Goşkar Baba’nın Eteğinde: Qalçık’ın Evladından Bir Yolculuk Hikâyesi
Ben Varto’nun Qalçık ( Bahçelievler) Köyü’ndenim. Her çocuğun göğe bakıp yıldız saydığı yaşlarda, ben göğe değil dağlara bakardım.
Çünkü bizim oralarda çocuklar gökten değil, dağdan hikâye düşler. Dağların sabah serinliği, Qalçık’ın puslu yamaçları ve sert kayalıkları ilk öğretmenlerimdi.
Bingöl Dağları’nın gölgesinde ve sırtında büyüdüm. Qalçık Gölü’nde taş sektirerek çocukluğumu suya yazdım. “Suda ne yazılır ki?” deme dostum; yazılır! Her taş bir hayaldi orada. Her yankı bir niyaz, her sessizlik bir dua…
Gözümde hâlâ canlanır Qalçık’ın taş duvarlı evleri, yayla kızlarının buğday başağına benzeyen saçları, yaşlıların anlatırken sesi titreyen efsaneleri…
Ama biz büyüdükçe, hayat dağların dışına da çağırdı. Türkiye’nin dört bir yanını gezdim.
Ardından Avrupa yolları açıldı önüme. Brüksel’in kaldırımlarında, Viyana’nın bulvarlarında yürürken ayağım başka topraklara bassa da, gönlümde hep Varto’nun kır çiçekleri açtı. Kültür salonlarında “medeniyet” konuşulurken, ben bir yudum ayran içip Goşkar Baba’nın adını anan anamın duası kadar yürek ısıtan kelime duymadım.
Bu özlemle, bir Temmuz sabahı serinlik yitmeden yola düştüm. Hedefim Goşkar Baba’nın yattığı o mübarek tepeydi.
Qalçık’tan ayrılırken annem “Yolun açık, yüzün ak olsun evlat” dedi. O duayı başıma taç ettim. Bingöl dağlarının eteklerinden başladım yürümeye. Gökyüzü, yere dokunacak kadar yakındı o gün. Her adımda geçmişin ayak izlerine bastım sanki.
Goşkar Baba’nın adı sadece bir sözcük değil, yüreğimizde bir sezgiydi. Onun menkıbeleriyle büyüdük; onun türbesine niyaz eden dedelerin torunlarıyız biz.
Qalçık Yaylası kuzeyden göz kırptı bana. Dere Hotan’nın serin soluğu sağ yanımdan esti. Qovek’in yamaçlarından gelen rüzgâr, çocukluk türküleri fısıldadı kulağıma.
Her şey tanıdık, her şey içe dokunan bir sükûnetti.
Ve vardım o tepeye…
Sessizliğin dile geldiği, taşların dua ettiği yere…
Altın kubbeler yoktu orada, gösterişli kapılar da…
Ama öyle bir sarsıcılığı vardı ki, insan ancak kalbiyle görebilirdi. Yan taraftaki taş bölmelerde insanlar dua ediyordu.
Kimisi çocuklarına yuva, kimisi hastasına şifa, kimisi de yalnız kalbine yoldaş diliyordu. Lokmalar bölünüyor, niyetler paylaşılıyor, gönüller eşitleniyordu. Orada ne zengin vardı, ne fakir…
Herkes bir dilim ekmek kadar sade, bir yudum su kadar duruydu.
Ben de diz çöktüm, ellerimi semaya açtım. Dileklerim Avrupa şehirlerinin ışıklı sokaklarından değil, Qalçık’ın taşlı patikalarından yükseldi. “Allah’ım,” dedim, “iyilikte sabır, doğrulukta sebat, halk içinde vakar ver.” Diplomalarımı, projelerimi, bilgilerimi bir kenara bıraktım.
O taşların üzerinde yalnızca insan olmak kalmıştı geriye. Ve anladım ki, insan ancak toprağına eğildiğinde gerçekten dik durabiliyor.
İniş yolunda içimde bir yorgunluk değil, bir hafiflik taşıdım. Sanki sadece dua etmemiştim orada; kendimi bulmuştum. Qalçık’ta başlayan bu hikâye; Bingöl’ün karla örtülü zirvelerinden, derelerin ışıldayan sularından geçip Goşkar Baba’nın eteğinde tamamlamıştım.
Ama o inişin bir başka gerçeği daha vardı. Gökyüzünden, yüzyıllardır yeryüzüne saf ve kutsal inen Ava Spî… Goşkar Baba’nın duası gibi serin, Qalçık’ın anası gibi bereketli bu su…
Ne yazık ki bugün o özgür kaynak, borulara hapsedilmek isteniyor. Kimi planlar, o suyu özgür yatağından ayırmak, plastik bir rotaya mahkûm etmek istiyor. Oysa Goşkar Baba, bu özgür coğrafyanın, özgür suyunun serbest akmasını isterdi. Ava Spî, sadece su değildir; bir halkın kutsalıdır, inancıdır, yaşamıdır.
Unutulmamalı ki; bazı şeyler akmalı…
Ve bazı yolculuklar uzaklara değil, derinlere gider.
Eğer bir gün yolunuz Varto’ya düşerse
Goşkar Baba’nın tepesine varın. Taşların arasında kendinizi arayın. Ava Spî’nin serinliğinde geçmişle geleceği birleştiren o kutsal nefesi içinize çekin. Çünkü o nefes, binlerce yılın duasıdır.
Hasan Dede
Eğitimci








“Goşkar Baba’nın Eteğinde: Qalçık’ın Evladından Bir Yolculuk Hikâyesi” başlıklı yazımın vartoname.com’da yayımlanması beni gerçekten çok mutlu etti.
Qalçık’tan başlayıp Goşkar Baba’nın eteğine uzanan bu hatıra ve gönül yolculuğunu okuyucularla buluşturduğunuz için sizlere içtenlikle teşekkür ediyorum. Bu tür paylaşımlar sadece bir yazıyı yayımlamak değil, aynı zamanda Varto’nun hafızasına ve kültürüne sahip çıkmaktır.
Gösterdiğiniz bu vefalı yaklaşım için gönülden teşekkür ederim.
H. Dede
Eğitimci
Paylaşımınız için biz teşekkür ederiz.