
Kentin ve İnsanın Aşkı
Kentin ve insanın aşkı sadece taş duvarlara yazılmaz. Hafızalara siner… çocukluğa siner… yürüyüşe, sese, kokulara siner. Ve en çok da insanın içini yakıp duran o ince hasrete. Zordur kentli olmak; hele ki sevdiğin bir kente hasret kalmışsan… Bir zamanlar sokaklarında koştuğun, terlettiğin, bağırdığın, büyüdüğün kenti başka şehirlerin içinde aramak daha da zor gelir insana. İşte ben bu zorluğu taşıyarak gezdim başka kentleri. Fotoğraf makinemi boynuma, yüreğimi Varto’ya asarak…
Bir Kentle Yoğrulmak: Varto
Kentlerle kurulan bağ bazen doğduğun yerdir, bazen doyduğun. Ama asıl mesele, seni yoğuran kenttir. Beni yoğuran, beni ben yapan kent: Varto. Kent gezginliği serüvenim bir merakla başladı. Sokak fotoğrafları çekerken her kentin gözünden bir hikâye yakalamaya çalıştım. Her kadrajda bir yoksulluğu, bir umudu, bir tebessümü, bir yıkımı sakladım. Ama deklanşöre her bastığımda içimden geçen tek şey vardı: “Bu karede Varto olsaydı nasıl görünürdü?” Çünkü ilk tanıdığım kent, ilk aşkımdı. Ve ilk aşk unutulmaz.
Sokakların Ritmi ve Çocukluk Anıları
Kent dediğimiz şey yalnızca binalar, yollar, meydanlar değildir. Kent dediğimiz şey; anıdır, geçmişindir, çocukluğundur, kimliğindir. Varto’nun sokakları, mahalleleri, çatlamış kaldırım taşlarının arasına gizlenmiş çocuk kahkahaları… Beni ben yapan ne varsa oralarda kaldı. Ben çocukken limonata satardım mesela. O soğuk cam şişeyi sımsıkı tutar, bütün gücümle bağırırdım: “Buzzzz gibiiiii limonataaaa!” Her sokağın bir ritmi vardı ama Sofular Sokağı başkaydı. Orada çayın buğusu konuşmaların arasından yükselirdi.
Varto’nun Hafızası: Çarşılar ve İnsanlar
Zamanla anladım ki bir kenti anlamak için yalnız taşına toprağına bakmak yetmez. Sokağında içilen çayın demine bakmak gerekir. Varto’nun kalbi iki ayrı yerde atardı: Aşağı Çarşı’da ve Yukarı Çarşı’da. Aşağı Çarşı’da hayat hızlıydı; alışveriş, gülüş, bağırış, pazarlık… Yukarı Çarşı’da ise sohbet daha derin olurdu. O çarşılar yalnız alışveriş yapılan yerler değildi; orası Varto’nun hafızasıydı. Aynı kahvehanede Kürtçe, Zazaca, Türkçe sohbetler duyulurdu. Aynı masada bir memur, bir esnaf, bir çiftçi otururdu.
Varto’yu Taşımak ve Sahicilik
Gittiğim her şehirde içimde aynı his olurdu: Sanki cebimde küçük bir Varto taşıyorum. Bir sokak sesi, bir çay kokusu, bir çocukluk yankısı. Varto bana birçok şey kazandırdı: İnsan gözlemlemeyi… Sözün yükünü… Hatırayı taşımayı… Vefayı ve unutmamayı. Kent ruhunu insanına, insan da kentine taşır. Her şehrin ruhu başka olabilir ama Varto sahici. Ve ben sahici bir kentin sahici bir çocuğuyum. İnanıyorum ki bir yerde hâlâ yankılanıyor o ses: “Buzzzz gibiiiii limonataaaa!” O ses belki de hâlâ Yukarı Çarşı ile Aşağı Çarşı arasında bir sokağın duvarlarına çarpıp Varto’nun hafızasında dolaşıyor…








Sevgili vartoname.com yetkilileri,
Varto’ya dair kaleme aldığım yazının sitenizde yayımlandığını görmek benim için gerçekten büyük bir mutluluk oldu. Bu güzel vesileyle bana yaşattığınız sevinç için sizlere içtenlikle teşekkür ediyor, emeği geçen herkese gönülden minnetlerimi sunuyorum.
Aramıza hoş geldiniz..