Önyargı hayata kirli bir camdan bakıp, her şeyi kirli bilmektir.” La Edri. “Birçok insan düşündüğünü sanır; aslında yaptıkları, sadece önyargılarını yeniden düzenlemektir.” der William James. “Önyargı can sıkıcıdır, çünkü her türlü yargıyı dışlar.” der Publilius Syrus. “Önyargılar, zihnin bir bölümünü tutar ve kalan bölümünü bozarlar.” der Malebranche. “İnsanlar seni çözemedikleri zaman, önyargılarını kullanırlar.” Dostoyevski.
Önyargılar, bilincimizin hastalıklarıdır; önyargıların büyük bir bölümü çocukluk döneminde kalmadır. “İnsan, kendini kandırmayı bıraktığı gün gerçeklerle yüzleşmeye başlar ve gerçekler acıdır, ama iyileştirir.” der Sigmund Freud.
Ünlü tarihçi Fustel de Coulanges, “Kendimize benimseteceğim ilk kural, her türlü önyargıyı, öznel olan her düşünce biçimini dışlamaktır; bu güç bir iştir, belki de tümüyle gerçekleştirilmesi olanaksız bir istektir; ne var ki amaca doğru yaklaştıkça eskileri tanımayı ve anlamayı umabiliriz.” der.
Önyargı, genel anlamına bakıldığı zaman başka insanlara karşı yanlı ve haksız bir tutum sergileme anlamına gelir. Bunlar bir çeşit genellemedir ve önyargılar her zaman davranışlara yansımayabilir. Ayrımcılık da önyargılara çok benzer; ancak ayrımcılık genellikle bir grubun diğerlerine karşı haksız davranışlarda bulunmasıdır ve önyargı ile davranışlara yansıma konusunda ayrılık gösterirler.
“Kilolu insanlar daha az zekidir.” gibi bir düşünce tam anlamıyla bir önyargıdır. Bu gibi örnekler özellikle sözde ifade edilen tutumlardır ve davranışlara her zaman yansımadığı için tehlikeli olmadığını söylemek yanlış olacaktır. Önyargılar zamanla yenilerine yol açabilir ve ayrımcılık gibi davranış boyutuna gelebilir. Bu durumda da ne yazık ki tehlikeli olabilmektedir.
Önyargıların pek çok farklı sebebi vardır ve bunlar genellikle farkına varmadan kişide önyargıların oluşmasına sebep olur. Çeşitli durumlarda ve bazı koşullar altında ortaya çıkabilecek olan önyargılar kişiden kişiye farklılık gösterebilir; çünkü koşullar önyargıların oluşumu için önemli belirleyicilerdir.
Normal olmadığını düşünenler, önyargıların ancak kusurlu kişiliklerde ve zayıf karakterlerde ortaya çıkabileceğini iddia eder. Herhangi bir geçerliliği olmayan bu yaklaşıma göre nevrotik insanların güvensizliği ve anksiyetenin bir sonucu olarak önyargılar oluşmaktadır. Şiddetli anksiyete ve nevrotik bozuklukların önyargılara sebep olabilmesi durumu olası gibi görünebilir ve aslında önyargılar gerçekten de güvensizlik, huzursuzluk ve kaygı gibi durumlarda ortaya çıkmak için müsaittir.
Doğru bilinç oluşturmada önyargılar büyük bir engeldir. Özellikle tarih öğretiminin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Her bilgi bir tarih temeline oturtulmalıdır. Eğitim süreçleri boyunca eğiticiler bilincin tarihsel çatısını öncesel olarak kurmaya, tüm bilinci bu temele yerleştirmeye çalışmalıdırlar.
Tarih öğretenin en büyük yükümlülüğü, kişinin gelişimine temel olacak tarih bilgisini en doğru ve en geniş biçimde sunmaktır. Tarih öğreten kişi “tarih” kavramıyla “bilinç” kavramının birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğunu, hatta birbiri içinde kavramlar olduğunu görmek ve göstermek zorundadır. En iyi tarih eğitimi, bu çerçevede, her türlü önyargıdan ayıklanmış ve yalnızca nesnel temellere dayanan bir eğitim olacaktır. Önyargılarını tarihe yansıtan bir tarihçi, bir bilinç bozucudan başka bir şey öğrenememiş kimselerdir.
Bernard Shaw, “Fikrini değiştiremeyenler, hiçbir şeyi değiştirmez. Önyargılarından kurtulmayanlar, hiçbir insanı anlayamaz.” der. Alain Badiou ise, “Gerçek yaşamı fethetmek için önyargılara, basmakalıp düşüncelere, kör itaate, keyfi gelenek göreneklere ve sınırsız rekabete karşı mücadele etmek gerekir.” der.
Önyargı ile ilgili bir anekdot: Trenin penceresinden bakan 24 yaşındaki genç heyecanla bağırdı: “Baba bak, ağaçlar arkada kaldı!” Babası gülümsedi; fakat yakınlarında oturan bir çift, gencin çocuksu davranışlarına şaşırdı. Genç bir kez daha bağırdı: “Baba bak, bulutlar da bizimle geliyor!” Çift en son dayanamayıp yaşlı adama, “Sanırım oğlunuzun yardıma ihtiyacı var, neden onu iyi bir doktora götürmüyorsunuz?” diye sordu. Babası şöyle cevap verdi: “Zaten şu an hastaneden dönüyoruz. Oğlum doğuştan görme engelliydi, bugün gözleri açıldı.” Her insanın bir hikâyesi vardır. İnsanları tanımadan onları yargılamayın. Önyargı, doğru düşünmenin önünde bir engeldir.
Sosyokültürel faktörler de önyargıların oluşması üzerinde oldukça etkilidir; çünkü yalnızca kişinin düşünce görüşleri ile önyargılar meydana gelmez. Toplum içinde yaşayan bireylerin yaşam alanlarındaki gruplar, etnik kökenler ve bunlara bakış açıları, farklı düşünce tarzları ve kişilerin yaşam şekilleri gibi pek çok çevresel faktör aslında önyargılar için çok belirleyicidir. Birey toplumdan ve yaşadığı coğrafyadan ayrı düşünülemeyeceği için sosyokültürel faktörlerin önyargılar üzerindeki etkisi de göz ardı edilemeyecek ölçüde fazladır.
Makineleşme, farklı grupların bir arada yaşaması, şehirlerde karmaşanın artması, çeşitli grupların ekonomik ve sosyal anlamda üst tabakaya yerleşme eğilimi, özellikle iş ve eğitim alanındaki rekabetin artması ve bunlara yapılan vurgunun önem kazanması, konutların yetersizliği ya da konutlar arası sınıf farkları, geçim standartlarındaki yetersizlik gibi pek çok sosyokültürel fark ne yazık ki önyargıların oluşmasında oldukça büyük öneme sahiptir.
“Lise mezunu olanlar iş alanında yetersizdir, gecekonduda oturanlar bilgisizdir, işsizler zeki değildir, maddi durumu iyi olmayanlar görgüsüzdür.” gibi pek çok farklı önyargı ne yazık ki toplumlar içinde çok konuşulan tutumlardır. Bu tutumların önüne geçmek ise önyargıların yıkılması ve azaltılması ile sağlanabilecek bir durumdur.
Önyargılar genellikle yanlış ya da eksik bilgiye dayanır. Bir kişi ya da durum hakkında yeterince bilgi sahibi olmadan, geçmiş deneyimlerden ya da toplumsal kalıplardan etkilenerek oluşur. Ancak bu düşünce biçimi, sadece zihinsel bir eğilim olmanın ötesinde, hayatın birçok alanında ciddi sonuçlara yol açar.
Adil Olmayan Davranışlar: Önyargılar, bireylerin objektif düşünme yetisini sınırlar. Bu da karşımızdakine adil olmayan biçimde yaklaşmamıza neden olur. Kararlarımızı gerçeklere değil, varsayımlara dayandırmak ilişkilerde ve sosyal ortamlarda haksızlıklara yol açar.
Sağlıklı İlişki Kuramama: Yeni tanıştığınız biriyle ilgili henüz tanımadan olumsuz düşüncelere kapılmak, ilişkinin doğal gelişimini bozar. Kişiyi tanımak ve anlamak yerine, önceden belirlenmiş kalıplara göre değerlendirmek, karşılıklı güvenin ve bağ kurmanın önünü tıkar.
Toplumsal Ayrımcılık ve Dışlama: Önyargılar bireyler arasında kalmaz; zamanla toplumsal ayrımcılığa dönüşebilir. Cinsiyet, etnik köken, din ya da sosyal statüye göre ayrım yapılması, bireylerin eşit fırsatlara erişimini engeller, sosyal dışlanmaya sebep olur.
Kişisel Gelişimi Engeller: Önyargılar sadece başkalarına değil, kişinin kendisine de zarar verir. Farklı düşünce ve kültürlere kapalı olmak, öğrenme fırsatlarını sınırlar. İnsanların gerçek potansiyellerini görmezden gelmek hem onların hem de sizin gelişiminizi engeller.
Kişisel Gelişimi Engeller (2): Birini tam tanımadan hakkında olumsuz fikre sahip olmak, yanlış kararlar almanıza neden olabilir. Bu iş hayatından özel yaşama kadar her alanda geçerlidir. Önyargı, sizi doğru kişileri ya da fırsatları kaçırmaya götürebilir.
Özetle Önyargılar ve Önyargıları Ortadan Kaldırma
Önyargılar, kişilerin psikolojik durumlarına, sahip oldukları kalıp yargılara, çevrelerine, yaşadıkları sosyal ortama, bulundukları sosyal statüye ve daha pek çok etkene bağlı olarak ortaya çıkar. Sosyal ve psikolojik olan önyargıları yalnızca psikolojiye bağlı olarak değerlendirmek bu sebeple oldukça yanlış olacaktır.
Hem sosyal hem de toplumsal anlamda önyargılar, oluşum ve gerçekleştirilme aşamalarındayken desteklenebilir de yok edilebilir de. Bunun için yapılması gereken, farklılıkların ön plana çıkarılıp kınanacak şekilde yargılanması değil; herkesin pek çok açıdan farklı olabileceğinin görülmesidir.
Konuşma, davranışlar, etnik grup, din gibi pek çok farklı konuda farklılık olabileceği görülürse önyargılar ortadan kolayca kaldırılabilir ve toplumsal düzen içinde sağlıklı ilişkiler kurmak mümkün olabilir.
Önyargıların ortadan kalkması için özellikle eşit statünün sağlanması, grupların devamlı olarak birebir temas içinde olması, yarış değil işbirliği içinde olunması ve sosyal normların temas kurmaya özendirmesi gerekir. Bu koşullar hem toplum hem de devlet tarafından sağlandığı zaman önyargıların tamamen ortadan kalkmaması için hiçbir sebep kalmaz.
Günümüzde ne yazık ki statü farkları gün geçtikçe artış göstermektedir ve bununla beraber toplum içindeki en sık kullanılan önyargı daha da artmaktadır: statü önyargıları. Bunun önüne geçmek için hem devlet hem de toplumun iş birliği içinde çalışması önemlidir. Rekabet ortamı düzeyli şekilde ilerlemeli ya da tamamen ortadan kalkmalıdır ve bu şekilde statü önyargılarının da önüne geçilebilir.
Kişiler temas kurmalıdır ki kalıp yargıların ya da şemaların etkisi ile önyargılarının esiri olmasınlar. Yalnızca kişilerin düşünceleri ve anlık tutumları önyargıları oluşturmaz; içinde bulunulan toplum önyargıların merkezidir ve toplum insanların kişisel fikirlerini etkilemede önemli bir araçtır. Önyargıların azaltılması için toplum da bireyler de gereğini yapmalıdır ki en ufak bir yanlı ya da haksız tutum sergilenmesin.
“Kuşkusuz en büyük önyargı, etrafımızdaki herkesi ‘insan’ sanmamızdır.” Bukowski.
Gündüz IŞIK







