
Aynı Acının İki Tarihi!
Yeryüzü var olduğundan beri insanlık nice acılar gördü. Savaşlar, katliamlar, sürgünler, kırımlar…
Her biri ardında kapanması zor yaralar, nesilden nesile aktarılan travmalar bıraktı. Tarih kitapları olayları yazar ama asıl yükü, o günleri yaşayan insanların hafızası taşır.
Bir de insanın kendi ömrü boyunca tanık olduğu acılar vardır. Bir haberle yüreğine düşen, yıllar geçse de unutamadığı acılar…
Kimi insan hiçbir suçu, hiçbir günahı yokken, başkalarının öfkesi ya da körleşmiş ideolojileri yüzünden hayattan koparılır.
Kimi ise bilgisiyle, sanatıyla, şiiriyle, türküsüyle insanlara umut olmak, hafızalarında güzel bir iz bırakmak için bir etkinlikte yer alır fakat ertesi güne ulaşamaz. Çünkü birileri, kendi karanlık düşüncelerini insan hayatından daha değerli görür.
İşte 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta, Madımak Oteli’nde yaşanan katliam, bu toprakların hafızasına kazınmış en derin acılardan biridir. Düşünceleri, sanatları ve inançları nedeniyle insanlar, göz göre göre yakılarak yaşamdan koparıldı. O gün yalnızca canlar değil, vicdan da ateşe verildi.
Henüz bu acının dumanı dağılmadan, 5 Temmuz 1993’te Erzincan’ın Başbağlar Köyü’nde bu kez masum köylüler hedef alındı. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve siviller… Nefretin, intikamın ve kör şiddetin kurbanı oldu. Bir köyün sessizliği, insanlığın ortak vicdanında yankılanan büyük bir çığlığa dönüştü.
Aslında acının kimliği yoktur. Gözyaşının mezhebi, dili, etnik kökeni olmaz. Yakılan da aynı candır, kurşunlanan da…
Geride kalan annenin gözyaşı da aynıdır, babanın sessizliği de, yetim kalan çocuğun özlemi de.
Ne yazık ki tarih boyunca insanlar, kendileri gibi düşünmeyenlerin ölümünü meşrulaştırmaya çalıştı. Oysa hiçbir inanç, hiçbir ideoloji, hiçbir siyasi görüş masum bir insanın canından daha değerli değildir. Bir cana kıymanın haklı gerekçesi olamaz.
Aradan yıllar geçti. Bugün geriye dönüp baktığımızda, Sivas’ta yaşamını yitirenleri de Başbağlar’da katledilenleri de aynı insanlık vicdanıyla anmak zorundayız. Acılar arasında taraf tutmak değil, acının kendisine karşı durmak gerekir. Çünkü bir katliamı görüp diğerini görmezden gelmek, vicdanı eksiltir.
Belki artık kaybettiklerimizi geri getiremeyiz. Ama onların anısından çıkaracağımız en büyük ders, nefreti değil, birlikte yaşam kültürünü büyütmek, öfkeyi değil, adaleti savunmak olmalıdır.
Bu topraklar artık yeni acılar değil, birbirinin yasına saygı duyan, farklılıkları zenginlik olarak gören insanların hikâyesini yazmalıdır.
2 Temmuz Sivas Madımak’ta, 5 Temmuz Başbağlar’da yaşamını yitiren bütün masum insanları saygı, rahmet ve derin bir hüzünle anıyorum.
İnsanlığa düşen görev ise yalnızca ölenlere rahmet dilemek değil, benzer acıların bir daha yaşanmaması için ortak vicdanda buluşabilmektir.
Hasan Dede
Eğitimci







