Veysel Otunç-KIZIL ÇİÇEĞİME NOTLAR–15
Veysel Otunç-KIZIL ÇİÇEĞİME NOTLAR–15
Baş eğmeyenleri anlatmayı sürdürüyorum kızıl çiçeğim. Nazi haydutlarına karşı işgal edilmiş Fransa’da yeraltı mücadelesini örgütleyen Fransa Komünist Partisi’nin yiğit militanlarından Jean Laffitte’nin Eylem Adamları kitabını okumalısın. Faşizmin barbarlığından nefret ederken baş eğmeyenleri hayal edeceksin. O vahşet kamplarını, öldürülen binlerce insanı anımsarken faşizmin, insanlık için ne kadar tehlikeli bir çılgınlık olduğunu anlayacaksın.
Jean Laffitte, Paris’te Nazi haydutlarına karşı halkını örgütlerken onlarca yoldaşının kurşuna dizildiği günlerdi ve birçok yoldaşı kurşuna dizilirken gerçek isimlerini bile söylemeden başları dik ölüme gidiyordu. O çetin savaş günlerini şöyle açıklıyordu:
“…savaşta düşen arkadaşlarının üzerine eğilmeleri olanaksızdır savaşanların, ilerlememiz gerekir çünkü. Tutuklanmış bir militan yitik bir insandır bizim için. Kurtarılması daha sonra düşünülecek, ama şimdilik yaşayanların içinden adının çizilmesi gereken bir yaralıdır. Hatta kalanların güvenliğini sağlamak için çevresindeki kişilerle doğrudan ilişkileri kesmek gerekir. Önemli olan boş yerin hemen doldurulmasıdır…”
Öyle de yaptılar! Hitler faşizmine baş eğmeyen halklar Berlin’e kadar yürüdüler ve insanlık düşmanı bu çılgın adam bulunduğu barınakta, sevgilisiyle intihar etmek zorunda kaldı. Hitler’in çömezi faşist Mussolini, İtalya’dan kaçmak isterken 28 Nisan 1945’de Milan’da yakalanıp İtalyan partizanlarca öldürüldü.
Faşizm insanlığın kanında boğuldu, ama bitmedi.
Sınıflar mücadelesi sürüyordu. Ülkemin topraklarında uç vermiş devrimci filizler başkaldırıyordu. Keskin mücadele günleriydi. Dağlarda, şehirlerde devrimci gençler aranıyordu. Gemerek, Kızıldere, Nurhak, Vartinik adları devrimcilerin hafızalarında not ediliyordu.
Kızıl çiçeğim, baş eğmeyenleri anlatırken kuşkusuz her devrimcinin gururla sahiplendiği Nihat Behram’ın yazdığı ”ser verip sır vermeyen komünist İbrahim Kaypakkaya”yı, anlatıldığı kitabı anımsatmalıyım.
24 Ocak 1973’tü, henüz gün ışımamıştı, Vartinik’teki komda kuşatılan İbrahim Kaypakkaya ve arkadaşları kuşatmayı yarıp karlı dağları aşmak isterken Ali Haydar Yıldız şehit düştü, İbrahim yaralı halde kaçtı, beş gün sonra Mirik Mezrası’nda, alındığı bir evde, üzerine kapı kilitlenerek Üsteğmen Fehmi Altınbilek’e teslim edildi.
İbrahim 29 Ocak 1973’te Cumhuriyet savcı yardımcısına verdiği ifadesinde: “Ben devrimciyim, biz devrimci olarak siyasi konularda hiçbir şeyi prensip olarak gizlemeyiz ve fikirlerimizi açıkça söyleriz. Ancak örgütsel faaliyetlerimizi ve örgüt içerisindeki bize inanan arkadaşlarımızı ve örgüt içerisinde olmayıp da bize yardımcı olan şahıs ve grupları açığa vurmaktan katiyen kaçınırız, bu sebeple örgütsel faaliyetlerim hakkında hiç bir şey açıklayamam… Ben örgütteki arkadaşlarımı tanıyorum ve tanısam da söylemem…” diyerek meydan okuyordu.
Diyarbakır zindanlarında konuşturamadıkları İbrahim’i 18 Mayıs 1973’te öldürdüler.
Yaşar Ayaşlı’nın derlediği Adressiz Sorgular kitabından haberin var mı kızıl çiçeğim? Yurt kitap yayın tarafından yayınlanan kitabın belgeler II Direnme Tutanakları bölümünden baş eğmeyenlerin devrimcilerin göğsünü kabartacak tutumlarına bakalım.
“27 Şubat 1981 günü Adana ili E 5 karayolu üzerinde Hasan ve Hürmüz oğlu 1953 İzmir Muradiye nüfusuna kayıtlı Dilaver Yanar adına tanzim edilmiş sahte kimlikle yakalandığından bu yana sorulan sorulara cevap vermeyeceğimi, ifade de vermeyeceğim gibi Mustafa oğlu Zekiye’den doğma 1949 doğumlu Mehmet Fatih Ökütülmüş olduğumu da ve ayrıca Mehmet Fatih Ökütülmüş olduğum yolunda yapılan teşhisleri de kabul etmiyorum demesi üzerine iş bu ifade vermeme ve imzadan imtina tutanağı tanzimle altı birlikte imza altına alındı. 4.5.1981”
Aysel Zehir’in ifadesinden bir bölüm: “…Nisriye Demir(Aysel Zehir, yn) adına düzenlenmiş sahte hüviyeti niçin kullandığını ve nasıl kullandığını, kendisine kim tarafından verildiğinin, sahte hüviyetin kimler tarafından tanzim edilip kendisine verildiğini, ne zamandan beri kullandığını, yaklaşık 6–7 aydan beri kaldığı evleri söylemediğini, o zamandan beri kimlerin yanında kaldığını, bu süre içerisinde ne faaliyetlerde bulunduğunu söylememesi üzerine alınan ifadesinin doğruluğunu okuduktan sonra imzası ile tasdik etti ve edildi. 26.12.1981”
“25 Şubat 1983 günü saat 23.00 sıralarında Bakırköy-Bahçelievler Soğanlık mevkii Deli Hüseyinpaşa Caddesi Dumlupınar Sokak üzerinde TİKB-MK imzalı İdamlara Hayır ibareli tek sahifelik bildirileri halka dağıtırken örgüt mensubu arkadaşı Hüseyin-Zeynep oğlu 1959 Sivas doğumlu İsmail Uçar ile birlikte, iki adet tabanca, tabancalara ait şarjör ve fişekler ile söz konusu bildirilerle Ahmet-Emine kızı 1958 doğumlu Adana ili Merkez Kuraköprü Mahallesi nüfusuna kayıtlı Nurgül Öderoldu adına tanzim edilmiş sahte kimlik ile yakalandığından bu yana bana sorulan sorulara cevap vermeyeceğimi, kendim ve bağlı bulunduğum TİKB adlı yasadışı örgüt hakkında ifade vermeyeceğim gibi Arif-Makbule kızı 1958 Adana doğumlu Nevin Bektaş olduğum yolunda yapılan teşhis ve yüzleştirmeyi de kabul etmiyorum demesi üzerine tanzim edilen iş bu ifade vermeme ve imzadan imtina tutanağı birlikte imza altına alındı. 23.3.1983”
“Gözaltına alınan Gıyasettin Değirmenci sahte hüviyetli Hasan Selim Açan’ın konu ile ilgili yapılan sorgusunda ısrarla kimliğinin Gıyasettin Değirmenci olduğunu, bağlı bulunduğu örgüt hakkında ve birlikte faaliyet gösterdiği örgüt mensupları hakkında da bilgi vermeyeceğini beyan etmesi üzerine konu ile ilgili tanzim edilen iş bu ifade vermeme ve imzadan imtina etme tutanağı birlikte imza edildi. 20.02.1984”
“…örgütün merkez komite üyesi ve genel sekreteri olan (…) Yaşar Ayaşlı’nın konu ile ilgili yapılan sorgulaması sonucu gerçek kimliği ve liderliğini yaptığı TİKB adlı yasadışı örgütün kuruluşu, amacı, tüzüğü, eylemleri hakkında poliste ifade vermeyeceğini, bu konuda gerek görürse sıkıyönetim komutanlığı askeri savcılığında ifadesini vereceğini beyan etmesi üzerine konu ile ilgili tanzim edilen iş bu tutanak birlikte imza edildi. 4 Nisan 1985”
Direnme tutanakları sorguda sorgucuların yenildiklerinin belgeleridir aynı zamanda. Türkiye’de, devrimcilerin hangi koşullarda, nasıl sorgulandıklarını, düzmece, mizansen ifadelerle nasıl zindanlara tıkıldıklarını öğrenmelisin kızıl çiçeğim. Anlatılan sorguların adresi yok! Onlar baş eğmeyen devrimcilerdir. Haydutların tezgâhında aman dilememişler, meydan okumuşlar… Devrimciler için sorgu; sözün bittiği yerdir. En çetin muharebe alanıdır.
Faşizmin zindanlarında, yeminli cellâtlar karşısında, yüzleştirmelere, tanıklara rağmen gerçek adını söylemeyi dahi reddeden, ifade vermeyen baş eğmeyenleri unutma kızıl çiçeğim. Düşman kalelerinde teslim olup aman dilerken dışarı çıktıklarında komünist ve örgütçü kesilenleri unutma. İçeride korkak dışarıda aslan görünenlere inanma, onlar; ne halka ne devrime adamışlar kendilerini, samimi değildirler. Zor karşısında direnemeyenlerin şimdilerde koltuklara yayılıp küstahça liderlik pozlarına bürünmelerini içim acıyarak izliyorum.
Zindanlarda devrime tövbe edip dışarıda büyük bir heyecanla ama arsızca bir kez daha suyun başını tutanlar; ülkemdeki devrimci sınıf mücadelesini ne kadar ileri taşıyabilirler ki? Zindanlarda devrime tövbe edenler, nihayet zamanla söylediklerini anımsadılar. Devrim ve sosyalizm yerine demokrasi sorununu koydular. Artık mücadelemiz demokrasinin yerleşmesi içindir. Sosyalizm mi? Elveda!
Böylelikle demokrasinin sırrına yeni erdi bizim devrimci partiler, örgütler! Ne kadar kötülük varsa demokrasi çözer… Radikal devrimci örgütlere de, partilere de artık ihtiyaç yok ki! Zaten küresel bir dünyada emperyalizm de, burjuvazi de değişmişti. İşçi sınıfına iktidarı güle oynaya teslim edecekti burjuvazi! Devrimci şiddete filan da gerek yoktu hani! Anlayacağın diyalektik süreç işliyor; her şey değişiyor!
Marksistlerimiz(!) işçi sınıfının muazzam teorik cephaneliğini unutsalar da; emekle sermaye arasındaki derin çelişki keskinleşerek sürecektir kızıl çiçeğim. Dolayısıyla halkımın iktidar özlemi; inatla, sabırla bir gün mutlaka zaferle taçlanacaktır.
Baş eğmeyenlerin karşısında saygıyla eğiliyorum.
Ekim 2007 Mersin-İstanbul







