
Mektuplar
Özlemimizi, derdimizi, sevgimizi mektupla hâl ettiğimiz yıllardı. Sevdiklerimize mektuplar yazardık. Her bir kelimesi hasret, cümlesi güzellik kokardı. Ara sıra da arasına kurutulmuş çiçek koyardık. O mektuplara dokunabiliyor, kaç kere açıp açıp tekrardan okuyabiliyorduk. Mektup sadece mektup değildi hani. Sevenlerin ucu yanık mektupları desem yeter mi? Sevdiklerimiz ile aramızdaki iletişimdi mektup . Kim bilir özenle saklayan kaç kişi vardır. Sanal ortam öyle mi? Kaç kişi birbirinin yazdıklarından keyif alıyor ya da diğersi gün kaç söz belleklerde yer tutuyor, bilinmez. Buza yazmak gibi bir şey şu sanal ortam…
Çoğu şey gibi mektup dönemi de kapandı gibi…Kim bilir kaç kişimizin mektup hikayesi vardır, anlatılmayan…
İlkokul üçüncü sınıfta iken, annem akşam üzeri bana, “gel otur yanıma almanya’ya mektup yaz” derdi. Babam almanya’daydı. Ta yedi dağın ardındaymış Almanya meğerse… Çocukken öyle sanıyorduk. Okuma yazması yoktu annemin. O söyler ben yazardım, ben yazardım o tekrar sorardı bunu da yazdın mı diye. Kestane kebap acele cevap satırlarıyla sonlandırırdık…Bir de dayım uğrardı bize akşamları. Her gün akşamları gelirdi mutlaka. Bana resim çizerdi, tek bildiği başı geriye dönük bir kuş. Kuş dediğim güvercini andırıyordu biraz, güvercin miydi bilemiyorum? Uçuyor muydu, geriye mi bakıyordu kuş anlayamıyordum. Geçmiş gündür ne desem ‘hikâye’…
Bir de philips marka bir teybi vardı dayımın.Biz pili pis diye bellerdik o zamanlar. Madem pili pis ise, ne diye satıyorlardı aklım almıyordu o zamanlar. Almanya’da ki diğer büyük dayım getirmişti ona. Teybi ile gelince annem efkârlanırdı, hele bir kaset/bant koyda ‘dinleyek’ derdi o masalsı mistik zazacası ile. Dayım bir teybin düğmesine basar, bir kapatırdı. Bir şarkıyı tam olarak dinlediğimizi anımsamıyorum. Annem kızsa da, ‘abla pilleri erken bitmesin’ derdi dayım. Teybin pil ile çalıştığı yıllar, bitince sobanın yakınına, hatta ısınsın diye üzerine bırakıldığı yıllardı. Pil dolsun derlerdi. Doluyor muydu, bir umut muydu valla bilemiyorum. Annem söyler ben yazardım. Sonrası da küçük kardeşimin elini alıp mektuba çizerdim. Birkaç yıl sonrası kaset/bant doldurma şeyi/modası çıktı. Annem bizi etrafına toplar, ‘haydi sırası ile konuşun bu teyp sesinizi kaydediyor. Ve bu kaset/bant Almanya’ya babanıza gidecek’ derdi. Utanırdım. Konuşmaz, dilim damağım kururdu adeta. O birkaç dakikalık konuşma ne uzun zamandı, bir bilseniz…
Bazen alıp diğer oda da başımdan savar gibi bir tavırla hızlı hızlı birkaç kelime söyler, aynı hızla geri dönerdim.Nihayetinde vazifesini yerine getirmenin mutluluğu ile geri dönerdim. Ne mektupları koruyabildik ne de kasetleri. Kim bilir içinde ne hikâyeler vardı. Ne sesler zamanın akışında yitti gitti, kim bilir. Geriye dönüp bakınca ne tarifsiz hikâyelere bilmeden şahid olmuşuz. Hayıflandıkça, ruhumuzdan kopan o anılara düşer yolum… geri getiremeyeceğimiz o anılara, hayatlara… insanlar arasındaki o mektupların kara yazısı düşer aklıma.
Kederlenirim…
O büyüsü olan mektuplara olan özlemimle, derde deva mektupların aşkına diyeyim.
Mektubun güzelliğiyle kalın…







