
Hayatımızın hareketi her zamanki normal akışında akmaya devam etmez. En sevdiğimiz deneme kitabının sayfaları arasına bu sıcakta karışmak – okumak, benim için güzel olan bir alışkanlığı yarına ertelemekti. Bir yerden sonra başlamak, yerinde oturup hiçbir şey yapmamaktan çok daha iyidir. Tabii ki, yaşam içerisinde eksik yanlarımız hep olacaktır. İnsan aklı, İnsanoğlunun bencilliği, açgözlülüğü ne kadar istese de, bütün olan bir şeyleri, elde etmek, yakalamak hiç bir zaman gerçekleşmez. Her şey benim olsun mantığı, kendi egosuna yenik düşmekle yetinir o kadar. Doğru olanda, yaşamın kendi diyalektiği içerisinde olması gerekende budur. Doğa ve gerçeklik, hiçbir şeyi bir bütün halinde, hiçbir canlı varlığa ya da bir toplum yönetimine, bedel ödemeden, ” ölmesini bilen özgürlüğü tadar ” emeksiz sunmaz. Eğer bunun aksi olsaydı yaşamın hiç bir anlamı olmazdı. Bu da bizi hayata bağlayan, temel etmenlerden başından gelen bir matematiktir…”
Yaşamak için kapı eşiğinden dışarı adım atmak ve sokağa karışmak gerekiyor. İsteyerek bilerek bir konu hakkında, dayanışmak, ortak payda da buluşmak, kolektif bir çalışmayla bir araya gelmek de başarmanın yarısıdır. Hiçbir şey emek – çaba sarf etmeden, işte ben buradayım benim meyve ağacımdan bir dal koparıp alabilirsiniz, demeyeceğine göre, bir zahmet kendi başımıza kolları sıvamak gerek. İhtiyacımız olan insani bir şey, öyle kolay kolay gelip ellerimizin arasında, bir nesneye, bir kâğıt parçasına veya bir düşünceye hemen dönüşmez. Ama her bilgiyi, her ağırlığı kaldırmak, her insanın taşıyabileceği bir şey değil. İşte tüm yetkiyi elinde toplayan tek adam otokratik sistemin kaldıramadığı bir ağırlığın altında ezilmesi gibi bu da unutulmamalı. Dokunmatik nesnelere dokunan çocukların madeni iniltisi, yıkıntılar arasında öyle tek düze öyle hazırlıksız ki, besbelli toprağa ayak hiç basmamış. Herkesin kendi rengini bulmaya çalıştığı bir dünyada, yaşam ve zaman herkes için farklı akıyordu.
2023 ‘ ün Temmuz ve ağustos aylarında, sıcaktan iyice bunalmış olsan da, yaşamın güneşte hareketsiz kaldığı bir mevsimdi. Sanki suç en gelişkin silah olan güneşteymiş gibi hayatına yeni suç seçenekleri giriyor. Bilirsin; Hayatın hızını ifade eden sıcaklık, öylesine sebepsiz gelişi güzel hayatımıza girmedi ki… İçimde günlerdir dokunamadığım birçok gerçeğim vardı herkes gibi. Mesela okumaktan uzak kaldığım bir alışkanlığımda, bu senenin sıcaklarına karışmak istercesine zihnimi oyalayıp duruyor orta yerde. Eğer insanın yüreğinde taşıyamadığı bir yarası varsa ki, onu bilimsel anlamda tedavi etmesi gerekiyor. İki kere iki dört eder gibi somut bir gerçeklik önümüzde duruyor. Her insanın içinde tamamlayamadığı birbirinden ayrılmaz bir heykeltıraşın yontusuna ses veren madde ve ruh hali, her haliyle devam eden bir yapım süreci diyalektiği vardı. Havalar sıcak olsa da, sabah sabah güneşte yıkanmış çocuk yüzlerine, şimdilik kendimi bırakabilirim. Çünkü çelişkileriyle birlikte bizi yepyeni bir gün bekliyor. Ve daima şu anın hareketiyle eksik yanlarımızı tamamlamaya çalışırız. Bitmek bilmez tüm farklılıklarımıza karşın, her onurlu insanın bir gayesi vardı o da inadına yaşama tutunmaktı. Bunun dışında kalanlarsa, ” senin olan bir çulun senindir, benim olan çok katlı servetim benimdir, ” anlayışında bal tutan parmaklarını yalayıp duruyor milyonlarca bedenden, kibir – üstenci bir dil aşağı sarkıyor. Sizin değerler dediğiniz şey sadece çoğunluğun inancı içinde benim inancımı eritmekse, ben buna itiraz ediyorum. Ve ben yalnız başıma bir taşın varlığına değer veriyorum ve de inanıyor…
Yeryüzü ve gökyüzü arasında canlı – cansız tüm varlıklara yetebilen her şeyi, bugünden ne olacağını bilemediğimiz geleceğe bırakmak ne güzel bir matematik. Her insan kendini tüketirken bunu düşünmekle yükümlü olsa, dünya daha da yaşanabilir bir yer olurdu. Her şeyi tüketmek ne kadar kolay ve zahmetsiz. Ama olması gereken zorluklara karşı çıkmak, bu çok insani farklı bir boyut. Yaşamda her ne kadar aşılamaz sınırlar, ayrımcılık, keskin yasalarla önümüzde duvar olsa da, yazın – düşün sanatında tüm bu sınırları ve ayrımcılığı yazarın beniyle kitap sayfaları arasında aşabiliriz. Sıcaklar, küresel iklim değişikliği beni bu alışkanlığımdan git git uzaklaştırıyor. Uzaktan sadece kitap kapaklarına bakıp günü geçiştiriyorum. Bir yazarın metafizik yönüyle kitap sayfaları arasına isteyerek karışmak, çok istesem de bu sıcaklarda bu isteğime şu an set çekiyorum… Şimdilik beni mutlu eden bir şeyler bekleyebilir. Elektrik lambasının ışığını dinlendirip, karanlık ev ortamında zihnimi oyalayan bir filmi seyretmek fikri orta yerde duruyordu. Ama bir kitap okusaydım, yazarın herhangi bir konu hakkındaki tamlamasına kafayı takıp, bütün gün o tamlamayla cebelleşip bir günü tamamlamaya çalışırdım. Sonbaharda yaprak döken bir ağacın, her gün bedeninden bir şeyler eksilirken, kendini yenilemeye bırakması, iyi ve kötünün çok ötesinde artı ve eksinin mevsimsel bir gereğiydi. Mevsimsel bir gereğiydi. İşte kitap okumak da benim için bir dinginlik, zihni diri tutan tarifsiz bir mutluluktu. Ve şunu çok iyi biliyorum ki, nereye gitsem içimdeki kitap okuma boşlukları da benimle birlikte gelmekte. En azından kitap okurken hiç kimse beni kandırmıyor adeta dinleniyorum. Ve nihayet anlıyorum içimde taşıdığım okumalar, kelimeler gelip geçici bir heyecan değildi, benim için…
Güneş yana yana dizilmiş tek katlı evleri, toprak rengi kokan yolları aydınlatıyordu. Küçük çocuklar bakışlarında, buğday tanelerini zar kanatlı kollarıyla, gün ışığına taşıyan karıncaları görüyordu… Gökyüzü penceresi sonuna kadar açıktı; açık alanda başaklar filizlenmiş, bir buğday tarlası başaklardan taçlar taşıyordu güneşe. Nesli tükenen, dinozorlara inat! Karıncalar bir daha ölmeyecekmiş gibi beşinci boyut boşluktan toprağa doğru ölümsüzlüğe yürüyorlar. Ve bireysel gücün tiranlığına bulaşmadan, yeryüzünde küçük zar kanatlılar olarak kalması ne mükemmellik… Ve somut olarak gördüğümüz bir şey, tek mavi renk, tek çatısı olan bir dünya… Barutun kokmadığı yerlerde, gökyüzü, güvercinler sürüsü geçmiş gibi, buğusu üzerinde insan sevgisi, kendini yeniden yaratıyor. Bazı coğrafya ve kimliklere karşı ise kalpsizdi, yıkıntılar arasında yalnız kendi acısına kraldı. Her halükarda güneşte yıkanmış kanatlar ve püsküller özgürlük kokuyordu tek mavinin içinde. Anlaşılan o ki, tüm dünyada arzulamadığımız tek şey barıştı…
Ali Şeker







