
Varto Koğ festivali
Varto Koğ Festivali’nin temel amacı doğa, kültür ve sanat değerlerini bir araya getirerek toplumsal dayanışmayı güçlendirmek, yerel kimliği görünür kılmak ve ekolojik farkındalık yaratmaktır. Ve bu bağlamda festivaller, kültür ve sanat çevrelerini, bilim adamını, aydınını toplumla buluşturabildiği kadar “toplumsal değişime ve dönüşüme” hizmet eder. Henri Barbusse boşuna dememiş: “Değişim için çalışmayan kötülük için çalışıyor demektir.”
Çünkü festivaller, hem kültürel hem de sanatsal yaşamın önemli araçlarıdır. Sanatçısını toplumla toplumu da sanatçısıyla buluşturur. Sanatı, kültürü oluşturanların, “yasaları koyanlardan” daha güçlü olduğu gerçeğinden yola çıktığımızda yapılan festivallerin toplumsal önemini daha da somutlaştırabiliriz…
“İnsan her gün bir parça müzik dinlemeli, iyi bir şiir okumalı, güzel bir tablo görmeli ve mümkünse birkaç mantıklı cümle söylemelidir”, der Goethe. Çünkü insanın kendini ifade etmenin en kusursuz yolu edebiyattır, müziktir ve resimdir… Bir resim, bir şarkı, bir tiyatro oyunu veya bir dans gösterisi, bizi derinden etkileyebilir, yeni bakış açıları kazandırabilir ve ortak bir geleceğe doğru ilerlememize yardımcı olabilir.
Sanat, özgürlük, hakikat ve adalet mücadelesinin de bir aracı olduğu gibi sadece estetik değil, toplumsal sorumlulukla da buluşarak, eleştirel ve dönüştürücü bir sürece hizmet eder. George Orwell’in sanat felsefesi, sanatın asla tarafsız olamayacağını ve kaçınılmaz biçimde politik bir işlev taşıdığını savunurken; Bertolt Brecht da, Sanat, kitleleri bilinçlendirmenin onları eğitmenin bir aracı olarak görmüştür. Ayrıca, sanat kitleleri dürtmeli ve hatta eyleme geçirmelidir denilir…
Sanat, halkın ruhudur, değişim ve yaratım gücüdür, insanın doğaya, insanın insana, insanın topluma uyumunu sağlar. Sanattır, köprüler kuran, halkları kaynaştırıp tarihi zenginlik içinde barışık kılan. Bir toplum düşünün: insanlarının çoğu işlerine gidiyor, çocuklarını büyütüyor, ev işleri ile meşgale oluyor. Ancak bu dünya, bir şekilde sönük ve donuk. Duvarlar beyaz ve boş; müzik, dans, film veya tiyatro yok. Tasvir ettiğimiz hayat ne kadar çekici olurdu sizce?
Sanat, toplumların hikâyesini anlatır; bu nedenle tamamen siyaset üstü kalması çoğu zaman imkânsızdır. Bir kültür ve sanat festivali, yalnızca eğlence değil; aynı zamanda toplumun kültürel mirasını, sanatsal üretimini ve ortak değerlerini görünür kılan bir buluşma alanıdır. İçeriği, hem sanatsal çeşitliliği hem de toplumsal katılımı destekleyecek şekilde tasarlanmalıdır seklinde düşünüyorum…
Festival, ekolojik sorunları da öne çıkararak hem çevredeki olumsuzluklara farkındalık yaratmak, hem de toplumları bu konuda bilinçlendirmektir diğer bir hedefi… Sanatçılar, güncel sanatın eleştirel yanını kullanarak insan doğa ilişkisine ve ekolojiye yeni bir bakış açısı sunmaya çalışmışlardır. Ekosistemlerin kendi doğalarındaki kırılganlığı doğayla ve insanla olan ilişkisi ekolojik sanat tarafından sanatsal bir dille yansıtılmaya çalışılmıştır
Doğa, yüzyıllardır sanatın konusu olmuş ve 1960’larda sanatçıların galeri ve sanat alanlarına tepkisinden sonra doğanın sanat pratiklerine yansıma biçimi değişmeye başlamıştır. 2000’ler itibaren sanatta doğa daha sık konu edilmiştir. Bu tepkiler sonrasında sanat nesneleri ve mekânlarında değişimler olmuştur. Arazi sanatı, çevre sanatı, ekolojik sanat hareketleri ortaya çıkmış ve bu hareketler ekolojik sorunları sanata dahil etmiştir. Sanatçılar, çalışmalarında doğayı başlarda mekân olarak kullansalar da zamanla çevre duyarlılığı, farkındalık yaratmak amaçlı ilerlemişlerdir.
Zulme sessiz kalmamak, haksızlığa karşı durmak bir insanlık onurudur… Doğamızın talan edilip yabancı sermayeye peşkeş çekilmesine sesiz kalınamaz. Varto halkı havasına, suyuna ve toprağına sahip çıkma noktasında, tüm metropol kentlerde olduğu gibi diyaspora (yurt dışı) dahil tüm yasam alanlarında örgütlenerek yarattığı sinerjiyle coğrafyasına olan duyarlılığını herkese hissettirmiştir. Kapitalist dünya rant adına insana ve doğaya zarar vermeden yol alamayacağına göre, İnsanlık da; dayatılan zulme olan itirazını örgütlü mücadeleye dönüştürerek karşı bir tutum içine girmeden geleceğini kuramaz. Ve bu bağlamda olup bitene baktığımızda, ekolojik farkındalık adına “festival” in dönüştürücü rolü çok önem arz etmektedir.
Emil Cioran, “Edebiyatçı, politik duruşuna/ tercihlerine uygun hareket eder ki, bu da edebiyatın vazgeçmesi mümkün olmayan kadim hâlidir; zaten zarar vermek için yazarız. Rahatları bozmak için yazarız. Hayatımda ne okuduysam rahatım bozulsun diye okudum. Hayatı ne diye allayıp pullarlar, kötülük meselesinden ne diye kaçınırlar anlamıyorum. Hakiki bir meseledir bu,” der. Ve ayrıca Sebuhi Quluzade de, “Edebiyat, ölümsüzlüğün en eski yoludur. İnsanlar kendi hayatlarını, tecrübelerini, hayal ve fikirlerini edebiyatla ölümsüzleştirir” derken, Jorge Amado da; “Bence edebiyat halkın bir silahıdır, yazar halkının isteklerinin ve kavgalarının sözcüsüdür. Romancılığımı bu şekilde gerçekleştirmeye ve geliştirmeye çalışıyorum” seklindeki ifadesi, edebiyatın yaşamsal alandaki önemini güzel ifade etmektedir. Kısacası, ‘toplumsal itirazı’ ifade eden sanatın tüm dallarıyla toplumu buluşturmaktır Festivallerin bir başka hedefi…
Marx’a göre de sanat, toplumsal gerçeklikten kopuk, soyut bir estetik deneyimden ziyade, toplumsal koşulların ve sınıf mücadelelerinin bir yansıması olmalıdır; aynı zamanda insanları mevcut düzeni sorgulamaya ve dönüştürmeye teşvik eden devrimci bir güç taşımalıdır.
Kapitalist üretim biçimi, işçiyi üretim sürecinden ve kendi emeğinden yabancılaştırdığı gibi, sanatçıyı da toplumsal gerçeklikten yabancılaştırır. Sanatçı, kapitalist sistemde özgün yaratıcı bir birey olmaktan çok, meta üreticisine dönüşebilir. Sanat, tıpkı diğer metalar gibi bir değişim değeri taşır ve pazarda satılmak üzere üretilir. Bu da sanatın toplumsal işlevini zayıflatır.
Sanat, egemen ideolojiyi sorgulamak yerine onu destekleyen bir işlev de görebilir. Örneğin, 19. yüzyılda romantik resim veya edebiyat, kapitalist bireyciliği övüp, toplumsal eşitsizlikleri göz ardı eden bir yapıya sahipti. Sanatın bu yönü, toplumsal eleştiriden uzaklaşmasına yol açabilir. Marksist bakış açısına göre, sanatın metalaşması onun toplumsal işlevini zayıflattığı gibi toplumsal değerlerinden de uzaklaştırır.
Sanat, sınıfsal ayrımların olmadığı bir dünyada, herkesin yaratıcı potansiyelini ortaya koyabileceği bir alan haline gelir. Altının çizilmesi gerek: Müesses nizamdan beslenenlerin (daha doğrusu beslemelerin!) kültürel kulvarı hamaset, demagoji ve manipülasyondur; riya, ikiyüzlülük ve samimiyetsizliktir. Dostoyevski’nin, “Zorbalık karşısında duyarsız kalan bir toplum zehirlenmiş demektir!” diye haykırması da, sanatın toplumsal boyutu temelindeki önemine olan ihtiyacı güzel vurgulamaktadır.
“İnsan olmadıktan sonra güzel göz, güzel kaş, sırım gibi boy herkeste var. İnsan dediğin yüreğiyle, inceliğiyle insan olmalı”… Ve “Adaletsizliğin olduğu yerde tarafsız kalıyorsan, haksızlık yapanın tarafını tutuyorsun demektir”… Unutmayalım ki, bir ülkenin insanlarının onuru en azından toprağı kadar kutsaldır. İlkelerine ve insanlık değerlerine sahip çıkan herkes, zulüm görenlerle, hakkı yenenlerle, sömürülenlerle, acı çekenlerle, yoksullarla birlikte olmalıdır diye düşünüyorum…
Dik durup diklenen yazarlardan Yaşar Kemal, dünya görüşüyle sanatını bir bütün olarak gördüğünü, halka ve doğaya olan inancını, sanatının emekçi ve mazlumların çıkarlarının emrinde olduğunu dile getirmiş ve bu gerçeklikte yazmaya devam etmiştir. Sonuç olarak, sanat sadece estetik bir ifade değil, toplumsal yapıyı şekillendiren ve dönüştüren bir güçtür. Festivaller de bu dönüştürücü güce desteğini sunarak yardımcı olur.
Tüm Vartoluları ve dost çevrelerini 7-8-9 Ağustos 2026 tarihinde yapılacak olan “Varto Koğ Kültür ve Sanat Festivali” ne bekliyoruz…
06.07.2026
Gündüz IŞIK







