Yazar Nuray Aslan- Çünkü Bilmiyorduk Sevmeyi
Çünkü Bilmiyorduk Sevmeyi
İçimizde yer edenlerin, sustuklarımızın ve geç kalmış sevgilerin hikâyesi…
Bir varmış, bir yokmuş; zamanın saçlarına ak düşmeden, rüzgârın dili henüz ateşle sınanmamışken ve gülün dikenine bile merhamet değmişken, kadim bir masalın sararmış sayfaları rüzgârla çevrilmiş ve ölüm o sayfaların kenarından, mürekkebin koyu yerlerinden sızan bir gölge gibi içeri yürümüştü; gölgeyi ilk gördüğümde bunun bir son olmadığını, ama içimde bir yerin mutlaka değişeceğini anlamıştım. Çünkü bazı gerçekler dilin ucundan değil, toprağın altından gelirmiş. İnsan onlarla ancak içinden geçerken tanışır.
Meğer ben, aşka değil de içimde annemden kalmış eski bir sessizliğe tutunmuşum. Bunu çok sonradan anladım. İnsan bazı şeyleri yaşarken değil, içinden geçtikten sonra anlar.
Bana öğretilen şey sevmek değildi; dayanmaktı.
Kimi yarasını sevda diye taşır, kimi yalnızlığı yoldaş sanır. Gecenin içime bıraktığı o ağırlığı ben de hayat sandım. İçime işlemiş bir yazgıydı. Ağırdı. Suyla çıkmıyordu. Zamana bırakılamıyordu. Çünkü bazı kaderler silinmezdi. Yalnızca değiştirir, insanın içinde yer edinirdi.
O günleri düşündüğümde kendimi hep yürürken hatırlıyorum. Sanki hep yol halindeydim. İçimden dışarıya çıkan yol, durmadan yine içimde dolaşıyordu. Kendi karanlığımın içinde dönüp duruyordum. Ardımda kalan cümleleri sessizliğe bırakıyordum. Ne kadar uzaklaştıysam, o kadar içime düşüyordum.
Zamanla bazı gölgeler içime yerleşti. Önce fark etmedim. Sonra alıştım. En sonunda içimde çoğaldılar. İyimserlik içimden çekildi. Yavaş yavaş. Geriye, dinmeyen bir sızı kaldı. Sesi yoktu. Ama beni hep kendime geri getiriyordu.
Gece, şehrin üstüne unutmak rengini sürüyordu. Sokak lambaları bile yanmayı unutmuştu. Bir yerden sonra kelimeler de yetmemeye başladı. Söylenecekler azaldı. İçimde kalanlar çoğaldı. İnsan bazen anlatarak değil, içine inerek yol alıyormuş.
Derinlere indikçe karşıma anılar değil, kadın yüzleri çıktı. Tanıdık ama yabancı. Sanki içimde yıllardır birbirinden habersiz yaşayan kadınlarla karşılaştım. Biri susmuştu. Biri bekliyordu. Biri hâlâ sevilmeye aç. Biri çoktan vazgeçmişti.
Çünkü bilmiyorduk sevmeyi. Kalbin içine yerleşmeyi de, etrafında dönmeyi de unutmuştuk. Bazen rüzgâr olurduk, ama esmek yerine yıkmayı seçerdik. En güzel aşk şarkılarını söylerdik. Ama içimizdeki nefreti susturamazdık.
Yağmura bile kırıldık, çünkü başka şehirlere yağdığını gördük. Ve o an, biz sevmeyi bilmediğimiz için değil, yanmayı göze alamadığımız için sevemedik. Sevgi insanı iyileştirmiyor; önce yakıyormuş.
İnsan geçmişini bulmuyor. Onun içinde çoğalıyor.
Bazen bir ses duyuyordum. Ses banamı aitti, ben mi o sese karışmıştım, bilmiyordum. Ama içime sinmişti. Göğe bakmayı bıraktım. Çünkü ne aradıysam orada bulamadım. Bir gün içimdeki nehrin yönü değişti. Artık denize değil, göğe akıyordu. İçimde kalan her şeyi ateşe vermek istedim. Ama vazgeçtim.
Çünkü geriye ne kaldıysa, dönüp dolaşıp aynı yere varmıştı. Annemin sessizliğine. Babamın yorgunluğuna. Evin içine sinmiş o eski kederlere. Ve içimde yıllardır kapanmadan duran çocukluğuma. Çocukluk dediğimiz şey geçmiyor, sadece içimize çekiliyor.
Sonra düşündüm. Gidenleri. Gömülenleri. Bir de gömülmeyenleri. Asıl orada eski bir yalnızlığı hatırladım. İnsan bazen toprağın altında değil, kendi içinde gömülürmüş. Bazı yaralar toprağa değil, insanın yüzüne yazılır. Ve o mezar, derinden içime yerleşti.
Sonra ölümün dili değişti. Bir son gibi konuşmuyordu artık. Bir geçiş gibi yaklaşıyordu. Bitmek değil, değişmek gibi.
Sevgi, yanmanın nihayetidir. Çünkü ışık ateşten doğar.
Göğe baktım. Bir zamanlar küstüğüm bulutlar şimdi bana el sallıyordu. Ve yağmur bu kez tam kalbime yağıyordu. Sevmek bir bütüne teslim olmakmış. Dünyanın bütün gürültüsü sustuğunda rüzgârın, taşın, ateşin ve suyun diliyle konuşmaktı. Ben değişmedim; kendime yaklaştım.
Belki de yeniden doğmak buydu. Başka biri olmak değil, kendi içinden geçip yine kendine varmak. Kendime en son ben vardım; çünkü en uzun yol, insanın kendi içinden geçer.
Ve bazı yollar, ancak geçildikten sonra görünür.
Nuray Aslan, Berlin, 02.04.2026







