
İki Yaka, Tek Acı: Sivas ve Başbağlar’ın Ortak Matemi
Türkiye’nin yakın tarihi, toplumsal barışı ve bir arada yaşama iradesini hedef alan, etnik ve mezhepsel fay hatlarını tetiklemek amacıyla kurgulanmış karanlık provokasyonlarla doludur. Bu karanlık sayfaların en derin, en trajik iz bırakan dönemeçlerinden biri de şüphesiz 1993 yılının Temmuz ayında, sadece üç gün arayla yaşanan Sivas Madımak Oteli ve Erzincan Başbağlar trajedileridir. Bu iki olay, özünde birbirinden bağımsız yerel çatışmalar değil; doğrudan Alevi-Sünni çelişkisini artırmayı, toplumu inanç temelinde kamplara bölmeyi amaçlayan tek bir kirli senaryonun parçalarıdır.
Alevi-Sünni Çelişkisini Derinleştirme Oyunu
1990’lı yılların puslu atmosferinde, karanlık odaklar halkın yüzyıllardır bir arada ürettiği sağduyuyu yıkmak için en hassas noktaya, yani inanç farklılıklarına göz dikti. 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madımak Oteli’nin ateşe verilmesiyle başlayan süreç, toplumsal bir infial ve derin bir kırılma yarattı. Bu acının şoku henüz atlatılamamışken, sadece üç gün sonra, 5 Temmuz 1993’te bu kez Başbağlar köyünde masum insanlar hedef seçildi.
Bu iki katliamın arka arkaya kurgulanması, tesadüfi bir zamanlama değildir. Sivas’taki katliamın yarattığı öfke ve acıyı, Başbağlar üzerinden manipüle ederek bir “karşı hamle” gibi göstermek isteyen tezgâh, doğrudan Alevi ve Sünni vatandaşlarımızı karşı karşıya getirmeyi amaçlıyordu. Amaç; komşuyu komşuya düşman etmek, inançlar arası güvensizlik tohumları ekmek ve ülkeyi içinden çıkılmaz bir mezhep çatışmasının içine sürüklemekti.
Madımak ile Başbağlar Arasında Hiçbir Fark Yoktur
İnsan hayatının, gözyaşının ve geride kalan yetimlerin acısının mezhebi, ideolojisi ya da kimliği olamaz. Bu topraklarda kalıcı bir barış ve vicdani bir adalet inşa edilecekse, kabul edilmesi gereken en yalın gerçek şudur: Sivas Madımak Katliamı ile Başbağlar Katliamı arasında hiçbir fark yoktur.
Her iki olayda da kurşunlanan, yakılan ve yok edilen şey doğrudan insanlığın kendisidir. Madımak’ta dumandan boğularak can veren canlar ile Başbağlar’da meydanda toplanıp kurşuna dizilen ya da evlerinde yakılan köylüler, aynı kirli tezgahın kurbanlarıdır. Birini diğerinden üstün tutmak, acılardan birini gölgelemek ya da siyasi pozisyonlara göre acı seçmek, tam da bu katliamları planlayan karanlık odakların ekmeğine yağ sürmektir.
Acıyı Ortak Paydada Bölüşmek ve Kardeşlik
Toplumsal hafızamızın iyileşmesi, acıların yarıştırılmasıyla değil, ortak bir paydada bölüşülmesiyle mümkündür. Madımak’ta yükselen feryat ne kadar içimizi yakıyorsa, Başbağlar’dan yükselen feryat da aynı derecede yüreğimizi dağlamalıdır. Bir tarafın acısına ağlayıp diğer tarafın acısına kör kalmak, toplumsal bölünmeyi derinleştirmekten başka bir işe yaramaz.
Anadolu toprağı, bu büyük kışkırtmaya ve Alevi-Sünni çelişkisini büyütme çabalarına karşı köklü irfanı ve sağduyusuyla direnmiştir. Bugün bizlere düşen görev; Sivas’ı da Başbağlar’ı da amasız, fakatsız, tek bir insanlık paydasında sahiplenmektir. Adalet arayışını her iki olay için de aynı kararlılıkla sürdürmek, niyetleri toplumun arasına duvarlar örmek olan karanlık ellerin oyununu tamamen bozacaktır.
Tarihle Yüzleşmek ve Adaletin Sorumluluğu
Bu noktada en büyük sorumluluk devlete düşmektedir. Her iki katliamın da tüm karanlık noktalarıyla, arkasındaki planlayıcı ve azmettiricileriyle birlikte devlet tarafından derinlemesine araştırılması ve tam anlamıyla açığa kavuşturulması hayati bir zorunluluktur. Hakikatin gün yüzüne çıkarılması ve adaletin eksiksiz tecelli etmesi; yalnızca geçmişin yaralarını sarmakla kalmayacak, aynı zamanda barış içinde, adil ve daha iyi bir dünya özlemi çeken geniş kitlelerin yarınlara dair umutlarını yeniden yeşertecektir. Bilinmelidir ki adaletin aydınlığı, karanlık senaryoları alt etmenin en güçlü yoludur.
Temmuz ayının bu iki kara gününde hayatını kaybeden tüm masum vatandaşlarimizi saygı, rahmet ve ortak bir matemi paylaşmanın getirdiği derin sorumlulukla anıyoruz. Unutmadık, acıları ayrıştırmadan hatırlamaya devam edeceğiz.







