
Puçe Sıpi… ( Beyaz Çorap)
Henüz üç yaşındaydı.
Annesi günlerdir hastaydı. Kan kusuyor, ayakta durmakta zorlanıyordu. Evin içinde bir telaş vardı ama küçük kız bunun nedenini anlayacak yaşta değildi.
O gün ayağında, annesinin birkaç gün önce büyük bir sevgiyle ördüğü bembeyaz çoraplar vardı.
Annesi giderken gözleri son kez o beyaz çoraplarda kaldı.
Sanki içinden, “Döndüğümde seni yine böyle göreceğim.” diyordu.
Kapı kapandı.
Küçük kıza ise sadece tek bir cümle söylendi.
“Merak etme kızım… Annen dönecek.”
O da buna bütün kalbiyle inandı.
Her kapı çaldığında kapıya koştu.
Her akşam dışarıdan gelen her ayak sesinde yerinden fırladı.
Ama annesi hiç dönmedi.
Bir gün eve, annesinden geriye yalnızca kan lekeleriyle kirlenmiş başörtüsü geldi.
Küçük kız, o başörtüsünü avuçlarının arasına aldı.
Sanki annesinin sıcaklığı hâlâ üzerindeydi.
Yüzüne sürdü.
Kokladı.
Sarıldı.
Ve yıllarca onu gözünden bile sakındı.
Hayat aktı…
Küçük kız büyüdü.
Genç bir kadın oldu.
Anne oldu.
Sonra torun sahibi oldu.
Ama içindeki üç yaşındaki çocuk hiç büyümedi.
“Belki bugün gelir… Beni beyaz çoraplarımdan tanır.”
Bu yüzden beyaz çoraplar, onun için bir giysi değil; annesine açılan bir yoldu.
Yaşı sekseni geçtiğinde artık ömrünün sonbaharına geldiğini hissediyordu.
Bir gün çocuklarını yanına çağırdı.
Sakin ama kararlı bir sesle konuştu.
“Ben öldüğümde beni annemin koynuna gömün. Bir ömürdür onu bekliyorum. Bari toprağın altında kavuşayım.”
Küçük oğlu annesinin bu isteğini hiç tereddütsüz uyguladı.
Anneannesinin mezarının hemen içinde annesi için yer hazırladı.
Yaşlı kadın, sandığında özenle sakladığı kanlı başörtüsünü son kez eline aldı.
Parmakları titreyerek kumaşını okşadı.
Sonra ayağına yine bembeyaz çoraplarını giydi.
Belki annesi onu ilk bakışta tanıyacaktı.
Belki yıllar önce hastane yolunda yarım kalan o bakış, bu kez sonsuzlukta tamamlanacaktı.
Ve belki annesi, yıllardır beklediği o cümleyi fısıldayacaktı:
“Kızım… Seni buldum.”
Eğitimci— Hasan Dede







