
DAYANIŞMA VE SORUMLULUK
Yarar değerleri, bütün değerlerin; ahlak değerlerinin de sanat değerlerinin de yerini almış durumda. İnsanlar basitlikleriyle ve bayağılıklarıyla övünebiliyorlar. Gene de insan, bir yetkinliğe doğru, daha da insan olmaya aralıksız ilerliyor. Yarının insanı, gerçek anlamda toplumsallaşmış, yani gerçekten dayanışan insan olacak.
Gerçek dayanışma, sorumlulukların belirdiği ve bu çerçevede bencilliğin aşıldığı yerde başlar. Dayanışma, buna göre özveri ister. Bencillikte özveri yoktur. Özveri, bencil eğilimlerimizi dizginleyebildiğimiz yerde olasıdır. İşte bu noktada özgeciliğin yasaları işlemeye başlar. Özgeciliğin var olduğu yerde de gerçek birliktelik kendini gösterir. Gerçek adanma, özgecilikte ortaya çıkar.
Yaşamın her alanında dayanışma gereklidir; buna kimse hayır demez. Genel olarak insanın bencillikle özgecilik arasında salınıp durması, onun dayanışma konusunda büyük güçlükleri olduğunu gösterir. Bencillik bir kültür sorunu mu ortaya koyar, yoksa doğamızda mı vardır? Belki de ilkin bunu çözmek gerekecek. Ne olursa olsun, değerler düzeni bize gerçek anlamda insan olmanın, bencillikten özgeciliğe (kişisel çıkar gözetmeden ve karşılık beklemeden başkalarının iyiliğini kendi yararı kadar gözetmesi; bencilliğin tam zıttı) doğru ilerleme duyarlılığında olduğunu gösterir.
Dayanışma gönüllü bağımlılıktır ve gerçek dayanışma çıkarla değil, sorumlulukla ilgilidir. Bir nevi karşılıklı anlaşmadır; ahlaki yükümlenmeyi zorunlu kılar ve topluluk ya da toplum adına kişisel ögeyi dışa atar. Bu bizi en geniş çerçevede evrensel sorumluluğa bağlar. “Ben ancak sevdiklerimin haklarını savunurum, başkaları beni ilgilendirmez.” diyemeyiz. Yunan atasözünde olduğu gibi, “Hepimiz aynı teknede kürek çekiyoruz.” Bu durumda birimizin sorunu tümümüzü ilgilendirecektir. Kürekçilerin en sevimsizi bile bizden olabilir. Dayanışma böylece yarar sağlar ama özünde ya da çıkış noktasında yararcı değildir. Dayanışma bilinci, böylece her durumda sorumluluk duygusunu gerektirir; bunu yaparken yarışma ya da rekabet fikrini geriye iter. Dayanışmanın temelinde şu ilke yatar gibidir: Birinin başarısızlığı bir başkasının başarısını sağlamaz ya da birinin başarısı bir başkasının başarısızlığını gerektirmez.
Toplumsal yaşama zorunlu olan insan için dayanışma kaçınılmaz bir koşuldur. Toplum Sözleşmesi‘nde dayanışma, tüm özellikleriyle ve bu arada yararcı yanıyla yer alır. Ancak gerçek dayanışma, toplum sözleşmesiyle gerçekleşenin ötesinde bir tutumu belirler. Toplum sözleşmesinde özveri yoktur; gerçek dayanışmada özveri vardır, biri ya da birileri için bir şeyler yapma istemi vardır.
Toplumsal yaşam şu kesin doğrunun üzerine kurulmuştur: Birbirimizi sevsek de sevmesek de birlikte olmak zorundayız. Katlanma, insan için çok önemli bir gerekliliktir. Toplumsal sözleşme, katlanmayı büyük ölçüde zorunlu kılar. Dayanışmada da belli ölçüde katlanma söz konusu olabilir. Biz çok zaman katlanmaya olumsuz bir anlam verir, onu edilginleşmeyle bir tutarız. Oysa katlanmada edilgenlik değil, etkinlik vardır. Katlanma yaşamın bir yüzüdür: Yaşamda her savaşım pek çok edimi gereksinirken katlanmayı da gerektirir.
Auguste Comte’ye göre insanın iki doğal eğilimi vardı: Kendi yararını düşünmeye dayanan bencillik ve başkalarının yararını düşünmeye yarayan özgecilik. Bu iki duygu tüm tarih boyunca insan yaşamını belirlemiş, insan ilişkilerini koşullamıştır. Ancak tarihin akışı içinde insan geliştikçe özgecilik, bencilliğe üstün gelmeye başlamıştır.
En büyük ve en güzel dayanışma, bütün bir insanlıkla dayanışmadır. Toplumsal yaşam bizi bir ya da iki kişiye değil, bütün bir insanlığa bağlar. Sorumlu olmak, bütün bir insanlıktan sorumlu olmaktır. Sorumluluk insanın en önemli ya da daha doğrusu tek yükümlülüğüdür. Sorumluluk bir yanlışı düzeltme ya da bir amacı gerçekleştirme yükümlülüğüyse, bu yükümlülük evrensel uzanımlı olacaktır.
Dayanışma sorumluluk sorununa bağlanırken, sorumluluk sorunu da değer sorununa bağlanılır. İnsan, değerleri olan ya da bir başka deyişle yüce amaçları olan bir varlıktır. Bu amaçlara topluca ulaşılabileceğini bilir; işte bu noktada kendini sorumlu duyar ve sorumluluğunun gereklerini yerine getirmeye yönelir.
“İnsan olmak her şeyden önce sorumlu olmaktır.” der Antoine de Saint-Exupéry.
Sorumsuzluğun kol gezdiği yerde umut da yoktur. Umut, her zaman sorumluluklarla düzenlenen tasarımlardır. Umut buna göre her zaman gelecektir; umut sorunu gelecekle ilgili bir sorundur. Gelecek de ancak sorumlulukla oluşturulabilir. Geleceği bugünden tasarlayan kişiler, insanlığın gerçek sorumlularıdır.
23.07.2026
Gündüz Işık







