
ŞEHİR TABELASI
Yusuf SAĞLAM
Esenboğa Havaalanı’nın puslu ve gri havasından havalandı uçak. Gri tabakanın üstüne çıkılınca, pamuktan sonsuzluğu güneşin gurup kızıllığı balkırtıyordu. Uzaktan geçen bir uçak, masal dünyası âleminde olmanın çağrısıydı adeta. Zaman geçti, masal dünyasından çıkıldı, yer kara göründü, gün kararmaya yüz tutmuştu. Gün sonu karaltısında irili ufaklı yerleşim yerlerinin ışıkları göz kırpar oldu semaya. Gecenin koyu karanlığı atmosferde yer edince; bir kent altın ışıklı cömertlik şavkımalarını değdirdi göze. Işık kaynağı dizilimleri; caddelere, sokaklara sınır çizerken, şehrin tümden aydınlatması; kentin yoğun ve seyrek, daha ötesi periferindeki yerleşim yerlerini ışıl ışıla kesmenin güzelliğinde, toprak anaya el işçiliği altın işlemeli ziynet takısını işletmişti. Bakmayanı, baktıracak kadar şavkıyordu yer karaya işli takı. Adam, seyrine doyamadığı insan işçiliğine hayran kesilmişken, üstünden uçuldu, uçuldu, bir türlü bitmek bilmedi şavkıyan oylum. Toprak karadaki ışıl ışıl altın parlaklığındaki bu kentin neresi olduğu merakıyla kıvrandı durdu. Daha fazla dayanamayınca da, yanından geçen hostese,
-Üzerinden uçtuğumuz bu büyük kentin adı ne?
sormadan kendini alamadı. Merakını giderecek cevap umudu beklentisi,
-Maalesef bilemeyeceğim, pilotlar muhtemelen biliyorlardır!
karşılık bulunca, şaşkınlığını, yan koltukta oturan yolcu,
-Şehrin tabelasını kaçırmadan okusaydık iyiydi ya!..
diye bozdu.
25.12.2024/Amsterdam/HOLLANDA
Bu küçürük öykü; Turnalar, Uluslararası Hakemli Türk Dili, Çeviri, Kültür ve Edebiyat Dergisi, Ocak-Şubat-Mart 2026 Sayı:101’de yayınlanmıştır.







