafêri ebe ê qalıbanê cori nüsnenê. Feqet nê qalıbi ki zerê xo de onci bırinê ra, nıvş be nıvşe nüsnenê. Ornag: Eke ebe ju şairi qalıbê epike nüsno, zerê nae de ki onci çand şıklê bini ki kerdê hira. Çand şağê bini ki estê. Eke ebe qalıbê pastorale nüsni, Awropa de teyna gırêdaê nê qalıbi nêmende, tenêna, şağê bini ki kerdê ra. Her kulturi zerê xo de goranê edebiyatê xo ravê benê, kenê hira u ju sistem nanê ro.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şair u hozanê ma Sılêmanê Qıci de ornagê ke mı cor dê, şiwara İmam Heseni, ‚Mire Mire Bêbexto Miro‘, çıqa ke serbest wezn nüsna, onci ki qafiya tede esta, ju qalıb tede esto. Ju şiware şiire niya, payjo kerda lawıke. Qey, tenê şairi sarê xo de fıkırinê, ‚ez ju lawıke nüsnen‘ ya ki vanê, her çi sarê xo de qedenenê, anê, nüsnenê ya ki vanê. Feqet eke şiire biye hazır, amê qom, caê de bin ki cêna. Çımke her kes nae ra çı fam keno, gorê xo tarif keno. Ju keno şiire, ju keno lawıke, ju keno hurındia şiire. Yanê, şair şiira ke nüsneno, ‚ez nae ken lawıke‘ ki, sarê xo de qedeneno, hona nüsneno. Sılêmanê Qıci nêmo zafêri şiwar u destani nüsnê. Gorê lawıka nüsnê. Çımke kemane dest dero vano. No ki ju orjinê hozan u şairanê Dêrsımio. Veri ra nia amo. Şair u hunerbendi tesirê xo her tım jubini sero esto. Sılêmano Qıc ki raa khalık u piyê xo ra şono. Piyê xo u apê xo ki şair biyê. Hozanê ma gorê ê waxti, tenê kesi şikinê vajê, şiirê. Beno, ez vera cı nêvejin. Şairanê maê bina ki nia ebe o qeyde vato. Helbet wertê zafine de ferqe esta. Dêrsım de verê hirıs u heyşti ki sarê xo rehet nêbi. ‘Dewleta Emewi, Abasi, Selçuki, Osmani pêroê xo Suni biyê, pêsirê Dêrsımi u Elewiya rehet ra nêvırdo, hatani roja ewroy. Thamara şair u şiwar u lawıka, Dêrsım de qe nêbıriya. Kesê ke ewro hunerê nê hozanê ma teğlit kenê helbet estê. Şair u hozanê ma şiwar u lawıkanê xo de verênde ebe wezno serbest dest kerdo cı, qafiya kerda cı, payjo çarna, onci wezno serbest. Sılêmano Qıc şairê ma ez şikin kamci nıvşe de name keri. Şairê ma gorê şiir, şiwar, lawıku de şairê şiira ‚‘<em>epik u dramatike‘ </em>de caê xo cêno.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3.6 Hukmê zoni şiire sero çıko?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Zon çıqa dewleti bo, şiire ki hondae dewletiya. No onci helbet gırêdaê şairio. Şair ebe zonê xo şikino şiire ki dewleti kero, ravê bero. Çımke her çiyê şairi verênde zono. Se ano re qeyde, se jubini ra gırê dano, helbet ferzo. Goranê şairi kulturo ke gureto, dınya de se nia dano, çiyê de muhimo. Şair koa, deyşta, çhema, gola, kerra, zınaranê welatê xo gere zê kafa destê xo nas kero. Kamci zon u qesa de qom u mıleto cı ra hes keno, gere ina ki bızano. Heskerdene, kesrete, tengasiya ina ju be ju bızano. Zono huşk u hol teyna çiyê niano. Mıleti ke xo na şiire de nêdi, cı rê mal nêbena. Hes kena şair xo raqılaşno. Şiire ebe zero hira kêfweş, u cesaretın bo. En çiyê de qışkek de berbiş, fıkranê xo de qerarli u zalal bo. Şiire şairê xo dest de zê kemeranê çengiya, eke şaş ya ki ğelet nê ro, o dês rıjino. Şiire ki zoni ki henêno. Şiire gere merde mebo. Her tım nınga sero bo. Tik bo, metewiyo. Şairo tersenok nêbeno şairê welatê xo. Ebe berbiş u zibaiş teyna nêbeno, waxt ke ame, gere huyaiş ki bızano. Şair u hozanê Dêrsımi, de, ha verê hirıs u heyşti, ha hirıs u heyşt ra dıma şiwari u lawık u şiirê xo, zafêri, dışmenanê Dêrsım serowo. Rojê de rehet u serbestiye nêdiya, nê harda de. Şair u hozanê ma Sılêmano Qıc zonê xo rındek zano, qomê xo de şin u şiwar de tımi lewê dina de biyo. Merdene de lewê dina de biyo. Derd u khulê qomê xo, ina vato, ‚ana dırbetia (bırina) ma sero vaje‘, ê ki vato, ‚bê veyve, ma rê, ana hewa vaje, tenê zerê ma rehet ke.‘ Ebe zeria xo şiyo. Kam waşti cı rê lawıke, kamci waşto, cı rê şiware eyşta ser. Qewete qudım u taqate da isananê xo. Helbet no karê hozan u hunerbendano, seba qomê xo emeg u moral bıdê cı. Hem fino berbiş, hem fino huyaiş, kamci mıxenetêni bıkero, şaneno rüyê dê, sero lawıke vejeno. Ebe kılmêni, şairê ma biyo her çiyê mıletê xo.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3.7 Şairê Zazaa estê, zonê Zazaa kotiro?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Helbet ma qalê şair u hozananê bina ki gere itha de biarime zon. <em>Sey Qaji, Weliyê, Uşênê İmami, Qemero Areyiz, Baba Dewrêş<sup><a id="post-8263-footnote-ref-17" href="#post-8263-footnote-17">[17]</a></sup>, Zılfi, Serdar, Mamud, Şervan Barihas, Hüseyin Doğanaz, Memed Çapan, Zeynelê Qeremani, Alaverdi</em> u namê bini. Ma çıqa qalê Zazaa, edebiyat, tore, huner u kulturi keme, verênde zon êno re ma viri. Sebebo ke Zazaki de radon, televizyon kıtabxane, mektebi u akademi çinê? Zazaa de hunerbend, ilmdar, muzikwan, şairi estê, ma ê dezgê xo qey çinê? Nia dê, Mesut Keskin<sup><a id="post-8263-footnote-ref-18" href="#post-8263-footnote-18">[18]</a></sup> vano çı Zazaa sero: <em>“Zazaki verênde defa juyine terefê Zazaa ra teğmini nüstiş 1798 u 1831 de nüstê Sultan Efendiyo ke Elewiya sero nüsno, hona ma dest de çino. (Dehqan 2010:2) Serra 1857/58 de İranolog Peter İ. Lerchi herbê Urızi u Osmaniya Qırım de, hepıs de ju Zazaê Bingoli de, dê sero qeydê ke (notê ke) guretê, dê vıraştene ebe alfabê latini nüsnê…. Nê tenê kari terefê ejnebiya ra hatani ser ra 1932 Almanya Leipzig de benê kıtab, vejinê.“ </em>Uja ra tepia, yanê serra 1932 ra tepia hatani 1963, hetê zonê Zazaki ra pelê dara bilê nılewinê. 1963 se biyo<em>: „Estamol de Roja Newe de ju qezeta vejiya. Zazaki, Tirki u Kurmanci, a ki teyna ju</em> <em>more vejiya, ae ra tepia, menkerda</em>“<sup><a id="post-8263-footnote-ref-19" href="#post-8263-footnote-19">[19]</a></sup> Zazay, welato ke tederê, roja ke cumurêt ilan biyo, ae ra tepia dewlete zone Zazaa kerdo men ‘yasaq’. Çê xo de, şênatiye de, veyva de, dewe de, merga de, hêgaa de zonê xo qesê kerdo. Eke dewa xo ra vejiyay, şi şehera, şi mekteb, bi wayirê meslege, bi memur u.ç.b., zonê xo endê kerd xo vira. Ma, wendoğ, ilmdar, malım, tıxtor, roştberê Zazaa çinê bi? Biyê, se çinê biyê! Şeşsê serre bınê bandıra İmparatorê Osmaniya de qe çiyê nênüsno, Erebki musê, Tırkiyê Osmani musê, Qurane wenda, qe Erebki ki nênüsno. Eke nüsnê ki, ma dest de çinê. Qewete da Tırka, cumuret no ro, dewletê de newiye na ro, ebe xo koti mendê? Tırkiyo newe musay, zonê xo de nênüsna, ebe Tırki bi şair, muzikwan, hunerbend, nüstoğ, roştber hama Zazaki de qey nêbi? Zazaa siyaset, çepçêni, lewê çhepê Tırka de ca guret, Tırki musay, zonê xo qesê nêkerd. Hereketê Kurda de, siyasetê dina de ca guret, Khurmanci qesê kerd, zonê xo qesê nêkerd, xorê kulturê xo de çiyê nêkerd, nêwaşt. Ewro vist u hirê televizyonê Kurda estê, hona ê mıletê Zazay ju radon çino ke des u phonc deqê zonê xo de goş re ser nê. Çımke Tırka va, ‚Zazay Tırkê‘ u bısılmanê. Kurda ki va, ‚Zazay Kurdê u bısılmanê, Zazaki ki lehçê Kurdiyo‘ Zazay ki ewro kewti no hal (zor hukım, kiştene, talan kerdena dewlete helbet qe rojê are nêda cı, ma nae zanenime. Şêx Said, Sey Rıza tebe havalanê dina eyşti dare. Mıletê ma hetê dina kerd, Tırka rê cumurêt na ro, ju dewletê nê ro! Xelata cumurêti ki dewlete ebe êğdam u surgına, cıwab da mıletê ma). Latinki alfabe musay, onci zonê xo nênüsna. Dewlete Qoçgiriye, Dêrsım de isyani veti, kok u ajê Zazaa bırna. Hetê siyaseti ra eke ma cıwab vajime, beka ke kemi êno. Ez heni teğmin ken, siyaset teyna çiyê niyo. Zazay qey dezgê xo ronêne, qey zon u kulturê xo nêkerdo nüstiş? Ma na qesa roştber &#8211; hunerbend u siyasetmedaranê Zazaa sero vırdame, wa ê cıwabê na qesa bıdê?.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3.8 Şiir u şiwarê şairanê ma se reşti ma?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Zonê ma sero 1932 hatani 1963 Zonê Ma se ke kardi erzena re lak, bırnena, heni bıriyo, hirıs serre kes wayir nêvejiyo, ne roştberê xo, ne siyasetmedarê xo, ne ki êyê ke şehera de wanenê, wendoğê xo. Tırki – Khurmanci zonê de weşo, heni şiyo. Hama ma gere xo vira mekeme, şair u hozananê ma o waxt ki vato, nêvınetê. Çı hêf ke wenden u nüsnaena dina çinê biyo. ‘Heq cı rê ame çımê rame‘, se amo? 1960 ra tepia, kesê ke şiyê ğeribiye, şiyê welatanê Awropa, ina ki wenden u nüsnaene zafêri nêzanıtêne. Se kerdêne? O waxt Almanki (Cassettenrekorder, Tonband) teyp, teypi isananê ma gureti, ğeribiye de nê banda de qesê kerdê, payjo ruşnenê welat. Nafa ki çê dina goş nêne ser. Jukek itha xo rê guretê nê karkera, ju teypi ki guretê, berdê welat. Hem ina bandi de qesê kerdê, cı rê rusnêne, hemı ki karkero ke ğeribiye de, nafa ki ê cıwab dêne. Hurendia mektuba de nê teypa guret bi. Payco nê teypi karê de bin rê ki bi. Veng cênê. Ê cirana, ê veyva, ê şênatiye u her çi, resım çino, hama vengê her çi cênê. O waxt isanê maê ke zon u kulturê xo ra hes kenê, nê teypi eyşti vılê xo, cêray, vengê kami weşo, kam kılam u lawıka weş vano, şi lewê dina. Teklif kerd, ard çê xo de kerd meyman, cemat de her kes qesê keno, xo dano naskerdene, o ra tepia nafa ki hozan u şairanê ma vatêne. Tarıxi sero qesê kerdêne, şanıki, şiwari, şiiri, beyti u.ç.b. ma deyndarê nê isananime ke ê lawık u Tarıxê mao ke biyêne vindi, kesi nênüsno, ma rê ardo hatani roja ewroy. Sılêmano Qıc ki nina ra juyo. Hama telukê de bin vejiya, No kar terefê ju kesi ya ki dı kesa ra nêbi, teypê kami bi, her kesi çiyo nianên kerd. O waxt her çi kewt têwerte. Karê ma taêna bi çetın. Çımke waxto ke şair u hozananê ma, nê bandi kerdi pırr; ju, raa tıcareti ki kewt kar; dıde, waxto ke nê şiira u lawıka arêkerdoğ kağıte sero bınüsnê, problemê dewa u feka vejiya, nina se çarnena, ebe kamci alfabe nüsnenê, ebe fekê kamci dewe nüsnenê, tam kewt têwerte. Ewro nê pêserok kıtab, muzik, film u arêkerdoğêni de nê çetıni estê. Zono ke şairi u hozani vato, qesê kerdo, lawıki vatê, hama hama her fekanê zonê ma de, muzikwan u hunerbendi vanê. Ju lawıke tı nia dana, kerda çiyê de bin. Karê de nianên ewro ki eke ebe ju dest, ebe qeyde u sistemê de merkezi mêro vıraştene. Safi kerdene beno çetın. Çımke Sılêmano Qıc mı ki ebe çımanê xo nêdiyo, hama emeg u karê dê nıka masa mı sero, bê dê ken. Emegê şair u hunerbendanê mao ke nê isananê arêkerdoğa hatani verê destanê ma ardo, itha de dolımêna dina ra van: weş u war u berxudar bêne!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ez wazen tebliğê xo Goethey seba şiira vato çı, ebe qesa dê qedênen…</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>„Şiire sero nüsnaiş qe rojê kemi nêmaneno, çımke dınya hondae ke gırsa, hondae dewleti, weşiye heni reng be renga ke, qe çiyo ke rayşt niyo, çiyo ke, şair ê se ke êno re cı, heni raştiye ser biaro meydan, o waxt ra dıme bê şiire bımano“</em><sup><a id="post-8263-footnote-ref-20" href="#post-8263-footnote-20">[20]</a></sup> (Goethe).</p>



<p class="wp-block-paragraph">KANKANE / Çımey:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><em>http://tr.wikipedia.org/wiki/Zazalar#cite_note-6</em></li>



<li><em>Aristotoles, bütün yapıtları – 2 Poetika-şiir Sanatı üzerine 1 Baskı SayYayınları 2011.1447 a sayfa 35</em></li>



<li><em>Qalıb u namê nê şiira zonê Latinde ki niyanênê, coka mı nêvurnayi.K.A.</em></li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Epik, Lirik, Dramatik, Didaktik u Pastroal, zonê Alman u Awurpade ki, eyni nê qalıb ebe no name nasbenê.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Zonê almana de: http://de.wikipedia.org/wiki/Satire</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Reportajê Hüseyin Ayrılmaz u Cemal Taş de, Sılêman’ê Qız’i xo sero vata.. Şairi, tı ke perskerê vajê tı kama; gege cewabo niya hazır danê. K.A.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Reportajê Hüseyin Ayrılmaz u Cemal Taş’i Sılo Qız 10.05.2009</em></p>



<ul class="wp-block-list">
<li><a href="http://dersimzazaplatformu.de.tl/PLATFORUM--k1-%26%23351%3Bifreli-k2--/thema-1-Say%FDr%EA-Say%FDru-.-~-.-SILEMANO-QIZ.htm" target="_blank" rel="noopener"><em>http://dersimzazaplatformu.de.tl/PLATFORUM&#8211;k1-%26%23351%3Bifreli-k2&#8211;/thema-1-Say%FDr%EA-Say%FDru-.-~-.-SILEMANO-QIZ.htm</em></a></li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Kasetê Hüsêyin Doğanay 1975</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="http://dersimzazaplatformu.de.tl/PLATFORUM--k1-%26%23351%3Bifreli-k2--/thema-1-Say%FDr%EA-Say%FDru-.-~-.-SILEMANO-QIZ.htm" target="_blank" rel="noopener"><em>http://dersimzazaplatformu.de.tl/PLATFORUM&#8211;k1-%26%23351%3Bifreli-k2&#8211;/thema-1-Say%FDr%EA-Say%FDru-.-~-.-SILEMANO-QIZ.htm</em></a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Mesut Keskin: </em>“Zazacadaki alfabe sorununa bir bakış ve çözüm önerisi”. Zaza Dili Sempozyumu 2011, Bingöl Üniversitesi yayınları. <em>İnternette: http://www.zazaki.de/turkce/makaleler/Keskin-Zazacadakialfabesorunu.pdf</em></p>



<ul class="wp-block-list">
<li><a href="http://www.toplumdusmani.net/modules/wfsection/article.php?articleid=948" target="_blank" rel="noopener"><em>http://www.toplumdusmani.net/modules/wfsection/article.php?articleid=948</em></a></li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Kemal Akay Xamırpêt</em></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Gulane, 2012 Hannover / Almanya</em></strong></p>



<ol class="wp-block-list">
<li><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Zazalar#cite_note-6" target="_blank" rel="noopener"><em>http://tr.wikipedia.org/wiki/Zazalar#cite_note-6</em></a> <a href="#post-8263-footnote-ref-1">↑</a></li>



<li><em>Aristotoles, Bütün yapıtları – 2 Poetika Şiir Sanatı Üzerine Çeviren, Furkan Akderin, say yayınları 1. baskı 2011 s.30 www.sayyayincilik.com</em> <a href="#post-8263-footnote-ref-2">↑</a></li>



<li><em>Aristotoles, bütün yapıtları – 2 Poetika-şiir Sanatı üzerine 1 Baskı SayYayınları 2011.1447 a sayfa 35</em> <em>k.n.v. S..40</em> <a href="#post-8263-footnote-ref-3">↑</a></li>



<li><a href="#post-8263-footnote-ref-4">↑</a></li>



<li><em>Qalıb u namê nê şiira zonê Latinde ki niyanênê, coka mı nêvurnayi.K.A.</em> <a href="#post-8263-footnote-ref-5">↑</a></li>



<li><em>http://www.ebilge.com/34600/Didaktik,_epik,_pastoral,_lirik,_satirik,_dramatik_siir_nedir.html</em> <a href="#post-8263-footnote-ref-6">↑</a></li>



<li><em>Reportajê Hüseyin Ayrılmaz u Cemal Taş de, Sılêman’ê Qız’i xo sero vata.. Şairi, tı ke perskerê vajê tı kama; gege cewabo niya hazır danê. K.A.</em> <a href="#post-8263-footnote-ref-7">↑</a></li>



<li><em>Reportajê Hüseyin Ayrılmaz u Cemal Taşi Sılo Qız 10.05.2009</em> <a href="http://dersimzazaplatformu.de.tl/PLATFORUM--k1-%26%23351%3Bifreli-k2--/thema-1-Say%FDr%EA-Say%FDru-.-~-.-SILEMANO-QIZ.htm" target="_blank" rel="noopener"><em>http://dersimzazaplatformu.de.tl/PLATFORUM&#8211;k1-%26%23351%3Bifreli-k2&#8211;/thema-1-Say%FDr%EA-Say%FDru-.-~-.-SILEMANO-QIZ.htm</em></a> <a href="#post-8263-footnote-ref-8">↑</a></li>



<li><em>Vatoğ: Sılêmano Qız, Arêker: Hawar Tornêcengi. Tayê Lawıkê Dêrsımi. Berhem Yayınları 6, baskı Aydınlar matbaacılık Kızılay-Ankara. Birinci baskı 1992 sayfa / 141/142.</em> <a href="#post-8263-footnote-ref-9">↑</a></li>



<li><em>Seter; Dewê de Dêrsımia, nıka gırêdaiya qeza Bingoli Xorxolia.</em> <a href="#post-8263-footnote-ref-10">↑</a></li>



<li><em>k.n.v S 266 / 267</em> <a href="#post-8263-footnote-ref-11">↑</a></li>



<li><em>Çuxure, Dewê de Dêrsımia k.n.v pelge 93.</em> <a href="#post-8263-footnote-ref-12">↑</a></li>



<li><em>Sülü, Memed u Hesen ağa, hirêmêna ki bıraê.</em> <a href="#post-8263-footnote-ref-13">↑</a></li>



<li><em>k.n.v pelge 93.</em> <a href="#post-8263-footnote-ref-14">↑</a></li>



<li><em>Kasetê Hüseyin Doğanay 1975</em> <a href="#post-8263-footnote-ref-15">↑</a></li>



<li><em>Arêker: Cemal Taş</em> <a href="http://dersimzazaplatformu.de.tl/PLATFORUM--k1-%26%23351%3Bifreli-k2--/thema-1-Say%FDr%EA-Say%FDru-.-~-.-SILEMANO-QIZ.htm" target="_blank" rel="noopener"><em>http://dersimzazaplatformu.de.tl/PLATFORUM&#8211;k1-%26%23351%3Bifreli-k2&#8211;/thema-1-Say%FDr%EA-Say%FDru-.-~-.-SILEMANO-QIZ.htm</em></a> <a href="#post-8263-footnote-ref-16">↑</a></li>



<li><em>Gımgım (Varto) rao, nêmo zafêri şiwar u lawıkê Dêrsımi vatêne.</em> <a href="#post-8263-footnote-ref-17">↑</a></li>



<li><em>Mesut Keskin, zazacadaki alfabe sorununa bir bakış ve çözüm önerisi.</em> <em>http://www.zazaki.de/turkce/makaleler/Keskin-Zazacadakialfabesorunu.pdf</em> <a href="#post-8263-footnote-ref-18">↑</a></li>



<li><em>Mesut Keskin</em> <em>http://www.zazaki.de/turkce/makaleler/Keskin-Zazacadakialfabesorunu.pdf</em> <a href="#post-8263-footnote-ref-19">↑</a></li>



<li><em>http://www.toplumdusmani.net/modules/wfsection/article.php?articleid=948</em> <a href="#post-8263-footnote-ref-20">↑</a></li>
</ol>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/kirmancki-zazaki/tarixe-zazaa-de-siire/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ali Şeker &#8211; Hardo Dewrêş &#124; Bingöl Dağları Zazaca Şiir ve Nostalji</title>
		<link>https://vartoname.com/kirmancki-zazaki/ali-seker-hardo-dewres-bingol-daglari-zazaca-siir-ve-nostalji/</link>
					<comments>https://vartoname.com/kirmancki-zazaki/ali-seker-hardo-dewres-bingol-daglari-zazaca-siir-ve-nostalji/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 May 2026 07:00:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kirmanckî-Zazakî]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8224</guid>

					<description><![CDATA[BİNGÖL DAĞLARINDA BİR GARİP MİSAFİR &#8220;Hardo dewrêş&#8230;&#8221; Bugün kendi toprağımda, Bingöl dağlarının yamacında bir misafirim. Adımlarım yabancı, yüreğim]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-video sabit-foto"><video height="464" style="aspect-ratio: 752 / 464;" width="752" controls poster="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/vartolu-aliseker.jpg" preload="auto" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/varto-aliseker.mp4"></video></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>BİNGÖL DAĞLARINDA BİR GARİP MİSAFİR</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Hardo dewrêş&#8230;&#8221; Bugün kendi toprağımda, Bingöl dağlarının yamacında bir misafirim. Adımlarım yabancı, yüreğim ise eski bir yangın yeri. Gözümün önünden geçip gidiyor o eski günler; hani o kapısı kilit tutmayan evler, hani o bir selamla dünyaları bağışlayan kadim komşuluklar&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu derin sitemi, Zazaca’nın ruhuna ve sözün kudretine vakıf olan <strong>Ali Şeker</strong>, o kendine has vakur sesiyle adeta bir ağıda dönüştürüyor. Onun dile olan hakimiyeti, sadece kelimeleri değil, o dağların dumanını ve yitip giden vefayı da yüreğimize işliyor.</p>



<p class="sabit-foto wp-block-paragraph">Meğer en büyük gurbet, insanın doğduğu topraklarda &#8220;misafir&#8221; kalmasıymış. O paha biçilemez kadir kıymet, o sıcak sofralar birer hayal olup uçmuş. &#8220;Xwezîbe a roj û saete&#8230;&#8221; Ne mutlu o gün ve saate, Ali Şeker’in sesinde hayat bulan o vefalı insanların duraklarında dursaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Video kaynak: Eğitimci / Sosyolog Hasan Dede</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/kirmancki-zazaki/ali-seker-hardo-dewres-bingol-daglari-zazaca-siir-ve-nostalji/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/varto-aliseker.mp4" length="8323389" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>Varto’da Planlanan Jeotermal Projelerine Karşı Bilgilendirme ve Dayanışma Toplantısına Davet</title>
		<link>https://vartoname.com/varto-haberler/vartoda-planlanan-jeotermal-projelerine-karsi-bilgilendirme-ve-dayanisma-toplantisina-davet/</link>
					<comments>https://vartoname.com/varto-haberler/vartoda-planlanan-jeotermal-projelerine-karsi-bilgilendirme-ve-dayanisma-toplantisina-davet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2026 20:58:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Varto Haberler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8233</guid>

					<description><![CDATA[Değerli kurum temsilcileri, demokratik kitle örgütleri, ekoloji savunucuları ve sesimize ses katan tüm canlar, Muş&#8217;un Varto ilçesinde hayata]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="683" height="1024" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/file_000000004f0c7246a6189ceaafbd04a9-1-683x1024.png" alt="file 000000004f0c7246a6189ceaafbd04a9 1" class="wp-image-8236" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/file_000000004f0c7246a6189ceaafbd04a9-1-683x1024.png 683w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/file_000000004f0c7246a6189ceaafbd04a9-1-200x300.png 200w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/file_000000004f0c7246a6189ceaafbd04a9-1-768x1152.png 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/file_000000004f0c7246a6189ceaafbd04a9-1.png 1024w" sizes="auto, (max-width: 683px) 100vw, 683px" data-mwl-img-id="8236" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph">Değerli kurum temsilcileri, demokratik kitle örgütleri, ekoloji savunucuları ve sesimize ses katan tüm canlar,</p>



<p class="wp-block-paragraph">Muş&#8217;un Varto ilçesinde hayata geçirilmek istenen Jeotermal Enerji Santrali (JES) projeleri, kadim coğrafyamızın kalbine saplanacak bir hançer niteliğindedir. Bu projeler, yalnızca enerji üretimi kılıfı altında, doğamıza, su kaynaklarımıza, verimli tarım alanlarımıza ve bölgenin binlerce yıllık toplumsal-kültürel yaşam dokusuna yönelik çok ciddi ve geri dönülemez tehditler barındırmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bizler biliyoruz ki; bu topraklarda planlanan her talan projesi, sadece bugünü değil, geleceğimizi de karanlığa gömmektedir. Su kaynaklarımızın zehirlenmesi, tarım arazilerimizin yok olması ve yaşam alanlarımızın sanayi bölgesine dönüştürülmesi kabul edilemez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşam alanlarımızı, doğamızı, suyumuzu ve geleceğimizi doğrudan ilgilendiren bu rant odaklı sürece karşı sessiz kalmayacağız. Ekolojik dengemizi bozacak, halk sağlığını tehdit edecek ve toplumsal yaşamımızı felç edecek bu projelere karşı ortak bir akıl ve güçlü bir duruş geliştirmek amacıyla acil bir bilgilendirme ve dayanışma toplantısı düzenliyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplantımızda: Varto&#8217;da planlanan jeotermal projelerinin teknik detayları ve yaratacağı ekolojik, sosyal ve kültürel etkiler bilimsel veriler ve uzman görüşleri ışığında değerlendirilecek, benzer projelerin başka bölgelerde yarattığı tahribatlar paylaşılacak, bu yıkıma karşı birlikte yürütebileceğimiz hukuki, toplumsal ve demokratik mücadele yöntemleri ve dayanışma yolları üzerine görüş alışverişinde bulunulacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğasını, suyunu, toprağını ve onurunu savunan tüm sivil toplum kuruluşlarını, demokratik kurumları, siyasi partileri, ekoloji hareketlerini, yerel dernekleri ve duyarlı kamuoyunu bu haklı mücadelemizde yanımızda görmeye, sesimize güç katmaya davet ediyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Unutmayalım ki; &#8220;Doğa talanına karşı yaşamı savunmak&#8221; hepimizin ortak sorumluluğudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplantı Detayları: Tarih: 17.05.2026 Saat: 16:00 Yer: Berlin Dersim Cemaati</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;Birlikten güç doğar.&#8221;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ekolojik bir yaşam ve özgür bir gelecek için dayanışmayla.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Berlin Varto Kültür ve Dayanışma Derneği </strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Berlin Omcalı Kültür ve Dayanışma Derneği</strong></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/varto-haberler/vartoda-planlanan-jeotermal-projelerine-karsi-bilgilendirme-ve-dayanisma-toplantisina-davet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tî Ke Şona: Akman Gedik&#8217;ten Duygu Yüklü Bir Zazaca Şiir Deneyimi</title>
		<link>https://vartoname.com/yazar-akman-gedik/ti-ke-sona-akman-gedikten-duygu-yuklu-bir-zazaca-siir-deneyimi/</link>
					<comments>https://vartoname.com/yazar-akman-gedik/ti-ke-sona-akman-gedikten-duygu-yuklu-bir-zazaca-siir-deneyimi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2026 17:46:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazar Akman Gedik]]></category>
		<category><![CDATA[Kirmanckî-Zazakî]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8220</guid>

					<description><![CDATA[Tî Ke Şona: Akman Gedik Akman Gedik’in &#8220;Tî Ke Şona&#8221; (Sen Gittiğinde) adlı şiiri, sevilenin gidişiyle sarsılan bir]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube sabit-foto"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe loading="lazy" title="Ti ke şona - Kirmanckî (Zazakî)" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/TUA_r7YS12c?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tî Ke Şona: Akman Gedik</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Akman Gedik’in &#8220;Tî Ke Şona&#8221; (Sen Gittiğinde) adlı şiiri, sevilenin gidişiyle sarsılan bir dünyanın portresini çizer. Şair için bu gidiş sadece bir veda değil, doğanın dengesinin altüst olmasıdır; bahar gider, yerini kuşların terk ettiği hüzünlü bir sonbahar alır. İnsan deryasının ortasında kalan o mutlak yalnızlık, Zazaca’nın kadim ve köklü ifade gücüyle birleşerek derin bir varoluş sızısına dönüşür. Şiir, hayatın içindeki yalanlara ve anlam kaymalarına karşı, sevilenin şefkatini tek gerçek sığınak olarak selamlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu dokunaklı eseri görsel bir dile aktaran<strong><a href="https://www.youtube.com/watch?v=TUA_r7YS12c" target="_blank" rel="noopener"> Abdurrahman Çelikkol,</a></strong> hazırladığı videoyla şiirin ruhuna yakışır, oldukça başarılı ve nitelikli bir iş ortaya çıkarmıştır. Zazaca’nın lirik tınılarını görsellikle bu denli uyumlu bir şekilde harmanladığı için kendisine teşekkür ederiz. Bu çalışma, hem dile hem de şiirin duygusuna sadık kalarak izleyiciye etkileyici bir atmosfer sunuyor.</p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/yazar-akman-gedik/ti-ke-sona-akman-gedikten-duygu-yuklu-bir-zazaca-siir-deneyimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>4</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vartolu Çetin Çeto ve &#8220;Ez To Se Xo Wirakeri</title>
		<link>https://vartoname.com/varto-sanat/vartolu-cetin-ceto-ve-ez-to-se-xo-wirakeri/</link>
					<comments>https://vartoname.com/varto-sanat/vartolu-cetin-ceto-ve-ez-to-se-xo-wirakeri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2026 16:30:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Varto Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8209</guid>

					<description><![CDATA[Ez To Se Xo Wirakeri Müzik, bir toplumun sadece eğlence aracı değil, aynı zamanda tarihini, duygularını ve en]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-video sabit-foto"><video height="718" style="aspect-ratio: 1276 / 718;" width="1276" controls poster="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/cetinceto-varto.jpeg" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/cetin-varto.mp4"></video></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ez To Se Xo Wirakeri</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Müzik, bir toplumun sadece eğlence aracı değil, aynı zamanda tarihini, duygularını ve en önemlisi dilini geleceğe taşıyan en güçlü köprüdür. Vartolu Çetin Çeto’nun son çalışması&nbsp;<strong>“Ez To Se Xo Wirakeri”</strong>&nbsp;(Seni Nasıl Unuturum), bu köprünün günümüzdeki sağlam halkalarından birini oluşturuyor. Bu eser, modernleşme sancıları çeken ve unutulma tehlikesiyle karşı karşıya kalan dillerin, sanat yoluyla nasıl yeniden nefes alabileceğini gösteren kıymetli bir örnektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Dilin Gelişimi ve Kültürel Hafıza</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir dilin varlığını sürdürebilmesi, o dilin sadece akademik çevrelerde konuşulmasıyla değil, sanatsal üretimlerle hayatın içine karışmasıyla mümkündür. Zazaca, binlerce yıllık geçmişiyle kadim bir kültürel mirasın taşıyıcısıdır. Çetin Çeto gibi sanatçıların bu dilde ısrar etmesi, kültürel hafızanın diri kalmasına doğrudan hizmet eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ez To Se Xo Wirakeri, duygusal bir şarkı olmanın ötesinde, bir halkın kendi öz değerlerine tutunma çabasıdır. Zazacayı bir “dil” olarak sahiplenmek ve bu dilde üretim yapmak, kültürel çeşitliliğin korunması adına hayati bir önem taşır. Bu tür çalışmaların artması, dilin statik bir yapıdan kurtulup gelişen ve dönüşen bir canlı organizma olarak kalmasını sağlayacaktır. Sanatçının emeği, bu kadim dilin sessizliğe gömülmesine engel olan en anlamlı itirazlardan biridir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://vartoname.com/wp-admin/post.php?post=8209&amp;action=edit">Edit</a></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/varto-sanat/vartolu-cetin-ceto-ve-ez-to-se-xo-wirakeri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/cetin-varto.mp4" length="12588432" type="video/mp4" />

			</item>
		<item>
		<title>8 Mayıs 1945’ten bugüne düşen</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/8-mayis-1945ten-bugune-dusen/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/8-mayis-1945ten-bugune-dusen/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 May 2026 15:45:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Yücel Özdemir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8197</guid>

					<description><![CDATA[81 yıl önce bugün Berlin’de, İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın sonunu getiren, faşist Alman ordusu Wehrmacht’ın yenilgiyi kabul edip]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-full sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="700" height="350" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir.jpg" alt="yucelozdemir" class="wp-image-7803" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir.jpg 700w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/yucelozdemir-300x150.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 700px) 100vw, 700px" data-mwl-img-id="7803" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph">81 yıl önce bugün Berlin’de, İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın sonunu getiren, faşist Alman ordusu Wehrmacht’ın yenilgiyi kabul edip Sovyet Kızıl Ordu’nun zaferini tescilleyen anlaşmanın altına imzalar atıldığında, insanlığın en büyük dileği bir kez daha asla aynı yıkımların, kıyımların yaşanmaması idi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çünkü, Hitler faşizminin Polonya’ya saldırmasıyla başlayan ve altı yıl süren emperyalist savaş, 50 milyondan fazla insanın canını aldı, kentleri ve köyleri yok etti, toplama kamplarının kurulmasına yol açtı. Bu savaştan sonra en çok sarf edilen söz “Nie wieder!” (Bir daha asla!) oldu. 8 Mayıs’ın insanlık için bir “dönüm noktası” olması temenni edildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">8 Mayıs’ı 9 Mayıs’a bağlayan gece Wehrmacht’ın kayıtsız şartsız yenilgiyi kabul ettiği imzaların atıldığı Berlin-Karlshorst’taki kışla, bu tarih unutulmasın diye müze haline getirildi. Bugün de her yıl on binlerce insan tarafından ziyaret ediliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Halklar açısından tarihin belleği canlı bir şekilde yaşamaya devam ediyor. Bugün Almanya’nın dört bir yanında on binlerce genç silahlanmaya, militarist politikalara, zorunlu askerliğe karşı çıkmak amacıyla ders boykotu yaparak sokağa çıkacak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Halkların, gençliğin geçmişteki büyük savaşlardan çıkardığı dersler, militarizme ve savaşa karşı çıkma olurken, genel olarak kapitalist devletlerin yönetici sınıflarının tarihten ders çıkarmadığı açık. Bunu en çok da 8-9 Mayıs 1945’te Karlshorst’ta İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesi için imza atan, el sıkışan devletlerin devamcıları için söylememiz gerekiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">81 yıl önce kayıtsız-şartsız yenilgiyi kabul eden Almanya, bugün yeniden Avrupa’nın en büyük ordusu olmak için adım adım ilerliyor. Askeri harcamalar rekor düzeyde artırılırken, ordunun modernizasyonu hızlandırıldı. Asker sayısından bağımsız Alman ordusunun günümüzde Avrupa’nın en modern silahlarla donanmış ordularından biri olduğu söylenebilir. Ayrıca, eskiden tabu kabul edilen, ekonomik çıkarların askeri yollarla korunması ve yurt dışına asker gönderme, 1990’lı yıllardan sonra normalleştirildi. Litvanya’da 5 bin asker kapasiteli kalıcı bir üssün kurulması atılan adımların zirvesi oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son birkaç yılda yaşananlar, Almanya’nın geçmişte olduğu gibi, bugün ve gelecekte ekonomik ve siyasi nüfuz alanını genişletmek için askeri gücünü daha fazla kullanacağını gösteriyor. Askeri alandaki güç biriktirme adeta iki dünya savaşı öncesindeki hareketlenmeye benziyor. Bu nedenle sermaye siyasetçileri ve basını her fırsatta, Alman ordusunun Avrupa’nın en büyük konvansiyonel askeri gücü olması çağrısında bulunuyor. Alman silah tekelleri üretime hız vererek büyüyor. Ukrayna savaşı, Rusya tehdidi ve ABD’nin Almanya’daki askerlerinin bir kısmını çekeceğini açıklaması, bütün bunlara dolgu malzemesi yapılıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hepsi, girilecek savaşları kazanma, düşmanları püskürtme adına yapılıyor. Ancak, bugünden geçmişe bakıldığında masa başındaki hesapların sahada tutmadığı da görülüyor. Faşist Alman ordusu, önce Polonya’ya sonra Sovyetler Birliği’ne (SSCB) saldırdığında, kısa sürede galip geleceğinin hesabını yapıyordu. Hesabın Polonya’da tuttuğu söylenebilir. Ancak, Kızıl Ordu’yu yenip Hazar havzasına uzanma hayalleri Stalingrad’da son buldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">24 Şubat 2022’de Ukrayna’ya saldıran Rusya da kısa sürede Kiev’i ele geçirip, rejimi teslim alacağını umuyordu. Ancak, Kremlin’de masa başında yapılan hesaplar sahaya uymadı ve Batı’nın tam desteğini alan Ukrayna beklenmedik bir direniş ortaya koydu. Dört yıldır süren savaşın bitirilmesi adına atılan adımlardan bir sonuç çıkmış değil. Kısa sürede çıkması da beklenmiyor. Bugüne dair tek olumlu olan, Rusya ve Ukrayna’nın 8-9 Mayıs 1945’in hatırına iki günlük ateşkes ilan etmesi. Ama iki gün sonra kaldıkları yerden savaşa devam edecekler&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Masa başındaki savaş planlarının sahada karşılık bulmadığının bir diğer örneği şu sıralar İran’da yaşanıyor. 28 Şubat’ta başlayan savaşın üzerinden iki aydan fazla bir süre geçti. Halbuki ABD Başkanı Trump ve kurmayları “2-3 hafta” diye süre de vermişti. Gelinen aşamada, Hürmüz Boğazı’nın ABD için geçilmez bir darboğaza dönüştüğü söylenebilir. Dahası, ABD, İran’da çıkması zor bir bataklığa saplanmış görünüyor. Hangi yöne adım atsa daha fazla batması muhtemel bir süreci yaşıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Denilebilir ki; İran savaşı ABD’nin dünya üzerindeki egemenliğinin son bulması açısından bir dönüm noktası olmaya aday görünüyor. İran’ı yenemeyen ABD’nin eski müttefiklerini etrafında kolayca toplayamayacağı da söylenebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">8 Mayıs 1945’den sonraki dünya tarihini bir film şeridi gibi hızlıca gözümüzün önünden geçirdiğimizde görünen çıplak gerçek ise emperyalizm ile savaş arasındaki kopmaz bağdır. Kapitalizm var oldukça savaşlar kaçınılmaz. Kapitalist devletlerin içeride ve dışarıda egemen sınıfın çıkarları adına attığı her adım yeni savaş ve çatışmalara yol açtı ve açıyor. Bu nedenle, 8 Mayısların gerçek ve kalıcı şekilde bir kurtuluş günü olabilmesi için insanlığın kapitalizmden ve emperyalizmden kurtulması gerekiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynak</strong> <a href="https://www.evrensel.net/yazi/99223/8-mayis-1945-ten-bugune-dusen" target="_blank" rel="noopener">https://www.evrensel.net/yazi/99223/8-mayis-1945-ten-bugune-dusen</a></p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/8-mayis-1945ten-bugune-dusen/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karanlığın Evi &#8211; Sofi; süt, su ve yorgun düşler üzerine</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/karanligin-evi-sofi-sut-su-ve-yorgun-dusler-uzerine/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/karanligin-evi-sofi-sut-su-ve-yorgun-dusler-uzerine/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 17:46:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Nuray Aslan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8183</guid>

					<description><![CDATA[Ben bir evim&#8230; Duvarlarım uzun süren bir ayrılığın içinden örülmüş. İçimde yıllardır tamamlanmamış nefesler, yarım bırakılmış cümleler, söylenemediği]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column has-global-padding is-layout-constrained wp-block-column-is-layout-constrained" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-full sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1122" height="1402" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nurayaslan.jpeg" alt="nurayaslan" class="wp-image-8184" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nurayaslan.jpeg 1122w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nurayaslan-240x300.jpeg 240w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nurayaslan-819x1024.jpeg 819w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nurayaslan-768x960.jpeg 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/nurayaslan-1024x1280.jpeg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1122px) 100vw, 1122px" data-mwl-img-id="8184" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph"><em><strong>Ben bir evim&#8230;</strong></em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Duvarlarım uzun süren bir ayrılığın içinden örülmüş. İçimde yıllardır tamamlanmamış nefesler, yarım bırakılmış cümleler, söylenemediği için zamanla ağırlaşıp duvarların içine çöken korkular dolaşıyor. Bana yaslanan herkes yalnız bedenini değil, taşıyamadığı hayatını da bana bırakıp gidiyor ve burada hiçbir şey gerçekten kaybolmuyor. Yalnızca sessizleşiyor, ağırlaşıyor, sonra yavaş yavaş duvarlarımın içine çekiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Perdelerim yıllardır yarı aralık duruyor ama ışık görünmeyen bir yere çarpıp geri dönüyor sanki. Sabah oluyor ama odaların içine kadar ulaşamıyor. Geceler birbirinin içinden geçerek çoğalıyor, içime çöken uzun bir yalnızlık gibi ağırlaşıyor. Zaman burada akmıyor artık; kirli tabakların üzerinde, unutulmuş battaniyelerin kıvrımlarında, kurumuş süt lekelerinde, boğazında ağlamayı bekleten insanların nefesinde birikiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onlar ay ışığında birbirine yaklaşmaya çalışan iki yabancı gölge gibiydi. Birbirlerine dokunmak istedikçe aralarındaki karanlık büyüyor, aşk ise hep biraz dışarıda, biraz yabancı, evin içine giremeyecek kadar uzakta kalıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sevdiğini göğsüne bastırdıkça koruduğunu sanıyor insan. Oysa bazı korkular sevgiden önce büyüyor; nefesin içine yerleşiyor, sonra aynı sevginin içinden geçerek onu yavaş yavaş eksiltiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geceler sevgisiz gebeliklerin üstüne kapanırken odaların içinde görünmeyen hayaletler dolaşıyor. Öfke dolu şehirlerde sevdiğini harf harf yazıyor insan; kaç geceyi sabah ettiğini unutacak kadar bekliyor, dinlediği şarkılar, uykusuzluğu bir yerden sonra sevgiyi anlatacak kelime bulamadığı gibi, acıyı anlatacak dili de kaybediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üçü aynı odanın içinde yaşıyor ama ben onları birbirlerine yaklaştırmayı bir türlü başaramıyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bazı evler karanlığı daha çok büyütüyor. Dışarıdaki aydınlığı bile içeri almıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kadın sırtını bana yaslayarak oturuyor; kucağında çocuğunu, kendinden geriye kalan son parçayı taşıyor sanki. Bir zamanlar aynı duvara başını yaslayıp uzun uzun susabilen o kadın şimdi yavaş yavaş içine çöküyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sofi’yi göğsüne her bastırdığında onu koruduğunu düşünüyor, aslında korkusunun içine biraz daha çekiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kucağında Sofi küçücük bedeniyle annesinin göğsüne tutunuyor; elleri sanki düşmemek için yüzüne dayanıyor, kendine görünmez bir sınır çiziyor. Annesinin sütünü içerken yalnız açlığını değil, korkusunu, uykusuz gecelerini ve içine çöken karanlığı da yudumluyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kadının eli bebeğin sırtında dolaşıyor, sonra kendi karnını yokluyor; geri dönmeyecek bir bütünlüğü arar gibi. İçinde kalan boşluk öyle büyüyor ki, kendi bedeninin içine sığamıyor artık.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Adam kapının eşiğinde duruyor, elleri boşlukta; Sofi’ye dokunmasa tamamen kaybedecekmiş gibi korkuyor. Kapının eşiğinde asılı kalıyor elleri.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir zamanlar bu ev onun ayak seslerini tanırdı. Geceleri dönüşünü hisseder, duvarlarımın içindeki sessizlik hafiflerdi sanki. Şimdi aynı ayak sesleri içeriden kovulmuş bir yabancının sesi gibi yankılanıyor koridorlarımda.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kendi içindeki boşluk büyüdükçe sesi de içimden uzaklaşıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Bebeği alabilir miyim?” diye sorduğunda sesi gelip duvarlarıma çarpıyor; kadın Sofi’yi daha sıkı bastırıyor göğsüne, oda ağırlaşıyor, süt kokusu, korku, uykusuzluk, ertelenmiş hayaller ve söylenmemiş cümleler birbirine karışıyor. Kadının nefesine sinen korku odanın içinde büyürken, Sofi nefes almakta zorlanıyor ama başını çekmiyor annesinin göğsünden; sütle birlikte annesinin eksikliğini de içine çeker gibi içiyor, ama içindeki boşluğu dolduramıyor. Gözyaşları kulağının kıyısından boynuna akıyor; ikisinin arasına karışıp kuruyor sonra, silinmeyen izlere dönüşüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Babasının eşikte bıraktığı boşluk yıllar sonra Sofi’nin içinde yeniden açılıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Koridorun karanlığında unutulmuş bir bebek battaniyesi duruyor; mutfakta yarım bırakılmış tabaklar, kurumuş lekeler, yıkanmamış bardaklar ve içeri sinmiş ağır bir koku bekliyor. Parmaklar duvarlarımda dolaştığında zaman sertleşiyor; duvarlar artık kireç tutmuyor, musluktan damlayan su yorgunluğumu büyütüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her dağınıklık bir tükenişin izi, her sessizlik yarım kalmış bir cümlenin yorgunluğu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kadın hâlâ aynı yerde oturuyor, Sofi yine göğsünde, aralarında görünmeyen bir duvar büyüyor. “Beni yalnız bırakma, Mari” demek istiyor adam, ama sesi yalnızca kendi içindeki karanlığa değiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ben onları birbirine yaklaştıramıyorum. Aralarındaki karanlık benden de büyüktü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evin kalbi yavaşlıyor artık; önce nefesler değişiyor, sonra odaların kokusu, sonra insanların birbirine bakışı ve bir süre sonra aynı masanın etrafında oturanlar bile birbirine yabancılaşıyor. Bu köye birlikte geliyorlar, kalabalıktan uzaklaşırken birbirlerinden de uzaklaşıyorlar yavaş yavaş; perdeler hep kapalı kalıyor, ışığın önünü kesen kalın bir karanlık büyüyor odaların içinde ve gecenin güne karıştığı saatlere tanık olamıyorlar artık.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sofi doğuyor&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sessizce, ağlamadan. Hiçbiri ağlamıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üçü aynı odada yaşamaya devam ediyor ama artık üç ayrı hayat kalmıyor geriye; birbirine değmeden süren üç yalnızlık kalıyor yalnızca. Odanın her köşesinde terk edilmişlik bekliyor, söylenmeyenler saklanıyor, sustukça içimde büyüyen karanlığı ağırlaştırıyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonra adamın ayak sesleri seyrekleşiyor. Kadın perdeleri açmıyor artık; ev önce sessizleşiyor, sonra kokusu değişiyor. Ayrılık önce eşyaların yerini bozuyor; bardaklar yarım kalıyor, kapılar daha uzun aralıklarla kapanıyor, odalar birbirinden uzaklaşıyor ve bir gün aynı masanın etrafında oturanlar bile birbirine yabancılaşıyor. Kadın artık kimi sevdiğini, kimi kaybettiğini ayıramıyor; acılar yüzlerini birbirine karıştırıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sofi büyüyor ama hiçbir şeyi unutmuyor; korkularıyla birlikte kendi yarasının içine saklanmayı öğreniyor. Yıllar geçtikçe sesi annesinin sesine benzemeye başlıyor, kendi çocukluğunun nefesi yeniden uyanıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yıllar sonra Sofi geri geliyor, yeniden kapımı açıyor. Kucağında kendi bebeğiyle, ağır ağır yürüyerek, acele etmeden, sanki çocukluğunun içinden yeniden geçiyormuş gibi içeri giriyor; yıllardır duvarlarıma sinmiş o eski süt kokusu yeniden genzine doluyor. Oda hâlâ aynı karanlığı taşıyor içinde. Perdeler aynı ağırlıkta duruyor. Sessizlik bile yer değiştirmemiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Annesinin oturduğu yere oturuyor ama sırtını bana yaslamıyor; aramızda görünmeyen bir boşluk bırakıyor. Çocuğun sıcak nefesi boynuna vuruyor hafifçe ve Sofi bebeğini göğsüne çekerken annesinin elleri karışıyor ellerine; parmaklarının arasındaki korku tanıdık, yıllarca değişmeyen o süt kokusu gibi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kapıya geldiğinde dışarıdaki rüzgâr yüzüne çarpıyor, bebeğinin kokusu saçlarının arasına karışırken derin bir nefes alıyor Sofi. İçindeki karanlık tamamen dağılmıyor; onu kendinden kalan bir iz gibi kabulleniyor, çocuğunun kaderine geçirmemeye karar veriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sofi rüzgârla birlikte bebeğinin kokusunu yeniden içine çekiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonra gidiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kapı kapanıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama arkasında, duvarlarımın arasında, hâlâ ekşimiş o süt kokusu yaşamaya devam ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yazar Nuray Aslan</strong></p>
</div>
</div>



<figure class="wp-block-audio"><audio controls src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/benbirevim.mp3"></audio></figure>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/karanligin-evi-sofi-sut-su-ve-yorgun-dusler-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>6</slash:comments>
		
		<enclosure url="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/benbirevim.mp3" length="3751517" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Varto’dan İzmir’e Notalarla Kurulan Bir Köprü: Çiğdem Taş</title>
		<link>https://vartoname.com/varto-sanat/vartodan-izmire-notalarla-kurulan-bir-kopru-cigdem-tas/</link>
					<comments>https://vartoname.com/varto-sanat/vartodan-izmire-notalarla-kurulan-bir-kopru-cigdem-tas/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 May 2026 15:10:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Varto Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8168</guid>

					<description><![CDATA[1979 yılında Varto, Gulıka Veroc (Taşlıyaka – Gulik Köyü) doğumlu olan Çiğdem Taş, müzik yolculuğuna lise yıllarında Pir]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube sabit-foto"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe loading="lazy" title="Dew Dew | Çiğdem Taş - Ahura Ritim Topluluğu | 2023, AASSM" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/d78LL1BwXKo?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">1979 yılında Varto, Gulıka Veroc (Taşlıyaka – Gulik Köyü) doğumlu olan Çiğdem Taş, müzik yolculuğuna lise yıllarında Pir Sultan Abdal Derneği’nde aldığı bağlama eğitimleri ile adım atmıştır. Müzikal kariyerinin ilk önemli dönemecini 1998-2000 yılları arasında yaşayan sanatçı, Mezopotamya Kültür Merkezi bünyesinde; Kamer Erdoğan, Kemal Öner ve Yılmaz Yıldız gibi Vartolu müzisyenlerden oluşan <strong>Koma Tofan</strong> grubunda vokal ve bağlama icracısı olarak yer almıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2013 yılında Ege Üniversitesi Türk Müziği Konservatuvarı Temel Bilimler Bölümü’nde eğitim almaya hak kazanan Taş, bu akademik süreçte toplumsal çalışmalara da ağırlık vermiştir. Kurucu üyesi olduğu İzmir Müzisyenler Derneği çatısı altında, müzisyenlerin sosyal hakları ve güvenceli çalışma koşullarının iyileştirilmesi süreçlerinde aktif görev almıştır. Aynı yıllarda, İranlı müzisyen Saman Hosseini öncülüğünde kurulan <strong>Ahura Ritim Topluluğu</strong> ile vokal ve bağlama icracısı olarak sahne çalışmalarını sürdürmüştür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüzde bireysel projelerinin yanı sıra Özüm Lizge Karabulut ile Zazaca ve Türkçe repertuvar çalışmalarına devam eden Çiğdem Taş, kurumsal olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki “Zamanede Bir Hal Müzik Topluluğu”nda bağlama (tembur), ritim ve vokal sanatçısı olarak yer almaktadır. Sanatçı, müzikal yaşamına halen İzmir’de devam etmektedir.</p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/varto-sanat/vartodan-izmire-notalarla-kurulan-bir-kopru-cigdem-tas/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kürt kültüründe saç ve sembolizm: kadınlık, aşk, yas ve geleneksel bellek</title>
		<link>https://vartoname.com/yazar-husamettin-turan/kurt-kulturunde-sac-ve-sembolizm-kadinlik-ask-yas-ve-geleneksel-bellek/</link>
					<comments>https://vartoname.com/yazar-husamettin-turan/kurt-kulturunde-sac-ve-sembolizm-kadinlik-ask-yas-ve-geleneksel-bellek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 May 2026 15:36:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazar Hüsamettin Turan]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8129</guid>

					<description><![CDATA[Kürt kültüründe sembolik anlatım, toplumsal hafızanın aktarılmasında yalnızca bir ifade biçimi değil, aynı zamanda duyguların toplumsallaşmasını sağlayan önemli]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="683" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/kurt-1-1024x683.png" alt="kurt 1" class="wp-image-8132" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/kurt-1-1024x683.png 1024w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/kurt-1-300x200.png 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/kurt-1-768x512.png 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/kurt-1.png 1536w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" data-mwl-img-id="8132" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="has-border-color has-white-border-color wp-block-paragraph" style="border-width:1px">Kürt kültüründe sembolik anlatım, toplumsal hafızanın aktarılmasında yalnızca bir ifade biçimi değil, aynı zamanda duyguların toplumsallaşmasını sağlayan önemli bir kültürel yöntemdir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bireyin yaşamındaki kayıplar, aşk, manevi bağlılık ve kimlik duygusu, sembolik temsillerle toplumun ortak diline dönüşür. Bu çerçevede saç, güvercin figürü ve renkler, Kürt kültürel evreninin en güçlü anlam taşıyıcılarından biridir. Bu semboller, yalnızca estetik unsurlar olarak değil, kolektif kimliğin ve duygusal tarihsel belleğin taşıyıcıları olarak düşünülmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kürt toplumunda saç, özellikle kadınlıkla özdeşleşen bir sembol olarak güzelliğin, gençliğin ve bireysel benliğin temsilidir. Ancak bu sembolik değer, yalnızca estetik nitelik taşımamakta; yas ve fedakârlık gibi toplumsal duygu alanlarıyla da ilişkilendirilmektedir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kadının saçını kesmesi, fiziksel bir değişimin ötesinde kimlikten geçici ya da kalıcı bir feragat anlamı taşır. Bu eylem, kaybın ağırlığını bireyin bedeninde somutlaştırırken aynı anda topluluğa sunulan bir acı ifadesi hâline dönüşür.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir mezarın başına saç asılması, ölünün hatırasını kutsallaştırmak ve yasın toplumsal bellekte yer etmesini sağlamak amacıyla yapılan sembolik bir bağıştır. Kürt kadınları bu anlamda yalnızca toplumsal geleneklerin taşıyıcısı değil, aynı zamanda kendi acıları üzerinden toplumsal hafızayı yeniden inşa eden aktif özneler olarak karşımıza çıkar.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Saç kesme ritüelinin yalnızca geçmişten taşınmış bir geleneği değil, aynı zamanda kadınların hem direniş hem de yas üretimi üzerinden kolektif bağ kurma biçimini ifade etmesi bu nedenle anlamlıdır.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Güvercin sembolü, Kürt kültüründe aşkın, barışın ve sadakatin metaforu olarak öne çıkar. Halk anlatılarında güvercin, kavuşamamış iki sevgiliyi birbirine bağlayan manevi elçi ya da savaş ve bölünmüşlük ortamında toplumsal birlik arayışının simgesidir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güvercinin özgürlüğü ve ulaşma yetisi, toplumun barışa duyduğu özlemi temsil eder. Aynı zamanda aile ve sevgi bağlarının kutsallığını da pekiştiren bu figür, sanat alanında çoğunlukla sıcak renklerle birlikte kullanılır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu renkler sevgi, direniş, umut ve yaşamı güçlendiren duyguları temsil eder. Siyah ya da gölgeli renklerin yanında sıcak tonların bir araya gelmesi ise, ölüm ile yaşam, kayıp ile umut arasındaki geçişi görünür kılar.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Renkler bu yönüyle yalnızca estetik algıya değil, kültürel duygu inşasına da hizmet eder. Kürt kültüründe bu renkler, özellikle yas ve umut arasındaki dönüşümün görsel dilini oluşturur.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Saç, güvercin ve renklerin sembolik bütünlüğü, Kürt kültürel yaşamında bireysel duyguların toplumsal kimlikle nasıl birleştiğini ortaya koyar. Bu semboller hem toplumsal dayanışmayı hem de bireyin içsel dünyasını görünür kılar.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Semboller, toplumsal ilişkilerin kurulmasında işlevsel bir alan açar ve bireyin topluluğa aidiyetini yeniden teyit eder. Bu çerçevede saç kesme ritüeli, acının paylaşımı üzerinden yalnızlığa değil, bağlanmaya işaret eder.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Edebiyatta saç, hem güzellik hem de kaybın sembolü olarak iki yönlü bir temsil alanı sunar. Bu ikili anlam, Kürt estetik dünyasının zıtlıklar üzerinden kurulan duygu dengesine işaret eder.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kürt kültüründe sembolik temsil biçimleri, toplumsal bellekle bireysel yaşantıyı birbirine bağlayarak kültürel sürekliliği sağlar. Kadınların ritüellerde oynadığı aktif rol, yalnızca geleneğin taşıyıcılığı değil, aynı zamanda geleneksel yapıyı yeniden kurgulayan bir direniş biçimidir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu çerçevede saç kesme, güvercin figürü ve renklerin anlamları, aşkı, kaybı, barışı ve direnişi sembolik düzlemde birleştirerek Kürt kimliğinin duygusal ve tarihsel dokusunu görünür kılar.&nbsp;</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu iç-içe geçmiş sembolik yapı, Kürt kültüründe birey ile topluluk arasındaki bağı güçlendirir, duygusal deneyimi kolektif belleğe dönüştürür ve toplumsal kimliğin kuşaklar boyunca aktarılmasını sağlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yazar &#8211; <strong>Husamettin Turan</strong></p>
</div>
</div>



<p class="sabit-foto wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/yazar-husamettin-turan/kurt-kulturunde-sac-ve-sembolizm-kadinlik-ask-yas-ve-geleneksel-bellek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BIRAKIN GÖĞÜN EN MAVİ YERİNE ÇOCUKLAR YERLEŞSİN</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/birakin-gogun-en-mavi-yerine-cocuklar-yerlessin/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/birakin-gogun-en-mavi-yerine-cocuklar-yerlessin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 May 2026 16:35:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar Ali Şeker]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8019</guid>

					<description><![CDATA[İşte, bize rağmen; eğer kurumamışsa yatağında akan bir derenin akışkan sesi orada bize bakıyor, kuş cıvıltıları arasında. Ne]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<figure class="wp-block-image size-full sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="1022" height="507" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ali-seker-varto-e1779466400741.jpeg" alt="ali seker varto e1779466400741" class="wp-image-8731" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ali-seker-varto-e1779466400741.jpeg 1022w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ali-seker-varto-e1779466400741-300x149.jpeg 300w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/ali-seker-varto-e1779466400741-768x381.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 1022px) 100vw, 1022px" data-mwl-img-id="8731" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">İşte, bize rağmen; eğer kurumamışsa yatağında akan bir derenin akışkan sesi orada bize bakıyor, kuş cıvıltıları arasında. Ne güzel, artık çocukların ellerinde kravat niyetine boyunlarına astıkları ölümcül sapanları da yok. Gökyüzü ve yeryüzü herkesindir, evrensel bir ütopya imgesinden dışarı çıkmayan çocukların varlığını insan görünce bir daha susmalı. Ve ben de susmaya başlıyorum. Efendiler! Efendiler! Zihninizdeki lanetli &#8221; bacak arası &#8221; karanlıkla çocuklara kıymayın, her gün çocukların bir bir hiçliğe gömüldüğü bu topraklarda çocuklara kıymayın! Bırakın göğün&nbsp;en mavi&nbsp;yerine&nbsp;çocuklar&nbsp;yerleşsin.&nbsp;Bu kapitalde, hangi evde adını bilmediğimiz kaç çeşit yoksulluk olduğunu öğrenmeye çalışmak bile bugünlerde zor bir iş. Toplum ve yönetim bu iki zıt uçların çıkarı birbirine dokunuyor ve istemeden olsa da birbirine yardım ediyordu. Güneşin altında hoş olmayan bir görüntü, kir pas içindeki eğitim kurumlarında boyunları bükük çocuklar&nbsp;büyüyor. Sabahın erken saatleri, birden bire içinde kabaran yaşamak umudunu tutamadı, kendi kendine mırıldanmaya başladı. Bazen insan sokaktayken içten içe insanın içini kemiren, zihnini kurcalayan sosyal &#8211; siyasal sorunları yüksek sesle konuşabilmeli. Ve bizimkisi konuşmaya devam etti, insanoğlunun daha çok akla dayalı yargıları olsa da, bazı anlarda kendini bir şekilde, çoğunluğun metafizik yönüne, çıkarları doğrultusunda kapatabilir. Aynı tornadan çıkmış toplu vatandaş olmak duygusu, ne kadar bencilce bir şey bu. İsterse benden sonra, kıyamet kopsun aymazlığından, utanmadan güneşe yüzsüz yüzsüz bakanların sayısı hayli fazlalaştı. İyi bir vatandaş olmak dışında, insan kötülük kokan her şeyi bir kenara bırakmalı. Sınırlar, hava sahası, karasuları, yaşadığımız ülke derken, ancak göz hizasında gördüğümüz kadarıyla gökyüzü bizimdir. Üzerinde gezindiğimiz topraksa, özel mülkiyet, kapitalizm, sosyal adaletin adil bir şekilde paylaşılmadığı genel bir dünya düzeninde; sadece ayak bastığımız toprak parçası bizimdir.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üzerinde gezindiğimiz topraksa, özel mülkiyet, kapitalizm, sosyal adaletin adil bir şekilde paylaşılmadığı genel bir dünya düzeninde; sadece ayak bastığımız toprak parçası bizimdir. Bilim bize böyle söylüyor. Ey insanlık size sesleniyorum. Eylül ayının sararmış yaprak döküntüleri arasında ilkbaharı beklerken, ilkokula yeni başlayan&nbsp;çocuklar&nbsp;hiç mutlu değil; devlet okulları da bu kötü ekonomik koşullardan oldukça nasibini almış, &#8221; itibardan tasarruf olmaz &#8221; çerçevesinden dışarı çıkmayan bir cumhurbaşkanı kamyonetlerle Amerikan sokaklarında, yanıp sönen şatafatlı ışıklarla kendi reklamını yapıyor. Bütün bir ülke tek parmak, tek bir kişiyle ilgilenmeye başlayıveririz. Artık ayaklarımızın yere değmediği ekonomik &#8211; sosyal, hukuksal eşitlik alanlarında otlarda bitmiyor. Siz ekonomiyi bana bırakın dediği günden bu yana, üç seneye yakın bir zaman aralığı geçti. Nas modeli ekonomik koşulların tek düzelliği bütün ülkeye yapışmış, bu fakir havayı derin derin içine çeken, koca koca kalabalıkların yoksullaştığını herkes görüyor. Tepeden tırnağa gökyüzü dingin&nbsp;mavi&nbsp;yüklü, yerin en yakın noktasında aydınlık parıl parıl parıldıyor. Gün ışığıyla birlikte sokaklarda insanlar belirmeye başlıyor, hava eskisi gibi sıcak ve bunaltıcı değil, temmuz ayının aşırı sıcak günlerin gelgeç ligini insana yaşatmıyordu, eylül ayı.. Ne yazık ki, gözle görülen aydınlık hiç bir şeyi saklamıyor, işte her şey iç içe ve doğal akışında. Ayrıca ışık hiç bir şeyi yasaklayıp ayıplamıyor, kutuplarda da bu böyledir, ülkemizde de böyle. İşte sokak ortasında çiftleşen çıplak köpekler herkesten çok kendilerini seviyorlar. Her şeyin kişisel olduğunu bir kez daha bize hatırlatıyorlar. Karanlıkla aydınlığın kol kola gezdiği bu evrende, eşit olmasa da, giyim, kuşam, örtünmek, ilkel toplumlarda bile, &#8221; özgürlük &#8221; çıplaklık anlamına gelmiyordu, çağımızın en güzel meyvelerini çoğunluğun inancıyla yiyen, kadını eve kapatan beyler. İlkel toplumlarda bile kapanmak pratiğinden anladığımız şey, açık bir dille kapkaranlık çarşafların altına girmek hiç değil.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece açık alanda kadın ve erkeğin mahrem yerlerini kapatması yeterli evrensel bir nedendi. Hiçbir şey bizim keyfimiz ve iç sıkıntımız için ne doğuyor ne de zamansız toprağa düşüyor. Günün en karanlık en aydınlık noktasında bile, doğadaki hemen her şeyi yok eden bir anlayış, yağan birkaç dakikalık yağmur, ya da sert esen bir rüzgârla, yıkılmış, harabe olmuş köyler, devasa kentler geride bırakabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her gündoğumu ve günbatımında, yaşam tüm bütünselliğiyle yine kendi bilindik, yemek, içmek, sıçmak ritüelinin yanı sıra azda olsa insanlığın derdi kederiyle ilgilenenlerin varlığıyla devam ediyor. Üzerimizdeki yük ve yorgunluklar hayatın varsıllığı içinde, içinde çok da fazla kalmadığımız süreçlerdir. Kimine az kimisine de çok fazla ellerin ayasındaki yakınlık kadar dokunan maddi bir hayat. Tabiatıyla, içinde çok fazla kalmadığımız acı ve sevinç yanlarımızla sadece yaşamda ayakta kalmak yönünde iradesini kullanan insanlar en aşağıda dürüst, duygular içinde. Ama bir dolu inatla gün boyu hareket eden her şeyi ilk kez görüyormuşçasına titizlikle bakmaya devam ediyorlar. Üstümüzde bireysel bir mavilik olduğu kadar da karanlık ve aydınlık yanlarımızı bir gömlek gibi üzerimizde taşıyoruz. Bu kadar vicdansızın olduğu sokaklarda, bir avuç dürüstlüğe de insan rastlayabiliyor. İnsan dışında: besin zinciri içinde olan canlıların tamamı öleceğini bilmediği bir gerçeklikte, keyfe keder yarını düşleyemez. Her şey aşağılarda kanlı &#8211; canlı rastgele öldürmek, toplu katliam duygusunu insanlar kadar yarıştırmayan besin zinciri içinde olan canlılarda organize bir zulüm de yoktur. Çünkü her şeyi yok etmek üzerine kurulu bir düzeni doğa kendine yasaklamıştır. Bak ahenkle iç içe geçmiş avcıların ustalığı yanında, bir ceylanın süzülüşü, yeşil bir denizin içinde adeta dalgalanıyor. Her türlü güce karşın, bir ceylanın taviz vermeyen koşuşu, iradesi orada boy vermiş koşuyor. Hiyerarşik bir dengede yırtıcılar leş yemenin sırasını sabırla bekliyorlar. Birbirine av ya da avcı olmanın bir ekosistem, doğa gerçekliğinde bizler yine yarını &#8221; hiç gelmeyen bir günü &#8221; düşlemeye devam ederiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Demek ki, henüz ayak basmadığımız bir günü, zihnimizde diri tutabiliyoruz ve bu hiç bir şeyin bitmediğini &#8221; hayat &#8221; bize fısıldıyor. Bu da yaşamda her şeyin çok kolay olmadığı gibi bireysel ve mücadeleci yönümüze kalmış bir matematiğin çözümsüz olmadığının somut bir halidir. Her ne kadar karanlıkla birlikte perdeler her hanede aynı anda çekiliverse de, herkesin hüznü sevinci yine rutin bir şekilde kendini hapsettiği dört duvarıdır&#8230; Biliriz ki, yeni bir gün doğumunda perdeler tekrar saydam camdan çekili verilir, gün ışığı her haneye aydınlıkla birlikte, bir çocuğun gülümsemesiyle doluşur. Kendi yorgunluğumuz bizi bir yalnızlığa kilitlese de yine anahtarı elimizde olan, zihnimizin düşsel bir yolculuğudur. Ve yine kendi çabamızla oradan çıkarız…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Evet, doğanların büyük bir kısmı hiç ölmeyecekmiş gibi hayatta iki elle sarılmış orada, burada hareket halinde. Demek ki, bütün olumsuzluklara karşın soluk alıp veren bir yaşam, gün içinde cebelleşip duruyor. Ve bu iyi bir alışkanlık, henüz yaşamak adına hiçbir şey bitmemiş. Karanlık ve aydınlığın iç içe geçtiği bir dünyada, var olan her şeye yaşam adına saygı duymak, iyi insan olmanın en iyi reçetesi. Bir yanıyla da yalnız kalmak, insanı kendisiyle baş başa kalmasının iyi bir yoludur. Ve tabii ki bunu yazın &#8211; düşün izleğiyle değerlendirebilene aşk olsun. Bu yirmi iki senelik iktidarda, tek bir ses, toplumun gözlerinde bir tek ışık huzmesi yoktu. İkinci gözlerin bilimsel çoğul çalışması karşısında, bu karanlığın dağılıp gitmesi için; bence konuşmak ve bir kitabın sayfaları arasında dolaşmak yeterliydi&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ali Şeker&nbsp;</p>
</div>
</div>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/birakin-gogun-en-mavi-yerine-cocuklar-yerlessin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>6 Mayıs: Tam Bağımsızlık Yolunda Üç Fidan ve Bitmeyen Bir Hasret</title>
		<link>https://vartoname.com/makaleler/6-mayis-tam-bagimsizlik-yolunda-uc-fidan-ve-bitmeyen-bir-hasret/</link>
					<comments>https://vartoname.com/makaleler/6-mayis-tam-bagimsizlik-yolunda-uc-fidan-ve-bitmeyen-bir-hasret/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Varto]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 May 2026 17:50:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://vartoname.com/?p=8002</guid>

					<description><![CDATA[6 Mayıs 1972 sabahı, Türkiye’nin toplumsal vicdanında ve siyasi tarihinde hiç kapanmayacak, her yıl dönümünde daha da derinleşen]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<div class="wp-block-columns is-layout-flex wp-container-core-columns-is-layout-7387b849 wp-block-columns-is-layout-flex">
<div class="wp-block-column is-layout-flow wp-block-column-is-layout-flow" style="flex-basis:33.33%">
<figure class="wp-block-image size-large sabit-foto"><img loading="lazy" decoding="async" width="683" height="1024" src="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/denizpng-683x1024.png" alt="denizpng" class="wp-image-8003" srcset="https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/denizpng-683x1024.png 683w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/denizpng-200x300.png 200w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/denizpng-768x1152.png 768w, https://vartoname.com/wp-content/uploads/2026/05/denizpng.png 1024w" sizes="auto, (max-width: 683px) 100vw, 683px" data-mwl-img-id="8003" /></figure>
</div>



<div class="wp-block-column has-global-padding is-layout-constrained wp-block-column-is-layout-constrained" style="flex-basis:66.66%">
<p class="wp-block-paragraph">6 Mayıs 1972 sabahı, Türkiye’nin toplumsal vicdanında ve siyasi tarihinde hiç kapanmayacak, her yıl dönümünde daha da derinleşen bir yara açıldı. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan; henüz ömürlerinin baharında, “Tam Bağımsız Türkiye” idealine olan sarsılmaz inançlarıyla Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’nin avlusunda idam sehpasına yürüdüler. O gün atılan o son adımlar, aslında fiziksel bir son değil; inandıkları değerlerin halkın ortak hafızasında ölümsüzleştiği büyük bir başlangıcın ilk adımlarıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu üç genç, sadece bir dönemin öğrenci hareketlerinin liderleri değil; adaletsizliğe, sömürüye ve emperyalizmin her türlüsüne karşı baş kaldıran koca bir kuşağın en gür ve en saf sesiydiler. Onların mücadelesi, sadece kendi dönemlerine ait bir protesto değil, bu toprakların geleceğine bırakılmış onurlu bir mirastı. Deniz Gezmiş’in idam sehpasındaki son nefesinde haykırdığı “Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği ve bağımsızlık mücadelesi!” sözleri, aradan geçen yarım asra rağmen bir arada yaşama iradesinin ve halkların sarsılmaz bağının en güçlü, en sarsıcı beyannamelerinden biri olarak kabul edilir. Onların kavgası hiçbir zaman ayrıştırmak değil; tam aksine ortak bir kaderde, tam bağımsız ve özgür bir ülkede, sömürüsüz bir dünyada omuz omuza durabilmekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Denizlerin idamı, cellatların ve o karara el kaldıranların beklediği sessizliği hiçbir zaman getiremedi. Aksine, fikirlerin fiziksel varlıktan, bedenden ve prangalardan çok daha güçlü olduğunu tüm dünyaya bir kez daha kanıtladı. Onlar o gece birer “fidan” olarak toprağa düştüler; ancak bıraktıkları miras, her baharda yeniden filizlenen, her kuşakta yeniden yeşeren bir umuda ve direnç çiçeğine dönüştü. Bugün 3 Fidan denildiğinde akla sadece bir hüzün değil; dürüstlükten, vatan sevgisinden ve emekten yana olmanın onuru gelir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">6 Mayıs; bugün bizler için sadece bir yas günü ya da bir takvim yaprağı değildir. O gün, vicdanın siyasi hırslara galip geldiği, cesaretin korkuyu yendiği ve bir ülke sevdasının her şeyin önüne geçtiği gündür. İnançları uğruna gençliklerini, hayallerini ve canlarını feda etmekten çekinmeyen o güzel insanları; hiçbir zaman yaşlanmayan, hep yirmi beş yaşında kalan o üç yiğit fidanı saygı, sevgi ve hiç bitmeyen bir özlemle anıyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onların parkası, postal botları ve yüreklerindeki bağımsızlık ateşi; adaleti ve özgürlüğü arayan her kalpte yankılanmaya devam edecek.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://vartoname.com/wp-admin/post.php?post=8002&amp;action=edit">Edit</a></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://vartoname.com/makaleler/6-mayis-tam-bagimsizlik-yolunda-uc-fidan-ve-bitmeyen-bir-hasret/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
