
Her Şeye Rağmen Yeniden Yazmak
Bu sıcak yaz günlerinde, kitap sayfaları arasında gelgitler yaşayacağım, bir o kadar da öğretici olacağına inandığım, en sevdiğim yazarların kitapları okuma masamın üzerinde beni bekliyorlar. İşte farklı bir ütopyada düşsel bir dünyaya adım atmaya hazırım.
Son elli yılın en sıcak haziran ayı, günlerden perşembe haziran ayının on üçü tarih 2024. Üstümüzde uzun soluklu bir güneş, Karadeniz ‘ in nemli kalın perdeleriyle el ele tutuşmuş. Gökyüzü, yaşadığın yerde varsa deniz, dağlar, birbirine benzeyen ovalar dizilimi. Sana bana her şey uzakta eşsiz bir güzellikte, parası olanı dışarı davet ediyor, alıcısına, cebine göre çok fazla.
Olmayandaysa yok yok, her şey gibi hayatta o paylaşması gereken sosyal adaleti maalesef sağlamıyor, alabildiğine yoksullaşıyoruz. Okyanus suyunun ısınması, doğa tahribatıyla, sen bu sıcak havalarda sokağa adım atamıyorsun. Orta yaşların ramağındaki sen bir başınasın ve ne kadar özgürsün. Üst üste bindirilmiş hanelerde, insanların ikisi üçü bir arada geçinemezken.
Yaşamımızda her yaşın kendine göre katlanabilir anları oldukça fazla, zaman bize aldırmadan sonsuzluğa akıp gidiyor. Kendi penceremizde hep eski şeyler görürüz, somut yaşamın vazgeçilmez anlatımı hareket halinde, bir yerlerde kendini benimseniyor. Güneşin altında bütün karanlık gölgeler bir bir kalkıyor…
İsteyen varsıl olan her şeyi satın alabilir, torbasını doldurup, isterse başka ülkelerde rezidanslar da dikebilir. Ayşe kadın: eğer varsa pazar yerindeki, meyve sebze döküntülerini toplamaya kaldığı yerden yine devam edebilir. Sizce hiç bir mahsuru yoktur.
Süregelen iktidarların hiçbiri açlığı, yokluğu, adaletsizliği tersine çevirmemiştir, ne de sömürüyü minimize etmiştir. Karşılıklı sevgi, eşitlik, yaratıcılık ile tanımlanan yurttaşlık bilgisini nereye koyacaksınız. Kendi kimliğinizle çok övünen siz milliyetçi muhafazakâr emlak zengini beyler, Türk Lirasının değeri bir madeni pula indirgenmiş bir vaziyette, en dipte gideceği bir yerde yok. Bunun için bir öngörünüz var mı, yarın enflasyonu düşürmek gibi sosyal yaralara bir reçeteniz olmalı.
Sana bana her şey uzakta eşsiz bir güzellikte, parası olanı dışarı davet ediyor, alıcısına, cebine göre daha iyi. Var olan anayasaya, AHİM ‘ e, toplumsal kuralların tamamına, yurttaş ayırmaksızın, bağıtlanmış uluslararası sözleşmelere, bir kişinin keyfine keder hukuk çerçevesinde uyulmuyorsa, bir şeyi sil baştan tekrar istemek, tokluk duygusunun yirmi iki senelik iktidar, kibrinin içine bir insanın ölünceye kadar düşemesidir ve bu tiranlaşmaktan başka bir şey değil.
İstemek, istemek, her şeyi elde etmek, insanoğlunun vazgeçemediği bencilce kötü bir huyudur. Şimdi yönetenlerin sultanlarda olmayan yetkisine her toplum dinamiklerinin dur demesinin zamanı geldi ve geçiyor. Mütevazı yer sofrasında, bir yüzüğün açlığıyla başarılı olmanın dönemi çok gerilerde kaldı. Kendi toplumuna daha faydalı olmanın en doğru yolu, çoğulcu parlamenter sistem, kuvvetler ayrılığına bir an önce geri dönmek olduğunu, bütün toplum dinamiklerinin görmesi gerekir…
Kitaplar: düşüncenin kalıcı bir şekilde yazı yoluyla can bulmasının yani sıra edebiyatın, okurun ruhuna işlemesine katkı yapan elverişli bir etkisi de muhakkak vardır. Okuma masama oturdum, kitap sayfaları arasında arada bir başımı kaldırdığımda çevremdeki manzaranın seyrine bir anlığına bakmaya başlıyorum.
Balkon penceresinin kuzeyinde yaşı benden epeyce geçkin çam ağaçlarıyla örülü yeşillik, varoşlu evler iç içe. Doğusunda Yamanlar dağı güneşin alnında çıplak örtüsüz, en üste mavi gökyüzünün renklerle olan tek uyumu birleşiyor. Karşımızda İzmir Körfezi, deniz alabildiğine küçüldükçe küçülüyor. Doğa kendini bütünüyle güneşe vermiş, küçük atık bir cam parçası bile büyük yangınlar çıkarmaya çok yatkın, gün ışığında kendi artıklarımız ateş topu.
Bu sıcak yaz günlerinde: çoğunluk, en besleyici olan metafizik yanıyla kendi gölgesinin altında oturabilir, oturabiliyorsa. Bilimden, fenden ve matematikten uzak, bir adım ötemizde açlık. Yaş ortalaması elli sekiz yaş üstü, üretim alış veriş marketlerin raflarında son kullanma tarihi çoktan geçmiş. Tarlaların büyük bir bölümü tarihi belli olmayan nadasa terkedilmişti, ülkem…
Her anlamda aç olmak duygusunun kendini daha iyi beslediğini okuduğumuz kitaplarda ve kendi somut koşullarımız içerisinde daha iyi anlaya biliyoruz. Evet, gerçek anlamda karnı aç olan bir kişi, alınteriyle iştahla yediği yemekten tat alabilir. Kitaplarla: ikinci bir gözle gezintiye çıkmak, her haliyle düşsel dünyamıza güzel bir etki uyandırıyor.
Haziran ayının yakıcı güneşi, kalın sıcak perdesiyle her şeyi örtmüş, her yanımız sıcak mı sıcak, kentler derin bir sessizliğe gömülmüştü. Birinci doğamız olan toprakla geçinemezken, toprağı öldürüp üst üste yığmak, beton satın almak katbekat evler, nasıl bir duygu kendimizi gelecek olan evrene, çocuklara nasıl anlatacağız….
Okuduğumuz kitapları biz yazmasak da, some kitaplarda yazarın düşüyle, hayatın her kımıltısını insan duyumsayabiliyor…
Evet, yazın – düşün sanatını yazan birileri olmazsa, nasıl bir kitap okuruna döneşebiliriz ‘ in cevabı yine yazmak, her şeye rağmen yeniden yazmak. Hiç hayıflanmamıza gerek yok. Ve o an şöyle bir duygu aklımızdan geçebilir. Ne yazık ki, yazar! Benim gibi düşünüp öyle yazmış, her cümlesinde kendimi buluyorum…
” Bu da benim doğal kusurum olsun…”
Ali Şeker







