
6 Mayıs 1972 sabahı, Türkiye’nin toplumsal vicdanında ve siyasi tarihinde hiç kapanmayacak, her yıl dönümünde daha da derinleşen bir yara açıldı. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan; henüz ömürlerinin baharında, “Tam Bağımsız Türkiye” idealine olan sarsılmaz inançlarıyla Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’nin avlusunda idam sehpasına yürüdüler. O gün atılan o son adımlar, aslında fiziksel bir son değil; inandıkları değerlerin halkın ortak hafızasında ölümsüzleştiği büyük bir başlangıcın ilk adımlarıydı.
Bu üç genç, sadece bir dönemin öğrenci hareketlerinin liderleri değil; adaletsizliğe, sömürüye ve emperyalizmin her türlüsüne karşı baş kaldıran koca bir kuşağın en gür ve en saf sesiydiler. Onların mücadelesi, sadece kendi dönemlerine ait bir protesto değil, bu toprakların geleceğine bırakılmış onurlu bir mirastı. Deniz Gezmiş’in idam sehpasındaki son nefesinde haykırdığı “Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği ve bağımsızlık mücadelesi!” sözleri, aradan geçen yarım asra rağmen bir arada yaşama iradesinin ve halkların sarsılmaz bağının en güçlü, en sarsıcı beyannamelerinden biri olarak kabul edilir. Onların kavgası hiçbir zaman ayrıştırmak değil; tam aksine ortak bir kaderde, tam bağımsız ve özgür bir ülkede, sömürüsüz bir dünyada omuz omuza durabilmekti.
Denizlerin idamı, cellatların ve o karara el kaldıranların beklediği sessizliği hiçbir zaman getiremedi. Aksine, fikirlerin fiziksel varlıktan, bedenden ve prangalardan çok daha güçlü olduğunu tüm dünyaya bir kez daha kanıtladı. Onlar o gece birer “fidan” olarak toprağa düştüler; ancak bıraktıkları miras, her baharda yeniden filizlenen, her kuşakta yeniden yeşeren bir umuda ve direnç çiçeğine dönüştü. Bugün 3 Fidan denildiğinde akla sadece bir hüzün değil; dürüstlükten, vatan sevgisinden ve emekten yana olmanın onuru gelir.
6 Mayıs; bugün bizler için sadece bir yas günü ya da bir takvim yaprağı değildir. O gün, vicdanın siyasi hırslara galip geldiği, cesaretin korkuyu yendiği ve bir ülke sevdasının her şeyin önüne geçtiği gündür. İnançları uğruna gençliklerini, hayallerini ve canlarını feda etmekten çekinmeyen o güzel insanları; hiçbir zaman yaşlanmayan, hep yirmi beş yaşında kalan o üç yiğit fidanı saygı, sevgi ve hiç bitmeyen bir özlemle anıyoruz.
Onların parkası, postal botları ve yüreklerindeki bağımsızlık ateşi; adaleti ve özgürlüğü arayan her kalpte yankılanmaya devam edecek.







