Besin zinciri dışında olan insan daha ne kadar kötü olabilir
Bugün: İnsan benliğinin sürü zihniyetine dayalı somut bir yaşamın kenarından, köşesinden bir günlüğüne de olsa, hatalarım, zaaflarım ve yazdıklarımla birlikte uzaklaşmak istiyorum. Gün boyu oturup kâğıda bir şeyler yazmaktansa, düşlerle farklı bir zaman dilimine gitmek de insanın kendine verdiği, toplumsal bir değerdi, ekmek ve özgürlük gibi. Yürürken bile bireysel özgürlüğün kötüye kullanılmadığı kalabalık yerleşik bir sokakta bile, insanın soyunuk sözcüklerle hiç çekişmeden ağzından bir merhaba sözcüğünü, sağa sola savurması da yaşadığı topluma bir saygının göstergesi olsa gerek. Bu merhabalaşma anları kalabalığın ortasına bir bahar havası gibi inebilir. İşte üstümüzde, gökyüzünün mavisi de tek renk. Arada bir yağmur yüklü bulutlar üzerinde gezinse de gökyüzü kırılmaz. Ki eğer insanlar barut kullanmazlarsa mutlu bir hava. Sen de ben de tekiz, çiçek de, böcek de, ot da tek. Yalnız tek kimlik, tek inancın ortak bir duyguda yaşamda faşistçe bir araya gelmeleri büyük bir trajedi. Dedim ya, bugün aramızda hiçbir şey gizli kalmasın sevgili fıkram! Yaşadığım kentin sokaklarına farklı zaman boşluğunda yürümenin de edebi izleğimi beslemediğini görüyorum ve bu çok üzücü. Başka bir dünyanın içine edebi bir temanın dışına çıkmadan, kötülüğün eni sonu yenildiği, sıcak mı sıcak toprak damlarda anlatılan, bir uzak doğu masalının üzerine hiç kimsenin sıçramadığı yerde gözlerimi açmak istiyorum. Bilmiyorum, çok mu şey istiyorum? Sokağa bakan pencerenin yanına dikelip, sokağın gün ışığındaki seyrine bakıyorum. Ve bu tek düzelliği bir yerinden delmek için, sokağın hareketini saçlarından tutup havalandırmak geçiyor içimden…
Sıradan rutin bir gün. Ana caddeye yakın bir kahvehanede, okey taşların tahta ıstakaya değen sayıların sesi, hiç bir notaya gelmeyen şakırtıları zamanın ruhuyla bir uyum içinde, koca koca adamlar psikiyatrist bir vaka. Ganyan ve iddaa bayilerin önüne kümelenmiş, elindeki kupona at yemleyip, gelişi güzel sayılara kalem oynatan beyler var. Demek ki, olur olmaz her yerde kalem oynatmak bazen hiçbir işe yaramayabilir. İşte yasal kumardan başını kaldırmayan vatandaşın, bugünkü siyasi gelişmelerden ne kadar haberdar olabilir. Bugünkü günlüğüm bilesin, uzun süreli konuşan ve siyaset yapanların varlığı, toplumu çoktan etkisi altına almış. Açlık – yokluk rakamların arkasına gelen, kendi başına bir hükmü olmayan sıfırın altında seyrediyor. Gece yarısı benzine bir tık daha zam geldi, hiç eksilmeyen araba trafiğinin çalışan motor sesleri kulaklarımda vızıldayarak geçiyor. Sosyal adaletin olmadığı bir ülkede, ne kadar da asosyal bir durum, hakça bir paylaşımdan oldukça uzak. Az da olsa, gerçek tarihin bizlere bir sorusu var. ” İyi bir kral – iyi bir yönetici nasıl olmalı ” ilk önce üretmek, yetiştirmek ve yetiştirdiğini halkıyla hakça paylaşandır cevabını alırız. Yarın zincir marketlerde onlarca ürünün etiketi bir bir değişecek. Güneşli bir havada, bir çift gözle, birkaç kalem günün hareketini tarıyorum. Orada bulunan varlığını göremediğim, binlerce kanlı canlı kalem geride kalıyor. Bir kişinin kibrine sarınmaya gerek yok, somut olarak tek bir gözün ise yetemediği de orta. İşte başı önünde: mekanik cep telefonunu sürekli başparmaklarıyla yemleyen gençlikte seyir halinde bir tramvayda. Daha ne olsun, demeyin! Sevgili günlüğüm, çeyrek asırdır, tek kişi, tek siyasi parti ve bireylerin esrik yanıyla, yanlış işleyen bir demokrasi. Güç ve erkin çoğunluk mekanizması içinde kendinden geçme seanslarıyla mutlu olanlar bir taraf… Bu resmin hiç bir yerinde yer almayan, somut ekonomik koşullara dayalı, sosyal bir sisteme dokunarak, hissederek komünal olmak, düğme iliklemeye gerek duymadan yaşamak isteyenler ise bir tarafta…
Taşın sadece doğada katı bir dekor olmadığını, onun da bir canlı, bir ruh taşıdığını görmek ve dokunmak da, altında yaşayan solucana bir saygıydı. Yaratılış gereği besin zinciri dışında olan insan daha ne kadar kötü olabilir, demeyin. Kişi eline geçirdiği bir güçle her şeyi bil fiil yok edebilir. Yine de bilge insan: yüreği hakkaniyetten yana olan konuşan, yazan – çizen dayanışmacı gücüyle, başarılı insana özgü bir mücadele örneğiydi. Eğer bir yerlerde insanlar gülüp eğleniyorsa, yasaklar yoksa hoş zamanlar, yaşamı daha yaşanır kıldığı da gözden kaçmayan bir gerçeklikti. Halkın kendine değer verdiği, yaşamda insanı ortak bir duyguda mutlu eden insanın bir başka erdemli özelliğiydi bu…
İnsan: kapitalizmin kendinden geçme zenginlik ideolojisine, her gün kendini yem etmeye devam ediyor. Evet, düşünce her ne kadar, kılıçtan daha keskin, karar vermek, almak aracı olarak yaşamda rol alsa da, yine de kan dökmek işi bir metal aracın fen işiydi. Eğer toplumun büyük çoğunluğu yaşamın dışkılamaktan ibaret olduğunu görüyorsa, bir ülkede, esrik sessizliğe mahkûm olmuş itaatle – biat arası bir çizgideyiz demektir. İnsan kapı eşiğinden dışarı çıkarken, bütün aptallıklarını ve zaafını serbestçe yaşadığı kendi evinde bırakabilmeli. Ancak bilinçli bir hazzın, diğer günlerde kendini tekrar eden aptallıkların, evrensel bir dünyada demokratik bir zeminde, hukuken affı mümkün değildi. Kişi bir esrimenin çerçevesinden dışarı çıkamıyorsa, konuşulan yalan yanlış politikalarla kendinden geçmiş bir şekilde salya – sümük alkışlamaya devam ediyorsa, suç yalnız kendisinde değil, meşru gördüğü sistemdedir. Devam eden bireysel hatalarımızın üzerini kapatmak, bizden çok yaşadığımız topluma da zararı olur. Ve hareket eden her şeyi tek Tanrı korkusuna yükleyip, başka inançları kendi inancımızın içine hapsedip, esrik yanımıza kapatamayız…
İnsan arada birde kendi karanlık çıkmazların üzerini açıp, güneşte havalandırabilmeli. Yaşadığımız topraklarda kusurlarımızla farklı farklı bir araya gelmiş bireyleriz, eksikliklerimizin olması ne güzel. En azında yarın gerçekleşmesi zor, yeni bir ütopyada birlikte yaşamak için bugünden bir mazeretimiz olur, bu daha iyi. İşte insanın yeryüzüne ektiği bilgelik tohumları görülüyor, başarmanın mucizevi sırrı…
Sen de iyilikle kötülük arası yılda bir kez de olsa kendini serbestçe tüketebilirsin…
Ali Şeker






