
Unutmadık, Aklımızda
Katliamı’nın üzerinden dile kolay, tam 33 yıl geçti. Bu acı üzerine konuşmak da yazmak da her sene aynı ağırlığı çöktürüyor insanın göğsüne. Çünkü Madımak denince insanın aklına sayılar, tarihler değil; o dumanların arasında birbirine sarılan gencecik insanlar, yarım kalan şiirler ve pencere kenarında çaresizce bekleyen gözler geliyor.
Gelin, bu kanayan yarayı resmi raporların soğukluğundan sıyırıp, içimiz sızlayarak, insanca konuşalım.
O Gün Sivas’ta Ne Oldu?
1993’ün o sıcak Temmuz gününde, Sivas aslında Pir Sultan Abdal’ı anmak, sanatı, sözü, deyişleri konuşmak için bir araya gelen güzelim insanları ağırlıyordu. Metin Altıok oradaydı, Behçet Aysan oradaydı; henüz yirmili yaşlarının başında, bağlamasının tellerine can veren Hasret Gültekin oradaydı. Koridorlarında neşeyle semah dönen gencecik çocuklar vardı o otelin.
Sonra bir şeyler organize edildi, birileri düğmeye bastı. Şehrin sokaklarında nefret dolu bildiriler gezmeye başladı. Aziz Nesin’in varlığı, inançlar, hassasiyetler bahane edilerek koca bir şehir kışkırtıldı. Cuma namazından çıkan binlerce insan, gözü dönmüş bir öfkeyle Madımak Oteli’nin etrafını sardı.
Göz Göre Göre Gelen Felaket
İçeridekiler saatlerce bekledi. Dışarıdaki barbarca çığlıkları duyarak, taşların pencereleri kırmasını izleyerek beklediler. “Bize bir şey yapmazlar, biz buraya misafir geldik” dediler belki de ilk saatlerde. Ama devlet, kolluk kuvvetleri, asker… Herkes sustu, herkes izledi. Koca bir otel dolusu aydın, sanatçı ve çocuk, şehrin göbeğinde saatlerce yalnız bırakıldı.
Sonra o ateş yakıldı. Otelin önündeki arabalar ateşe verildi, alevler binayı sardı. İşin en korkunç, en insanlık dışı kısmı neydi biliyor musunuz? Otel cayır cayır yanarken, dışarıdaki binlerce kişinin “Yakin ulan yakın, cehennem ateşi” diye tekbir getirmesi, sevinç çığlıkları atmasıydı. Barbarlık, tarihte az kez bu kadar çıplak ve pervasız bir şekilde kendini gösterdi.
Madımak’ta Sönen Hayatlar
O gün o cehennemde 33 konuk ve 2 otel çalışanı olmak üzere 35 canımızı kaybettik. Biz o gün sadece insanları değil; Türkiye’nin geleceğini, vicdanını, şiirini ve müziğini de yaktık.
O yangında yitirdiğimiz, isimleri ve anıları önünde saygıyla eğildiğimiz canlarımız:
- Muhlis Akarsu (45 yaşında – Sanatçı, ozan)
- Muhibe Akarsu (35 yaşında – Muhlis Akarsu’nun eşi)
- Metin Altıok (53 yaşında – Şair, yazar)
- Behçet Sefa Aysan (44 yaşında – Şair, doktor)
- Hasret Gültekin (22 yaşında – Sanatçı, müzisyen)
- Nesimi Çimen (62 yaşında – Sanatçı, ozan)
- Uğur Kaynar (37 yaşında – Şair)
- Asaf Koçak (35 yaşında – Karikatürist)
- Edibe Sulari (40 yaşında – Sanatçı)
- Erdal Ayrancı (35 yaşında – Yönetmen)
- Asım Bezirci (66 yaşında – Yazar, eleştirmen)
- Sehergül Yılmaz (15 yaşında – Çocuk, semah ekibi)
- Gülsün Karababa (22 yaşında – Sanatçı)
- Yeşim Özkan (20 yaşında – Üniversite öğrencisi, semah ekibi)
- Huriye Özkan (22 yaşında – Üniversite öğrencisi, semah ekibi)
- Carina Cuanna Thuijs (22 yaşında – Hollandalı gazeteci/öğrenci)
- Serkan Doğan (19 yaşında – Üniversite öğrencisi)
- Murat Gündüz (22 yaşında – Üniversite öğrencisi)
- Ahmet Özyurt (21 yaşında – Üniversite öğrencisi)
- Serpil Canik (19 yaşında – Semah ekibi)
- İnci Türk (22 yaşında – Üniversite öğrencisi)
- Yasemin Sivri (19 yaşında – Üniversite öğrencisi)
- Asuman Sivri (16 yaşında – Çocuk, student)
- Belkıs Çakır (18 yaşında – Öğrenci)
- Gülender Akça (25 yaşında – Kültür merkezi üyesi)
- Sait Metin (23 yaşında – Kültür merkezi üyesi)
- Handan Metin (20 yaşında – Kültür merkezi üyesi)
- Ahmet Öztürk (21 yaşında – Otel çalışanı)
- Kenan Yılmaz (21 yaşında – Otel çalışanı)
- Mehmet Atay (25 yaşında – Fotoğrafçı, gazeteci)
- Nurcan Şahin (14 yaşında – Çocuk)
- Özlem Şahin (17 yaşında – Çocuk)
- Menekşe Kaya (15 yaşında – Çocuk)
- Koray Kaya (12 yaşında – Çocuk, katliamın en genç kaybı)
- Muammer Çiçek (26 yaşında – Tiyatro oyuncusu)
Aziz Nesin ise o yangından yaralı kurtuldu ama itfaiye merdiveninden indirilirken bile linç edilmeye çalışıldı. Bu ülkenin yetiştirdiği en büyük yazarlardan biri, canını zor kurtardı o cehennemden.
Adalet Mi? Hiç Olmadı ki…
Olayın arkasındaki derin karanlık, o kitleleri oraya yığan gerçek suçlular hiçbir zaman gün yüzüne çıkarılmadı. Birkaç piyon yargılandı, cezalar verildi ama asıl sorumlular elini kolunu sallayarak gezdi.
Daha da acısı neydi biliyor musunuz? Katliamın firari sanıklarının davası yıllar sonra zamanaşımı gerekçesiyle düşürüldü. İnsanlığa karşı işlenen bir suç, kağıt üzerindeki bir süre sınırı yüzünden kapatıldı. Adalet arayan ailelerin göz yaşları, o zamanaşımı kararlarıyla bir kez daha hiçe sayıldı. Yıllarca o otelin altında bir kebapçının işletilmesi ise hafızalarımıza kazınan bir başka utanç vesikası olarak kaldı.
Bugün Bize Kalan Ne? Sivas Katliamı’nin üzerinden 33 yıl geçmesi, acıyı eskitmiyor. Aksine, adalet yerini bulmadığı için o yara her Temmuz’da yeniden kanıyor. Madımak’ı unutmamak, sadece ölenleri anmak demek değildir; bu topraklarda bir daha hiç kimsenin inancından, fikrinden, kimliğinden ötürü yakılmayacağı bir geleceği savunmaktır. Biz o yangını, o 35 canın ismini unutursak insanlığımızdan ve geleceğimizden vazgeçmiş oluruz.







