
Metalaşan Sanat ve Kapitalizm
“Sanat, işçilerin ve yoksulların zorbalığa karşı en güçlü silahıdır.” Lenin.
“Sanat, hayatın kırdığı insanları teselli eder.” Vincent Van Gogh.
“Her sanat, insan yazgısına karsı başkaldırıştır.” Andre Malrauks.
“Sanat, bizi gerçekliğin hapishanesinden kurtaran tek anahtardır.” Virginia Woolf.
Modernleşme ile birlikte bir yandan özne olarak varlığına kavuşan sanatçı, diğer yandan yeni baskı ve sömürülere maruz kalmıştır. Edebiyat alanında modernizmin başkahramanı kabul edilen Baudelaire ekonomik, toplumsal, siyasal hayatın modernleşmesiyle sanatın modernleşmesi arasına çizgi çekmiştir. “Baudelaire’e göre sanat, modernliği savunmaz, aksine onu teşhir eder. Modern dünyanın estetik temsili bu dünyaya karşıt olmalıdır: Modernitenin kirli yüzünü, uygarlığın ortasında kol gezen vahşeti ve uygarlığın yaşayan canavarlarını açığa çıkarmalıdır” (Artun, 2017: 31). Bu canavarların başında kapitalizm gelmektedir. Sanayi devrimi ve teknolojik ilerlemelerle iyice güçlenen kapitalizm, özel mülkiyet ve serbest piyasa ekonomisiyle özgürlükçü bir sistem gibi görünüp burjuvanın çıkarlarına hizmet etmiştir. Burjuva ve kapitalist üretim sanatı tekeli altına almaya çalışmış, himaye siteminden arınan ve özerkleşen sanatın üzerinde her daim tahakküm kurmaya çalışmıştır.
Adorno ve Horkheimer (2014: 48-49), “Aydınlanmanın Diyalektiği”nde aydınlanmanın mitolojiden arınmaya çalışsa da insanlığı mitsel güçlerin esaretinden kurtaramadığını ifade ederler. Seri üretim kültürüyle birlikte meta fetişizmi toplumsal alanların tümünü tahakküm altına alırken norm haline gelen davranış biçimleri bireye doğal, saygıdeğer, mantıklı davranış biçimleri olarak dayatılmıştır. Yani bir yandan özgürlük ve birey öne çıkarken diğer taraftan yeni ve kendini belli etmeyen dolaylı güçlerin yarattığı gönüllü esaret döneminin başlamış olduğu söylenebilir.
Adorno’ya göre kapitalist üretim güçlerinin özgür bir toplumu oluşturacağı yönündeki inanç bir yanılsamadır. Kapitalist gelişme her daim özgürlüğe değil tahakküme yönelik olmuştur (Bernstein, 2020: 12). Bu tahakküm piyasalaşan sanatta sanatçıları da kıskacına almış sanatçıyı sömürücü güçlerin esareti ile düzenin çarklarından biri olma arasında bir seçim yapmaya zorlamıştır. Bu çalışmada 19. yüzyıldan günümüze devam eden sanatın piyasalaşma süreciyle birlikte sanat yapıtının metalaşmasının ve diğer yandan metaların sanatsallaştırılmaya çalışılmasının tartışılarak günümüz sanatında sanatçının konumunun sorgulanması amaçlanmıştır.
Bu kapsamda çalışmada modernleşme sürecinden günümüze sanatın piyasalaşması, kapitalizm ve beraberinde devreye giren kültür endüstrisiyle birlikte sanatçının ve sanat eserinin piyasayla ilişkisi kuramsal bir çerçevede tartışılmıştır. Sanatçıların kapitalist güçlerin tahakkümüne karşı tutumları sorgulanarak, özgürmüş gibi görünen sanatçının boğun eğdiğinde ya da karşı durduğunda bunun sanat eserinin üretim sürecini nasıl şekillendirdiği sorgulanmıştır.
Neoliberal küreselleşmeyle birlikte hayatın her alanını kendine katan piyasa mekanizması içinde, sanat yapıtının galeri, müzayede, müze veya fuarların aracılığıyla estetik değerinin geri plana atılarak mübadele değerinin ön plana çıkarılması ve bu durumun tasarım, markalaşma, reklam gibi alanlarla kurduğu yakınlık irdelenmeye çalışılmıştır. Bu ilişkilerle birlikte herhangi bir metadan farkı kalmayan sanat yapıtının yanında sanatsal niteliği olmayan metaların bir sanat eseri gibi nasıl piyasaya sürüldüğü ifade edilmeye çalışılmıştır.
Öte yandan modern sanatçıların baş destekçileri burjuvazi olmuştur. Burjuva üst yapıda yani bilimsel ve teknolojik alanda olduğu kadar kültürün her alanında da sürekli değişimden ve yenilikten yana olan bir piyasa kurmuştur. Sanatta eleştiri kurumunun da bu dönemde gelişmesi tesadüf olmamıştır. Eleştirilerin kışkırtılması suretiyle her daim canlı tutulan yeni sanat piyasası da artık kapitalist piyasanın bir parçası haline gelmeye başlamıştır.
Burjuvazinin yarattığı kent kültürünün ürünü olarak doğan modern sanat piyasası, büyük kentlerin zengin semtlerinde açılan galeriler tarafından yönlendirilmeye başlamıştır (Yılmaz, 2013: 24). Zaten sanat ancak burjuva sanatı biçiminde var olmasıyla özerk bir alan olarak var olabilirdi. Öte yandan sanatın özgürlüğü söz konusu olduğunda yine meta iktisadına özünden bağlı kaldığı görülmektedir.
Adorno ve Horkheimer (2014: 178) sanatçının her ne kadar piyasanın boyunduruğuna girmeyi reddeden tavır sergilese de bunu örtbas ettiğini söylemiştir. Kültür ürünlerinin mübadele değeri kullanım değerinin önüne geçerken keyif almanın yerini orada bulunmak, haberdar olmak, uzman olmanın yerini ise prestij kazanmak alır. Her şey, kendisi bir şey olduğu sürece değil, alınıp verilebildiği sürece değerli olurken sanatın kullanım değeri, tüketicinin gözünde bir fetiş haline gelmiştir.
Özel kültür tekellerinin egemenliği altında kalan sanat pazarında sunulan özgürlük boyun eğmediği takdirde açlıktan ölme özgürlüğünden ibaret olmuştur. “Uyum sağlamayan herkes ekonomik acizliğe mahkûm edilir ve bu mahkûmiyet; “insanlardan kaçan, kalabalıklardan uzak duran ve tek basına yasamayı tercih eden kimselerin zihinsel erksizliğinde” sürdürülür. İnsan bir kez işleyen sistemin dışına atıldı mı onu yetersizlikle suçlamak kolaydır” (Adorno ve Horkheimer, 2014: 178).
Harvey’e göre (2014: 36) kültürel ürünlerin metalaşarak piyasada ticaret konusu haline gelmesi kültür ürünlerini de piyasa türü bir rekabete itmiştir. Bu durum estetik alanda “yaratıcı yıkıcılık” süreçlerini güçlendirmiş, her bir sanatçı sadece ürünlerini satabilmek için bile olsa estetik yargının temellerini değiştirmeyi denemiş ve ürünlerini satabilmek için diğer sanatçılarla ve kendi gelenekleriyle mücadeleye girişmiştir. Öte yandan bu süreçte kitle iletişim araçlarının artması ve yaygınlaşmasıyla sinema, radyo, dergi gibi medyalar zaferlerini ilan etmişlerdir. Kapitalist ülkelerinden çıkan bu zafer kültür endüstrisini doğurmuştur (Adorno ve Horkheimer, 2014: 177).
Kültürel üretim, bir bütün olarak kapitalist ekonominin ayrılmaz bir parçası ve tıpkı herhangi bir meta gibi üretim sektöründeki kurallara uyan bir sanayi olmuştur. Birbirine benzemeyen şeylere benzerlik kazandıran kültür endüstrisinde filmler, radyo, dergiler söz birliği içine girmişlerdir. Tikel ile genel arasında kurulan sahte birlik ancak kültür endüstrisinin tipik ürünleri ile özerk sanatınkiler arasındaki karşıtlık aracıyla ortaya konabilmiştir (Bernstein, 2020: 19).
Kültür endüstrisi kültürün iki uzlaşmaz öğesi olan sanat ile eğlenceyi bir araya getirerek yinelemekten ibaret olan yanlış bir formüle dönüştürmüştür. Kitlelerin boş zamanlarını dolduran kültür endüstrisi ince bir kurnazlıkla üretilen eğlence metalarıyla zihni oyalamaktan başka bir amaç gütmeyen bu ürünlerle kültür ile eğlencenin kaynaşmasında sadece kültürün alçaltılması değil, eğlencenin de zorla entelektüelleştirilmesi söz konusu olmuştur.
12.08.2026.
Gündüz IŞIK







