Heder edilmiş hayatlar için… Size Maria Golitou’yu anlatacağım. Hikâyesi bilinmeyenlerin hikâyesi bu. Ünlü biri değil içimizden biri. Maria bir Yunan, iki kız kardeşi daha var. Biri Maria’nın ikizi. Maria, yirmi yıllık dostum. Öğretmen, hâlen çalışıyor. Yirmi yıl önce çocuklarıma özel ders vermişti. Anne ve babası, eski kuşak göçmenlerden; şimdi emekli ikisi de. Son birkaç yıldır Maria ile karşılaşmamıştım. Geçenlerde çarşıda karşılaştık. Tanıyamadım onu. Maria gülerek bana doğru geldi. Saçları beyaza durmuş. Yüzünden hüzün akıyordu. Hâl hatırdan sonra, “Neler yapıyorsun başka?” dedim; gözleri doldu. “Bir yere oturabilir miyiz?” dedi. “Tabii ki…” dedim. “Eşimi bekliyorum, gelsin gidelim.” Birkaç dakika sonra Asiye geldi. Asiye de ilk başta tanıyamadı onu çünkü eski Maria değildi o, beyaz saçlı başka bir Maria duruyordu karşımızda. Bir cafe’ye oturduk. Kahveler söylendi. Bir sigara çıkardı çantasından Maria, yaktı sigarasını. Sigarasından derin bir nefes çekti, dumanını boşluğa saldı. Başladı anlatmaya. “Siz kendi programına hapsolmak nedir bilir misiniz? dedi. Eşimle birbirimize baktık. “Şöyle anlatayım.” dedi. “Ben düzenli spor yapmaya başladım. Çok az yemek bile yesem kendimi hep kötü hissettim. Sanki dünyanın en kilolu insanı benmişim duygusu uyandı bende. Mutlaka spor yapmalıyım, dedim. Bir süre sonra bende kodlar oluştu ve bilincim devre dışı kaldı. Bir program oluşuyor zihninizde, kendi oluşturduğunuz programınıza hapsoluyorsunuz sonra. Azıcık yemek bile yeseniz hemen kilo alıyorsunuz duygusuna kapılıyorsunuz. Sürekli spor yapma isteği oluşuyor insanda. İradeniz devre dışı kalıyor. Derken bir bakmışsınız hapsolmuşsunuz programınıza. Tıp dilinde ‘sürgüleme sendromu’ da deniyor bu duruma. Nörolojik bir olay bu. Seyrek görülen bir nörolojik bozukluk. Zamanla aşırı derecede kilo verdim. Vücudumda dirhem yağ kalmadı. Hastalandım. Baktım ki hiç yemek yiyemiyorum. Sokağa çıkmaya korktum. Hastaneye gittim, hemen yatırdılar beni. 2017’de iki ay hastanede kaldım. Annemle babam beni kaybetmekten korktular. Annemin ağlayışını hiç unutmam. İki ay süren terapinin çok yararını gördüm. Kendi kendime, annemi üzmeye hakkın var mı Maria, dedim. Köklü kararlar aldım. Doktorlarım uzun bir süre spor yapmamamı söylediler. Yavaş yavaş yemek yemeye başladım. Hastaneden çıkınca yeniden öğretmenliğe döndüm. Sokağa çıktım yeniden. Sınırlı sayıda da olsa eski dostları aradım, onlarla yeniden bağ kurdum. Yaşama yeniden bağlandım. İnsan dünyaya bir kez geliyor. Kendinizi her hâlinizle sevin, vücudunuzu sevin, derim. Her şeye karşın yaşam güzel. Sevdiklerinizi üzmeyin. Her şeyden önemlisi kendi bedeniniz ile barışık yaşayın. Saçlarımı da bilerek boyamıyorum. O kötü günler geride kalsın, kendimle barışayım diye.” dedi. Birkaç saatlik sohbetten sonra Maria ile ayrıldık. Telefon numaralarımızı aldık, verdik. Zamanla dostlardan habersiz olunca neler oluyormuş neler… Birkaç gün aklımdan çıkmadı Maria’nın anlattıkları. Ne menem şeydir insanın kendi programına hapsolması ya da ruhunu içeriden sürgülemesi, nasıl korkunç bir şeydir. Yeri gelince canlı varlıklar içinde insanı yere göğe sığdıramıyoruz ya. Yine de en büyük kötülüğü insan kendisine yapabiliyor. Hayvanlarda böyle bir durum var mıdır? Söz gelişi siz bir zebranın kendi çizgilerinden bıktığına gördünüz mü? Bir zürafanın, “Boynum çok uzun, bu durumdan çok sıkıldım. Boynumu mutlaka kısaltmalıyım.” dediğini duydunuz mu? Bir su aygırının “Çok kiloluyum çok, eşim beğenmez beni.” dediğini ya da bir devenin, “Hörgücümün bir tanesini aldırayım, beni böyle kimse beğenmez.” dediğini. Yanıtlarınızın “Hayır!” olduğunu biliyorum. Bitkilerin birbirileriyle yarıştığını söyleyebilir misiniz? Söz gelişi buğdayın, “Şöyle göğe doğru daha çok gövereyim. Öbür buğday tarlalarını aşayım da sahibim beni daha çok sevsin.” dediğini duydunuz mu? Hayır. Neden insan?.. Tamahkârdır insan, doyumsuzdur, hırslıdır. Hep ister. İstemlerinin sonu yoktur. Gereksinimi olsun olmasın hep ister. Kendinizi sevin ey insanlar! Hep şey sevgi ile…
Akman Gedik







