
Güven ve Toplumsal Bilinç
“Dostluğu yok eden en büyük silah güvensizliktir.”
“Zamanla anlaşılan tek şey güvenin sevgiden daha değerli olduğudur.”
“Güven: İnsanlar arasındaki dürüstlük ve sadakat bağıdır.”
“Dünyanın en güzel insanını göster deseler, güven veren insan derdim.”
Bireylerin ve toplumların yapısal, duygusal, düşünsel mayası ‘güven’ dir. Güvensizlik, kötümserlik, şüphecilik hiçliğin karanlığında yok olmaya güttürür toplumu. Kesilen sütten yoğurt yapılmaz, yeniden sütü mayalamak lazımdır. Güven, toplumsal bilinç ve sosyal sermaye birbirini besleyen kavramlardır: güvenin yüksek olduğu toplumlarda suç korkusu azalır, toplumsal kurumlara katılım artar ve ortak bilinç güçlendiği gibi dayanışma ve ortak değerler daha güçlüdür.
Güven, toplumsal bilinç evinin duvarları arasında solunum atmosferidir. Kültürel bütün, genetik ve beyin kapasitesi doğrultusunda oluşan yönelimler ağı bu mekânda odalar açar kendine. Tek tek bu mekânlarda kendi varlığımızı hisseder, kendimizi bu mekânlar içinde tanımlar, bu mekânlar arasında bulduğumuz ve kurduğumuz karakterlerden bir bilinç topluluğunu oluştururuz. Bütün bu duygusal mekânlar ve onların topluluk üyeleri arasında ancak güven duyuyorsak yaşayabiliriz.
Güvensizlik bütünlüklü bir olgudur. Ayrı mekânlarda ayrı çalışmaz güven. Güvenin kaynağı gönüldür. Toplum ve devletin güvenilirliğinin gittiği yerde aile içinde de güven olmaz, güvensiz insanlar aşık da olamaz. Çocukluğunda sıcak yuvalarında güveni yakalamayanlar özgüven eksikliğiyle topluma katılırlar, fakat sonra karşılarına çıkan olaylar ve insanlara güvenemezler. Güvenmedikleri öteki karşısında – içine doğdukları güvensizlik ortamında kendilerini güvenilir birey olarak geliştirmedikleri gibi – kendileri de sonuç olarak güvenilmez biri olarak tanımlanır ötekiler tarafında.
Kişilik ve toplum bütünlüğün anahtarı olan değerler, güvenini olmadığı yerde balon gibi havada uçuşan içi boş Kavramlar olarak kalırlar. Güven karşılıklıdır, güvensiz toplumun özgüvensiz bireyleri yaralı gönüllerini, yardım ister gibi sahte popüler maskelerle örterler. Güvensiz kişilerden oluşan toplum, kişilik parçalanmasına ve çürümeye açık hale gelir.
Kendi içinde gerçekten kendini ve duygulanmalarını tanıyan, onlara dokunabilen kişiler kendilerine en yakın olan toplumsal bilinçlerine, kendilerine ulaşabilir ve gerçek, sağlıklı, doğal toplulukları oluşturabilirler, gerçekten var olan bir kişi olabilir, kendini, karsısındakini sever, gerçekten paylaşabilirler.
Ne var ki, gerçek kişilerden oluşan toplum egemen güçlerin işine gelmez. Onlar toplumların, kendilerinin oluşturduğu bir toplumsal bilinci taşınmalarını ister. Doğal toplumsal bilincimiz, kısaca bilincimiz çocukluğumuzdan beri, hatta tarih öncesinden beri egemen güçler tarafından perdelenmekte, perdede kendi reklamları aralıksız sergilenmekte ve biz de o perdede gördüklerimizle kendimizi tanımlamaktayız.
Bütün hesaplar sizin hangi topluma ait olduğunuz ve kaç paralık olduğunuzla ilgili değil mi? Hangi dinsel siyasi grubun üyesi olduğunuz, hangi banka kartını kullandığınız, hangi pazarlama şirketine müşteri olduğunuz, hangi markaları tükettiğiniz üzerine kurulur toplumsal bilinç perdesi, gölge oyunu veya kültür.
Toplumsal bilincimizin bu oluşturulan yüzü gösterilmez asla, ancak oldubitti yüzü bireysel bilincimize ayna gibi tutulur ve denir ki: İşte senin toplumsal bilinç evin bundan ibaret ve bilinç topluluğun biz ve değerlerimiziz ve sen onun içinde tamamen özgürsün! Bizde toplumsal bilinç denince, toplumun alışkanlık, gelenek, adet ve ananelerinin bilme, büyüklerimizin nerede geldiği ve kimin verdiği belirsiz saygınlığına yoluna yordamına uygun katılma, eski kalıplaşmış değerlere uymayanları (kendi bilincimiz ve güvenimiz olmadığı için)hemen dışlama, aşağılama, karalama, hatta paralayıp yok etmeyi anlarız. Saldırganlığımız bizim çok bilinçli olduğumuz, hatta kahraman olduğumuzu, (gerçeğin aksine) sahici olduğumuzu gösterir.
Oysa toplumsal bilince ulaşmak geleneği taklitten değil kendimizi tanımaktan geçer. Toplumsal bilincin (nesne değil) katılımcıları, topluluğu sadece insanlar değildir, çocuklar, hayvanlar, bitkiler, toprak, kaya, havadır, bilincimizin içinde yaşadığı dünya, evrendir; yani bilincimizin açılmasına aracı olan her şeydir; düşünce ile var olan arasında tüm varlıklar topluluğudur. Kendi bilinci üzerine katlanıp bir üst bilince çıkanlar kendi doğallıklarını da, doğal duygulanımları da yakalarlar. Kısacası kendini, bilincini tanıyanlar ancak, sınırlı ve sahici bir güvene sahip olabilirler. 29.07.2026
Gündüz IŞIK







