
Toplumsal Hafızanın Kanayan Yarası: 4 Temmuz Çorum Katliamı ve Unutulan Adalet
Türkiye’nin yakın tarihi, toplumsal barışı hedef alan, etnik ve mezhepsel fay hatlarını tetiklemek amacıyla kurgulanmış karanlık dönemlerle doludur. Bu karanlık sayfaların en acı verici, en derin iz bırakanlarından biri de şüphesiz 1980 yılının Mayıs ve Temmuz ayları arasında yaşanan Çorum Katliamı’dır. Bugün, 4 Temmuz 1980’de zirve noktasına ulaşan o büyük trajedinin üzerinden onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen, açılan yaralar toplumsal hafızada tazeliğini korumaya devam ediyor.
Karanlığa Giden Yol: Provokasyon ve Kışkırtma
12 Eylül 1980 askerî darbesine giden sürecin en önemli köşe taşlarından biri olan Çorum Olayları, durup dururken ortaya çıkan yerel bir çatışma değildi. Dönemin gergin siyasi atmosferinde, 27 Mayıs 1980’de MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak’ın Ankara’da uğradığı suikast, Çorum’daki fitili ateşlemek için bir bahane olarak kullanıldı. 29 Mayıs’tan itibaren kentte sağ ve sol gruplar arasında başlayan gerginlik, kısa sürede farklı mahallelerin karşı karşıya geldiği kitlesel bir baskıya dönüştü.
Ancak olayların asıl kırılma noktası ve katliama dönüşen yüzü, 4 Temmuz 1980 Cuma günü yaşandı. Şehrin en hassas noktalarını kaşımak isteyen karanlık eller, “Alaaddin Camii bombalandı” ve “Solcular komünistler camileri yakıyor” şeklinde tamamen asılsız, yalan bir şayia yaydılar. Cuma namazından çıkan kitlelerin bu provokasyonla kışkırtılması sonucu, başta Milönü Mahallesi olmak üzere Alevi ve sol görüşlü vatandaşların yoğun olarak yaşadığı bölgelere yönelik organize, kanlı bir saldırı dalgası başlatıldı.
Bir Kentin Parçalanışı
Günlerce süren olaylar boyunca barikatlar kuruldu, evler ve iş yerleri yağmalandı, ateşe verildi. Kentin dış dünya ile iletişimi kesildi; ambargolar uygulandı. Çorum sokaklarında komşunun komşuya düşman edildiği, insanlığın askıya alındığı günler yaşandı. Resmi kayıtlara göre 57 vatandaşımızın hayatını kaybettiği, yüzlercesinin yaralandığı ve binlerce insanın doğup büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kaldığı bu süreç, sadece Çorum’u değil, tüm Türkiye’yi yasa boğdu.
Dönemin askeri ve mülki idarecilerinin olayları durdurmadaki yetersizliği ya da geç müdahalesi, provokasyonun büyüyerek bir katliama dönüşmesine zemin hazırladı. Çorum, 12 Eylül darbesine giden yolda toplumun nasıl kutuplaştırılabileceğinin ve bir iç çatışma provasının nasıl yapılabileceğinin en acı labaratuvarı haline getirilmişti.
Hafıza, Yüzleşme ve Kalıcı Barış
Çorum Katliamı, sadece geçmişte kalmış bir tarih yaprağı değildir. Maraş’tan Çorum’a, Sivas’tan Gazi Mahallesi’ne uzanan bu acı silsilesi, bize toplumsal barışın ne kadar hassas bir dengede durduğunu ve provokasyonlara karşı ne denli uyanık olunması gerektiğini hatırlatan kalıcı bir derstir.
Bir toplumun geleceğini sağlıklı bir şekilde inşa edebilmesi, geçmişindeki bu tür karanlık noktalara cesaretle bakabilmesinden, kurbanların anısını yaşatabilmesinden ve adaleti tam anlamıyla sağlayabilmesinden geçer. Aradan geçen yıllara rağmen Çorum’da hayatını kaybedenlerin acısı acımız, geride bıraktıkları adalet arayışı ise hepimizin ortak sorumluluğudur.
Bugün 4 Temmuz. Çorum Katliamı’nda yaşamını yitiren tüm canları saygı ve rahmetle anarken; nefretin, kutuplaşmanın ve kardeş kavgalarının bir daha asla bu topraklarda zemin bulamadığı, barış içinde bir gelecek diliyoruz. Unutmadık, unutmayacağız.







