“Hakikatin tarafı olmak, en çetin savasın en onurlu duruşudur.” (Anonim)
“Biz yobazın ve yobazlığın düşmanıyız. / Ve biz halkının ekmeğine, hürriyetine / ve egemenliğine göz dikenlerin düşmanıyız.” Sabahattin Ali.
“Ben tarafsız değilim. / Açık seçik taraf tutuyorum. / Yobazlığa karşıyım, ırkçılığa karsıyım, gericiliğe karsıyım. / İnsanların sömürülmesine ve savaşa karşıyım. / Sosyalizmden, sevgiden, kardeşlikten, aydınlıktan yanayım” diyen Mina Urgan’ı anlamak, güzel ve güneşli günlere yol almanın taşlarını döşemektir.
“Yavaş yavaş ölürler, / Seyahat etmeyenler. / Yavaş yavaş ölürler, / Okumayanlar, müzik dinlemeyenler, / Vicdanlarında hoşgörüyü barındırmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler, / Alışkanlıklarına eşir olanlar, / Her gün aynı yolları yürüyenler, / Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler, / Bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler, / Heyecanlardan kaçanlar, / Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki parıltıyı görmek istemekten kaçınanlar. (Pablo Neruda)
İnsanlar ahlaki pusulalarını şaşırmış; iyilik, cesaret, dürüstlük gibi erdemlerin adı bile anılmıyor. Daha çok tüketim, yükselme ve şöhrete ulaşabilmek için erdemlerimizden vazgeçmemiz gerektiği koşulları, sistem tarafından dayatılıyor.
Erdemlerimizin peşine düşmediğimiz takdirde; bir araya getiremediğimiz benlik parçaları, kırık dökük kimlikler, anlamlandıramadığımız “bilgi kalıntıları” arasında debelendikçe, yarattığımız karanlığa daha da gömüleceğiz.
Nerede kolaylık varsa, orda soysuzlaşma vardır. Nerede zordan kaçış varsa, orada cehalet vardır. Kolaylık ve cehalet ikiz kardeş oldukları gibi doğrulara karşı da bir dirençleri vardır. Bu durumu besleyen, sorgulamayan itaat kültürünün araçlar olan; her tür tutuculuğu, ırkçılığı, şovenizmi, kaba milliyetçiliği ve dini kullanarak, toplumu sürüleştirmeye çalışan kapitalist sisteme karşı olduğum için, insanlıktan yana tarafım….
Hermann Goering “İnsanları liderlerin arkalarında sürüklemek son derece kolaydır. Onlara ülkeleri saldırıya uğradığını söyleyin yeter… Barış yanlısı olanları da, vatansever olmadıkları için ülkeyi tehlikeye atmakla suçlayın, bu kadar basit” der. Genellikle bu taktik bütün kapitalist ülkeler için geçerlidir. Egemenler, kriz dönemlerinde kendilerini yeniden üretmek adına, toplumda “rıza” üretmek için akıl almaz yalanları süsleyerek püsleyerek devreye soktuklarında; bu tuzağa itiraz ettiğim için tarafım…
Felsefe yapma”, “politika yapma”, “entel-dantel takılma”, “ben tarafsızım” gibi sözler günlük yaşamımızın sık tekrarlanan replikleridir. İyi ve doğru olanı görmemezlikten gelinerek toplumsal konularda sorumluluk almamanın ve yapamadığımız şeylerden kurtulmanın bir yolunu bulmuş ve bu yolu çok beğenmiş olmalıyız ki tutturmuş gidiyoruz. Tarafsız olmak, bence düpedüz, sorgusuz-sualsiz egemen siyasal ve sosyal anlayışın çizgisinde olmaktır…
Kişinin olup bitenle yüzleşerek kendisiyle kurduğu ilişkinin niteliği, yaşamın en anlamlı yüzüdür bence. İnsanlar, bazen kedini de okumalı ve yargılamalıdır. Bireyin hayatta yönelik amaçları ve hedefleri olmalıdır, birey olmak; sadece “kendin olmak ”da değildir. Kendinin ne olduğunu sistemin dışında düşünerek çözmektir, yoksa “bir nehir üzerinde akıp giden saman çöplerine benzeyerek, kendisini suyun akısına bırakmamalıdır…”
İnsan kendisine, topluma ve doğaya karşı olan sorumluluğun bilincinde hareket ettiği kadarıyla, yaşamın tadına ve vicdanın huzur veren sesine ulaşmış olabilir. Bir bütün olarak, en yakın çevremizden başlayarak, yaşadığımız ülkede ve dünyada olup biten kötülüklerin sebeplerine ve çözümüne sorumsuz kalmamak gerekiyorsa, vicdanımın sesine uyarak sorumluluk taşımayı tercih ettiğim için tarafım…
Toplumsal değerleri gölgeleyerek toplumları çürüten bütün kötülükler, ağaçlarda saklı kurtlar gibidir. O kurtlar ağacı içten kemirerek nasıl devirebiliyorsa, sosyal yozlaşma ve kuralsızlık da benzer şekilde çürümenin zeminini güçlendirdikçe; çürümeye karşı olan duruşumla tarafım…
Yazar ve sair Hayrettin Geçkin “Başkaların acıları size yabancıysa, siz kendi faşizminizin pesindesiniz demektir” der. Burada ifade edilmek istenen; toplumun acılarına, yaralarına ortak olmak için; kapitalizmin vahşi sömürüsüne sesiz kalmamak koşuluyla doğaya, insana, börtü böceğe zarar veren tüm kötülüklere karsı gerekli insanı duruşu sergilemek istediğim için tarafım…
Nelle Hugo’nun “başka insanların yüzüne bakabilmek için ilk önce kendi yüzüme bakabilmeliyim. Çoğunluğa bağlı olmayan tek şey insanın vicdanıdır,” seklindeki görüşü ile “vicdana” verilmek istenen mesaj; adaletsizliğe, eşitsizliğe ve bencilliğe primin verilmemek ise; kardeşlikten, adaletten ve vicdandan yana tarafım…
Ve bu bağlamda, yaşam boyu gerçeklerin – hakikatin yanında kalmayı becerebildiğimiz ölçüde, tarafsız kalamayacağımızı rahatlıkla ifade edebilirim. Bir nevi savaşa karsı barışın; haksızlığa karşı haklının; yanlışa karşı doğrunun; sermayeye karşı emeğin; adaletsizliğe karsı adaletin yanında yer almak gerekiyorsa; emekten, adaletten ve barıştan yana taraflı olmak zorundasınız. Buradaki taraf tutma durumu, insani ve toplumsal sorumluluğunun bir gereğidir.
Yaşar Kemal, “Bir de kimileri, sen taraf tutuyorsun diyorlar. Benim taraf tutmam kadar doğal ne var ki… Kendimi bildim bileli Türkiye’nin halklarının yanındayım. Kendimi bildim bileli zulüm görenlerle, hakkı yenenlerle, acı çekenlerle, yoksullarla birlikteyim” derken, mazlumlardan yana taraf olmanın gerçekliğini çok güzel ifade etmiştir…
Toplumlar, asgari müştereklerini yitirdiklerinde ve onların yerine ortak değerler üretemediğinde ileriyi görmeleri zorlaşıyor. Lau Tzu “Eğer bütün insanlığı, uyandırmak istiyorsanız, bütünüyle kendinizi uyandırın. Dünyadaki acıları bitirmek istiyorsanız, içinizdeki karanlığı ve negatif enerjiyi yok edin. Aslında, dünyaya verebileceğiniz en büyük hediye, kendi değişiminizdir” diyor.
Jose Saramago, “İnsanlar gözlerini kaybettiklerinden değil, vicdanlarını kaybettiklerinde körleşir. Körlüğün en tehlikeli biçimi, ‘görmek istememektir.’ Bu körlük, toplumları felakete sürükler, çünkü görmeyen gözden çok, duymayan vicdan felakettir” derken, toplumsal körlüğü çok güzel ifade etmektedir. Ve bu bağlamda körlüğü aşarak, antikapitalist ve antiemperyalist bir yolculukta buluşabilenlerin yanında olacağım için tarafım.
Tarihin karanlık sayfalarını biraz araladığınızda garip bir gerçekle karşılaşırsınız: İnsanlar çoğu zaman suç işlenirken değil, ganimet paylaşılırken birbirine düşer. Hırsızlık çoğu zaman sessizce yapılır; ama paylaşıma gelince maskeler düşer, dostluklar biter, kardeşlikler parçalanır. Bu yalnızca sokak suçlarının hikâyesi değildir. Bu, insan doğasının en çıplak hâlidir. Çünkü insan çoğu zaman suçu birlikte işler ama çıkarı tek başına yaşamak ister.
Önemli olan var olan sorunların birer parçasına dönüşmeden, insani ve toplumsal sorumluluklar noktasında kararlı görünmektir… Dostoyevski, “Bir fikri savunmak kolaydır; asıl zor olan, o fikirle yaşamaktır” derken, Vigtor Hugo da, “Baskıyı alkışlayan bir halk, en büyük felaketi kendi elleriyle yazmıştır” ifadeleri, hakikaten yana ‘taraf olmanın’ önemini de vurgulamaktadır.
Yine Hayrettin Geçkin dostum, “Buluşalım, şiirler, öyküler, kitaplar, tiyatrolar, sinemalar, sergiler buluştursun bizi. Doğamıza sahip çıkma mücadelemiz, özgürlük taleplerimiz ve onurlu bir gelecek için verilmesi gereken mücadelemiz buluştursun bizi… Yaşanır bir kent için, yaşanır bir ülke için, kardeşçe bir yeryüzü için…” Derken, ifade ettiği tüm o güzel ve içtenlikli duygularından yana tarafım…
Erich Fromm modern insanın trajedisini bize şöyle tanımlıyor; “insan özgürleşmiş, fakat özgürlüğün getirdiği sorumluluk karşısında korkuya kapılmıştır. Bu korku, insanı yeniden otoritelere sığınmaya ya da güç arayışına yöneltmiştir.” Filozof Hannah Arendt de kötülüğün sıradanlığından söz ederken, insanlara önemli bir uyarı yapar: “En büyük felaketler, düşünmeyen ve sorgulamayan insanların çoğunluk olduğu toplumlarda ortaya çıkar” derken, sıradanlaşan kokuşmuşluğu sorguladığım için tarafım…
“Karakter, bir taraf seçmekle başlar.” (Anonim)
Gündüz Işık







