OKUMA ALIŞKANLIĞI
Okuma hevesimi dünyanın bütün hazinelerine değişmem.” Tolstoy. “Kitapsız yaşamak; kör, sağır, dilsiz yaşamaktır.” Andrei Tarkovsky. “İnsanlar ne kadar bilinçsizse, o kadar suçludur.” Pasolini. “Okuma alışkanlığı kazanmayanın öğretimi, yarım kalmış demektir.” P.Pelant. “Özgür insan okuyan insandır. Çünkü okuma; bilgisizliği ve kör inançları yenen tek güçtür.” Thomas Jefferson. “Ağır ağır ölürler; okumayanlar, müzik dinlemeyenler, vicdanlarında hoşgörü barındırmayanlar.” Pablo Neruda. “Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku…” Sabahattin Ali.
“Bir insanı tanımak için…/ Ne okuduğuna bakın, / Ne seyrettiğine bakın, / Duvarlarına ne astığına, / raflarına ne koyduğuna, / Nasıl konuştuğuna, / Nasıl dinlediğine bakın. / Yapmamız gereken tek şey bakmaktır. / Bunlar, size onun ruhunun nerede olduğu / Ve neyle beslendiği konusunda her şeyi bildirir…” Ramtha.
Okudukça, kendi sınırlarını aşar insan. Gözlerin gördüğünden fazlasını; duyduğundan ötesini ararsın. Her yeni bilgi, her yeni fikir uykusuz bir bekleyişin cevabı gibidir. Kimi zaman bir cümle, yıllardır aradığın anahtar oluverir. “Ben kimim?” diye sorarken belki de bir yazarın satırlarında bulursun cevabını. Okudukça çoğalır, büyür, yenilenirsin.
Geceyi sabaha bağlayan o ince çizgide, okumak uyanmaktır aslında; uykudan değil, gafletten, cehaletten, karanlıktan… Geceye adanmış bir cümle, sabahın habercisidir. Bir kitabın sessiz sayfalarında buluşuruz kendimizle, hayallerimizle, korkularımızla. İşte o yüzden, uyumak için değil; uyanmak için okuruz.
Uykunun teslim aldığı saatlerde bile zihnimiz ayakta olsun; sorgulayan, düşünen, öğrenen bir ruhla uyanmak için… Geceyi aydınlatan satırların ışığında yeniden doğmak için oku. Çünkü okumak, karanlığın içinde kendini bulmanın en güzel yoludur. Kitapların sessiz dünyasında öyle cümleler vardır ki, okuyanın zihnini bir adım ileriye taşır. Oku, ama uyumak için değil; uyanmak için.
Her kitap bir pencere açar; ruhuna, dünyaya, bambaşka hayatlara. Bir hikâyenin satırlarında gezinirken kendi iç yolculuğuna çıkarsın. Belki bir şiirin inceliğinde, belki bir romanın derinliğinde, belki de bir denemenin köşelerinde. Her harf, her kelime, her cümle uykusundan uyandırır seni; düşünmeye, sorgulamaya, anlamaya davet eder. Kitaplar, gecenin karanlığında zihninin kapısını çalan sessiz bir dost gibidir.
Asaaad Taha, “Birçok kitap okursun, belki yüzlerce, belki binlerce başlıklar hafızandan silinir, içerik buharlaşır gibi olur. O zaman her şeyin uçup gittiğini, zamanını ve parası boşa harcadığını sanırsın. Ama aslında hiçbir şey kaybolmaz. Okuduğun her sayfa, farkında olmadan, dünyaya bakış açısını ve düşüncelerinin akışını şekillendiren görünmez bir iz bırakır içinde. İnce ince, sessizce, içinden geçen o kelimeler yaşamaya devam eder, bakışını etkiler ve zihnini beşler, bunu tam olarak fark etmesen bile.” Henry Ford da, “Öğrenmeği bırakan kişi yirmisinde de olsa, sekseninde de olsa yaşlıdır. Hayatta en muhteşem şey kitap okumaktır. Okumak zihni daima genç tutar” der.
Jack London, “Seni kitap okuyan insanlarla tanıştıracağım. Hayat ancak böyle insanlarla bir araya geliyorsan yaşanmaya değer” der. İnsan bir yapıtı hayatında üç kez okumalıdır. Önce duyguların harekete geçtiği gençlikte; daha sonra mantığın egemen olmaya başladığı orta yaşta; son olarak da her şeye felsefe açısından bakıldığı yaşlılıkta denilir…
Pozitif insanlar, sürekli mutlu oldukları için değil, zihinsel mücadelelerinde karanlığı yönetmeyi öğrendikleri için pozitiftir. Onlar, her olumsuz düşünceyi yeniden şekillendirir ve acının içinden büyümeyi seçerler. Güçleri, bu farkındalıkta saklıdır.
Marcus Aurelius, “Bir insanın değerinin, ilgi duyduğu şeylerin değeriyle ölçüldüğünü aklından çıkarma” diyor. Ve bu bağlamdan dünyaya baktığımızda, ilkesel duruşun ve okumanın önemi ortaya çıkmaktadır. Şayet, bir gencin okumaya, yeni şeyler öğrenmeye, kendini sürekli geliştirmeye çalıştığını görürseniz o zengin bir adamdır diyebiliriz..
Yapılanlara boyun eğen, sesi çıkmayan, düşünmeyen, sormayan ve sorgulamayan insanlar olsun istiyorsanız kitapları yakmanıza gerek yok. İnsanların okumayı bırakmasını sağlayın yeter. Robin Sharma, “Kitaplar sana aslında yeni bir şey öğretmez. Kitaplar aslında zaten senin içinde olanları görmeye yardım eder, aydınlanma budur” der.
Okumak, bir hayata sığdıramayacağımız kadar deneyimi öğrenmenizi mümkün kılar. Bol bol okuyalım. Dün binlerce kişi… Kitap okudu… Ölen ya da yaralanan olmadı… George R. R. Martin, ” Kitap okuyanlar ölmeden önce binlerce hayat yaşar, hiç okumayanların ise sadece bir hayatı olur.” Rosa Luxemburg “Okuyor musun? Okumalısın, sana yalvarırım! İnsan aklını ve sinir sistemini ancak böyle koruyabilir” der. Marshall McLuhan “Hayatınızın kalitesini iki şey belirler; okuduğunuz kitaplar ve görüştüğünüz kişiler” der.
Nietzsche “Sürü halindeki insanların, değer yargıları yoktur. Aile ve toplumlarından bir doğruluk paketi alır ve onları asla sorgulamadan tüm hayatlarını, bir çarkın dişlisi olarak yaşarlar” der. Kendimizi bilmek ve tanımak için sürekli yenileyici bir çabanın içinde olmalıyız. Bu bağlamda da okumanın önemini içselleştirmeliyiz. Yalanlamak ve reddetmek için okumamalıyız! İnanmak ve her şeyi kabullenmek için de okumamalıyız! Konuşmak ve nutuk çekmek için de okumamalıyız! Tartışmak, kıyaslamak ve düşünmek için okumalıyız…
İnsanın kendisinden kopuşu da bir şekilde düşünememektir, kendini bilememenin eyleme dönüşmesidir. Bu eylem kendini başkasının varlığında sürdürmeye yönelik, bilinçsiz bir olaydır. Kendisine bağlanılan kimseye duyulan saygının, sevginin temelinde bilinç ışığı değil, bilinçsizliğin kaynağı vardır. Şayet o sevginin ve saygının temelinde çıkar ilişkileri ve bilinçsizlik değil de, ilkeler ve değerler varsa, işte o zaman insanın kendisinden kopuşu da söz konusu olamaz. Yaşadığımız ‘gösteri’ toplumunda, insanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar; ama akıllarını süslemek içinse hiçbir çaba da göstermezler.
Maxim Gorki “Her kitap beni düzeysizlikten insanlığa, insancılığa yükselten, daha iyi bir yaşamı anlamama ve ona karşı derin bir susuzluk duymama neden olan bir basamaktır” derken, insan yaşamında, kitabın önemini ve yerini ifade etmektedir. İngiltere’de de, Sussex Üniversitesi’nin araştırmalarına göre, akşam eve geldiğinde ne kadar stresli olursanız olun 6 dakika bile kitap okursanız stres seviyeniz %68’e kadar düşebiliyor. 10 dakikalık bir kitap okuma neredeyse bir antidepresan kadar etkili oluyor deniliyor. Socrates de, “Okumak, bir toplumun günlük alışkanlıkları arasında olunca o toplum mutlu olur, kitap okuyanlardan zarar gelmez” diyor.
Okumak bir alışkanlık değil, bir varoluş biçimidir. İçine doğru bir yolculuktur, sürekli bir dönüşümdür. Gerçek bir okuyucu kapağı değil, içeriği hatırlar; yazarla bir dost gibi, acıların, soruların ve derin düşüncelerin ortağı olarak bağ kurar.
Gerçek bir entelektüel, gösteriş için değil, yaşamak için okur. Çünkü her kitap, bir anlam kapısı, bir yara izinin izi, söylenmemiş bir hakikatin yankısıdır. Yavaş yavaş okur; bir cümlenin üzerinde durur, geri döner- sorgular, düşünür ve şüphe eder. Metinle, hayatla bütünleşir.
Bir kitabı, sadece bir kahve masasının dekoru yapmak, birkaç satırını bağlamından koparıp paylaşmak, anlamını kavramadan dikkat çekmeye çalışmak – okumak değil, sahte bir maskeyle kendini kandırmaktır.
Thomas Carlyle, “Bugünün gerçek üniversitesi, bir kitap koleksiyonudur” der. Jorge Luis Borges de, “Önemli olan okumak değil, yeniden okumaktır.” Dale Carnegie, “Bütün boş zamanlarınızı gazeteye bağlamayın; ona vereceğiniz zamanın yarısını ayırarak size yeni bir şeyler öğretecek kitaplar okuyun” der. Ekonomi sebeplerden ötürü kitap okuyamayan gençleri de çok güzel ifade eden Noam Chomsky, “Okumak için büyük borçların altına giren öğrencilerin, toplumu değiştirmeyi düşünmeleri asla mümkün değildir. İnsanları bir borç sistemine hapsettiğinizde, düşünmeye zaman ayırmazlar” der. Müesses nizamın da istediği böylesine bir sonuç değil midir?
01.04.2026. Gündüz IŞIK.







