Hepimiz Korkağız: Akman Gedik’ten Medya ve Modernizm Eleştirisi
İnsani değerlerin her geçen gün, ”yükselen değerler” karşısında inişe geçtiği aşikârdır. Yoğun bir medya manipülasyonu altındayız. Tahayyüllerimizi, düşlerimizi, tercihlerimizi medya belirler oldu. Zevklerimizin, mutluluklarımızın, tercihlerimizin sınırlarını çiziveriyor artık. Yaratıkları o şaşaalı dünyalarında bizi mutluluğa ve ”kazanmaya” çağırıyorlar her geçen gün. Bu kazanma hırsına kendimizi öyle kaptırmışız ki; yetinmiyoruz adeta. Yaratılan bu hayali dünyada sürekli olarak, ”kazanma” hırsıyla yanıp tutuşuyoruz. Doyasıya eğleniyoruz velhasıl. Sabahın erken saatlerinde başlıyor eğlence programları, vücudunun yarısı örtük ”çıtır” kızlarımızın eşliğinde. Akıl ortalaması normalin altında olanların bile rahatlıkla yanıtlayacağı sorulara; biz de bırakmadıkları yarım aklımızla yalvartılıyoruz adeta. ”N’olur yardımcı olun” gibilerinden, falanca beylerin ayağına bir kapanmadığımız kalıyor. Başka zamanlarda gururunu her şeyin üstünde tutanlarımız dahi bir tencereye, bir tavaya, bir halıya diz üstü itaate çekiliyoruz. Olmadı takla atıyoruz. Dedim ya ölümüne eğleniyoruz… Araba almak uğruna yapamayacağımız maymunluk, yapamayacağımız şaklabanlık yok gibi. Vur patlasın çal oynasınla dünyaya boş verip kederlerimizden, dertlerimizden, sıkıntılarımızdan uzaklaşmanın verdiği anlık rahatlığa oynuyoruz.
Hepimiz korkağız…
Yönelemiyoruz kendimize. İçimiz kanıyor oysa. Yaralarımızdan korkuyoruz. Medyanın bize dayattığı hırslı rekabet, şaşaalı zenginlik, yönlendirici ve güdümlü etkisini içselleştiriyoruz. Sahip olmak dürtüsü gelişiyor bizde her geçen gün. Temel insani ihtiyaçlarımızın (beslenme, barınma, giyinme) dışında sosyal bir faaliyete zaman ayıramıyoruz. Tembelleşiyoruz… Dostlarla bir sıcak sohbet etmenin ağırlığı oturuyor böğrümüze. ”Bu gün bu dizim var, yarın şu dizim var”la zaman ayırmaya kıyamadığımız dostlarımızdan hızla uzaklaştığımızın farkında bile değiliz. Zaman ayıramadıklarımızı, zaman ayırıyor bizden. Oysaki eskiden bir dostun, arkadaşın sıcak bir gülüşüne neler verilmezdi, neler… Bizim irademiz dışında çizilen çerçeveye kuzu kuzu riayet ediyoruz. Bize sunulanı tercihimizmiş gibi sahipleniyor, içselleştiriyoruz. Sorgulamıyoruz. Anlamı yok oluyor çoğu şeyin yürek hanemizde. Unutmamak gerekir ki; anlamak sorgulamaktan geçer. İnsanın anlamaya en yatkın olduğu an, sorguladığı ve soru sorduğu zamandır.
Evet! Korkağız.
Çünkü dehşet bir çürümeyi yaşıyoruz. Haksız rekabetçi kapitalizmin yarattığı bir fakirlik var. Bu fakirliği kaderimizmiş gibi algılayanlar olduğu gibi, o kalıplaşmış terminolojilerinin hayata cevap olmada yetersiz kaldığını, bunun aşılması gerektiğini görmeyenlerimiz de var. Kırık plak misali aynı şeyleri tekrarlamak ”kurtuluş reçetesi” sunmuyor kimileyin. Çürüyoruz her geçen gün. Her tarafımız dökülüyor. Samimi olamıyoruz kendimizle. Her tarafımız yalanla örülmüş, göremiyoruz… Yeni insan, yeni toplum ve dahası yeni dünya yaratacak ideallerimizi bu günden, adeta bir duvar örer gibi örmek gerektiğini öğrenemiyoruz. Sevgi, dostluk, paylaşımın düne nazaran daha acil farz olduğu tartışma götürmez bir gerçekliktir. Bize dayatılan sahte renkli dünyalarda sevgi yok, paylaşım yok, dostluk yok. Müthiş bir egoizm ve yalnızlaşma var. Her şey sahte. Gülüşler yalan, merhabalar içtensiz. Her şey samimiyetten ve sahicilikten uzak. Hal böyle olunca kaybeden kim olacak. Elbette ki insanlık. Günübirlik yaşıyoruz. Gelecek korkusuyla örülmüş her bir yanımız. Kimse itiraf etmese de büyük bir yalnızlığı oynuyor çoğumuz. Herkes arayış içinde. Gelin itiraf edelim, biz korkağız diyelim. İtiraf edelim ki rahatlayalım. Kendimizden başlayalım bir şeyleri yapmaya. Dostluğa, sevgiye, paylaşıma açız diyelim. Bize reva görülen bu sahteliklere itibar etmeyelim. Bir yerlerden başlayalım işe. Örneğin; ev de televizyonun kumanda aleti elimizde, hükmümüz geçiyor en azından. Zamanımızın büyük bir bölümünü televizyonun karşısında geçirmeyelim. Bu diziler furyasında seçici olalım. Haydi! Bir an evvel başlayalım. Dostluklar kuralım, sevgiler büyütelim. Bir şeyleri paylaşalım örneğin.
İtiraf edelim, hepimiz korkağız. Cesaretli olmak için kendimizle yüzleşmemiz gerek. Cesarete giden yol, yüreksizliği kabullenmekten geçer. Biz korkağız. Ağzımızdan hüzün sözcükleri çıkmakta hep. Şunu bilelim ki; hüzünlenmeyen coşamaz da. Utanmasını bilmeyen gerçek anlamda sevemez de. Zamanımızın büyük bir bölümünü bu kitle iletişim araçlarının bize dayattığı sahteliklere, hayali renkli dünyalarla geçirmeyelim. Korkmayalım. Bizim yaratabileceğimiz bir dünya var, unutmayalım. Sevgimize, dostluğumuza birilerinin müdahale etmesine izin vermeyelim. Düşlerimizi kuşatmalarına, ertelemelerine izin vermeyelim.
Yoksullaştıkça daha mı çok eğleniyoruz ne, anlayamadım gitti.
Akman Gedik







