
Bir Fotoğraf, Bir Hikâye
Kelebeğin Geciken Sevdası!
Bazı hikâyeler üç günlük bir ömre sığar. Bazıları ise yıllar geçse de bir tek cümlenin eksikliğini taşır.
O sabah gökyüzü masmaviydi. Rüzgâr, papatyaların arasında usulca dolaşıyor. Zaman, sanki kimseyi incitmemeye çalışıyordu. Tam o sırada, ömrü sayılı bir kelebek gelip beyaz bir papatyanın üzerine kondu.
Kelebek biliyordu… Hayat ona uzun bir yol değil, sadece birkaç gün vermişti. Ama insanın ya da kelebeğin ömrünü uzun yapan zaman değil! Sevdiğine dokunabildiği anlardır.
Saatler geçtikçe ayrılık yaklaşıyordu. Sessizliği ilk bozan kelebek oldu.
“Seni seviyorum…” dedi.
Papatya irkildi. Belki o da aynı duyguyu uzun zamandır içinde taşıyordu. Ama bazı insanlar gibi o da sevgisini hep yarına bırakmıştı. Dudaklarından yalnızca iki kelime dökülebildi:
“Ben de…”
Ama artık çok geçti.
Kelebek, o iki kelimeyi duyduktan birkaç dakika sonra kanatlarını sonsuza dek kapattı.
Papatya ise o günden sonra rüzgâr estikçe kendini affedemedi.
“Neden daha önce söylemedim?” diye hayıflandı.
Her esen rüzgârda bir yaprağını bıraktı toprağa.
Her düşen yaprakta aynı cümle vardı:
“Seni seviyorum…”
Son yaprağı da toprağa düştüğünde, papatya da sessizce hayata veda etti.
Belki de bu yüzden insanlar, yüzyıllardır bir papatyanın yapraklarını tek tek koparıp aynı soruyu soruyor:
“Seviyor mu?..
Sevmiyor mu?..”
Oysa cevap, papatyanın yapraklarında değil; zamanında söylenemeyen cümlelerin içinde saklıdır.
Çünkü bazı sevgiler, söylenmediği için biter.
Bazı pişmanlıklar ise, ömür boyu değil; bazen üç günlük bir ömre bile sığacak kadar ağırdır.
Seviyorsanız söyleyin.
Çünkü hayatın en büyük yükü, yaşanmış ayrılıklar değil, söylenmemiş sevgilerdir.
Eğitimci – Hasan Dede







