Hasan Çapik’in sfenks çatlağı’nda mitolojiden gerçekliğe
Felsefe öğretmeni olan Hasan Çapik, Adıyaman’da geçimini tütünden sağlayan üretici köylü bir ailenin çocuğu. Şairin İzan Yayıncılıktan çıkan Sfenks Çatlağı isimli 3. şiir kitabı 2020 yılında yayımlandı.
Kitaba da ad olan “Sfenks Çatlağı” şiiri, beyitler hâlinde on birimden oluşan serbest bir şiir. Şair, “Sfenks Çatlağı” başlığıyla mitolojik bir (s)imge kullanıp insanlığın tarihsel ve sosyo-ekonomik gerçekliğini görünür kılmaktadır. Tüm topluluklar gelişim evrelerinin belirli bir döneminde kendilerine efsaneler yaratmışlardır. Bu epik-dinsel mitlerle evreni anlama ve açıklamaya çalışmışlardır. Temel çatışma noktası mitsel olanla logosun karşıtlığıdır. Mitsel olan insan düşüncesinin irrasyonel yanıdır ve insanlık tarihinin gelişim sürecinde dinlerle devamını sağlar. Logos, akıl yürütme yoludur; bilim ve aydınlanmayla gelişimini sürdürür. Şair, “Sfenks Çatlağı” şiiriyle mitolojiden gerçekliğe giden yolu açmaktadır. Sphinx/Sfenks özellikle Mısır ve Yunan mitolojilerinde geçer. Mısır mitindeki efsanevî yaratığın yüzü insan, koç, şahin; gövdesi uzanan aslan şeklindedir. Mısır mitolojisinde bir yönüyle doğan güneşi ve Firavun için yeniden dirilişi temsil ederken bir yönüyle de piramidi koruyan muhafız anlamını içerir. En ünlü Mısır sfenksi: Gize Sfenksi’dir. Yunan mitindeki efsanevi yaratığın yüzü kadın, gövdesi dik duran kanatlı aslandır. Sphinx/Sfenks’e dair efsane şöyledir: Yıkım ve kötü şansı temsil eden Sfenks, Hera veya Ares tarafından Thebes kralı Laius’u cezalandırmak için gönderilmiştir. Sfenks, Thebes dışında bir kayanın üzerinde durarak yoldan geçenlere bir bilmece sorar ve cevaplayamayanları boğarak öldürür. Bir gün Yunan mitolojisinde bilgeliğiyle tanınan Oedipus, Sfenks’in karşısına çıkar. Oedipus’a da aynı bilmeceyi sorar: “Hangi varlık sabahları dört, öğlenleri iki ve akşamları üç ayağı üzerinde yürür?” Oedipus, insan cevabını verir. Çünkü insan bebeklikte emekler, yetişkinliğinde iki ayağı üzerinde yürür, yaşlanınca yürümek için baston kullanır. Bu doğru cevap üzerine Sfenks hırsından kendini kayalıklardan atar ve ölür. Ayrıca Hitit, Lidya ve Frigya gibi Anadolu uygarlıklarında da sfenkslere rastlanır.
Sfenks miti sadece felsefe ve mitolojiyle de sınırlı kalmamıştır. Bu mitsel yaratıklar psikolojinin de konusu olmuştur. Sigmund Freud ile Carl Gustav Jung kuramlarını mitolojik varlıklar üzerinden açıklamaya çalışmışlardır. Freud’un, Oedipus kompleksi: Fallik dönemde annesine âşık olan erkek çocuğunun, otorite ve rakip gördüğü babası tarafından cezalandırılma korkusuyla yaşadığı karmaşadır. Freud, bu tezini babasını öldüren ve annesiyle evlenen Thebes’in mitolojik kralı Oedipus’dan esinlenerek isimlendirir. Analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung, bazı psikolojik vakaları kolektif bilinçdışıyla açıklamaya çalışır. Kolektif bilinçdışı, İnsanın yaşadığı arketip (s)imgeleri içerir ve bir türü kapsar. Bu imajlar insana atalarından ve kadim öğretilerden aktarılır. Yani kolektif bilinçdışı insanlık tarihine ve öncesine dairdir. Oedipus’un Sfenks’i öldürmesi de anaerkil egemenliğin sonlandırılması olarak yorumlanmıştır.
Hasan Çapik’in “Sfenks Çatlağı” şiirini birimler halinde inceleyecek olursak; öncelikle birinci biriminde istiâre sanatına başvuran şair turna, akbaba ve karga gibi simgelerle ülkenin sömürülmesinde tüm kesimleri sorumlu tutar. Bataklık kuşu olarak bilinen turna, toplu halde yaşayan iri bir kuştur. Göbekli Tepe’den Çatalhöyük’e kadar uzanan turna sembolü; Mısır, Yunan, Asya, Sümer ve Babil mitolojilerinde: Toth, Hermes, Enok, Hürmüz, Apollon, İdris peygamber isimleriyle karşımıza çıkmaktadır. Türklerde ise turna totemi Göktanrı tasavvuru dışındaki tanrılardan biridir ve hikmet sahibi ruhu temsil eder. Anadolu’da Alevi-Bektaşi geleneğinde Hz. Ali ve İnsan-ı Kâmil donunda seyrettiğimiz turna, tasavvufî olarak aydınlığı, vefayı, bereketi temsil eden haberci kutsal bir kuştur. Şair, modern sınıflar bağlamında turna simgesini işçi sınıfı ve devrimciler için kullanmaktadır. Ülkenin sömürülmesinde sınıfı ve devrimcileri de sorumlu tutan şair, serzenişte bulunmaktadır. Akbaba: keskin gözleriyle avını ustaca avlayan leş yiyen yırtıcı iri bir kuştur. Göbekli Tepe, Çatalhöyük, Türk-Altay mitolojisinde geçen akbaba sembolü Yunan mitinde savaş tanrısı Ares’in kutsal hayvanıdır. Akbaba, tasavvufî olarak dünyanın geçici olan malına ve mülküne tamah eden açgözlü insanları ve onların nefsini temsil eder. Şair, akbaba simgesiyle karşıdevrimci güçler olan: yozlaşmış burjuvazi ve paramiliter, gerici-ırkçı, kesimleri imler. Ötmesiyle kötü haber getiren karga ise uzun ömürlü, güçlü gagalı, gezgin, siyah ve zeki bir kuştur. Karga totemi Çeşitli halklarda uzun ömür, baht kuşu ve kurtarıcı gibi anlamlar taşırken İslamiyet’in etkisiyle olumsuz anlamlar içermeye başlamıştır. Yunan mitinde ise tanrı Apollon’un kutsal hayvanıdır. Karga simgesiyle ulusal ve uluslararası sermayeyle ilişkili, işbirlikçi aydın zümre imlenir. Kısacası şiirin birinci biriminde ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarının sömürülmesinde tüm kesimler sorumlu tutulmaktadır.
Şiirin ikinci biriminde, “aynı maya çalındıkça tarihe” dizesiyle alışılmamış bağdaştırmaya başvuran şair, Karl Marx ve Engels’in kaleme aldığı Komünist Manifesto’ya gönderme yapmaktadır. Tüm toplumların tarihi sınıf savaşımlarının tarihi olarak görülür. Şair modern sınıfların, burjuva ve proletaryanın, çatışmasıyla yaşanan deneyimlerden ders alınmazsa sürecin yine ezilen sınıfın ve halkların yenilgisiyle sonuçlanacağını ifade eder.
Şair, şiirin üçüncü biriminde “çarptık anlatısı zengin yokluğa” dizesiyle teolojik anlatılara yönelir. Politeistik ve monoteistik inanç sistemlerinin ontolojik temelleri; tanrı, tanrıça, kurtuluş, vahiy, hadis, ayin, sembol, cennet, cehennem, dünya, ahiret gibi kavramlar üzerinden bir üst anlatıya dayanır. Bu anlatılarda insanlığın kurtuluşu kesinlikle tanrı ya da tanrılara imanda görülür. Şair, insanlık tarihi içinde dinsel anlatıların adil bir düzen kuramadığını aksine çeşitli söylencelerle sömürünün aracı olup yabancılaşmaya hizmet ettiğini ifade eder.
Şiirin dördüncü ve beşinci birimlerinde yaşam yerini ölüme bırakıyor. Dördüncü birimde, çocuklar için mısır patlağı ve misket oyunu yaşama dairdir. Fakat bombalar bile oyunlarının bir parçası olan miskettendir. Devamında, beşinci birimde, kişileştirilen sokaklar ölümü anlatıyor. Emperyalizmin savaş politikaları, taşeron örgütler, ölümü kutsallaştıran inançlar ve belleksizlik yüzünden birçok coğrafyada ölüm sıradanlaşmakta; insanlar kitleler halinde ölmekte ve öldürmekte… Ayrıca şair Mısır’ı küçük harfle yazarak yazım sapmasına başvurmuştur.
Şiirin altıncı ve yedinci biriminde emeğine yabancılaşan makine düzeninde günübirlik yaşayan halk, modern sanayi aracı, hararet yapan otomobile benzetilmektedir. Zincirlerinden başka yitirecekleri bir şeyi kalmayan halk için artık bıçak kemiğe dayanmıştır. Eşitsizliği sorgulamaya başlayan ezilen sınıflar bir yol ayrımındadır; ya egemen sınıfların diktatörlüğünden yana ya da sömürüsüz, eşit ve özgür bir dünyadan yana tavır alacaktır. Şair “var oluşu eriyen halk kaldı yolda” dizesiyle de alışılmamış bağdaştırma yapmıştır.
Sosyalist dünya görüşüne sahip olan şair için toplumların tarihi sınıfların savaşından ibarettir. Şiirin sekizinci, dokuzuncu ve onuncu biriminde bu çatışmanın safları netleşmiştir. Çatışmanın bir tarafında ezilenler, donsuzlar, sömürgeleştirilen halklar; diğer tarafında ise ezenler, kolluk güçleri, altın, yasalar ve tanrı. Şair, sınıf savaşını satranç oyununa benzetir. Tek başlarına zayıf olsalar da niceliksel çoğunluğa sahip ezilenler, burjuva diktatörlüğüne şah çekerek onları ve barbar düzenlerini tehdit etmektedir. Rakip şahın, firavunun bu durumdan kurtulması gerekir aksi takdirde mat olacak ve kokuşmuş düzenleri yıkılacaktır. Bu durumdan kurtulmanın iki yolu vardır: birincisi şahı kaçırmak, ikincisi ise araya taş kapatmaktır. Kapitali kaybetmek istemeyen burjuvazi, ezilenlerin karşısına kutsal koruyucuları modern sfenksleri olan kolluk güçlerini, parayı, yasaları ve tanrıyı dizerek şiddete başvurmaktadır. Bu durum karşısında halk doğru hamleyi gerçekleştirmelidir. Kapitalist-emperyalist sistemin dayattığı ölümsüz eşitsizlik döngüsü ancak böyle sonlandırılır. Doğru hamle öncelikle örgütlü toplumdur. Ezilenlerin doğru hamlesi kapitalist barbarlığı, sömürüyü nihayete erdirip sömürüsüz, eşit ve özgür bir dünya düşüdür. Şair, “şah çekti piyonlar firavunluğa”, “ölümü adına bu ölümsüz eşitsizliğin”, “altın, yasa ve tanrı şirretleşti” dizeleriyle de anlamsal sapmalara başvurmuştur.
Hasan Çapik, şiirinde mitolojik ve tasavvufî sembollerden yola çıkarak toplumun en geniş kesimine yani ezilenlere seslenmektedir. Sfenks, Mısır mitinde tanrı-kral Firavun’u temsil eden ya da koruyan; Yunan mitinde evlilik tanrıçası Hera ve savaş tanrısı Ares tarafından Thebes’e gönderilen efsanevi bir yaratıktır. Her iki efsanede de Sfenks, egemen yapıyı temsil eden, onu koruyan bir semboldür. Toplumcu dünya görüşüyle ezilenlerin durumunu ortaya koyan şairin gayesi umudu ve direnci diri tutmaktır. Yaşanan sınıfsal, ulusal ve kimliksel çatışmalar sonucunda sfenks’te çatlaklar açılmıştır. Ezilenler, 1989 Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla başlayan ve Sovyetlerin çözülmesiyle sona eren reel sosyalizm gibi tarihsel deneyimlerden dersler çıkararak yaratacakları örgütlü toplumla 21. yüzyılda devrimler çağının önünü açabilir.
Çağına, yurduna en önemlisi de yaşama dair kendini sorumlu hisseden şair tarihsel ve sosyo-ekonomik olgulardan hareketle estetik tavrını belirlerken biçimi ve biçemi göz ardı etmiyor. “Sfenks Çatlağı” açık, somut, anlamı önceleyen ve bütünlüklü bir şiir. “Sfenks Çatlağı”nda çatışmanın yarattığı bir devinim söz konusu. Bu devinim dil ve ses özellikleri sayesinde toplumsal temayla harmanlanıyor. Metindeki ses, hece ve sözcük yinelemeleri sesler arasında benzerlik, ritim ve armoniyi sağlıyor. Şiirde edebi sanatlar, alışılmamış bağdaştırmalar, dil sapmaları ve imgelerin yarattığı çağrışımlarla da gidimli dil aşılmaya çalışılıyor.
Yol uzun, yolcu yola revan olmuş, o vakit Sfenk Çatlağı’nın yolu açık olsun.
Sfenks Çatlağı 1
I
turnalar, akbabalar ve kargalar
birlikte eşeliyor ülkemizi
II
bu zaman olur çok eski zaman
aynı maya çalındıkça tarihe
III
kurtuluş tekmil tanrılar dedik
çarptık anlatısı zengin yokluğa
IV
mısır patlatamaz çocuğum mısır’da
misket yerine oyunlar misket bombalı
V
ölüm anlatıyor sokaklar öyle anlatıyor ki
inanıp ölüyor hevesle yaşayan her şeyimiz
VI
varoluşu eriyen halk kaldı yolda
hararet yapan bir otomobil gibi
VII
sorguluyor akışı gün peşindekiler
diyalektik mi parmağı mı o malumun
VIII
tarihsel kayıt düştü ama :
şah çekti piyonlar firavunluğa
IX
işkillenen şahın kolluk kuvveti
altın, yasa ve tanrı şirretleşti
X
hareket doğru hamle bekler halktan
ölümü adına bu ölümsüz eşitsizliğin
KAYNAKÇA:
- Hasan Çapik, Sfenks Çatlağı, Ankara: İzan Yayıncılık, 2020
- Özhan Öztürk, Dünya Mitolojisi, Ankara: Nika Yayınları, 2016
3. Hasan Aktaş, Çağdaş Türk Şiirinde Kuşlar, Edirne: Yort Savul Yayınları, 2005






