Daha Ne Diyeyim
Daha ne diyeyim size oğul,
daha ne diyeyim
başımıza gelenler
gelmesin dağın ardındaki kurdun kuşun
börtü böceğin, taşın, toprağın başına
kem söz, ki ham kelimelere yarar
yaşadıklarımı anlatamam
söz ağır, dolanıyor dilime
tartıya vurmak gerek, söylenmez herkese
sussam, lal olsam, görmesem diyorum
nasıl dillendiririm yakınmamı
gözlerim Dersim şafağı ağır ağarır
perdesi karaydı göğümüzün
yıldızlar emanet, öyle ölgün
bıçak gibi saplanır böğrüme acılar, bilesin
kaç can yitti, bilirim
iki elin sayısı değil
binler binlerdi diyorum oğul
toprak kırmızı emiyordu,
kan akıyordu munzur, ah
gelinlik kızlar atlıyordu ölüme, suya
neden seçer kızlar ölümü bir düşün
gün doğuyor, batıyor, zaman akıyordu
soluksuz bir ışıktı gün
korkuyu yanında taşıyanların yüreğinde
tedirginlikti zaman
ürkütücü bir büyü gibi…
ışığını çekiyordu üstümüzden gün oğul
ensemizde ölüm
feryatlarımız gecenin ıssızında…
dualar ettik günler boyu
bir yanıt gelmedi sesimize ey oğul
dost bir el değmedi omzumuza
daha ne diyeyim size ey oğul
dağlar biçareydi zulmün önünde
dersimlinin gölgesiydi acılar
ardı sıra geliyordu adım adım
unutmak ne mümkün
öğrendik oğul, öğrendik
acılarki olgunlaştırır insanı kimi zaman
daha ne diyeyim oğul
ne diyeyim…
Akman Gedik








Her dizede Dersim’in kararan göğü, Munzur’un taşıdığı acı ve insanın içine çöken o tarifsiz yetimlik hissediliyor.
Unutulmaz acılar bize ait.
Kalemine sağlık.